Çocukların ergenliğe kadar öğrendikleri bir yabancı dili ana dilleri gibi konuşabildiklerini biliyor muydunuz? Ben yeni öğrendim. Hem de kayak tatilinde. Hem de Zürih Üniversitesi’nde doktora yapan bir arkadaşımdan.

Ana Dilin Önemi

***Ana dilini konuşmanın ve öğrenmenin – ana dil Türkçe oluyor bizim evde – çocuk için ne kadar önemli olduğunu, anne-baba kendi ana dillerinden farklı bir dili çocukla konuşurlarsa, çocuğa ne kadar zarar verdiklerini de öğrendim. En basitinden telaffuz! Ne kadar İngiltere’de /Amerika’da /Avustralya’da yıllarca yaşadım desek de, eğer ki İngilizce ana dilimiz değilse yani biz onu ergenliğe dek yaşayarak konuşmadıysak ve öğrenmediysek o dil bizim ana dilimiz değil, ikinci dilimizdir. (Bakınız ilk paragraf)

Çocuğun bilingual, çift dilli, olması için doğumdan itibaren her ebeveynin çocukla kendi ana dilini konuşması gerekmekte olduğunu öğrendim. Bu durumda iki ebeveynin ana dilinin farklı olması gerekir. Yani benim gibi, çocuğu bilingual kreşe gönderiyorum çift dilli olacak nasıl olsa demem yanlış. Çünkü benim çocuklarım çift dilli değiller ve olmayacaklar. Çünkü anne-baba, ikisinin de ana dili Türkçe.

Fakat çocuklarımdan biri, Alaz, multilingual – çok dilli – imiş bunu da öğrendim. Eğer bir aksilik olmazsa diğeri de öyle olacak.

Bilingual – Çift Dilli

Alaz, Londra’da 1.5 sene yaşadı ve İngilizce konuşulan bir kreşe haftada iki yarım gün gitti. Zürih’te bir sene boyunca bilingual bir kreşe gitti. Bilingual kreşlerin özelliği, sınıfta çocukla direk ilgilenen öğretmenlerden birinin ana dilinin İngilizce, diğerinin ana dilinin Almanca/İsviçre Almancası olmasıydı. Ana dilinin altını çiziyorum! Böylelikle Alaz öğretmene Türkçe de, İngilizce de, Almanca da soru sorsa o öğretmen hep kendi ana dilinde yanıt verdi. Şimdi aynı kreşe Beliz gidiyor ve İngilizce konuşan öğretmeninden çok güzel İngilizce aksanı kaptığını görüyoruz hatta öğretmen de bununla gurur duyuyor. Eğer Beliz benden İngilizce duysaydı, büyük ihtimalle aksanı da benim gibi olacaktı; İngiliz BBC aksanı değil, o ilk duyduğu ve öğrendiği yanlış telaffuzları düzeltemeyecekti. Ben İngiltere’de yıllarca da yaşasam, 20+ yaşlarda gittiğimden asla bir İngiliz gibi konuşamam. Bu sebeple arkadaşım, ‘ana dilimiz olmayan bir dili çocuklarımızla konuşmamızın çocuğa şimdi yarar sağlasa da ilerde zarar vereceğini’ anlattı.

Alaz kindergarten denilen anasınıfına başlarken, okul müdürü benimle toplantı yaptı. Alaz’la evde Türkçe konuşmamızı -ana dilimiz olduğu için- istedi.
‘Kesinlikle başka dil konuşmayın’ diye tembihledi.
‘Almanca’yı da, zamanı gelince İngilizce’yi de öğretmek bizim işimiz’ dedi. Televizyonu bile İngilizce izletmemizi istemedi; ama Alaz o sıra alıştığı Cbeebies şovlarını seviyordu. O yüzden tv konusunda bu istediğini yerine getiremedik; ama evde Türkçe konuşmaya devam ettik, kitapları da Türkçe okuduk çoğunlukla.

Beliz ile evdeki kitapları dillere göre kategorilerken…

Gelelim multilingual – çok dilli – olayına…

Alaz Nasıl Çok Dilli Oldu?

Bebekliğinden beri bizden Türkçe duyuyordu. Yapı olarak da yürümeden önce konuşmaya başlayan bir çocuk oldu. Dil öğrenmeye yatkındı. Türkiye’de büyüyen bir çocuk kadar, hatta belki daha güzeldi Türkçesi 2 yaşındayken. Bunda benim ‘evde kalan’ anne olmamın da bir etkisi olduğunu düşünüyordum. Başka bir ülkede yaşayan tam zamanlı çalışan annenin çocuğu, tam zamanlı bir kreşe gittiğinde, doğal olarak evdeki anne dilinden çok öğretmenin dilini benimseyecek. Üniversitede çalışan arkadaşımın durumu böyle; ama şu an 4 yaşındaki kızı Beliz kadar hatta belki daha güzel Türkçe konuşuyor. İlk yıllarda denge şaşsa da ailelerin kendi dillerine sadık kalmaları ilerleyen yıllarda arayı kapatıyor. O yüzden ‘çocukla ana dilinizi konuşmaya devam edin, ana dilinizde kitap okuyun’ dedi arkadaşım.

Bu sebeple Alaz’ın -kabul etmese de- şu an ana dili Türkçe. İngilizce’yi kreşten, televizyondan, şarkılardan, bizim yabancı arkadaşlarla buluşmalarımızda duyduğu kadarıyla öğrendi. Düşünmeden İngilizce konuşuyor. Yani kafasında ‘çeviri’ yapmıyor. Çünkü ergenlikten önce, duyarak öğrendi bunları. Ben İngilizce sorsam, bana Türkçe; Amerikalı yengesi sorsa İngilizce yanıtlıyor. Bazen dinliyorum, grameri de düzgün kullanıyor; go – went gibi. Seneye, 8 yaşında, okulda İngilizce yazıp okumaya başlayacakları için bu dilin ana dil seviyesine yakın ve kalıcı olacağından eminim.

Almanca olayına gelirsek… Ben onun ne kadar (iyi) Almanca konuştuğunu bilmiyorum; çünkü evde konuşan yok. Almanca televizyon da izlemiyor. Karşı komşum İsviçreli, Gymnasium’da öğretmen ve dediği kadarıyla Alaz, İsviçre Almancasını iyi anlıyor ve konuşuyor. Sınıf arkadaşları da eve gelince İsviçre Almancası konuştuklarını anlıyorum konuyu anlamasam da! Kindergartenda iki sene boyunca bu dili konuştular. Zaten yazılı bir dil değil, sadece konuşma üzerine. İsviçre’de yaşıyorsanız, çocuğunuzu ‘Hort’ denilen okul sonrası kreşe göndermenizi öneririm. Çünkü orada kindergarten seviyesindeki çocukların sadece İsviçre Almancası konuşmasını istiyorlar ve aralarında diğer dilleri konuşan çocukları da uyarıyorlar. Amaç oyun ve günlük dille İsviçre Almancası öğretmek. Ki bu da Alaz’ın çok dilli olmasını sağladı. Her gün yarım günlük kindergartena ek olarak iki gün öğleden sonrayı hort denilen okulda, İsviçre Almancası konuşulan bir ortamda oyun oynayarak geçirdi. Gene duyarak…

Türkçe bilmeseydi, Türk arkadaşlarıyla anlaşamazdı.

İlkokulda ise olay farklılaşıyor; çünkü çocuklar yazma ve okuma öğreniyorlar. Bu yüzden ilkokul öğretmenleri ilk günden itibaren ‘Hoch Deutsch’ denilen bildiğimiz Almanya Almancası konuşuyorlar. Aksan yöreden yöreye değişse de yazım aynı. Konuşma dili İsviçre Almancasından çok farklı imiş diyor Almanya’dan gelenler bile ve anlamakta zorluk çektiklerini biliyorum. İsviçre’de eğitim sistemi yazılarımda da anlattığım gibi, ilkokul 1’de ebeveynlerin ana dili Almanca değilse, çocuk ‘DaZ’ denilen ek Almanca dersleri alıyor. Eğer çocuk ülkeye daha geç geldiyse, gene bu dersler ek olarak ve devlet okulunda ücretsiz olarak ders programına ekleniyor. Çocuk Almanca’yı kendi sınıfı seviyesinde öğrenene dek de bu derslere devam ediliyor.

Birinci sene sonunda yazılı, sözlü ve dinlemeli sınav yapılıyor; ama bu sınavdan bizim haberimiz bile olmadı. Artı sene içindeki küçük testler ile çocuğun ikinci sınıfta DaZ (ek Almanca) derslerine devam edip etmeyeceği belirleniyor. Bizim Alaz, bu testi geçmiş. İkinci sınıfta ek Almanca dersi almasına gerek duymadılar. Şimdi anası-babası Alman, Avusturyalı ve İsviçreli çocuklar gibi, onlar kadar öğreniyor Almancayı. Hatta ilk dönem Almanca karne notu 6 üzerinden 5 geldi ki bu da gösteriyor onun Almanca’yı ana dil kıvamına getirdiğini. Zaten burada yaşamaya devam edersek Almanca ana dil seviyesinde olacak doğal olarak.

Ek bilgi; eğer Alaz DaZ dersinde yeterli Almanca seviyesinde çıkmasaydı, ki bazı sınıf arkadaşları öyle, 2’inci sınıfta da ek Almanca dersi almaya devam edecekti. Yine yeterli gelmezse, 3’üncü sınıfta da ek Almanca görecekti ta ki kendi sınıf seviyesine gelene dek. Çünkü Gymnasium’a (fen lisesi ayarı) ve direk üniversiteye girmenin ilk koşulu Almanca sınavını geçmek.

Alaz ergenliğe girmeden, artık 11-12 yaş diyorlar, bu dilleri kafasında çeviri yapmaya gerek duymaksızın, ana dilini konuşan insanlardan aksanı duyarak, yaşayarak, hissederek öğrendiği için çok dilli yetişiyor. Biz, anne – baba, onunla sadece Türkçe konuşuyoruz buna dikkatinizi çekerim. Yani Türkiye’de yaşayanların çocukları da çok dilli olabilir. Üstelik kelimeleri karıştırmıyor; yani cümlenin başı başka dil, sonu başka dil, arada yabancı kelimeler olmuyor. Örneğin ben, Almanca cümle kurarken İngilizce kelimeler karışıyor araya ya da tam tersi. Hatta bazen Türkçe konuşurken de karşılığını hatırlamayıp İngilizce kelime sokuyorum ortaya. Onda ise cümle hangi dildeyse baştan sona öyle gidiyor. Bilmediği kelime çıkınca karşılığını soruyor ve cümlesine yeni kelimeyi ekleyerek devam ediyor. Tabii çocuk beyni taze olduğu için sünger misali hemen kapıyor. Ben de ergenlikte bu dilleri öğrenmeye başladığımdan – ortaokul – konuşurken beynim karışıyor ve karışacak. Ne kadar iyi öğrenirsem öğreneyim, beynimdeki devreler Alaz’ınkilerden farklı gelişti.

Eğer çocuğunuz yabancı dil öğrensin istiyorsanız, ana dili o dil olan birinden öğrenmesini sağlayın. Benim Almanca öğrenememin nedenlerinden biri de Almancayı İngilizce üzerinden öğreniyor olmak. Çünkü İngilizce bilsem, konuşsam da İngilizce’ye ana dil seviyesinde hakim olmadığımdan ikinci dil üzerinden Almanca öğrenmek kafamı karıştırıyor. Hatta zor geliyor. Bunu Amerikalı bir arkadaşımın çocuklarının okulda Fransızca öğrenememeleri sayesinde fark ettim. Ortaokul seviyesinde Amerika’dan gelip direk devlet okuluna başladıkları için Almanca öğreniyorlar; ama ders programında Fransızca da var ve Fransızcayı ‘çok iyi bilmedikleri Almanca’ üzerinden öğrendikleri için zorlanıyorlar ve o dili sevmiyorlar. Annesi anlattı ve bana mantıklı geldi.

Gelelim ana dile tekrar… 

İsviçre’de okul yönetimi çocukların kendi ana dillerinin okuluna gitmesi için aileleri teşvik ediyor. Yani haftada bir gün köy okulu misali farklı yaş gruplarından öğrencilerin bulunduğu birçok sınıf var; İtalyanca, Japonca gibi ve Türkçe de onlardan biri. Burada doğup büyümüş genç Türkler ile karşılaşınca ilk şaşırdığım Türkçelerinin çok güzel olmaları. Alamancı dediklerimiz gibi yarı Almanca yarı Türkçe konuşmuyorlar. Ya da benim yarı İngilizce yarı Almanca gibi 🙂 Sorduğumda, bu Türkçe okullarına gitmiş olduklarını duyuyorum hepsinden. O sebeple Alaz’ı haftada 2 saat bu okula gönderip Türkçe yazıp okumasını da sağlayacağım. Tabii daha sonra Beliz’i de.

Ana dilinize iyi bakın, sahip çıkın. Ne kadar Türkiye’ye dönmeyeceğim ne gerek var deseniz de;

  1. İlerde ne olacağını bilmiyoruz, başımıza bir iş gelebilir, ülkeler arası anlaşmalar değişebilir, Türkiye’ye dönmek durumunda kalabiliriz, vs.
  2. Duygusal olarak bize en yakın dil Türkçe yani ana dilimiz. Çocuğumuzla duygularımızı paylaşırken en rahat olduğumuz, bizi tanımlayan dil. Duygusal olarak ana dilde paylaştığımızı, başka dillerde aynı şekilde ifade edemeyiz. O sebeple ‘Terapi için bile kendi dilinizi konuşacağınız terapist bulmanız önemli’ dedi arkadaşım.
  3. Bir lisan bir insan demişler. Elimizde doğal yoldan çocuğumuza +1 lisan kazandırma ihtimali varken neden bunu geri tepelim?
  4. Kendi ülkesi dışında yaşayan annelere bakın; siz hiç çocuğuna İspanyolca /Japonca /Arapça /Fransızca /Portekizce öğretmeyen anne gördünüz mü?
  5. İleride gün gelir, çocuğumuz büyür ve ergenlikte ‘Anne/baba sen neden bana Türkçe öğretmedin?’ diye hesap sorabilir. Keşke babaannem şakır şakır konuştuğu Yunancayı babama, babam da bize öğretseymiş.
  6. Araştırmalarda çift dilli (Bilingual) çocuklarda daha gelişmiş nöron bağlantılarının oluştuğu görülmüş. Bu da bilişsel gelişimlerinin daha ileri düzeyde olduğunu gösterir. Bu çocuklar her iki dilin de inceliklerini ve özelliklerini kavrayabilirler; kendini ifade etmede, sözel iletişimde rahatlıkla kullanabilirler. Ayrıca çocuklar erken yaşta yabancı dil aksanlarını daha doğru edinirler; tabii aksanı kimden duyduklarına bağlı.
  7. Türkiye’ye tatile gittiğinizde akrabalar, kuzenler vs ile anlaşırken zorlanmaz. Çocuk parkında diğer çocuklarla oyalanabilir ve sizin eteğinize yapışmaz 🙂
Evdeki Almanca kitaplar

Evdeki Türkçe kitaplar
Evdeki İngilizce kitaplar

NOT: Bu görüşler, 8 sene Londra’da, 4.5 sene Zürih’te yaşamış, dil öğrenmeye meraklı eşi olan, doğdukları günden beri yabancı diller duymuş iki çocuğun annesi bir kadının, öğrendikleri, yaşadıkları, tecrübeleri ve çevresinde gördüklerinden derledikleridir. Cümlelerim ‘kanun hükmünde’ değildir, kişiden kişiye değişir. Nitekim oğlumun dile yatkınlığı ile aynı şartlarda büyüyen kızımın dile yatkınlığı oldukça farklıdır.



*** A “native speaker of English” refers to someone who has learned and used English from early childhood. It does not necessarily mean that it is the speaker’s only language, but it means it is and has been the primary means of concept formation and communication.

Yazar

4 Yorum Var

  1. Benim için çok faydalı bir yazı. Teşekkür ederim kendi adıma.5 aydır Almanya da yaşıyorum. 5 yasini yeni doldurmuş kızım da 3 aydır burada kreşe gidiyor.Kreste türkler de var.öğretmene Almanca öğrenme durumunu sordum."Buradaki Türk çocuklara Türkçe öğretiyor "dedi:)) Gülsem mi ağlasam mi bilemedim:)) Ergenlikte ingilizce öğrenmeye baslayanlardanim ben de. Bunun için kızım da benim gibi olmasın diye belli bir yasa kadar Almanca ve Ingilizce öğrenmesini sağlamak için uğraşıyorum. 11 12 yasa kadar 5 6 sene varmış. Ergenlik sınırını bilmiyordum ben yazınızı okumadan önce. Uzun yıllar başka ülkelerde yaşayıp yerel dili konuşanlar o dili öğrendikleri yaştan bağımsız olarak anadilleri gibi konuşabilirler sanırdım.

  2. Çok ilginç, bak ben de "multilingual" ile "bilingual" arasındaki ayrımı sadece edinilen dil sayısı olarak düşünüyordum, bunun anadille ilişkisi olduğunu bilmiyordum ve açıkcası şimdi de ikna olamadım. Çünkü benim bilgime göre, evde konuşulan dil sayısı ile çocuk tek, çift ya da çokdilli oluyor. Evet belki Alaz ve Beliz anadil olarak çiftdilli değiller ama sonuçta daha bebeklikten itibaren günlerini tek dille değil bir çok dille geçirdikleri için bence yine de çiftdilli sayılırlar. Nöropsikolojiden hatırladığım kadarıyla ilk 3 sene içinde öğrenilen diller ile sonrasında öğrenilen diller beyinde çok farklı bölgelerde yer alıyor! Yani ilk 3 sene "anadil" sonrası sonradan öğrenilen dil sayılabilir bu durumda.
    Öteyandan ben dil konusunun çok fazla kafaya takılmaması taraftarıyım, evet dil demek kültürün aktarımı demek ve göçmenlerde tabii ki bu hassasiyetin olması çok normal ama bazen bakıyorum dil öğrenmesi normal bir süreç değil bir başarı edinimi gibi algılanıyor yani evet ben çocuğuma 5 dil öğretiyorum ben 3 öğretiyorum bir yarış var adeta. Böyle olunca da benim gözlemim iş doğallıktan çıktığı anda çocuk zorlanmaya başlıyor. Mesela bizdeki örneği vereyim. Bizim evde her gün 3 dil konuşuluyor çünkü zorunluluk var. Benim anadilim Türkçe ama bizim aile dilimiz İngilizce ve babalarının anadili ve ülkenin dili Almanca. Bu durumda ne oluyor, çocuklar tabii ki hangi dili ne oranda duyarlarsa o oranda geliştiriyorlar. Bizde büyük oranda Almanca, ikinci sırada İngilizce konuşulduğu için bu diller gelişti ama mesela Türkiye seyahatlerimizde sadece Türkçe konuşulduğu için, orada Türkçe inanılmaz bir hızla gelişiyor. Yani çocuklar bu işi ne kadar doğal bulurlarsa (mesela senin örneğinde teyzesiyle İngilizce konuşup sana dönüp Türkçe konuşması sonra yanındaki arkadaşına dönüp başka dilde konuşması gibi) o kadar kolay geliştiriyorlar. Ama ben Türkçe konuşalım diye ittirdiğimde, ortamdaki tek Türk ben olunca başka kimse Türkçe konuşmayınca tabii ki bu doğal olmuyor ve çocuk konuşmak istemiyor. Bu durumda çocuğu "kültürü korumak" adına zorlamaktansa, bence anne babanın oturup bir kar-zarar çizelgesi yapması ve 3.4.5. diller için "bu bizim ortak yaşamımızda ne kadar gerekli ve önemli" diye düşünmesi lazım. Mesela demişsin "Japon anne çocuğuyla mutlaka japonca konuşur" ben buna katılmıyorum çünkü kendi yaşamımdan biliyorum, Türkçe benim için sadece kitap okuma, blog yazma ve Türkiye'deki anne babam, 2 teyzem, 1 kuzenim ve 5 yakın arkadaşım (ki bu saydıklarım genç kuşak arasında hiçbirinin çocuğu da yok) ile sınırlı artık ve ben günlük yaşamımda Türkçeyi HİÇ kullanmıyorum, çocuklarla konuşmaya zorluyorum kendimi ama işte zorlama oluyor çünkü doğal değil.. Buna rağmen yine de yiğidi öldür ama hakkını ver, hem ben hem çocuklarım elimizden geldiğince Türkçe'yi yaşatmaya da çalışıyoruz. En azından anlaşabilecekleri kadar konuşsunlar, bir yarılarının Türk olduğunu bilsin ve gurur / heyecan duysunlar yeter gibime geliyor.. O nedenle kızım "anne Türkçe konuşmayalım ne olur" dediği zaman üzülmüyorum, onu zorlamıyorum, tamam diyor geçiyorum çünkü aksi taktirde Türklüğe dair heyecanını ve ilgisini kaybedecek, bu da dilden çok daha önemli benim için.. Burada tanıdığım bir çok almanla evli arkadaşım da bu noktada ama expat için çok daha farklı bir süreç olabilir, katılıyorum. Çünklü expatte her zaman iki ebeveyn de Türk ve kültürü korumak daha kolay, expatlerde bu nedenle birbirini bulma ve göçmen anneler grupları kurma ihtiyacı bizim gibi multicultural ailelerden çok daha fazla oluyor. Bu da dil edinimine ister istemez etki ediyor.
    Bir de son olarak, kitaplara bayıldım ama bu benim çok ilgimi çeken bir teoriyi de güçlendirdi. Ben kitap okuma ile dil gelişimi arasında korkunç güçlü bir bağ olduğunu düşünüyorum. Özellikle de okunulan kitap sayısı ile dili kullanma becerisi arasındaki kolerasyon, çok ilginç.. 🙂 Sevgiler!

    • Deniz Reply

      Teşekkürler Ceren, senin başka bir ülkede çift hatta 3 dil konuşulan bir evde yaşadıkların çok daha farklı bizden.
      Zorlamama kısmına ben de katılıyorum ve bir gün gelip de çocuklar aralarında İsviçre Almancası konuşmayı tercih edecekler mi diye de korkuyorum açıkçası… İşte o zaman ana-baba ayvayı yeriz, çünkü Almanlar bile anlamıyoruz diyorlar 😀

      Kızım en çok Türkçe'ye hakim olduğundan – okul öncesi ve kreşe de gitse en çok bizimle vakit geçiriyor, Türkçe kitap tercih ediyor. Oğlum ise İngilizce, o da bir garip! Okulda Amerika nedense çocuklar arasında çok popüler ve dolayısıyla İngilizce. Youtube'dan öğrenip konuşan arkadaşları var, acayip bir nesil geliyor!

Yorum Yaz

Pin It
Bu sitedeki tüm içerikler Digital Millennium Copyright Act ve 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu'na istinaden koruma altındadır. Buradaki hiçbir içerik (Yazı, Fotoğraf, Video vb.) site KULLANIM ŞARTLARI'nda da belirtildiği üzere izinsiz olarak kopyalanamaz, alıntı yapılamaz, başka yerde yayınlanamaz

© 2019 Tasarım Blogger Tasarım.