Konuk Yazar: Çocukla Letonya ve Başkent Riga

Aşağıdaki yazı, daha önce de konuk yazar olan Özge tarafından hazırlandı. 3 yaşındaki kızı ile annelik ve gezi maceralarını http://gezentiailesi.com/ bulabilirsiniz.

---

Takvimler baharı göstermeye başlamış, Mart ayı gelmiş. Canım yurdumun sıcak illerinde ağaçlar çiçek bile açmaya başlamışken biz ne yaptık? Bu yıl kış mevsiminin karakış dediğimiz kısmını Ege’de geçirdiğimizden olsa gerek kar-kış istihkakımızı tamamlayalım bari dedik ve kalktık Riga’ya gittik. Hatta taa buralara kadar gelmişken bir gün bir gece masal şehir Tallin’e de gitmeyi başardık.

Riga, Baltık ülkelerinden Letonya’nın başkenti. Yaklaşık 2 milyonluk nüfusu olan bir ülke olarak küçük, sıcak ve sevimli … demek isterdim ama diyemiyorum. Çünkü küçük ve sevimli olduğu doğru ancak kesinlikle sıcak değil!! Ama soğuk da gezmeye engel değil! Zaten gezenti ruhu varsa içinizde hiçbir şey engel değil. Gezmek istiyorsanız 20 derecelik canım Ege’den -5 dereceye hem de 3 yaşındaki bir çocukla gidersiniz. Ben yaptım; hasta olmadan ve (seyahatimiz öncesinde pek çok kişi hasta edeceğimi iddia etse de) çocuğu hasta etmeden döndüm! 

Evimizin yolu
Letonya Seyahatine Hazırlık

Riga maceralarına geçmeden yolculuk ve hazırlanma sürecinden biraz bahsetmek isterim. Zira seyahatin çok önemli bir kısmını oluşturur hazırlık kısmı. Eğer çocukluysanız hava durumu ve kalacağınız yerin fiziki şartları ile konumu hazırlık aşamasında hayati önem taşır. Çünkü çocukla seyahat dünyanın en uslu çocuğu da olsa sürprizlerle doludur, her türlü sürprize karşı hazırlıklı olmalısınız. Hem kafa olarak hem de teçhizat bakımından. Hele Riga gibi iklim olarak daha zor koşulları olan bir yere gidiyorsanız hazırlığınız mükemmele yakın olmalı.

Riga seyahatimizin kesinleştiği tarihten itibaren araştırmalarıma başladım: Riga’da iki mevsim yaşanır: beyaz kış ve yeşil kış. Temmuzda bile 20 dereceyi pek görmeyen bir şehir Mart ayının başında karlı, buzlu ve soğuk olur haliyle. Bizim 3 yaş hatunu ve ben yollara revan olduk. Türkiye’de kalın mantoları rafa kaldırmıştık ama ben tüm yolculuk boyunca Riga Havaalanına iner inmez giymemiz gerekeceğinden hem kendimin hem de kızımın mantosunu sırt çantamda taşımak zorunda kaldım. Üstelik o çantada sadece mantolar yoktu! Mantolar, atkı, bere ve eldivenler, kızımın suluğu, atıştırmalık sandviç, simit, elma, boyama kitabı, boya kalemleri, pasaportlarımız ve cüzdanım da vardı. Analık, hatta gezenti analık, insanı dar alanlara maksimum eşya sığdırma konusunda uzmanlık seviyesine yükseltiyor.

3 yaşını doldurmuş bir çocukla seyahatin keyfi ayrı oluyormuş. Seyahat etmeye alışmış, kuralları bilen bir küçük çocuğa dönüşmüş bizim kız. Mutluyum. Zira kendisiyle yaptığımız ne seyahatler vardı ki dillere destan.. Koridorlarda emeklediği, koltukların altına girdiği…Geldiğimiz nokta göz yaşartıcı.

Riga'da...
Bizi havaalanında eşimle birlikte hayatımda daha önce görmediğim soğuk ve sert bir rüzgar karşıladı. Kuzey kutbu rüzgarlarıymış ve Mart ayı ortasında bitiyormuş. Kaldığımız eve kendimizi attığımızda ilk iş olarak küçük hatunu uyuttum. Kendisi uyku saati çoktan geçmiş, aşırı yorgunluktan hiperaktif noktaya gelmiş ve bizi çileden çıkarma noktasına getirmeyi başarmıştı. Uçuş saatlerini mümkün mertebe çocukların uyku saatine göre ayarlamakta fayda var. Zira yorgun ve uykusuz, mazallah karnı da açsa çocuğunuzu tanıyamayabilirsiniz.

Ertesi gün Riga şehir turlarına başladık. Hepimiz alt- üst termal içliklerimizi giydik. Baltık ülkeleri ya da diğer Kuzey Avrupa ülkelerinden birine bu mevsimlerde gidecekseniz birer takım termal içlik edinin muhakkak. Eldiven, atkı ve beresiz de olmaz tabii ki. Bizim kız bere ve eldiven takmamakta çok direndi ama Riga’nın soğuğunu bile aratan Tallinn’de kendisi takmayı istedi.

Riga şehir gezimizin ikinci günü de kendimizi Riga yollarına vurduk. Riga küçük bir şehir olduğundan ulaşım hem çok kolay hem de mesafeler oldukça kısa. Toplu taşım ağırlıklı olarak tramvaylarla ve otobüsle sağlanıyor. Bizim evimizin güzergahı tramvaya daha uygun olduğundan havaalanı - ev arası hariç hiç otobüs kullanmadık. Tramvay kullanabilmek için tramvayların içindeki biletmatiklerden bilet alıyorsunuz ve sayaçlara okutuyorsunuz. Bilet kontrolü Riga’da çok sıkı. Aman dikkat edin, para cezası var. 

İlk günkü şehir gezisinden: Riga’nın simgesi, Üç biraderlerin evi
İlk durağımız Letonya İşgal Müzesi (Museum of the Occupation of Latvia) Giriş halka açık. Zaten çok büyük bir müze değil ama Rus (SSCB) işgalinin oldukça dramatik bir içimde anlatıldığı videoları izleyebileceğiniz gibi o dönemi yaşamış kişilere, askerlere ve mahkumlara ait objeleri de görebilirsiniz. 

Şehir merkezindeki donmuş kanal. 
Letonya, bağımsızlığını 1992 yılında ilan etmiş oldukça genç bir ülke aslında. Avrupa Birliği’ne, Nato’ya ve Birleşmiş milletlere de üye olmuş, sokak ve şehir hayatı bakımından bu oluşumlara da oldukça çabuk uyum sağlamış bir ülke imajına sahip. Tabii her yerde eski SSCB’nin izlerini görmek mümkün. Müzeyi gezerken öğrendiğim bir bilgiyi de paylaşmak isterim: Letonya, Estonya ve Litvanya bağımsızlık mücadelelerini sürdürürlerken 23 Ağustos 1989 günü bu üç ülkenin başkentinden (Riga, Tallin ve Vilnius) yaklaşık 2 milyon insan, el ele tutuşarak Baltık Yolu, Baltık Zinciri ya da Özgürlük Zinciri adlarıyla bilinen tarihin en uzun insan zincirinin yaratıldığı bir protesto gösterisine imza atmışlar. Zaten söz konusu eylemden kısa bir süre sonra da bağımsızlıklarını ilan etmişler. O gün bugündür de bu 3 ülke birlik beraberlik içinde birbirlerine destek olarak bu soğuk coğrafyada geçinip gidiyorlar güzel güzel.

Müze içerisinde hatta müzenin tamamına hakim bir noktada çocuk oyun masası, boya kalemleri ve boyama sayfaları ile birkaç da oyuncak var. Böylelikle miniğiniz oyalanırken siz de rahat rahat geziyorsunuz.


Letonya-Riga tecrübemde şunu fark ettim; çocukların da toplumda var olduğu unutulmamış, en azından bir oyun masası boya kalemi ve boyama sayfaları var hemen her yerde. Bankalarda, uzun vakit geçirilen mağazalarda, sinema salonlarının bekleme bölümünde vs. bu oyun – boyama masalarını görmek mümkün. Hatta Riga'nın temel toplu ulaşım aracı olan tramvaylarda bile ekranlarda çizgi film gösteriliyor. Bu anlamda çocuk dostu bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Soğuktan kaybettiklerini buradan kazanıyorlar benim gözümde.

İkinci durağımız Rus Ortodoks Kilisesi. Oldukça şatafatlı bir görüntüsü var. Onlarca kilise, bazilika gördüm ama itiraf etmeliyim ki bu kadar güzel, her santimetrekaresi sanat eseri olan bir kilise görmemiştim. Güzelliği karşısında büyülendim.



Bir sonraki gün pırıl pırıl parlayan güneşi görünce Daugava Nehri’ni görmeye gittik. Bu nehir şehri modern iş merkezlerinin olduğu bölge ile Old Town tarihi ve turistik bölgesini net şekilde ayırıyor. Normalde kışın nehir donuyormuş ama artık Mart ortası olduğundan erimişti. İlk gün donmuş halde fotoğrafladığım kanalın eriyip içinde ördeklerin yüzdüğünü görmek güzeldi.

Riga Old Town’da hemen hemen tüm tarihi ve turistik mekanlar yürüme mesafesinde.

Letonya Bağımsızlık Savaşında ölen askerler anısına 1935’de dikilen Özgürlük Anıtı da bulunuyor. Letonya savaş müzesinin himayesindeki Powder Tower 1330 yılında inşa edilmiş ve savaş yıllarında barut deposu olarak kullanılmış.





C:\Users\Grundig\Desktop\FOTO FOTO\Letonya- Riga\BLOG\Letonya- Riga- Old Town- St peter Bazilikası.jpg





Old Town’da ziyaret edilecek yerlerden biri de St. Peter Bazilikası.

Daugava Nehri üzerinde yürümek için yola koyulduğumuzda hava bulutlanmaya ve soğumaya başlamıştı ama motivasyonumuzu kaybetmedik. Daugava’yı köprünün üzerinden uzun uzun seyre daldık. İnandınız mı? Evet köprüye çıktık ama karşıya geçemedik çünkü otomobillerin vızır vızır geçtiği bu köprüde yanımızda şuursuzca bir oraya bir buraya koşan ve el tutmayan bir 3 yaş çocuğu vardı!! Bir iki fotoğraf çektik sadece.



Jelgava...

Dönüşten önceki Riga’da son günümüzde sabah yine pencereden göz kırpan güneşi görünce Riga’ya otomobil ile 45 dk uzaklıkta bulunan Jelgava şehrine gitmeye karar verdik. 4+4 saatlik gidiş dönüş Tallin gezimizden sonra 45+45 dakika bizim kız ile su gibi akar giderdi. Riga Otogar’dan kısa aralıklarla Jelgava’ya giden minibüsler ile Jelgava otogarına gidebilirsiniz. Yolda bolca kasaba göreceksiniz. Büyük çatıların altında kimi ahşap kimi kiremitten, kimi taştan masal kitabından çıkmış gibi evler yol boyunca size eşlik ediyor.

Jelgava, Letonya’nın en büyük 4. kenti. Nüfusu 150.000 civarında. Bana göre hafta sonları ailece gelinebilecek bir mesire şehri. İçinden bir nehir geçiyor, etrafında yerel tatların pişirildiği restoranlar ve cafeler var. Çocuk parkları, geniş çim alanlar…

Bu Rum Ortodoks Kilisesi’de Jelgava’da.



Sevgili eşim Letonya’ya bizden daha önce, hem de kış soğuklarının oldukça hissedilir olduğu bir dönemde gittiğinden her yıl bu şehirde gerçekleştirilen Uluslararası Buz Heykel Festivali’ne (International Ice Sculpture Festival) iştirak edebilme şansına sahip oldu. Şubat ayında Letonya’da böyle ilginç bir festival var. Bu festival kapsamında çeşitli konserler ve gösteriler düzenleniyor, hatta çocuklar için de ayrı ve oldukça da kapsamlı gösteriler de vardı bu yılki festival programında.

19. Uluslararası Buz Heykel Festivali
Yeme-İçme

Peki Riga’da ne yedik ne içtik? Meşhur Borsh çorbaları ile bir öğünü geçirdik bir kere. Hem posiyonları çok büyük hem de çorba gerçekten doyurucu, lezzetli ve besleyici. Sadece Borsh değil onlarca çeşit yerel çorba var. Mutfakları pek zengin sayılmaz. Pancar, havuç, patates, kırmızı lahana, balık ve ekmek olarak özetleyebilirim. Ekmek konusunda kendilerin aşmışlar; onlarca farklı çeşit ekmeklerinden muhakkak alın yiyin, hediye olarak Türkiye’ye getirin.

Şimdi 1,5 milyonluk bu küçük Baltık Ülkesi Letonya’nın başkenti Riga’ya çocukla gelince ‘neler yapmak neler yapmamak lazım?' gibi sorulara yanıt verecek notları paylaşma zamanı:
  1. Termal içlik şart. 
  2. Bize mantolarımız yeterli geldi ama daha soğuk bir zamanda gidecekseniz Letonlar gibi çocuklarınıza kayak elbiselerine benzer kıyafetlerden alabilirsiniz bence. Hem kara düştü ıslandı derdi de olmaz. 
  3. Hava soğuk. Nemlendirici krem alın. Hem çocuk hem kendiniz için. 
  4. Termoslu suluk olursa çocuk için iyi olur. Ben atlamışım, pişmanım. 
  5. Basit soğuk algınlığı ilaçlarınızı yanınıza alın. Ateş düşürücü zaten hepimizin seyahat çantasının demirbaşı. 
  6. Çocukların hem içini ısıtacak hem de enerji verecek atıştırmalıklar her daim yanınızda bulunsun.
  7. Letonya mutfağı pek ilgisini çekmeyebilir. Makarna her daim imdadınıza yetişir☺
Soğuk demeyin, uzak demeyin gidin. Çocuğum var bahanesinin arkasına da saklanmayın. Minicik bebeklerini pusetlere yatırmış sabah yürüyüşü yapan kadınlarla doluydu Riga. Oralara kadar gitmişken kardeş şehirler Tallinn ve Vilnius’u da görmeden dönmeyin.

Sevgiler,
Özge!

Diğer konuk yazılar için buraya bakınız...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder