Gezgin Anne Buluşma - Aralık 2018


İsviçre'de hatta Zürih'te yaşayıp da bir kahve içelim, tanışalım, konuşalım diye mesajlar attınız. Ben de çok istedim; ama lakin iş - güç - çocuk - öbür çocuk - okul - seyahat - hastalık -tatil derken bir türlü görüşemedik. Aklımdasınız... Unutmadım.

2018 bitmeden, 'Bu sene de yapamadım' dememek için, haydi gelin buluşalım. Tanışalım, muhabbet edelim.

Buluşma yerini Zürih'te en sevdiğim yerlerden biri olan, bu ay özellikle çok daha güzel olan Sechseläutenplatz, Noel Marketi olarak seçtim. Yağmur yağmasın yeter...

İster çocuk, ister bebek, isterseniz kocanızı-arkadaşınızı-akrabanızı getirin. Hava soğuk olacak orası kesin; sıkı giyinin. Hasta etmek istemem sizi tam da tatil öncesi. Yağmur yağarsa başka bir yere kaçarız, kar yağarsa kar topu oynarız. Güneş açarsa keyfimiz tam olur.

Kaydedin bakalım takviminize:

Tarih: 20 Aralık 2018, Perşembe

Saat: 10:00 AM - Okulda çocuğu olanlar, çocuğunu öğle saati okuldan almak zorunda kalanlar için sabah 10'da oradayız... Muhabbete ve havaya bağlı olarak kapanış saatine dek kalırız ;)

Yer: Bellevue, Wienachtsdorf, Sechseläutenplatz, Zürih

Buluşma Noktası: Buz pateni sahasında, paten kiralama kulübesinin tam yanında, üstü kapalı, yanları açık, oturacak sıralar ve masalar olan kısım.

RSVP: Gelenler parmak kaldırsın... (Ya da yorum bıraksın)

Görüşmek üzere,
Deniz

Devamını Oku »

Zürih Noel Marketleri - 2018


Kışın en önemli olayı, bence Avrupa'yı karnaval yerine çeviren noel marketleri. Zürih'te geçen hafta Weihnachten (Christmas = Noel) marketleri kuruldu. Sabahtan akşama dek gri ve soğuk şehre renk ve sıcaklık kattı.

Sadece büyüklere değil, çocuklara da birbirinden keyifli aktiviteler sunan marketlere gitmek için ilk şart sıkıca giyinmeniz... Genellikle ve çoğu açık havada olduğundan üşümeyin. Kışın giyinme ve çocukları giydirme önerilerini blogda bulabilirsiniz.

Çocuklar için noel kurabiyesi dekorasyonundan buz patenine, kukla tiyatrosundan sıcak çikolataya ve en önemlisi mum yapmaya dek birçok farklı ve eğlenceli aktivite var. Aralık ayında çocukla ne yapsam diye düşünmeye gerek yok; istikamet noel marketleri...

Zürih ve civarında oldukça fazla var bu marketlerden; ama en büyüğü içinde buz pateni pisti de bulunduran, Bellevue'deki Wienachtsdorf...


Her sabah 9'da açılan ve paten de kiralanan buz pateni pistine ek olarak, atlıkarınca, Opera Binası yanındaki alanda 'role play' için uygun açık ve kapalı çocuk oyun alanı ve churros var. Daha ne olsun?


Söyleyeyim; fondü kulübesi, birbirinden lezzetli yiyecekler ve hediyelik eşya standları bulunuyor. Bizim en sık gittiğimiz ve eğlendiğimiz noel marketi. Üstelik gölün dibinde, şehrin merkezinde...


Zürih'in old town denilen bölgesinde kurulan, en eski noel marketi. Özel tasarım hediyelik eşyalar ve rengarenk bir atmosfer için istikamet Niederdorf. Çocuklar için pek bir atraksiyon olmasa da rengarenk süsler, ışıklar oldukça ilgi çekici, sıcak çikolata da lezzetli. Çocuk kitapçısına uğrayıp ısınabilirsiniz.

Avrupa'nın en büyük kapalı noel marketlerinden biri Zürih HB'de. Oldukça büyük; çünkü ortasında binlerce Swarovski kristaliyle süslenmiş dev (15 metre) bir çam ağacı var. Sadece onu görmek için bile gidilir. Üzeri kapalı bir alanda kurulduğu için yağmur da gezmeye engel değil.

İçerisinde birbirinden leziz yemekler ve şarküteriler bulunan 150 büfe var. Bir de atlı karınca. 

4- Werdmühleplatz'ta Singing Christmas Tree

Zürih'in en küçük ve şirin; ama hep kalabalık marketi Bahnhofstrasse üzerindeki Werdmühleplatz'ta kuruluyor. Buranın önemi, büyük bir noel ağacı şeklinde tasarlanmış sahnesi ve noel şarkıları söyleyen koroları. Çocuklardan büyüklere, hatta Avustralya'dan gelen koro üyelerine bile denk gelebilirsiniz. Civarda elbette sıcak şarap ve yiyecek satan büfeler var. Çam ağacı bile satılıyor...


Gitmişken koroyu dinlemeniz önerilir; bu sebeple hafta içi akşam 5-7 arasında, hafta sonu ise 2-7 arasında uğrayın. Her yaştan çocukların bu hareketli ağaca bayılacağına eminim.


Bu sene Zürih'te ikinci kez düzenlenen Illuminarium, ışık şovu ve müze bahçesine kurulan fondü çadırı, yiyecek büfeleri ve büyük kokteyl çadırlarıyla yağmurda ve karda bile eğlence garantisi sunan başka bir market. Aslında hediyelik eşya satmadığı için tam market değil; ama noelin tüm coşkusu da orada. Mutlaka gidip görün. Çocuklar da sever.

Bahçeye ve çadırlara giriş ücretsiz, Illuminarium şovu 5 yaş üzerindekilere ücretli. Kapıları tam akşam 5'te açıldığından geçen sene önünde biraz beklemek durumunda kalmıştık.

Artı:

Zürih civarında kurulan diğer görmeye değer noel marketleri; Winterthur, Rapperswil ve Zug'ta. Ayrıca hemen her mahallenin birkaç günlük kendi marketleri de kuruluyor.

Kilchberg'de Lindt çikolata fabrikası önüne de bu sene ilk kez kurulmuş bir ufak market var. Kaydıraklı hem de çikolatalı...

Geçen sene gittiğimiz Basel Noel Marketi de görülmesi gerekenlerden...


Wienachtsdorf, Sechseläutenplatz'daki ayrıntılı gezimiz için buraya, Christkindlimarkt gezimiz için şuraya bakınız.

Londra'daki noel marketleri de fena sayılmaz. Trafalgar Meydanı'na İskandinavya'dan dev bir ağaç gelir; onlarla ilgili bilgiler de burada

Not: Tüm fotoğraflar ve görüşler bana aittir...
Devamını Oku »

Sen Rahatına Bak, Biz Paylaşalım...



Sosyal medya ve Instagram artık aklın almadığı, hayal edemediği şeyler yapmaya da başladı. Yaratıcılıkta sınır yok!

İsviçre'de Accor Hotels, otelde konaklayan misafirleri için babysitting gibi 'social-media-sitting' servisi sağlıyor. Yani siz telefonu elinizden bırakıp doya doya tatil yaparken, otelin sosyal medya konusunda uzmanlaşmış  çalışanları sizin yerinize, sizin sosyal medya hesaplarınızdan paylaşımlar yapıyor, yorumlar yazıyor. Telefonunuza ve Instagram hesabınıza bire bir bakıcılık yapıyor.

Zürih ve Cenevre Ibis otellerinde kalırsanız bu servisten ücretsiz olarak faydalanabilirsiniz. Siz havuzda yüzerken sizin adınıza, sizin hesabınızdan ünlü influencer-lar fotoğraf paylaşacaklar.

Kabul edelim ki, bu konuda da dünya olarak aşıyoruz. İnsanlar zaten doya doya tatil yapıyorlardı telefon ve internet bu kadar yaygın değilken. Ya da her yediğini/gördüğünü/okuduğunu paylaşmak zorunda hissetmiyorlarken. Ben bunu organik tarım olayına benzettim. Eskiden herkesin tarlasında, ürünleri doğal olarak yetişirdi. Sonra ilaçlar, kimyasallar insan eliyle üretildi ve çiftçilere kullanmaları önerildi. Sonra bu kimyasallar zararlı denildi. Organik tarım adı altında, eskiden bildiğimiz usullerde tarım yapılmaya; ama ürünler daha pahalı ve özel isimle 'organik, bio, free-range' birlikte satılmaya başlandı.

Şimdi de 'Aman takipçileriniz siz tatil yaparken uzakta kalmasın' denilerek 'Relax, We Post' servisi devreye sokuldu. Tatilde fotoğraf paylaşmak baskısından kurtulun diye. Guardian'a göre dünyada 3 kadından 1'i bu konuda baskı hissediyormuş çünkü. Yeterli derecede beğenilmeyen fotoğrafları silenler dahi varmış. Bak bak bak, hiç aklıma gelmemişti.

Hani diyorlar ya, 'Çocuklarımızın gelecekte yapacakları mesleklerin henüz %80'i keşfedilmedi' diye, durun bakalım daha neler göreceğiz?



Devamını Oku »

Öğretmenim Canım Benim...


Geçen ay ilkokul arkadaşlarım Whatsapp grubu kurup bir araya gelme planları yaptılar. Uzaktakiler - ben dahil - gidemeyecek olsak da muhabbetten eksik kalmadık. Eski fotoğraflar çıktı ortaya, paylaşıldı. Kakara kikiri muhabbetler döndü binlerce mesaj birikti. Biri gidip İzmir'deki ilkokulumuzun şimdiki fotoğraflarını çekip gönderdi.

Sonra bir baktık ilkokul öğretmenimizi de bulup eklediler. Birden o muhabbet ciddi bir hal aldı; öğretmenim sizi çok özledik diye çocuk gibi mesajlar attık koca koca adamlar ve kadınlar. O da bizi 'Yavrularım' diye kucakladı gene. Sanki hiç büyümemiş gibi olduk.

Bugün öğretmenler günü, 24 Kasım. Bir çocuk için öğretmen, ilk öğretmen ne kadar şans... Hayatı, insanları, doğayı, hayvanı, tarihi, okumayı her şeyi sayesinde seviyorsun ya da sevmiyorsun... Ben çok şanslıydım.

Tesadüfen geçen hafta bir video izledim; Alternatif Anne kurucusu Gülüş'ün sürdürülebilir iyi ebeveynlik konuşmalarından birinde, Finlandiya'daki eğitim sisteminden örnekler verdi konuşmacı. Öğretmenlik mesleği orada çok önemli. Üniversite eğitimi ardından yazılı sınav ve sözlü mülakat olurmuş öğretmen olabilmek için. Başvuranların ancak %10'u geçebilir, öğretmen olmaya hak kazanırmış. Dört senelik eğitim ardından da master yapmaları, bir konuda uzman olmaları şartmış. Videoya buradan ulaşabilirsiniz...

Kısacası, kutsal olduğu kadar da en önemli iş öğretmenlik. Bir insan yetiştirmek. Gerektiğinde anne-baba kadar güvenebilmek birisine...

Alaz'ın ilkokuldaki öğretmeni 5 haftadır yoktu. Yerine geçici birisi geldi. Beş hafta boyunca Alaz, eve her geldiğinde o öğretmeni şikayet etti. Öğretmenin kendisini hiç sevmediğinden yakındı. Çocuk sürekli mutsuz ve huzursuzdu. Hastalıktan dedim, tatilden dedim, kardeşinin doğum günüydü kıskandı dedim...

Dün öğlen Alaz okuldan geldi ve kapıdan içeri girerken ağzı kulaklarındaydı. 'Anne biliyor musun? Frau M. geldi. Aslında Pazartesi gelecekti; ama bugün geldi. Bize sürpriz yaptı. Çok mutluyum' dedi. Sonra bazı arkadaşlarının öğretmenin yanına koşup nasıl sarıldıklarını anlattı. 'Sen sarıldın mı?' dedim. 'Hayır, çok kalabalıktı ama yanına gittim, konuştum' dedi. Çocuk dünden beri daha pozitif, daha mutlu, huzurlu... Öğretmeninin uzakta olmasını bu kadar yadırgadığını düşünmemiştim.

Beliz, 1.5 senedir aynı kreşte. Her sabah ayrılırken mızırdanır, naz yapar. Daha geçen ay resim kursuna yazdırdım. O derse koşa koşa gidiyor; abisini, televizyon izlemeyi, oyuncakları, beni geride bırakıp. Aynı şekilde baleye de... Farkındayım, iki dersi de sevmesinin nedeni öğretmenleri. Belki ileride seçeceği mesleği bile etkileyecek bu bana göre küçük, ona göre büyük noktalar...

Bizim ülkemizde, belki bazen 50 çocuğa laf anlatmaya çalışan öğretmenlerimiz var ve haklarını ödemek mümkün değil. Bir çocuğun kalbindeki yerleri ise ne kadar büyük. Ne kadar özel. Dilerim, her öğretmen de bunun farkındadır.

Not: Bu arada annem hep 'Öğretmen ol kızım' demiştir okul hayatım boyunca. Bazen düşünüyorum, keşke olsaymışım diye. İyi ve adil bir öğretmen olur muydum bilmiyorum; ama bu mesleğin değerini büyüdükçe, yaşım geçtikçe daha iyi anlıyorum...


Devamını Oku »

Sordunuz, Yanıtladım...


Geçenlerde İnstagram üzerinden 'Bana Sorunuz Var mı?' diye sordum. En çok sorulanlar aşağıda, belki sizin de işinize yarayacak şeyler vardır. Paylaşayım dedim...

En çok sorulan soru, muvafakatname almak ile ilgili. Pasaport çıkarırken, vize başvurusunda, hatta yurt dışına çıkarken bile sorulabilir eğer çocukla yanınızda babası/annesi olmadan seyahat ediyorsanız. Ayrıntılı bilgi bu linkte...


İngiltere ve İsviçre kıyaslaması da soruluyor. Öyle ki, elma ve armut nasıl kıyaslanamazsa bu iki ülke de aynı... İngiltere Londra'sını, İsviçre Zürih'i ile karşılaştırdığım yazım da burada.


Ne iş yaptığımızı, yurt dışına nasıl çıktığımızı, nasıl bu kadar çok gezdiğimizi de soran var elbette. Onları da anlatmıştım; hatta özellikle merak edenlere gayet ayrıntılı özgeçmişimi iletiyorum şuradan göreceğiniz üzere...


Yabancı dil bilmeden, özellikle yaşadığınız yerin ana dilini öğrenmeden hayata, ülkeye, ortama, kültüre alışmak imkansız. Çocuklarınız özel okula da gitse, hayata karışmak için o ülkenin dilini, benim açımdan Almanca, öğrenmeye çalışmak şart. Yabancı dil ile ilgili görüşlerimi ve öğrenme sürecimi ayrıntılı olarak burada anlatmıştım.


İsviçre'de yaşamaktan çok memnunum. Artıları olduğu kadar eksileri de var, örneğin İsviçre Almancası gibi. Yine de keyifle yaşanabilecek bir ülke eğer ortama uyum sağlayabilirseniz. Şöyle bir deyiş var; 'Tüm dünyayı gez dolaş, en son İsviçre'ye gel yerleş.' Çünkü buradan sonra pek bir yeri beğenmiyor insanlar gerek turist olarak gelsinler gerek yaşamak için. İsviçre'de yaşamak ile ilgili deneyimlerimi de bu linkte bulabilirsiniz.


İsviçre'yi merak eden de çok hiç aklına getirmeyen de. Açıkçası yıllar önce ben Türkiye'de çalışırken bir iş arkadaşım tatile İsviçre'ye gitmişti. O güne dek aklıma gelen bir ülke olmamıştı. O iş arkadaşım dönüşünde öyle güzel anlattı ki İsviçre'yi, zevkle dinledim. Yine de hiçbir zaman 'Giderim, görürüm' dediğim bir ülke olmadı nedense. Ta ki Londra'da yaşarken eşimin iş gezisine katılana dek. 2006 ve 2007 yıllarında gezmeye gittim ve 'Keşke yaşasak' diye aklımdan geçirdim. Kısmet...


İsviçre'nin eğitim sistemi Türkiye'den ve çoğu ülkeden çok farklı. Üniversite okuyan sayısı toplam nüfusun %40'larda. Fakat bunun yanı sıra herkes işinin ehli. Meslek okulları sayıca çok fazla. Herkes en az 2-3 dil konuşuyor. İsviçre'de eğitim sistemini merak ediyorsanız bu yazımı okumanızı öneririm.


Sanıyorum 1inci Gezgin Anne Buluşması ardından ikincisini de yapmak farz oldu. Havalar ısınsın, bahar gelsin çoluk çocuk buluşup tanışalım. Öncesinde orda burda beni görüp sıkıştırırsanız bir kahve içeriz elbette.


Yurt dışında ya da İsviçre'de nasıl iş bulabiliriz? Evet bu soru da en çok sorulanlardan haliyle. Keşke bir reçetem olsa, faydam dokunsa. Sular seller gibi İngilizce ve /veya Almanca bilmeniz ilk şart. Bu konuda hem videom hem de yazım var ilgilenenlere...


Yukarıda da bahsettiğim gibi, neden olmasın? İsviçre'deyseniz ya da bizi Türkiye'de veya başka bir ülkede yakalarsanız elbette...


Burada yanıtlayamadığım başka sorularınız varsa bana e-mail atın ya da yorumlarda sorun lütfen. Çekinmeyin...

Devamını Oku »

Tayland'da Kaldığımız Oteller



Dilini bildiğiniz, şehri tanıdığınız yerlerde bile otel bulmak ve önermek zorken, hiç bilmediğiniz yerlerde çok uzaktan bakıp otel seçmek daha zor. Üstelik aradığınız bebekli ya da çocuklu aileler için uygun bir yerse...

O zaman gelin ben size Tayland'da düşünmeden kalabileceğiniz, bizim memnun kaldığımız otelleri anlatayım:

Chiang Mai

Chiang Mai'de binlerce yorum okuyarak seçtiğim otel kaldıklarımız içinde en rahat ettiğimizdi. Tatil sonunda öyle düşündük açıkçası. Tek kötü yanı 3 yaş üzeri iki çocuklu iseniz aynı odada kalmanız zor olabilir; hatta ben Booking.com'dan ayarladığım için direk 2 oda önerdi ve ben de iki ayrı oda tuttum. Başta 'Nasıl olacak ki?' diye endişelensem de sonra gerek jet lag, gerek sıcak, gerek uzun uçak yolculuğu ardından herkesin uyku saatlerinin saçmalaması sebebiyle çok da iyi yapmışız diye düşündüm. İki çocuğun aynı odada olmasının dezavantajını bilirsiniz, birisi uykusunu alıp uyanınca diğerini de uyandırır!

Gategaa Village: İki kadın işletmecisi olan otel sahiplerinin çocukları da bahçede bizimkilerle paralel oynadı. Terasında havuzu, nefis kahvaltısı, eski şehrin merkezine yürüyerek 15-20 dakikada ulaşması pozitif yanları. Negatif yanı asansör olmaması ki bavulları taşırken 3. kata çıkmak biraz zor oldu. Alt katlar için sorun değil tabii...

Otel sahiplerinin çekik gözlü kızları
Alaz'ın uyku ritüeline havuz da eklendi, arka fonda Doi Suthep

Krabi

Krabi'de aileler için önerilen yerlerden biri Ao Nang'de konaklamaktı: Krabi merkezi daha şehirimsi, Ao Nang ise sahil beldesi olduğundan. Ayrıca gitmek istediğim Railay Beach'e, Ao Nang'den ulaşmak çok daha kolaydı.

Ao Nang Beach, kendi plajı olan şirin bir yer; fakat sahildeki otellerin çoğu yeterince iyi değildi. İyi olanlar pahalıydı ya da yer kalmamıştı bizim 4 kişilik ailemiz için. Avustralyalı blogger bir annenin önerisiyle ev tipi yerlere baktım. Bunların da çoğu daha iç kısımdaydı. Fakat güzel yanı sahile sürekli servisleri vardı, hatta sadece sahile değil her yere.

Lux Family Villas ile yolumuz böylece kesişti. İki odalı, iki banyolu, mutfaklı, balkonlu, klimalı, havuzlu, kahvaltı dahil güzel bir mekandı ve 5 dakika içinde servis bizi alıp Ao Nang'den otele, otelden sahile - restorana hatta çocuk doktoruna ulaştırdı. Odamız havuz ve restoran karşısında olduğundan çocuklar yüzerken oda balkonundan izleyebildik. Dezavantajı ise restoranda çalan müziklerin odaya dek ulaşması oldu tabii. Burada da otel işletmecisi bir kadındı.

İlk akşam ikram edilen meyve tabağı

Restoran, kahvaltı yeri

 

Yeşiller içinde, sakin, doğal

Otel aracılığıyla Phi Phi adasına feribot ve Emerald Pool'a günlük gezi ayarladık.

Otel işletmecisinin kızıyla arkadaş olup kedi sevdiler oteldeyken

Phi Phi Adası

Üçüncü konaklamamız, meşhur Don Phi Phi'deydi. Sanıyorum adadaki her otelin yorumlarını okudum. Didik didik inceledim. İki gece kalacağımız için, yapmak istediklerimiz belli olduğu için, küçük çocuklarla seyahat ettiğimiz için burayı tercih ettik. Mükemmel değildi; ama bizim kriterlerimize uygundu. 

Mama Beach Residence; feribot iskelesine yürüme mesafesinde olması, bavul taşıma hizmeti olması avantajlarıydı. Adanın diğer kıyısında da nefis oteller var; ama ulaşmak için 'Long tail boat' denilen tekneleri kullanmak gerekiyor ve acil durumda ya da gecenin ortasında tekne bulamayız diye çekindim. Nitekim Beliz hastalandı adadayken ve gerek Tay gerek özel hasteneye ulaşmak kolay oldu. Artı, diğer koylardaki otellerde maymunların odaya daldıklarını okudum yorumlarda. Eğlenceli ve eşsiz bir deneyim olduğu kadar çocuklar için travma da olabilirdi. Üstelik tüm ada halkı, otel sahipleri maymunlara yaklaşmayın diye öneriyor. Monkey Bay'de kucağında bebek olan maymunun, bir kadının kafasına atladığını gördüm. Bizim otel daha merkezi de olsa resepsiyonda karşılaştık iri bir maymunla. Geceleri de çatılarda geziniyorlardı pıtır pıtır.

Bagaj taşıma hizmeti
Plaja bayıldık. Odaların birkaç adım önünde. Denizi çok güzel. Günlük gezi tekneleri uğruyor; ama yine de kalabalık hissetmedik.

Restoranı işleten kadın gün boyu bize ikramlarda bulundu - ücretsiz meyveler, meyve suları... Kahvaltıda yok yok zaten. Sanıyorum şimdiye dek kaldığım oteller içinde kahvaltı çeşidi en çok ve güzel olandı, gözümün önünde sıkılan taze meyve suları dahil. İşletmeci Fransız olduğundan mutfak da Tay ve Fransız yiyecekleri öne çıkmıştı. Yani leziz mi leziz...

Otelin önündeki plaj
Feribot iskelesine, hastanelere yürüme mesafesinde. Yürüyerek ulaşılan ada çarşısında her çeşit restoran, market ve kafe bulunuyor. Otel

Kahvaltı... Restoran işletmecisi kadın, her sabah orkide çiçeği verdi her birimize şans dileyip.

Yediğim en sağlıklı yiyecek

Adada kediler çok yaygın ve Beliz her otelde kedi olmasına bayıldı
Otel önündeki plajdan günlük tekne kiralayıp koyları gezmek mümkün ve yaptık.


Bangkok

Bu oteli nereden buldum, kim önerdi hatırlamıyorum; ama şimdiye dek kaldığım en sevimli otel desem yalan olmaz. Bangkok'ta önerilen oteller genelde şehrin içinde, gökdelen tarzında, nehir kıyısında olanlardı. 

Phranakorn-Nornlen Hotel ise Bangkok gibi karmaşık bir şehrin içinde vaha. Odaları ve dekorasyonu film karesi ya da masal kitabı gibi. Şehrin tam merkezinde olmasa da her yere yakın bir aile işletmesi.

Gecenin bir vakti ulaştığımızda kapıda 'Hoşgeldin Deniz' tabelasını görmek tam bir sürpriz oldu. Koridorlar, bahçe, merdivenler, odalar, banyo; her noktası özenle düşünülmüş. Yazının ilk fotoğrafı da bu otelin katlarından. Kullanabileceğiniz bir buzdolabı da var. Gün boyu ücretsiz içme suyu sağlanıyor.


Sabah kahvaltıları kişiye özel hazırlanıyor ve sınırsız yiyebilirsiniz. Bahçede ufak bir çocuk oyun alanı var her sabah Alaz ile Beliz bir süre orada takıldılar. Otelde her gün ayrı bir atölye oluyor; yemek pişirme denk gelseydi bizim kaldığımız güne harika olurdu. Çalışanlar ve kediler Beliz'e deli oldular. 

Çocuk oyun alanı
İki yatak odalı aile odası, ebeveyn tarafı


Banyo
İki yatak odalı aile odasının çocuk odası kısmı, yer yatakları ile yataktan düşmeye son!

Kaldığımız her otel keyifliydi. Her birinde düşünmeden tekrar kalırım, sizlere de öneririm. Umarım yer bulabilirsiniz...

Tayland seyahatinizi planlamak için yardım isterseniz bana buradan ulaşın.

Not: Tüm fotoğraflar ve görüşler bana aittir. Reklam amaçlı değildir. Otellerin ücretini kendimiz karşıladık.

Devamını Oku »

3 - 4 Yaş ile Gezmek


Unutmuşum. 3 - 4 yaşlarında çocuğu alıp şehirde sadece salına salına yürümeyi ve onun her anlamlı / anlamsız şeye hayretle bakmasını, yorumlamasını ve heyecanlanmasını unutmuşum...

Biliyorum Beliz de bir gün büyüyecek ve bu satırları okuyacak; ama Alaz ile Londra'da sürekli bir yerlere giderdik. Yeni parklar keşfeder, restoranları dener, sokak aralarında dolaşır, kahve içerdik. O zamanlar Alaz 2 - 3 yaşlarındaydı. Beliz'le gerek 2 çocuklu hayat, gerek okul saatlerinin düzensizliği, gerek iş-güç sebebiyle abisindeki kadar alıp başımızı gidemedik son aylarda.

Bu öğlen onu okuldan aldıktan sonra eve gitmedim. Bahane üretip şehir merkezine attık kendimizi. Trene, tramvaya, otobüse bindik. Kıyafet bakınmak için mağazalara girdik. En parlakları, sarıları gösterip 'Anne bu sana güzel olur' dedi. 'Beliz ben o kadar parlak kıyafetler sevmiyorum' dedim. 'Ben seviyorum anne' dedi. Hiç sıkılmadı dolaşırken - Alaz'la hayatta kıyafet bakamazdım, sürekli sıkıldım derdi - kız çocuk farkı mı nedir?

Yeni yıl daha doğrusu Noel yaklaştığından her büyük mağaza çam ağaçlarıyla ve çeşitli süslerle süslenmişti. Her birini fark edip, heyecanla koştu yanına 'Christmas süsleriiiiii' diye bağırarak... Süslenmiş kutular görüp 'Anneee presents' diye sevindi yine, bağırarak. Caddedeki mağaza sayısı ve mağazalardaki ağaç sayısı kadar çok kez bağırdı heyecanla.

Heyecanına hayran kaldım yine ve fırsat yaratıp daha sık gezelim anne-kız diye düşünürken içimden 'Anne çok teşekkür ederim beni gezdirdiğin için' demesi kalbimi eritti... 'Sen büyüdükçe daha az yorulacaksın ve daha çok gezeceğiz' dedim. Eve dönerken otobüste kendi kendine konuşuyordu ki bir baktım kafası bana yaslandı ve aniden uyuyakaldı.

Çok özlemişim yanımda ota poka hayranlıkla bakan, seslenen, sevinen ve hatta sevinç çığlıkları atan bir küçük çocukla gezmeyi. Her defasında ben de gülümsedim eğer kahkaha atmadıysam.

Mutlu - Mutsuz - Mutlu
Son 1-2 senedir Beliz'le daha az gezmemin sebebi Alaz'la daha çok bire bir zaman geçirmeye çalışmamdı. Fakat 6-7 yaş okul çocuğuyla gezmemiz genelde şöyle oluyor:

Anne: 'Alaz hadi gel seninle dolaşmaya/yürüyüşe/gezmeye gidelim'
A: 'Hayıııır! Ben evde kalmak istiyorum'
Anne: 'Neden oğlum? Bak ikimiz başbaşa gideriz. Baba ile Beliz evde kalırlar.'
A: 'Tamam; ama bir şartla. Oyuncakçıya uğrayacağız.'
Anne: 'Tamam; ama oyuncak almayacağım. Sadece bakacağız.'
A: 'Kendi paramla alsam?'
...

İşte genelde bir pazarlık, bir evde kalıp oyuncaklarıyla vakit geçirme sevdası, ne zaman eve döneceğiz diye sıkıştırma derken bir süre sonra beraber dışarıda vakit geçirmek keyif vermemeye başlıyor. Okul çağı çocuğu olan kiminle konuşsam genelde aynı şeyi söylüyorlar; çocuklar evden çıkmak istemiyorlar.

O yüzden henüz heyecanını kaybetmemiş, yarım gündür dışarıda da olsa 'Eve dönmeyelim' diye ağlayan çocuklarınız varken sokakların keyfini sürün. Bir gün gelecek, o da evde kalmak isteyecek çünkü.



Devamını Oku »

Honold Çikolata Tramvayı


Hem çikolata hem tramvay, ikisi de kulağa çok hoş gelen şeyler. Çocuklar için olduğu kadar biz büyükler için de...

Honold, İsviçre'nin en eski pastanelerinden. 1905'te İsviçre'nin İtalyanca konuşulan bölgesi Ticino'dan gelen bir aile işletmesi. İlk olarak Bahnhofstrasse'de Conditorei - pastane açmışlar. Zamanla gemilerle tropik ülkelere gidip farklı ürünler ithal etmişler ve ürettikleri pasta ve çikolatalarda kullanmışlar. Lindt kadar büyük değil; sadece Zürih, Küsnacht'ta bir fabrikaları var ve Kasım ayında kapılarını ziyaretçilere açıyorlar. 4. kuşaktan sahibi, geçen Kasım ayında annem ve çocuklarla gittiğimiz fabrikayı kendisi gezdirip anlattı bize. Hala dünyanın farklı ülkelerinden getirdikleri meyvelerle çikolatayı birleştirip değişik tatlar üretiyorlar.

Fabrika gezimizden... Sağdaki kadın şimdiki işletmecisi

Zürih sokaklarında her sene Ekim sonu - Kasım başı bir çikolata tramvayı dolaşır. İşte bu tramvay da Honold'a ait. Geçen sene ailecek tramvaya binip hem gezip hem de çikolata türevlerini tadarken, tramvayda bize servisi gene fabrika sahibi kadın yapmıştı. İşini sevmek bu olsa gerek... Öte yandan çikolatayla ilgili bir işi kim sevmez?

Tramvayda sıcak çikolata ardından kek ikramı

Neyse, çikolata tramvayı biletleri bu sene satışa çıktığında biz Tayland'daydık ve satışa çıkar çıkmaz biletler tükendi. Yaklaşık yarım saatte, sıcak çikolata içip, kek yiyip bir de çeşit çeşit çikolata tadına bakmak 2019'a kaldı.

Geçen seneki gezimizden bazı kareleri paylaşmak da bugüne nasip oldu:

Evin çikolata bağımlıları sıcak çikolata tüketirken...

Misafirler için harika bir deneyim; tramvay + çikolata

Bunlar da Confiserie Honold fabrikası gezimizden:

Hijyen önemli...

Çikolata yapım, döküm, tadım...

Zürih - İsviçre ziyaretiniz için size unutulmaz anılarla dolu özel bir gezi planlamamı isterseniz bana buradan ulaşın...
Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan