Sea Life Akvaryum - Londra


Avrupa'nın en büyük akvaryumlarından biri kabul edilen, Southbank'te Thames Nehri'nin kıyısında yeralan Sea Life London Aquarium'a gitmemiştik geçen aya dek. Belki de Alaz doğsun, büyüsün diye beklemişiz kimbilir?


Genelde uzun bir sıra olur önünde. Biz de Pazar sabahı o sırada beklememek için biraz erken çıktık yola. Gene de en az 15 dakika beklemişizdir Charles Darwin ve Harrison Ford (Indiana Jones) mumyalarıyla birlikte. Sabırsız bir çocukla dakikalar bazen geçmiyor sıra beklerken tahmin ederseniz.

Bileti kontrol ettikten sonra adımımızı içeri attığımız an, camdan dev bir köpek balığı tankının üzerinde yürüyor olduğumuzu farkettik. Alaz normalde balıklara bayıldığı için (hem sever hem yer) korkması ihtimali aklımıza gelmedi. Elbette etraftaki sevinç ve hayret tepkilerini, her yaş çocuktan çıkan farklı sesleri duyunca, altımızdaki cama ayağını bile basmayan Alaz'ın ödü patladı.
Kendisini sakinleştirmeye çalışsak da, ortam loş ve kalabalık olduğundan pek başarılı olamadık. Şansına ilk bölüm hep iri balıklardan oluşmaktaydı. Üzeri açık dev havuzdan bakarken kafasını sudan dışarı çıkarmış dev bir vatoz balığı üzerimize doğru gelince çığlık çığlığa ağladı.

O bölümden koşarcasına kaçıp denizanalarının bulunduğu yere geldik. 'Jellyfish jellyfish, bak bundan korkmuyorum' diyordu zavallım. Sene başında gittiğimiz Horniman Müzesi'nin akvaryumunda hiç korkmamıştı, dedesinin denizden tuttuğu balıkları ellemeye çalışırdı. O yüzden akvaryuma gitmek, kavanozunu doldurduğu için bir ödül sanıyorduk.

Yosunlar, deniz anaları, deniz yıldızları ve mercanlar bölümünde biraz rahatlasa da gene stres yaptığı belliydi. Deniz yıldızını tanıtan görevli, ellemek isteyip istemediğini sordu. Cevabı kesinlikle hayırdı. Hatta babası ve ben cici cici diyerek sevdik bir güzel, birşey olmadığını görsün diye.
Malesef o dev büyük balık içeren tanklar sık sık karşımıza çıktılar. Vatoz balıkları da! Onları gördüğü an geri geri kaçıyordu.

Üzerinden geçtiğimiz tankın altındaki bir tünelden geçecektik. Rengarenk balıkların yanı sıra köpek balıkları ve vatozlar da vardı. Herkes uzun uzun bakarken, biz hızlı adımlarla o bölümü de geçiştirdik. Bir babasının bir benim kucağımıza gelmek istiyordu. Sürekli de konuşuyordu. Akvaryumun ilk bölümlerinin korkunç ve büyük balıklardan oluşması ne büyük talihsizlikti...

Bir sonraki bölüm tropik denizlerdi. Küçük, renkli, resiflerde yaşayan balıklar vardı. Nihayet Alaz tehlike olmadığını görüp kucağımızdan inmeyi kabul etti.
O karmaşada isimlerini not almayı bile unuttum. Yandaki sarı balık ne kadar da ilginç değil mi?

Sonunda akvaryumun kenarına yaklaşmayı başardı. Beraber Kayıp Balık Nemo'daki turuncu balığı (clown fish) arıyorduk resimde. Tropikal denizlerde sıkça görülen bu balık cinsinde iriler dişi, küçükler erkek.

Bundan sonraki bölüm daha renkli, daha küçük balıklardan oluşmaktaydı. Girişi buradan yapma imkanımız olsaydı belki de Alaz hiç korkmayacaktı?
Alaz'ın sakinleşmesiyle balıklar hakkındaki bilgileri de okuyabildim. Sağdaki resimde aslan balığı (Lionfish) görülüyor. 15 sene ömürleri var ve genelde Pasifik Okyanusu'nda yaşıyorlar.

Nihayet bölüm sonunda gene geldik dev tankın önüne. Alaz bu kez daha sakindi. Köpekbalıklarının çocuklara nasıl yardım ettiğini anlatan bir hikaye uydurdu babası. Sonra balıklara hoşçakal diyerek bir üst kata çıktık. Bir kattan diğerine geçerken asansör veya merdiven kullanılıyor ve o kısımda tuvaletler de yeralıyor.


Deniz atları her zamanki zerafetleriyle salınıyorlardı suda. Çocukların da en çok ilgisini çeken yerlerden biriydi masumiyetlerinden olsa gerek. Bebeklerini babaların taşıdığı ve doğurduğu tek canlı. Dişi ve erkek dans ediyorlar ve dişi yumurtalarını erkeğin kesesine bırakıyor. 2-3 hafta sonra da yumurtalar olgunlaşıp doğuyor.

Tropik yağmur ormanları bölümü de Alaz'ın hoşuna gitti etrafta büyük balıklar olmadığından. Gerçi yüzen kaplumbağalara pek yanaşmak istemedi. Timsah da kıyıda uyukluyordu, pek ilgisini çekmedi o yüzden. Yoksa korkma ihtimali vardı.


Yeşil deniz kaplumbağaları deniz altında 5 saat kesintisiz kalabiliyormuş. Bunu gerçekleştirmenin bedeli kalp atışlarının yavaşlaması. Öyle zamanlarda kalpleri 9 dakikada bir atıyormuş.

Derken birden bire ortalık soğumaya başladı. Ceketlerimizi giydik buzdan duvarlar arasında ilerlerken. Gezinirken çocukların ilgisini çekmeye yönelik değişik araçlar bulunuyordu ara ara. Alaz'ın da kendine güveni gelmişti artık gezinin sonuna yaklaşırken.

Penguenlerin bulunduğu kısımda ön tarafa geçmek için bir süre bekledik. Öyle hareketliler ki doğru düzgün bir poz yakalayamadım. Sürekli karaya çıkıp suya atlıyorlardı. Arada biri yakına gelip bakıyor, sonra dalışa geçiyordu.
Gentoo penguenleri, Antarktika'da (güney kutup) yaşarmış. 170 metreye dalabilir, saatte 36 kilometre hızla yüzebilirlermiş. Biliyorum bazıları yazık bu hayvanlar kendi evlerinden koparılıp getirilmiş diyecek; ama aksi takdirde nasıl görebilirdik bunları? Görmeden çocuklarımızın ilgisini nasıl çekerdi ki ilerde okuyup bilim adamı olsunlar?
Son bölümde çocuklar için bir alan hazırlanmış. Dev bir akvaryum, aşağıda Alaz içine girmiş görünüyor, kocaman oyuncak deniz yıldızları falan bulunuyor. Alaz'ı bu akvaryumdan çıkarmamız epey vakit aldı.


Hediyelik eşya bölümünden bir avuç dolusu minik deniz canlısı aldık. İçlerinde vatoz, köpek balığı, penguen, deniz aslanı, su kaplumbağası falan da bulunuyor. Özellikle vatoz balığını eline alıp günlerce yanından ayırmadı. Sürekli de 'Ben senden çok korktum motoz balii' ya da 'Motoz baliindan birazcık korktum ama ben' diyerek her gördüğüne gösterdi, anlattı. Hala da arada bir onu arıyor özellikle. Umarım kalıcı bir hasar yaratmadık üzerinde!

Not: Akvaryum çıkışında bir kafe var. Ben yanımda getirdiğim atıştırmalıklardan gezi boyunca verdim Alaz'a. 3 yaş altı için giriş ücretsiz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder