Rusya Vizesi Nasıl Alınır?


Rusya vizesi nasıl alınır, diye merak ediyorsanız bu yazı tam size göre! Gezmek için, ticaret amacıyla, çalışmak için ya da eğitim için... Rusya'ya gitme nedeniniz her ne olursa olsun, Rusya vizesi başvuru koşulları ve işlemleri için tüm detayları burada bulabilirsiniz... 

Rusya ve Türkiye köklü bir tarihi geçmişe sahip günümüzde de önemli işbirliklerine sahip iki ülke. Bu önemli işbirliği her alanda her iki ülkeye de her zaman olumlu katkılar vermiştir ve bu olumlu tablonun devamında her sene binlerce turist iki ülkeyi de ziyaret etmektedirler. Üstelik her sene Rusya'yı ziyaret eden turist sayısı da gitgide artmaktadır. Rus Turizm Endüstrisi Birliği verilerine göre de Türkiye'den Rusya'ya giden turist sayısı 2018 yılında 200 bini geçmiştir. Türkiye'den Rusya'ya gitmek isteyen her Türkiye vatandaşının Rusya vizesi alması gerekiyor. Ülkemizden Rusya'ya turist olarak, iş amaçlı, öğrenci olarak, araştırma için ya da işçi olarak farklı amaçlar için gidilebiliyor. Rusya'nın bu konuda uyguladığı birçok farklı vize türü bulunuyor. Bunlar turist vizesi, işçi vizesi, ticari vize ve öğrenci vizesi olarak ayrılıyor. Rusya vizesi evrakları/belgeleri de vize türüne göre farklılık göstermektedir. Sizin için en uygun Rusya vizesi tipi nedir ve onun için gereken evraklar nelerdir, gelin göz atalım... 

Turistik Vize Nasıl Alınır? 

Turistik vizeyi sadece turizm amaçlı ziyaretlerinizde kullanabilirsiniz. Bu vize tipinde 30 gün veya daha kısa süreyle Rusya'da kalabilirsiniz. Başvuru işlemlerini Yüzyıl Turizm ile gerçekleştirirseniz en geç 2-5 iş günü içerisinde vizenizi alabilirsiniz.
Turistik vize için gereken evraklar:

1- Pasaport
2- 1 adet arka fonu beyaz vesikalık fotoğraf
3- Ev adresi, telefon numarası, e-posta adresi
4- İş adresi
5- Voucher belgesi 

Ticari Vize Nasıl Alınır?

Rusya vizesi için ticari amaçlı başvuru yapıyorsanız, mutlaka davetiye mektubunuzun olması gerekmektedir, belgenin Rusya dış işleri bakanlığı tarafından onaylı olması gerekmektedir. Yüzyıl Turizm ile kısa sürede alabileceğiniz, ticari vizenin sonuçlanması istediğiniz vize süresine göre değişiklik göstermektedir. 

Ticari vize için gereken evraklar:

1- Pasaport
2- 1 adet arka fonu beyaz vesikalık fotoğraf
3- Ev adresi, telefon numarası, e-posta adresi
4- İş adresi
5- Ticari davetiye mektubu

İşçi Vizesi Nasıl Alınır?

İşçi olarak Rusya'ya gitmek istiyorsanız, işçi vizesi almanız gerekmektedir. Rusya vizesi başvurusu yapabilmeniz için çalışacağınız şirket tarafından adınıza düzenlenen işçi davetiyesi ile vize başvurunuzu yapabilirsiniz. 3 ay ile 3 yıl arasında değişen sürelerde vize alabildiğiniz işçi vizesinde 2-5 gün arasında başvurunuz sonuçlanıyor. 

İşçi vizesi için gereken evraklar:

1- Pasaport
2- 1 adet arka fonu beyaz vesikalık fotoğraf
3- Ev adresi, telefon numarası, e-posta adresi
4- İş adresi
5- İşçi davetiyesi

Öğrenci Vizesi Nasıl Alınır?

Öğrenci olarak Rusya'ya gitmek istiyorsanız, eğitim alacağınız okulun, sizin adınıza göndereceği öğrenci davetiyesiyle Rusya vizesine başvuru yapabilirsiniz. Öğrenci vizesine 3 aylık olarak başvurabiliyorsunuz, daha sonrasında eğitim sürenize göre vizenizi uzatabiliyorsunuz. Başvuru sonucunu 2-5 gün içinde alabilirsiniz. 

Öğrenci vizesi için gereken evraklar:

1- Pasaport
2- 1 adet arka fonu beyaz vesikalık fotoğraf
3- Ev adresi, telefon numarası, e-posta adresi
4- İş adresi
5- Öğrenci davetiyesi

Rusya Vizesi Başvuru Şartları Nelerdir?

Rusya vizesi alabilmek için iki farklı seçeneğiniz bulunmaktadır. Bunlardan ilkinde, kendi uğraşlarınız ile konsolosluğa giderek, başvuru formu ve diğer işlemler ile birlikte vize işlemlerini tamamlamaya çalışabilirsiniz. İkinci seçeneğiniz ise, işinizi çok daha kolaylaştıracak Yüzyıl Turizm'e başvurmak... Başvuru işlemlerini kendiniz yapmak istediğinizde, sizden istenen evrak ve belgeler nedeniyle başvuru süreciniz biraz daha uzun sürebilir. Yüzyıl Turizm vize alım sürecinde hızlı aksiyon alıp vizenizin en kısa sürede çıkmasını ve size teslim edilmesini sağlar. Kolay Rusya vizesi başvurusu ve vize sürecinde daha hızlı sonuç almak için Yüzyıl Turizm ile hemen iletişime geçebilirsiniz. 

* Veri kaynağı: Tuik
* Bu yazı Yüzyıl Turizm tarafından sağlanmıştır.

Devamını Oku »

İzmir Kitap Fuarı



En sevdiğim kokulardandır kitap kokusu... Son zamanlarda daha çok Kindle kullansam da okumak için sayfalarını çevirdiğim kitabın yeri hep ayrı.

O zaman neden Kindle derseniz, çoğunlukla İngilizce kitap okuyorum ve İsviçre'de aradığım İngilizce kitap ya yok ya da çok pahalı. Kindle daha ucuza geliyor ve anında alıp okuyabiliyorum. Türkiye'ye geldiğimde bavul ve uçak bagaj sınırı elverdiğince Türkçe kitap da satın alıyorum ve Zürih'e getiriyorum. Yine de çocuk kitaplarına ağırlık verdiğimden - Türkçe kelime hazineleri gelişsin diye - bana birkaç kitap düşüyor ve genelde su gibi okuyup bitiriyorum. O yüzden Kindle yani...



10 gün önce çıkan yeni ve ilk kitabım 'Gezgin Anne'den Seyahat Önerileri' için 24. İzmir Kitap Fuarı'na katıldım. İmza günü vardı. Hayatımdaki bazı ilklerin 40 yaşımdan sonra olması çok iyi değil mi? Neyse, İzmirli olmam sebebiyle yakınlarımı, akrabalarımı ve ilkokul - ortaokul arkadaşlarımı da görme fırsatım oldu. Kitap yok sattı sayelerinde!

O zaman sizi birkaç güzel anımla başbaşa bırakıyorum:

İsviçre'de olduğumdan kitabı ilk kez imza günümde gördüm :-)

Aynı kitabevinden yıllardır bu işin içinde olan yazarlar... Tecrübeleriyle çok bilgi verdiler bana da...

Ağzım kulaklarımda :-)  
Son kitabı anneme sattık :P


Fuara gitmişken ben de eve epey bir kitapla döndüm tabii ki...

Canımın içine...

Kitabı bulamıyorum, nerede satılıyor diyenleri de şu linke alayım, kendi reklamımı yapayım. Teşekkürler...

Devamını Oku »

Kitabım Çıktı!!!

İlk kitabım "Gezgin Anne'den Seyahat Önerileri"ni sizlerle paylaşmanın büyük mutluluğunu yaşıyorum... Bu kitapta hamilelik sırasında, bebekle ve çocukla yolculuk ve tatil yapmak ile ilgili her şeyi bulabileceksiniz. Umuyorum keyifli ve yararlı bir kaynak olur.

Güncellenmiş satış noktalarını aşağıda bulabilirsiniz...



Hamileyken; oğlumu sırtıma yerleştirip Eyfel Kulesi’ne çıkmayı, onunla Karadeniz kıyısı boyunca arabayla dolaşmayı, Afrika’da safari yapmayı, guletle Akdeniz sularında gezmeyi hayal ediyordum. Elbette bunları küçük bir çocukla gerçekleştirmek kolay değildi; ama seyahat etmemek bir seçenek olamazdı. Ailedeki her bireyin keyif alacağı geziler planlamam ve seyahat etmeyi bilen bir çocuk yetiştirmem gerekiyordu.
‘Kırkı çıkmadan kapıdan dışarı adım atmayan annelerin devri bitti! Hem bebeğimle gezerim, hem de öğrendiklerimi ve deneyimlerimi paylaşarak başkalarına da cesaret veririm belki’ dedim: 2011’de ilk Türkçe bebekle gezi blogunu hazırladım. Bebek, çocuk, derken ikinci hamilelik, biri bebek iki çocuklu seyahatlerde öğrendiklerim az değildi, bir kitabı doldurdu.
Bebekle seyahat etmek başta korkutucu gelebilir, özellikle de ilk bebekle. Biliyorum aklınızda deli sorular var. Benim de vardı. İster bir haftasonu kaçamağı isterse denizaşırı seyahat olsun, planladığınız gezi için tüm yanıtları bu kitapta bulacaksınız:
  • Hamileyken güvenlik kontrol dedektöründen geçmek güvenli mi?
  • Bebek, aşıları tamamlanmadan yolculuk yapabilir mi?
  • Bebeğin hangi yaşında nereye gidelim?
  • Çocuğum yerinde durmaz, uçakta/trende/arabada nasıl oyalarım?
  • Ya hastalanırsa?
  • Ya araç tutarsa?
  • Çantama neler koyacağım?
  • Nerede, nasıl uyuyacak?
  • Ne yiyecek?
  • Tuvalet eğitimi ne olacak?
  • Nasıl pasaport çıkaracağım?..

Çünkü bu kitap o yollardan bir değil, iki kez geçen biri tarafından yazıldı. Kolay olacak demiyorum ama ailelerin tatile ihtiyacı var, bebeklerin, çocukların da temiz havaya… Evden ayrılmak, bitmeyen işleri geride bırakmak ve her yeniliği çocukların gözlerinde keşfetmek herkese iyi gelecek.
Çocuklarınızla birlikte nice mutlu ve unutulmaz geziler dilerim…
-Deniz - Gezgin Anne-
(Tanıtım Bülteninden)
---

Kitapçınızdan ısrarla isteyiniz :-)

İnternet satış noktaları güncellendi:


İlginiz, sevginiz ve okumaya ayırdığınız vaktiniz için teşekkürler...
Deniz


Önemli Not:

İlk imza günüm; 
8 Nisan 2019 Pazartesi 14:00 - 16:00 arasında
Tüyap İzmir Kitap Fuarı'nda...
Kültürpark, İzmir
Görüşmek üzere...
Devamını Oku »

Cambly Kids ile İngilizce Dersi




Geçenlerde, ana dilimize sahip çıkmamızın gerektiğini anlatmıştım. Bizim işimiz çocuklarımıza kendi dilimizi öğretmek, İngilizce ya da Almanca öğretmek değil. Kendi ana dilimiz olmayan bir dili çocuklarımıza öğretmek belki çocuğun küçük yaşta İngilizce öğrenmesi açısından avantaj gibi gelse de, kelimenin kullanım yerini ya da telaffuzunu yanlış öğrenmesi ileride çocuk için kesinlikle dezavantaj olacak. Aksan bir kez öğrenildi mi, değiştirilmesi çok zor. O yüzden bırakalım, ana dili o dil olan insanlardan öğrensinler.

Türkiye’de yaşıyorum, böyle bir imkanım yok diye düşünmeyin. Her şeyin çözümü var. Cambly, ana dili İngilizce olan eğitmenlerden online İngilizce programı ile çocuklara ve hatta yetişkinlere yabancı dili doğru kaynaklardan öğreten bir uygulama.

Cambly Kids ile ihtiyacınız olan bir çocuk ve internete bağlı bilgisayar ya da telefon. İnternet sitesine kayıt olduktan sonra dilediğiniz karakterde; eğlenceli, ciddi, sabırlı, bilge, vs; dilediğiniz cinsiyette ve yaşta, hatta hobilerine göre bir öğretmen profili seçiyorsunuz. Sonra yabancı dil seviyenize göre, seçtiğiniz kişiye bağlanıp belirlediğiniz sürece öğretmenle birebir görüşüyorsunuz. İsterseniz İngilizce ders alın, isterseniz belirlediğiniz konuda sohbet edin ya da oyun oynayın ki çocuklar zaten dili eğlenceli bir şekilde oyun yoluyla öğreniyorlar. İngilizce seviyesinin iyi olmasına da gerek yok; ‘How are you?’ ile başlayın, gerisi gelir.

Ev ortamında yabancı öğretmenlerle yabancı dil dersi...

Çocukları bir yerden bir yere götürmeye gerek kalmıyor, isterseniz yanına oturup çocuğun ne konuştuğunu dinleyebilirsiniz de. Hatta dersler kayıt ediliyor ve daha sonra bu kayıtları anne baba da izleyebiliyorlar. Her ders için aynı öğretmeni seçebileceğiniz gibi beğenmezseniz başka öğretmen de deneyebilirsiniz; karar tamamen sizin. Dil öğrenme süresini de; haftada kaç gün ya da saat olacağını, öğrenme zamanını da; evden bağlandığınız için başlama/bitiş saati esnek, siz çocuğunuza uygun olarak belirliyorsunuz.

Biz de Alaz’la çocuklar için İngilizce sayfasına kayıt olup bir deneme dersi yaptık. İngilizce’yi kreşten ve televizyondan duyarak öğrendiğinden rahatlıkla konuşuyor. Fakat daha önce hiç ders almadığından gramerinde sorunlar var. Alaz’ın istediği yaş grubundan, cinsiyetten ve hoşuna gidecek hobileri olan bir öğretmen seçtik. Randevu günü gelince bilgisayar başına oturduk ve sohbete başladılar. İlk ders olduğundan çok basit kelimeler ve hayvan resimleri üzerine konuştular. Öğretmen, Alaz’ın seviyesinin daha iyi olduğunu söyleyerek, onu yönlendirdi. Örneğin yaşadığı yeri, kullandığı ulaşım araçlarını, gezdiği ülkeleri anlatmasını istedi ve hatta masa üzerindeki herhangi bir nesneyi tasvir ettirdi. Yeri geldiğinde gramer hatalarını düzeltti ve tekrarlattı. Yarım saat dolduğunda hala konuşacakları bitmemişti ve Alaz henüz sıkılmamıştı. Öğrendiklerini akşam babasına da anlattı. Tekrar ders istemesine şaşırdım mı? Hayır!

Çocuğunuzun yabancı dil öğrenmesini ya da öğrendiği dili ilerletmesini, unutmamasını isteyen ebeveynlerdenseniz Cambly Kids’e kayıt olun ve kısa bir deneme dersi yapın, ne anlattığımı çok iyi anlayacaksınız. Ayrıca çocuğunuzu o kurstan bu kursa İngilizce öğrensin diye taşımanız ve bunun için zamanınızı yollarda geçirmeniz gerekmeyecek ya da ‘Bizim yaşadığımız şehirde yabancı dil kursu yok’ diyemeyeceksiniz. Eğer memnun kalmazsanız ya da çocuğunuz online eğitimden hoşlanmazsa %100 para iadesi de var.

Cambly'nin kendi sisteminde Alaz'ın dersini kaydettiği videodan bir görüntü...

Bizim kuşak gibi ödevle, sınıfta oturarak, geçer not almaya çalışarak, tek kelime İngilizce duymadan, İngilizce konuşmayan öğretmenlerden İngilizce öğrenmek ile internet üzerinden yabancılarla birebir konuşarak İngilizce öğrenmek arasında dağlar kadar fark var emin olun.


Not: Bu yazı, sponsor link içerir. Cambly Kids ile ortak çalışma sonucunda hazırlanmıştır. Tüm görüşler bana aittir.
 
Devamını Oku »

Kaliforniya, Joshua Tree'de Nerede Kalalım?


Nisan ayındaki Amerika gezimiz için otel, pansiyon türü bir yer ararken karşıma çıktı glamping denilen yeni kavram.

Sözlük anlamına bakarsak: 
Glamping, known as luxury camping or glamorous camping... Yani, lüks ve büyüleyici kamp demek. Eskilere sorsak çadır kampının lüks olma ihtimalini düşünürler miydi?

Neyse, ben de Joshua Tree National Park gezimize bir hoşluk katmak için glamping opsiyonlarına baktım airbnb'den. Hepsinde birer gece kalasım geldi. Fiyatları, 2 yataklı bir B&B'den (bed and breakfast = oda kahvaltı) daha pahalıya geliyor çoğunda; ama tecrübe farklı tabii aşağıda görüldüğü üzere...

Çölün ortasında bir vaha değil mi? Soldaki silindir de tuvalet ve duş... 
Bu keyfi hiç bir otelde bulmak mümkün değil sanki?

Bu biraz dah lüks olanı, üstü kapalı :)

İşte tek amacım; acaba bunu yapabilir miyiz gerçekten?


Yoga matları da hazır... Taşımaya gerek yok...

Atlantik üzerinden geçerken yanımızda çadır taşımaya gerek yok böyle kamp opsiyonları varken. Bu arada kamp araç gereçleri de kiralayan yerler var; ama süre kısıtlı olunca kim uğraşacak çadır kurmakla? Uzun süreli kalsaydık, bir parkta 3 gece falan, kesinlikle değerdi.

Eminim o kadar paraya gider 5*lı otellerde kalırım diyen de olacaktır. Haklı da; ama akşam gökyüzünde 5*dan fazlasını görebiliriz. Üstelik kiminin içi aşağıdaki gibi özenle döşenmiş...


Eğer Airbnb denemediyseniz, eski yazılarıma bir bakıverin. Çocukla en güzel opsiyonlardan hatta bebekle desem daha doğru. İlk kez kalmak şartıyla, bu linki kullanırsanız da benden size 36 Euro indirim....

Tabii bu fotoğraflardakilerin yarısının çoğu zaten tutulmuş, bakalım bize neler kalmış?


Not: Türkiye'de de bu tarz tatil yerleri varsa bana yazar mısınız? Teşekkürler...



Devamını Oku »

Konuk Yazar: Mauritius'ta Yaşamak ve Gezmek Üzerine...



Bugün 'Sizin Gezileriniz' için konuğum, Nihan Konak, Mauritius'ta yaşıyor ailesiyle. Ben onu Instagram sayesinde tanıdım... Bulmuşken de biraz bize oraları anlatsın istedim. BritMums Blogger konferansına gittiğimde, Mauritius turizm ofisinin sunumuna denk gelmiştim. O zamandan beri aklımın bir köşesinde bu güzel ülke...

Bize biraz Mauritius'u anlatır mısınız? Neden oraya taşındınız?
Nisan 2018’den beri Mauritius’da yaşıyorum. Buraya eşimin işi sebebiyle taşındık. 2009 yılında yurtdışı maceramız Kenya ile başladı. Daha sonra Demokratik Kongo ve şimdi de cennetten bir köşe bu güzeller güzeli adadayız. Mauritius Hint Okyanusu’nun ortasındaki adalardan birisi…Sanılanın aksine sadece deniz, kum ve güneşden ibaret değil. Mauritius adasının tarihi geçmişi ve kültürel zenginliği ile adayı ziyaret edenleri büyülüyor. Adada’da çoğunluğu Hintli olmak üzere Çinliler, Fransızlar, İngilizler ve Güney Afrikalılar uyum içinde yaşıyorlar.

Bugüne dek farklı ülkelerde yaşamışsınız Afrika’da, en çok nereyi beğendiniz? Çocukla gitmek için hangileri uygun sizce?
Afrika’da yaşarken çok fazla gezme imkanımız da oldu. Tek bir ülke seçmek benim için her ne kadar zor olsa da Madagaskar ve Etiyopya’nın yeri hep ayrı olarak kalacak. Açıkçası ben çocukla her yere gidilebileceğini düşünüyorum. Şimdiye kadar hiçbir Afrika seyahatimize çocuksuz gitmedik. Tek istisna Ruanda oldu. Orada da goril safarisine 15 yaş altı çocuk alınmadığı için çocuksuz gittik.


Mauritius için Türkiye’den yolculuklarda vize gerekiyor mu? Uçakta ve havaalanında beklentimiz nasıl olsun?
Mauritius Türk vatandaşlarından 30 güne kadar vize istemiyor. THY’nin direk uçuşu ile 10 saatte adaya varıyorsunuz. Uçakta ve havalimanında gayet rahat bir seyahat deneyimi sizleri bekliyor.

Kalacak bölge/otel/yer önerileriniz var mı?
Adada sezon yılın 12 ayı devam ediyor. Dikkat edilmesi gereken tek konu hangi ayda adanın hangi bölgesinde konaklama yapılması gerektiği. Adada her bütçeye uygun oteller mevcut. Oteller plajları kendileri için kapatamadıklarından halk plajları tüm ihtişamıyla adaya gelenlere kapılarını açıyor.

Mauritius’ta toplu taşıma araçlarını kullandınız mı? Farklı araçlar mı düşünmeliyiz?
Toplu taşıma konusu biraz sıkıntılı olabiliyor. Otobüsler klimalı ve klimasız olarak ikiye ayrılıyorlar. Az bir fiyat farkıyla yararlanılabilir. Benim tavsiyem adada gezecekseniz araba kiralamanız. Uygun fiyata araç kiralamak mümkün ve daha pratik.


Çocukların bu farklı ülke deneyimlerine tepkisi/ilgisi nasıl oldu?
Bizim bir oğlumuz var. Kenya’ya taşındığımızda 2 yaşındaydı şu anda 12 yaşına basmak üzere. Kendisi Afrika’yı çok ama çok seviyor. Farklı milletlerden, kültürlerle ilgili deneyimleri onu daha da zenginleştirdi. Her türlü değişikliğe uyum sağlayabilen ve daha da önemlisi farklı ırktan insanlarla kolay iletişim kurabilen bir dünya vatandaşı olarak yetişmesine yol açtı.

Mauritius'ta bebek arabası kullanmak zor olur mu?
Gezeceğiniz yere göre farklılık gösterir ancak genel olarak rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Çocuk dostu restoran, kafe bulmak kolay mı? Bize önereceğiniz yerler var mı?
Adada her türlü mutfak mevcut ve bir çoğunda çocuk menüleri var.

Bazı otellerde konaklama yapmasanız bile restoranlarına rezervasyon ile konuk olabiliyorsunuz. Deniz ürünleri seviyorsanız Ocean Basket, tavuk seviyorsanız Nandos, dünya mutfağı için Mug&Bean, pizza derseniz Mamma Mia ilk aklıma gelenler…


Mauritius çocukla seyahat için uygun, güzel bir şehir mi? Çocukla yapılacak aktiviteler var mı? 
Mauritius çoçuklu aileler için ideal bir tatil yeri. Adada uzun doğa yürüyüşleri hariç ki o da yaşla alakalı, yapılacak kara ve deniz aktiviteleri saymakla bitmez. Adaya gelen çocuklu ailelerin en popüler uğrak yerlerinden birisi Casela Park ve Vanille Nature Park. Bunların yanısıra yunusları izlemeye tekne turlarına katılabilirsiniz. Su altı tekneleriyle okyanusun içindeki güzellikleri keşfedebilirsiniz.

Çocukların yeme-içme düzeni önemli. Ne tür yiyecekleri çocuklar daha çok beğenir/yerler? Biz yeni tatlar arayanlar için ne denememizi önerirsiniz?
Tabii ki çocuklu ailelerin adada bu konuda rahat etmeleri önemli. Az önce bahsettiğim restoranlarda kolaylıkla beğenecekleri seçenekler bulabilirsiniz.

Yeni tatları seviyorsanız adanın Creole yemeklerini mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Adada ayrıca sokak yemekleri de çok meşhur…

Mauritius'ta Konuşma ve yazım dili ne?
Adada resmi dil İngilizce olmasına rağmen adalılar Fransızca konuşmayı tercih ediyorlar. Ayrıca kendi aralarında ada dili olan Creole konuşuyorlar. Turistlerle tabii ki İngilizce konuşuluyor.

Çocuklar orada en çok neyi sever sizce?
Burada ve Afrika’da diğer yaşadığımız ülkelerde de en çok sürekli sokakta oynayabiliyor olmak özellikle küçük yaştaki çocuklar için bulunmaz nimet. Mauritius’ta da tabii ki sürekli denize girebilmek çocukların en sevdiği aktivite oldu.

Afrika’da başınızdan geçen ilginç bir olay olduysa bizimle paylaşır mısınız?
İlk aklıma gelen Kenya’dayken bir babun tarafından saldırıya uğramam. :) Piknik yapmış ve sepetimizi toplayıp tam arabaya yürüyordum ki karşıdan bana doğru koşan yetişkin bir babun gördüm.

Neyse ki bu konularda az çok bilgim olduğundan elimdekileri direk yere bıraktım ve kımıldamadan durdum. Zaten onun da istediği yiyeceklerdi. Sepeti kaptığı gibi gözden kayboldu.


Muhteşem iklim ve deniz dışında Mauritius’ta yaşamanın avantajları neler?
Adaya ben küçük Hindistan diyorum. Bana göre burası Afrika olarak değerlendirilemeyecek kadar farklı bir ülke olarak farklılık gösteriyor.

Adanın en sevdiğim özelliklerinden birisi de her dinden insanın huzur içinde yaşaması ve birbirlerine saygı göstermeleri. Her dinin bayramı şenliklerle kutlanıyor.

Daha önce yaşadığımız Afrika ülkelerinden farklı olarak burada her türlü ihtiyacımızı bulabiliyoruz. Beyaz peynir hariç Türkiye'den birşey taşımıyoruz mesela:)

Seyahat planlama hizmetinizden bahseder misiniz? Neler yapıyorsunuz? Bilgi almak isteyenler size nasıl ulaşabilirler?
Afrika’da deneyimlediğimiz her ülkeye butik turlar düzenliyorum. Arzu edenlere kişiye özel programlar da yapıyorum. Popüler destinasyonlarımız arasında Kenya, Tanzanya, Zanzibar, Uganda var. Yakın gelecekte bunlara Etiyopya, Namibia, Botsvana ve Zambia da katılacak. Mauritius’ta da buradaki yerel bir seyahat acentasıyla işbirliği ile gelecek olan Türk misafirlerimize başta otel olmak üzere transfer ve arzu ederlerse ada turlarını organize ediyorum.

Bilgi almak isteyenler her daim afrika_travel instagram adresinden bana ulaşabilirler.

Nihan'a çok teşekkürler bu güzel bilgiler için. Umarım ilk fırsatta adayı ziyaret etme imkanımız olur...

Not: İlk hariç tüm fotoğraflar Nihan tarafından sağlanmıştır.

Devamını Oku »

İtalyan Arkadaştan Lazanya Tarifi


Blogu yemek bloguna mı çevirdiniz, demeyin. Önce Ülkelerin Yemek Kültürleri isimli yazımı okuyun. Ne kadar çok internasyonel arkadaşın varsa o kadar çok yönde gelişiyorsun bir bakıma. Ben yemek yapmayı sevmem, tanıyanlar bilir. Yapacağım tariflerin okuma süresi 1 dakikayı aşmamalıdır mesela. Fakat Almanca kursunda tanıştığım İtalyan arkadaşın 2 sene önce hem de Almanca çat pat anlatarak verdiği bu tarif, bizim evin ayda 1-2 kez yapılanı oldu.
Alaz: 'Anne lazanya yapsana. Okulda var, ama en güzelini sen yapıyorsun lazanya restoranı açsana'
Beliz: 'Bizim okulda da lazanya vardı bugün; ama seninki daha güzel oluyor'
Baba: 'Eline sağlık, çok güzel olmuş karıcım!' 
Aile halkının yorumlarıyla ben de orjinali İtalyan bir anneanneden olan bu tarifi size veriyorum. Zor mu? Değil. Sadece azıcık zaman alıyor; ama onun da çaresi var; bakınız son paragraf...


Lazanya için Malzemeler:
  • Birkaç marka denedim en iyisi Barilla lazanya
  • Kıyma
  • Soğan
  • Biber
  • Havuç
  • Domates püresi
  • Salça
  • Sarımsak
  • Kereviz yeşil sapları ve yaprakları - gizli silahım
  • Maydonoz ve diğer baharatlar
  • Beşamel sos için; yağ, un, süt, muskat cevizi ve hindistan cevizi tozu - gizli tat verici
  • Peynir rendesi
Lazanya Yapılışı:

Sebzeleri yıkayıp soy ve sırayla robota atıp un-ufak et. Çocuklar farkına varmadan neler neler yiyecekler!

Yağda soğan, kıyma hangisi önce konuyorsa artık bildiğin gibi kavur. Sırayla diğer rendelenmiş - robottan geçmiş malzemeleri karıştırıp azıcık kavur. En son sulu domates püresi ve üzerine gelecek kadar su ekle, fokurdayınca altını kıs, baharat ekle. Ben elime ne geçerse koyuyorum; tuz, şeker, kimyon, kekik, kırmızı pul biber, karabiber ve en son da maydonoz... Toplam 20-30 dakika pişsin suyunu tam çekmese de olur, hafif sulu kalması iyi...


Beşamel sosu da bildiğin gibi yap - eminim benden daha iyi biliyorsundur. Bilmeyenler için; yağ ısınınca un kat, unun kokusu çıkınca (ne demekse?) yavaş yavaş sütü kat. Kısık ateşte fokurdayıp koyulaşana dek pişir. Altını kapatıp muskat cevizi ve hindistan cevizi tozlarını ilave edip karıştır ve ocaktan al.

Fırını fanlı 180 dereceye getir, ısınsın. Kare ya da dikdörtgen geniş bir fırın kabını * fırın tepsisi olmaz * al. En alta kıymalı sosu dök, üzerine lazanya yapraklarını diz - gerekirse kır, tek kat olması ve üst üste gelmemesi şart - lazanya üzerine beşamel sostan sür her yerine, bembeyaz olacak şekilde. Sonra gene kıymalı harç, lazanya ve sos... Bu şekilde 3 kat yap. En altta kıymalı, en üstte beşamel sos kalacak. Sıralama önemli!

* Püf Noktası:
Eğer soslar susuzsa ya da lazanya Barilla marka değilse, lazanyanın üzerine dek su ekle. Lazanya yapraklarının pişmesi için su şart.

Fırında 15-20 dakika pişir, fokur fokur fokurdasın. Su kalmasın lazanya üzerinde yani. Sonra çıkarıp üzerine bolca peynir rendesi dök. Sos görünmesin o kadar bol... 10 dakika daha ya da üstü kızarana dek fırında pişir.

Notlar:

Ölçü diyeceksen, göz kararı diyeceğim... Mesela; 300 gr kıymaya 1 soğan, 1 havuç, 1 biber, 2 sap kereviz (yurtdışındaki uzun kalın olandan), 1 diş sarımsak gibi... Malzemeyi bu oranda arttırabilirsin. 

Benim çocuklar sözlerinden de anlaşıldığı gibi, lazanyaya bayılıyorlar. Peynir hayatta yemezler(di), kereviz - sarımsak asla, pişmiş biber - havuç cık, soğan ı-ıh... Fakat bunda hepsi rendelenmiş ve sosla, baharatla karışmış olduğundan anlamıyorlar. Ben 'Hehe kereviz yediniz' deyince de, gülüp geçiyorlar...


Gelelim zaman meselesine. Kıymalı sosu 2-3 kat fazla yapıp pişirirsen, fazlasını buzluğa atarsın. Geriye beşamel sos yapıp lazanyayı dizmek kalır. Okuduğun gibi aslında bir zorluğu yok; ama hem tat hem görüntü hem de isim açısından leziz... Yanına ne yapsam diyorsan da; bol limonlu, bol yeşilli salata... Bir de kırmızı şarap :)

Diğer yurtdışı tarifleri için bu linke bakabilirsin...

Afiyet olsun!

Devamını Oku »

İsviçre'de Fasnacht; Mart Karnavalı


Bu hafta sonu şenlik var! 

Güncel tarihlerine buradan ulaşabileceğiniz Zürih karnavalı, bu Cuma Zürih'te başlıyor. Cuma öğleden sonra Bürkliplazt meydanında başlayan şenlikler, Pazartesi öğlen Altstadt'da son buluyor. Zürih'ten önceki hafta Luzern'de, sonraki hafta Basel'de... Her ikisinin de Zürih'ten daha meşhur olduğu söyleniyor. Gidip yerinde görmeli...

Cumartesi öğleden sonra ise, Münsterhof'da çocukların karnavalı var. Konfetileri hazırlayın!



Tarihçesine gelirsek; Almanya ve İsviçre ülkelerinde baharın gelişini kutlamak için Şubat sonu Mart başı kutlanan bir karnaval. Kimi Hristiyanlıktaki fasting yani bir çeşit oruç zamanını başlatıyor dese de, bu geleneğin ritüellerinin Hristiyanlık öncesine dayandığı da söyleniyor, bakınız Wikipedia. Karanlık kış günlerinin kötü ruhları kovuluyor, çiftçiler ürünleri için ılık hava diliyor ve şeytani ruhlar yer altına gömülüyor. Guggenring orkestrası eşliğinde guggen denilen bir müzik de sürekli ve yüksek sesle çalıyor. Bu yüzden de Cumartesi günü haricindekilerde yani yetişkinler için olanlarında 'kötü ruhları korkutan' korkunç maskeler takılıyor. Küçük ve hassas çocuklarınız varsa sadece çocuklar için olan programlara katılın. Biz geçen sene daha ürkütücü, korkutucu ve çılgın olana katıldık; bakınız fotoğraflar burada. Beliz'in cadı korkusunun oluşması boşa değil!

Fasnacht
Beliz bebekken Niederdorf'ta gittiğimiz çocuklara uygun karnavalda Alaz 5 yaşlarındaydı ve çok eğlenmişti. Biz de! Çocuklar, prensesler ve masal kahramanları eşliğinde, kendi müzik gruplarıyla yürüyüş yapmışlardı. Konfetiler ve şekerler saçılmıştı ortalığa...

Bu Cumartesi bizimkileri giydirip gene götüreceğim. Eminim bu kez Beliz de keyif alacak. Umalım da yağmur yağmasın!

Beliz ve Alaz şaşkın şaşkın bakınırlarken...



3 senede bir gerçekleşen ve şehri adeta bir lunaparka çeviren Zurich Fascht da bu yaz Temmuz'da... Avrupa planları yapıyorsanız, bilginize.

Not: Tüm fotoğraflar, bana ve 3 sene öncesine aittir. 

Devamını Oku »

Çocukların Yabancı Dil Öğrenmesi için...


Çocukların ergenliğe kadar öğrendikleri bir yabancı dili ana dilleri gibi konuşabildiklerini biliyor muydunuz? Ben yeni öğrendim. Hem de kayak tatilinde. Hem de Zürih Üniversitesi'nde doktora yapan bir arkadaşımdan.

Ana Dilin Önemi

***Ana dilini konuşmanın ve öğrenmenin - ana dil Türkçe oluyor bizim evde - çocuk için ne kadar önemli olduğunu, anne-baba kendi ana dillerinden farklı bir dili çocukla konuşurlarsa, çocuğa ne kadar zarar verdiklerini de öğrendim. En basitinden telaffuz! Ne kadar İngiltere'de /Amerika'da /Avustralya'da yıllarca yaşadım desek de, eğer ki İngilizce ana dilimiz değilse yani biz onu ergenliğe dek yaşayarak konuşmadıysak ve öğrenmediysek o dil bizim ana dilimiz değil, ikinci dilimizdir. (Bakınız ilk paragraf)

Çocuğun bilingual, çift dilli, olması için doğumdan itibaren her ebeveynin çocukla kendi ana dilini konuşması gerekmekte olduğunu öğrendim. Bu durumda iki ebeveynin ana dilinin farklı olması gerekir. Yani benim gibi, çocuğu bilingual kreşe gönderiyorum çift dilli olacak nasıl olsa demem yanlış. Çünkü benim çocuklarım çift dilli değiller ve olmayacaklar. Çünkü anne-baba, ikisinin de ana dili Türkçe.

Fakat çocuklarımdan biri, Alaz, multilingual - çok dilli - imiş bunu da öğrendim. Eğer bir aksilik olmazsa diğeri de öyle olacak.

Bilingual - Çift Dilli

Alaz, Londra'da 1.5 sene yaşadı ve İngilizce konuşulan bir kreşe haftada iki yarım gün gitti. Zürih'te bir sene boyunca bilingual bir kreşe gitti. Bilingual kreşlerin özelliği, sınıfta çocukla direk ilgilenen öğretmenlerden birinin ana dilinin İngilizce, diğerinin ana dilinin Almanca/İsviçre Almancası olmasıydı. Ana dilinin altını çiziyorum! Böylelikle Alaz öğretmene Türkçe de, İngilizce de, Almanca da soru sorsa o öğretmen hep kendi ana dilinde yanıt verdi. Şimdi aynı kreşe Beliz gidiyor ve İngilizce konuşan öğretmeninden çok güzel İngilizce aksanı kaptığını görüyoruz hatta öğretmen de bununla gurur duyuyor. Eğer Beliz benden İngilizce duysaydı, büyük ihtimalle aksanı da benim gibi olacaktı; İngiliz BBC aksanı değil, o ilk duyduğu ve öğrendiği yanlış telaffuzları düzeltemeyecekti. Ben İngiltere'de yıllarca da yaşasam, 20+ yaşlarda gittiğimden asla bir İngiliz gibi konuşamam. Bu sebeple arkadaşım, 'ana dilimiz olmayan bir dili çocuklarımızla konuşmamızın çocuğa şimdi yarar sağlasa da ilerde zarar vereceğini' anlattı.

Alaz kindergarten denilen anasınıfına başlarken, okul müdürü benimle toplantı yaptı. Alaz'la evde Türkçe konuşmamızı -ana dilimiz olduğu için- istedi.
'Kesinlikle başka dil konuşmayın' diye tembihledi.
'Almanca'yı da, zamanı gelince İngilizce'yi de öğretmek bizim işimiz' dedi. Televizyonu bile İngilizce izletmemizi istemedi; ama Alaz o sıra alıştığı Cbeebies şovlarını seviyordu. O yüzden tv konusunda bu istediğini yerine getiremedik; ama evde Türkçe konuşmaya devam ettik, kitapları da Türkçe okuduk çoğunlukla.

Beliz ile evdeki kitapları dillere göre kategorilerken...

Gelelim multilingual - çok dilli - olayına...

Alaz Nasıl Çok Dilli Oldu?

Bebekliğinden beri bizden Türkçe duyuyordu. Yapı olarak da yürümeden önce konuşmaya başlayan bir çocuk oldu. Dil öğrenmeye yatkındı. Türkiye'de büyüyen bir çocuk kadar, hatta belki daha güzeldi Türkçesi 2 yaşındayken. Bunda benim 'evde kalan' anne olmamın da bir etkisi olduğunu düşünüyordum. Başka bir ülkede yaşayan tam zamanlı çalışan annenin çocuğu, tam zamanlı bir kreşe gittiğinde, doğal olarak evdeki anne dilinden çok öğretmenin dilini benimseyecek. Üniversitede çalışan arkadaşımın durumu böyle; ama şu an 4 yaşındaki kızı Beliz kadar hatta belki daha güzel Türkçe konuşuyor. İlk yıllarda denge şaşsa da ailelerin kendi dillerine sadık kalmaları ilerleyen yıllarda arayı kapatıyor. O yüzden 'çocukla ana dilinizi konuşmaya devam edin, ana dilinizde kitap okuyun' dedi arkadaşım.

Bu sebeple Alaz'ın -kabul etmese de- şu an ana dili Türkçe. İngilizce'yi kreşten, televizyondan, şarkılardan, bizim yabancı arkadaşlarla buluşmalarımızda duyduğu kadarıyla öğrendi. Düşünmeden İngilizce konuşuyor. Yani kafasında 'çeviri' yapmıyor. Çünkü ergenlikten önce, duyarak öğrendi bunları. Ben İngilizce sorsam, bana Türkçe; Amerikalı yengesi sorsa İngilizce yanıtlıyor. Bazen dinliyorum, grameri de düzgün kullanıyor; go - went gibi. Seneye, 8 yaşında, okulda İngilizce yazıp okumaya başlayacakları için bu dilin ana dil seviyesine yakın ve kalıcı olacağından eminim.

Almanca olayına gelirsek... Ben onun ne kadar (iyi) Almanca konuştuğunu bilmiyorum; çünkü evde konuşan yok. Almanca televizyon da izlemiyor. Karşı komşum İsviçreli, Gymnasium'da öğretmen ve dediği kadarıyla Alaz, İsviçre Almancasını iyi anlıyor ve konuşuyor. Sınıf arkadaşları da eve gelince İsviçre Almancası konuştuklarını anlıyorum konuyu anlamasam da! Kindergartenda iki sene boyunca bu dili konuştular. Zaten yazılı bir dil değil, sadece konuşma üzerine. İsviçre'de yaşıyorsanız, çocuğunuzu 'Hort' denilen okul sonrası kreşe göndermenizi öneririm. Çünkü orada kindergarten seviyesindeki çocukların sadece İsviçre Almancası konuşmasını istiyorlar ve aralarında diğer dilleri konuşan çocukları da uyarıyorlar. Amaç oyun ve günlük dille İsviçre Almancası öğretmek. Ki bu da Alaz'ın çok dilli olmasını sağladı. Her gün yarım günlük kindergartena ek olarak iki gün öğleden sonrayı hort denilen okulda, İsviçre Almancası konuşulan bir ortamda oyun oynayarak geçirdi. Gene duyarak...

Türkçe bilmeseydi, Türk arkadaşlarıyla anlaşamazdı.
İlkokulda ise olay farklılaşıyor; çünkü çocuklar yazma ve okuma öğreniyorlar. Bu yüzden ilkokul öğretmenleri ilk günden itibaren 'Hoch Deutsch' denilen bildiğimiz Almanya Almancası konuşuyorlar. Aksan yöreden yöreye değişse de yazım aynı. Konuşma dili İsviçre Almancasından çok farklı imiş diyor Almanya'dan gelenler bile ve anlamakta zorluk çektiklerini biliyorum. İsviçre'de eğitim sistemi yazılarımda da anlattığım gibi, ilkokul 1'de ebeveynlerin ana dili Almanca değilse, çocuk 'DaZ' denilen ek Almanca dersleri alıyor. Eğer çocuk ülkeye daha geç geldiyse, gene bu dersler ek olarak ve devlet okulunda ücretsiz olarak ders programına ekleniyor. Çocuk Almanca'yı kendi sınıfı seviyesinde öğrenene dek de bu derslere devam ediliyor.

Birinci sene sonunda yazılı, sözlü ve dinlemeli sınav yapılıyor; ama bu sınavdan bizim haberimiz bile olmadı. Artı sene içindeki küçük testler ile çocuğun ikinci sınıfta DaZ (ek Almanca) derslerine devam edip etmeyeceği belirleniyor. Bizim Alaz, bu testi geçmiş. İkinci sınıfta ek Almanca dersi almasına gerek duymadılar. Şimdi anası-babası Alman, Avusturyalı ve İsviçreli çocuklar gibi, onlar kadar öğreniyor Almancayı. Hatta ilk dönem Almanca karne notu 6 üzerinden 5 geldi ki bu da gösteriyor onun Almanca'yı ana dil kıvamına getirdiğini. Zaten burada yaşamaya devam edersek Almanca ana dil seviyesinde olacak doğal olarak.

Ek bilgi; eğer Alaz DaZ dersinde yeterli Almanca seviyesinde çıkmasaydı, ki bazı sınıf arkadaşları öyle, 2'inci sınıfta da ek Almanca dersi almaya devam edecekti. Yine yeterli gelmezse, 3'üncü sınıfta da ek Almanca görecekti ta ki kendi sınıf seviyesine gelene dek. Çünkü Gymnasium'a (fen lisesi ayarı) ve direk üniversiteye girmenin ilk koşulu Almanca sınavını geçmek.

Alaz ergenliğe girmeden, artık 11-12 yaş diyorlar, bu dilleri kafasında çeviri yapmaya gerek duymaksızın, ana dilini konuşan insanlardan aksanı duyarak, yaşayarak, hissederek öğrendiği için çok dilli yetişiyor. Biz, anne - baba, onunla sadece Türkçe konuşuyoruz buna dikkatinizi çekerim. Yani Türkiye'de yaşayanların çocukları da çok dilli olabilir. Üstelik kelimeleri karıştırmıyor; yani cümlenin başı başka dil, sonu başka dil, arada yabancı kelimeler olmuyor. Örneğin ben, Almanca cümle kurarken İngilizce kelimeler karışıyor araya ya da tam tersi. Hatta bazen Türkçe konuşurken de karşılığını hatırlamayıp İngilizce kelime sokuyorum ortaya. Onda ise cümle hangi dildeyse baştan sona öyle gidiyor. Bilmediği kelime çıkınca karşılığını soruyor ve cümlesine yeni kelimeyi ekleyerek devam ediyor. Tabii çocuk beyni taze olduğu için sünger misali hemen kapıyor. Ben de ergenlikte bu dilleri öğrenmeye başladığımdan - ortaokul - konuşurken beynim karışıyor ve karışacak. Ne kadar iyi öğrenirsem öğreneyim, beynimdeki devreler Alaz'ınkilerden farklı gelişti.

Eğer çocuğunuz yabancı dil öğrensin istiyorsanız, ana dili o dil olan birinden öğrenmesini sağlayın. Benim Almanca öğrenememin nedenlerinden biri de Almancayı İngilizce üzerinden öğreniyor olmak. Çünkü İngilizce bilsem, konuşsam da İngilizce'ye ana dil seviyesinde hakim olmadığımdan ikinci dil üzerinden Almanca öğrenmek kafamı karıştırıyor. Hatta zor geliyor. Bunu Amerikalı bir arkadaşımın çocuklarının okulda Fransızca öğrenememeleri sayesinde fark ettim. Ortaokul seviyesinde Amerika'dan gelip direk devlet okuluna başladıkları için Almanca öğreniyorlar; ama ders programında Fransızca da var ve Fransızcayı 'çok iyi bilmedikleri Almanca' üzerinden öğrendikleri için zorlanıyorlar ve o dili sevmiyorlar. Annesi anlattı ve bana mantıklı geldi.


Gelelim ana dile tekrar... 

İsviçre'de okul yönetimi çocukların kendi ana dillerinin okuluna gitmesi için aileleri teşvik ediyor. Yani haftada bir gün köy okulu misali farklı yaş gruplarından öğrencilerin bulunduğu birçok sınıf var; İtalyanca, Japonca gibi ve Türkçe de onlardan biri. Burada doğup büyümüş genç Türkler ile karşılaşınca ilk şaşırdığım Türkçelerinin çok güzel olmaları. Alamancı dediklerimiz gibi yarı Almanca yarı Türkçe konuşmuyorlar. Ya da benim yarı İngilizce yarı Almanca gibi :) Sorduğumda, bu Türkçe okullarına gitmiş olduklarını duyuyorum hepsinden. O sebeple Alaz'ı haftada 2 saat bu okula gönderip Türkçe yazıp okumasını da sağlayacağım. Tabii daha sonra Beliz'i de.

Ana dilinize iyi bakın, sahip çıkın. Ne kadar Türkiye'ye dönmeyeceğim ne gerek var deseniz de;
  1. İlerde ne olacağını bilmiyoruz, başımıza bir iş gelebilir, ülkeler arası anlaşmalar değişebilir, Türkiye'ye dönmek durumunda kalabiliriz, vs.
  2. Duygusal olarak bize en yakın dil Türkçe yani ana dilimiz. Çocuğumuzla duygularımızı paylaşırken en rahat olduğumuz, bizi tanımlayan dil. Duygusal olarak ana dilde paylaştığımızı, başka dillerde aynı şekilde ifade edemeyiz. O sebeple 'Terapi için bile kendi dilinizi konuşacağınız terapist bulmanız önemli' dedi arkadaşım.
  3. Bir lisan bir insan demişler. Elimizde doğal yoldan çocuğumuza +1 lisan kazandırma ihtimali varken neden bunu geri tepelim?
  4. Kendi ülkesi dışında yaşayan annelere bakın; siz hiç çocuğuna İspanyolca /Japonca /Arapça /Fransızca /Portekizce öğretmeyen anne gördünüz mü?
  5. İleride gün gelir, çocuğumuz büyür ve ergenlikte 'Anne/baba sen neden bana Türkçe öğretmedin?' diye hesap sorabilir. Keşke babaannem şakır şakır konuştuğu Yunancayı babama, babam da bize öğretseymiş.
  6. Araştırmalarda çift dilli (Bilingual) çocuklarda daha gelişmiş nöron bağlantılarının oluştuğu görülmüş. Bu da bilişsel gelişimlerinin daha ileri düzeyde olduğunu gösterir. Bu çocuklar her iki dilin de inceliklerini ve özelliklerini kavrayabilirler; kendini ifade etmede, sözel iletişimde rahatlıkla kullanabilirler. Ayrıca çocuklar erken yaşta yabancı dil aksanlarını daha doğru edinirler; tabii aksanı kimden duyduklarına bağlı.
  7. Türkiye'ye tatile gittiğinizde akrabalar, kuzenler vs ile anlaşırken zorlanmaz. Çocuk parkında diğer çocuklarla oyalanabilir ve sizin eteğinize yapışmaz :)
Evdeki Almanca kitaplar

Evdeki Türkçe kitaplar
Evdeki İngilizce kitaplar

NOT: Bu görüşler, 8 sene Londra'da, 4.5 sene Zürih'te yaşamış, dil öğrenmeye meraklı eşi olan, doğdukları günden beri yabancı diller duymuş iki çocuğun annesi bir kadının, öğrendikleri, yaşadıkları, tecrübeleri ve çevresinde gördüklerinden derledikleridir. Cümlelerim 'kanun hükmünde' değildir, kişiden kişiye değişir. Nitekim oğlumun dile yatkınlığı ile aynı şartlarda büyüyen kızımın dile yatkınlığı oldukça farklıdır.


*** A "native speaker of English" refers to someone who has learned and used English from early childhood. It does not necessarily mean that it is the speaker's only language, but it means it is and has been the primary means of concept formation and communication.

Devamını Oku »

Avusturya, Tirol: Alpina Zillertal Family Hotel


Kış tatilinde tüm Avrupa'nın gözü Avusturya'da oluyor. Kayak otelleri, özellikle çocuk dostu olarak geçen kinderhotel-ler bir önceki yaz sezonunda ayarlanıyor. Sonbaharda en popüler olanlarda yer kalmıyor. Çünkü aile oteli olduğundan oda sayıları da düşük, 50-70 civarında. Bunlardan biri de Alpina Zillertal Family Resort idi. Neyse ki bu kez erken davranıp yerimizi önceden - hatta yazdan- ayarladık.

Geçen haftayı geçirdiğimiz oteli, instagram paylaşımlarından çok merak edenler oldu. Şöyle belirteyim ki, bu bizim dördüncü kinderhotel deneyimimizdi. Diğerleri bu linkte duruyor...

Kinderhotel de nedir? diyorsanız, önce bu yazımı okuyun. Bu oteli diğerlerinden ayıran 9'dan 9'a çocuk bakımının olmasının yanı sıra, kayak pistlerine ulaşımın da kolay olmasıydı. Giderken mecbur bir araç kullanıyorduk, otelin servis aracını; ama dönerken - kırmızı pistte iyiyseniz - dağın tepesinden, 1900+ metreden otelin bahçesine dek kayarak gelmek mümkün.

Spieljoch

Biz 4 aile gittik bu otele. O yüzden de çocuklar bize 0 (=sıfır) sorun çıkardı. Çünkü önceki deneyimimizde Ischgl'da, Beliz kreşte kalmadığından karı-koca kayak yapma şansımız olmamış, kayma süremiz maksimum yarım gün olmuştu. Bu kez gruptaki çocuk sayısı 3-5 arasında olduğundan Beliz kreşte güle oynaya kaldı. Neyse sırayla gideyim:

Otel:

Dediğim gibi, çocuk dostu tam aile oteli. 50 odası, çocuk oyun alanları, restoranı, barı, spası, otoparkı, ücretsiz otel servisi, çamaşır odası, genç oyun alanı, 24 saat nintendo köşesi, şöminesi olan; içki hariç her şey dahil hizmet veren, çalışanların bazısının yer yer asabi çoğunun güler yüzlü olduğu, modern, kaliteli, posh değil, ama ucuz da değil bir otel.

Spieljoch
Dağdan otele ulaşım
Artı sadece kış ve kayak için değil; yazları da açık ve birçok aktivite var. Ayrıntılı bilgi ve rezervasyon için buraya buyrun.

Odalar:

Bizim odamız, 2 çocuk deyince, otomatik olarak ana binada yenilenmiş, ranzalı çocuk odası bulunan, balkonlu, geniş - 40 m2- bir odaydı. Temizdi; ama yatmaktan yatmaya odayı kullandık.


Tek çocuklu arkadaşların odası 25 m2; eski binada ve biraz sıkış tepişmiş. Tabii arada epey fiyat farkı vardı orası ayrı... Yataktan düşmesin diye ek yatağa koruma istedik, biz odaya varmadan takılmıştı. Birimizin çocuğu hastalanıp kustu; anında oda temizlendi ve kusması için kova getirdiler bir de düşünceli düşünceli.

Havuz:

Elbette bir kinderhotel-de olması gerekenlerin başında.
Bir adet aile havuzu bulunuyor; kaydıraklı, açık-kapalı olarak. Yanında da oyuncaklı bebek havuzu var. Asma katta bebek oyun alanı ve çok sıcak olmayan aile saunası bulunuyor. Biz her gün görev gibi kayak ve kek ardından, akşam üzeri bu havuza götürdük çocukları.
Ski holiday Hotel
Alpina Zillertal
Bir de elbette 'sadece yetişkin' havuzu var. O tamamen dışarıya açılıyor; kafamıza kar yağarken yüzdük. Yüzmeye uygun değil tabii; ama içinde jakuzi ve akıntı var ki, 2 metrelik alanda isterseniz bir saat yüzebilirsiniz... 

Çatı katında bulunduğundan müthiş manzarası var. Ayrıca yan kısımda bir adet ufak gym ve spa da bulunuyordu.

Spa & Masaj:

Spa alanı Aquadome kadar büyük olmasa da, birkaç kez gittiğimiz halde hiç kalabalık gelmedi. 3 adet sauna, bir dinlenme odası var. En güzeli de bu alana çocuk yasak. Aramızda o alanda uyuyan ya da toplantı yapan babalar bile vardı! Tabii saunalar 'tamamen çıplak' olarak hizmet verse de, biz Türkler ve Asyalılar bu yasağı deldik.



Alt katta bir de masaj odası bulunuyordu. Biz gittiğimizde yer kalmamıştı. Masajsız tatil yapmam diyenler önceden ayarlamanız önerilir.

Aklıma gelen olumsuz şey; yetişkinler için odada hazır bulunan bornozlar, çocuklar için ek ücrete tabiydi. Havlu vardı gerçi ve bizimkiler genelde mayo ile dolaşmayı tercih ettiler!

Yeme ve İçme:

Kahvaltı, öğle yemeği ve çay saati; açık büfe. Bazı akşamlar, akşam yemeği de açık büfeydi, bazılarında ise ana yemeği seçtik; açık büfeden de salata, çorba, tatlı türü yiyecekler aldık. Gruptaki 8 yetişkin Türk de yemeklere bayıldı; gurmeler, hamileler, çocuklar da elbet!

Aile otelinde yetişkin masası kurmuşuz
Öğle yemeğini biz genelde es geçip (dağda olduğumuzdan) çay saatine yetiştik. Sabah kahvaltısında ise yok yoktu. Normalde Türk kahvaltısını bulamayız; ama burada sebze - meyve sepeti ki kendi sebze suyunu kendin sık mantığı ile, şampanya yanında havyar ve somon ile, gerçek müsli kısaca her şey vardı ve hepsi ücretsiz. Bu yüzden tüm gün kaysak da kilo alıp döndük.

 

Ayrıca otelin iki bölümünde bebekler için Hip açık mutfağı vardı, kahve - çay makinası ve soğuk içeceklere erişim 7/24... Alkollü içkiler ücretli; fiyatlar İsviçre ve Türkiye'den daha uygun!

En sevdiğim başka bir şeyi de kahvaltıda kağıt torbalar ve sandviç sarmak için malzeme bulundurmalarıydı. Otel, 'Yanına yiyecek al' diyor; hani gizli gizli çantaya atmana gerek yok :)

Kreş:

Beliz ve Alaz'ı kreşe götürdüm ilk gün ve birer pasaport gibi form doldurdum; adları, yaşları, konuştuğu diller, alerjisi, varsa ilacı, öğle yemeği, akşam yemeği, kendi girip çıkabilir mi, oda numarası, ebeveyn telefon numarası istediler. Ben onu doldururken ve soru sorarken, görevli kadın 'Merak etmeyin, biz her şeyi hallederiz, siz tatildesiniz' dedi. Gerçekten de o günden sonra 7 gün Beliz'i uyutmak için aldık desem yeri :-)

Kreş yanında kapalı alanda oyun alanı ve bir de top havuzlu gym bulunuyordu çocuklar için. Burada ebeveyn şart değildi; ama çocuklar kreşin sorumluluğunda da değildi.


Beliz'i her sabah kahvaltı ardından kreşe bıraktık; kayak kıyafetlerini de. Onlar giydirdiler, kaydırdılar, öğrettiler, bahçede oynattılar, soydular, elbise giydirdiler, oje sürdüler, öğle yemeği yedirdiler, hayvan barınağına götürdüler, top havuzuna götürdüler, vs... Aslında akşam yemeği de yediriyorlardı; bir gece sadece yetişkinler olarak masada toplandık hatta. Fakat bizimkiler makarna dışında yemek yemediklerinden genelde bizimle yedirip, biz ana yemeğe geçmeden onları akşam kreşine gönderdik. Kreşte akşamları da aktivite vardı; mısırlı sinema gecesi, canlı müzik, sihirbaz gösterisi, elişi gecesi falan. Çocuklar için olduğu kadar ebeveynler için de rüya gibi bir tatildi, diyebilirim...

Kayak Kursları:

Bu otelde kayak kursları ek ücretliydi. İsviçre Arosa'da ücretsiz mesela...

Alaz'ı sabah 8:45'te otel otoparkında kayak okuluna teslim ettik, akşam 16:15'te teslim aldık. İstesek almazdık da, kreştekiler bizim yerimize gidip alıyordu. Biz Türk anası/babası olarak oğlumuzu özlüyorduk! Bazen dağın tepesinde teslim alıp beraber kayıyorduk. Bize öğrendiklerini göstermek istiyordu kerata!

Beliz'e haftada 3 gün, 2'şer saat ders aldırdık otelin kendi bahçesinde. Aslında 5 gün de yapabilirmiş; ama günde iki saatten fazlası yorucu gelir diye düşündüm nedense. Kıyamadım :) 5 günü bitirenlere madalya verdiler, Beliz madalya alamayınca üzüldü. Kreşte ona kağıttan madalya yapmışlar, onu taktı. 'Bir daha her gün gidersin' dedik. En azından madalya için kaymak ister belki...



Alaz ilk kez bir kayak hocasını bu kadar sevdi. Gerçi ailecek hepimiz bayıldık adama. Neşeli, oyuncu, bir de whatsapp grubu kurdu ki, sürekli fotoğraf, video gönderdi. Alaz'ı da öve öve bitiremedi. Yalnız, paralel kayma 12 yaş civarında oturur, diyerek pek ümitlenmememizi söyledi. Yine de Alaz'a kayak derslerini sevdirmesi bile yeter! Kırmızı pistte de kaymışlar. Ne güzel bizim gibi korkak büyümüyorlar; çünkü hepsi oyun onlar için...

Kayak okulu
Alaz'ın grubu ve öğretmeni
Son gün de yarış ve ödül töreni yapıldı. Yani 5 gün kayak kursu + 1 gün yarış (eğlence) şeklindeydi kurs.

Bahçe:

Otelin bahçesinde havuzun yanı sıra, kreşin oyuncaklı alanı, salıncak, zıpzıp, çadır, kaydırak vs içeren çocuk oyun parkı da vardı. Artı, küçükler ve yeni öğrenenler otelin hemen önünde kayak dersi aldılar ve o pist, başka bir halka açık pistle birleşerek upuzun bir kızak rotası önümüze serdi. Hatta son gün dağdan bir kayakçı paraşütle yanımıza indi.



Birkaç alpaca, tavşan ve keçi bulunan hayvan barınağı da vardı bahçede. Son gün hava güneşli olunca kahvelerimizi otelin terasında içtik kar bel boyu olsa da...

Artı:

En güzel artısı çocuk oteli olmasıydı. Kreşteki çalışanlar çok yardımsever, güleryüzlü idiler. Hepsi de tecrübeliydi ve zaten Beliz ile yaşıtları bu yüzden her gün oraya gitmek istediler. Bebekler ve küçük çocuklar için oldukça oyalayıcı ve eğlenceli.

Öte yandan Alaz orada kalmayı kesinlikle istemedi. Onun yerine nintendo oynanılan bölümü tercih etti. Ayrıca bir alan da bilardo, masa tenisi ve bilgisayar oyunları ile gençlere ve hep genç kalanlara ayrılmıştı.

Çocukların yaşından mı yoksa bizim rahatlığımızdan mı bilmiyorum; çocukları pek başıboş bıraktık otelde. Hepimiz, birbirimizden özgürleştik de denebilir. Dış kapıların ve havuz bölümünün açılması için yetişkin gerekiyordu ya da oda anahtarı.

Çamaşır yıkamak için gerekli her şey vardı çamaşır odasında. Kızaklar, bebek arabaları, sırt çantaları da ücretsiz olarak misafirler için veriliyor.

Çocuk, kayak ve aile oteli olduğundan herhalde akşam 9'dan sonra ortalıkta kimseler kalmıyordu. Biz Türkler hariç elbette! Çocukları uyutuyorduk 8-9 arasında ve otel odasındaki telefonu ya da iPhone'dan bebe uygulamasını açıyorduk. Kokteyl ya da çay ve muhabbet için barda, şömine önünde buluşuyorduk. Bir biz bir de barmen ayakta oluyordu zaten! Resepsiyon bile kapalıydı...

Yakın Civarda:

Biz Zürih'ten 4 saate yakın bir araba yolculuğu yaptık Zillertal'a. Innsbruck de oldukça yakın eğer havayolu ulaşımı düşünüyorsanız. Bir aile de Zürih'ten 4 saatlik tren yolculuğu yaptılar.

Hochfügen
Biz kayak için çoğunlukla Spieljoch'a çıktık. Alaz gibi mavi pistten kayabilen çocukları da kayak okulu oraya, 1900+ metreye teleferikle çıkarıyor. Mavi pistlerin yanı sıra dağdan köye inen kırmızı pist,  panoramik trenle çıkılan zirve ve birçok kırmızı ve siyah pistler de bulunuyor.

Bir gün de değişiklik olsun diye arabayla Hochfügen'e gittik ve 2500 metreye dek çıktık. Burası daha popüler, daha kalabalık ve cıstak cıstak. Çocuksuz gittiğimiz için epey verimli kaydık desem de, kalabalıktan ötürü sıra beklediğimiz çok oldu. Harika bir vadi, skiliftlerde popo ısıtma fonksiyonu var, off-pist kayanlar için ise cennet! Zirveden otoparka dek inen mavili kırmızılı pisti 2 kez inmek ve ilk kez pist dışında kayak yapmak oldukça keyifliydi benim için. Kendimi aştım kanyonda epey zorlansam da! Bakınız video!



Kısaca pist sıkıntısı çekmeyeceğiniz bir yer ve Buchau ile karşılaştırınca tek artısı da bu oluyor aslında.

Benim Önerilerim:

Bu yazdıklarım kesinlikle kendi görüşlerim. Otelde misafir edilmedim, indirim de almadım; çünkü o zaman tam anlamıyla tatil olmazdı.

Tüm gün kayak okuluna gidemeyecek kadar küçük çocuklarla (5 yaş ve altı) seyahat ediyorsanız, çocuklu arkadaşlarınızla gitmenizi öneririm. Çocuklar birbirlerini çok güzel oyalıyor. Öte yandan çocuğun biri dağda kayarken/kreşteyken diğeri ile her iki ebeveyn vakit geçirebiliyor.



Önerir miyim? Kesinlikle evet. Çocuklar beğendi mi? Kesinlikle evet!

Ne yazık ki civardaki en tuzlu otellerden biri olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim! Buna rağmen 10 senedir her sene ailesiyle Almanya'dan, Hollanda'dan gelen aileler var...

Alpler'deki en iyi 10 çocuk dostu otel için bu yazıma bakmayı da unutmayın...

Otelle ilgili videolara, Instagram hikayelerinden ulaşabilirsiniz. Kayak, kayak dersleri ve pistler ile ilgili video da aşağıda:



Not: Tüm fotoğraflar bana ya da arkadaşlarıma aittir. Lütfen izinsiz kullanmayınız. 

Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan