İzmir; Alsancak ve Kordon...



İzmir

İzmir’de gözlerimi açtım dünyaya. Bu sebeple her zaman doğuştan itibaren kendimi şanslı hissetmişimdir. Doğduğum gün ise, Türkiye’nin diğer büyük şehirleri İstanbul ve Ankara kana bulanmış politik sebeplerden ötürü. Bu da içimde bir hüzün doğum günümü kutlarken.

İlk senem Karataş’ın yokuşlu sokaklarında bir apartman dairesinde geçmiş. Sonra Göztepe’de yaşamışız pek hatırlamıyorum o zamanı. İlkokul ikinci sınıfa dek Balçova’daydık. Balçova Lisesi’nin karşısındaki sokakta. İki yüksek apartman aradaki dar sokağı gölgelerdi ve biz sabahtan akşama dek o sokakta oynardık. Bir de baharda, her apartman sakini bir kova su çıkarırdı evinden tüm sokağı köpüklü sularla yıkarlardı. Biz çocuklara şenlikti. Hala yaparlar mı acaba?

İlkokul ikinci sınıfın ikinci sömestresinde bu kez denize yakın, düz sokaklarına taşındık Karataş’ın. Üniversite için İstanbul’a gidene dek, 17.5 yaşıma dek o sokakta yaşadık.

Alsancak

Ailecek çok sık olmasa da giderdik Alsancak’a. İzmir’in en zenginleri orada yaşardı, körfez manzaralı apartman dairelerinde. Gün batımı güzel olurdu; ama biz çocukken en çok Efes Pastanesi’nin dondurması Sunday yemeyi ve İzmir Fuarı’na gitmeyi severdik kardeşimle. Babam Amerikan Pazarı’nda turlamayı, annem alışveriş yapmayı tercih ederdi. O sırada biz ne yapardık hatırlamıyorum. Sıkılırdık belki?

Fen Liselerine hazırlık için beni Alsancak Tren Garı’na yakın bir dershaneye yazdırdılar. O hafta sonlarından nefret ederdim. Herkes, kızkardeşim dahil, ailesiyle gezerken ben bir sınıfta tüm hafta sonumu geçirirdim. Hiç sevmedim orayı. Zorla gittim. Okulda takdir belgesi alırken, dershanenin en kötü öğrencilerindendim. Hafta sonları bir de askerler izne çıkarlardı. Yalnızsan kesin laf atarlardı. Belki bu sebeple de sevmezdim Pazar günleri dersaneye gitmeyi.

Lise dönemlerinde Fil Pizza’yı keşfettim, arkadaşlarımla ve annemle giderdik. Ardından alışveriş yapardık mağazalardan. Loft açıldı diye para biriktirdiğimi hatırlarım. Sonra Sevinç Pastanesi ve Kıbrıs Şehitleri’nde turlamak önemliydi. McDonalds ve Burger King de açıldı hatta o aralar. Fakat iş yapamadığı için kapanmıştı diye biliyorum.

İzmir’in sıcaklarının bizi bunaltmadığı yaşlardı o zamanlar… Her mezuniyet yemeğinin Efes Oteli’nde yağıldığı zamanlar.

İzmir, Alsancak Mask Müzesi
Sonra araya başka şehirler girdi, başka yerler. Ailemiz İzmir dışında, sakin yerlere taşındı biz üniversiteye gittikten sonra. Fakat, güzel tesadüf ki koskoca İstanbul’da bir sene iş arayıp da gönlüme göre bulamadıktan sonra İzmir’de buldum ilk işimi. Ofis de Alsancak’taydı ilk zamanlar. Sonra belediyeye yakın olsun diye, Saat Kulesi’nin çaprazında bir binaya taşındı Konak’ta. Babamın yıllar önce çalıştığı binada ben çalışıyordum. Sabahları babaannemin Karataş’taki evinden yürüyerek işe gidiyordum. Tıpkı babamın biz çocukken Karataş’ta otururken işine gittiği gibi. Eve dönerken, onun gibi, çingenelerden nergis çiçekleri aldığım da oluyordu. Sabahları bazen boyoz, bazen kumru genelde gevrek alıyordum iş yerindeki ilk çayın yanına.

Sonraki sene İstanbul’da iş buldum ve kopamadığım İzmir’den kopamadığım İstanbul’a geri döndüm. Ondan sonra birkaç yılda bir uğradığım bir şehir oldu İzmir; ama hala kalbimin en güzel yerinde durur. Sıcakları artık bunaltır; ama Lodos, İmbat esti mi dayanılır ki genelde de eser zaten.

Geçen yaz bu zamanlar; annem, kızkardeşim ve çocuklar ev tuttuk Alsancak’ta. Airbnb’den. Annem önce ‘Hiç İzmir’de ev tutulur mu? O evler ne amaçlı kullanılıyor, cıkcıkcık' dese de sonunda gördü ve anladı. Kadın haklı, 20 sene önce belki o evler başka amaçla kullanılırdı...

Kordon

İzmir’de o birkaç gün boyunca ne yaptık biliyor musunuz? Yedik, içtik ve sevdiklerimizi gördük. Kordon boyunca dizili kafelere girdik. Gün batımında bira içtik, yanına ikram çerez geldi hep.
Efes ve Sevinç pastanelerine uğradık. Gece annemi ve çocukları yatırıp, müzik seslerine kapılıp abla-kardeş birkaç adım ötedeki eski Rum evlerinden oluşan barlar sokağına kaçtık.

Bir de akşamları çocukları Kordon sahiline yapılmış kocaman çocuk parkına götürdük. Bizim Alaz coşuyordu; ‘Anne herkes Türkçe konuşuyor, hava karanlık ve çocukların hepsi parkta’ diye şaşıyordu her akşam. ‘Evet, yavrum Türk çocukları akşamları ortaya çıkarlar’ diyordum. N’apsın çocuklar güneşin altında kaydıraktan kayıcam, salıncağa binicem diye etleri mi kavrulsun?

Her hakkı bana ait! Bir de babasına...
Biz de çocukken yaz tatili geldi mi annem öğlenleri zorla yatırırdı. O uyuyakalınca kardeşimle ben gizli gizli, sessizce kalkar televizyonu açardık. Belki duyardı da ses etmezdi; çünkü anne olunca anladım. Keşke benimkiler de kendilerine televizyon açmayı öğrenseler diyorum bazen. Akşamları da hava kararana dek sokakta oynardık, çocuk parkına ihtiyaç bile duymazdık. Yoktu da zaten. Bir de sahile giderdik, Karataş Lisesi’nin ardındaki. Orada sözde yürüyüş yapar, bazen olta ile balık tutar, oturur çiğdem çitler ya da koştururduk gece yarılarına dek!

İzmir Kordon çocuk oyun parkı

İzmir Kordon çocuk oyun parkı
Park müdavimleri

Alsancak Kordon

Velhasıl kelam, benim İzmir’im böyle güzeldi. Umarım her çocuğun böyle güzel şehirleri olur özlemle anacağı...

Çocuklar uyurkene...

2 yorum :

  1. ne güzel anlatmışsınız.. doğma,büyüme İzmirliyim ve 31 senedir iş anlamında da İzmir dışına çıkmamak için çok direndim ama İzmir hep iyi'kim
    iyi ki izmir gibi bir yerde oğlumu büyütme şansına sahibim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler yorumunuz için. Siz de oğlunuz da gerçekten çok şanslısınız :)
      Sevgiler... Memlekete...

      Sil