Davos, Klosters Tatili



Derler ki, ‘Anne ve baba, günü, biri birinden daha güzel kayak pistlerinde geçirdiyse ve akşam olduğu halde çocuklar eve dönmek istemiyorlarsa, demek ki bu aile tüm günü nefesleri kesen Madrisa’nın güneşli terasında geçirmiş.’

Davos ve Klosters bölgesini kısaca anlattığım yazımı okuduysanız gelelim bizim maceramıza.

İlk etap tren çocuklarla yolculuğu

7 ay ve 79 yaş arasında 6 çocuk ve 10 yetişkin içeren aile buluşması, büyük emekler harcanarak Klosters’ta gerçekleşti. Kayak için 35 senedir Klosters'ı mesken tutan Prens Charles ve ailesi gibi olduk :)

Bir ay öncesinden yer bulmak bile zor oldu bölgedeki otellerde. Hem kalabalıktık; hem de kayak sezonu olduğundan hafta sonları oteller doluydu. Sonunda Klosters Dorf’ta Hotel Kurhaus’da 5 oda bulabildik. Hafta sonunu en iyi şekilde değerlendirmek için Cuma akşamından hepimiz oradaydık.

Herkes hazırlandı ve yemeğe Kurhaus otelin kardeş oteli Hotel Sport’a 15 dakika yürüdük ışıl ışıl parlayan yıldızlar altında. Ne zamandır yıldızların bu kadar yakın olduğunu görmemiştim. Çocuklar ve büyükler gökyüzünden gözümüzü alamadık karlı patikalarda ilerlerken. Yıldız bile kaydı! Gecenin en güzel anıydı desem yeridir...

Kayak, Kızak vs.


Dağ ekibi hazır!

Ertesi sabah kahvaltı ardından otelin yakınındaki teleferik ile Madrisa’ya çıktık. Kimi kayak yaptı, kimi kızak kaydı, kimi yürüyüş yaptı. Biz de yürüyüş grubundaydık. Muhteşem bir güneş vardı tepede. Hava nefisti. Madrisa kayak öğrenen, kızak kayan çocuklar için ise cennet.

Öğle vakti Alaz’a özel ders ayarladığımızdan yürüyüşten ayrıldık. Teleferik istasyonunun bulunduğu geniş teraslı restoranda - Madrisa Alp-, hem de açık havada yemek yedik. Alaz ders alırken onu rahatlıkla izleyebiliyorduk oturduğumuz yerden. Beliz, önce babasıyla sonra benimle kızak kaydı iki saat boyunca. Sonunda uykusu gelince ve kucağımda uyuyunca restoran terasındaki masalardan birine yatırdık 7 aylık kuzeniyle birlikte.

Kızakçılar

Alaz, 1e1 ders alması sonucu kayağı nihayet sevmişti. Çek asıllı kayak öğretmenini de. Ertesi güne de kuzeniyle ona ders ayarladık. Kızak ve kayak dolu gün ardından akşam üzeri, çay içip dinlenmek üzere otele döndük.

Alaz derste

Pazar sabahı oteldeki kahvaltı ardından Davos Klosters Guest Card ile ücretsiz trenlerden birine atlayıp Davos’a gittik. Yaklaşık 20 dakika süren müthiş manzaralara sahip bir tren yolculuğu bu. Kendimizi trenin bir sağ tarafına bir sol tarafına attık manzara kaçırmamak için.

Davos şehir merkezinden

Davos, bir şehir. Merkezinde restoranlar, bankalar, mağazalar ve kafeler var. Şehir içinden raylı sistem ile dağlara çıkmak mümkün. Zaten yapılacak tek şey de o...

Biz çok fazla vakit geçiremeden Klosters'a yine trenle geri döndük ve Alaz’ın kayak dersi için Madrisa’ya çıktık. O gün muhteşem güzeldi. Ceket bile giymeye gerek duymadık dağda. Alaz yine 1e1 ders sayesinde kendi başına kaymaya başladı. Dönebiliyordu bile!

Klosters - Davos tren yolculuğu

Beliz ise kızaktan inmedi. Sonunda yine masa üzerinde uyuyakaldı. Biz odamızı boşalttığımızdan son teleferiğe dek, saat 17:00’de, terasta takıldık. Alaz’ın dersi bitti; ama çikolata molası ardından kendi başına kaymaya devam etti. Ben de uyuyan Beliz’in başında terastan gün batımını izledim. Sahildeki gün batımına bayılırım; hani kalabalık dağılır hava hafiften esmeye başlar. Dağdaki de aynıymış. Kalabalık dağıldı, kuş sesleri ve yüzümüze vuran kızıllık kaldı geride.

Uyuyan güzel...


Otel hakkında;


İlk hazırlananın diğerlerini beklediği kitap köşesi

Kurhaus çok şirin bir otel. Modern değil; ama sevimli. Aile odalarında ya ranza vardı ya da çatı katı olduğundan boyu 1,5 metreyi aşanların ayakta duramadığı iki yataklı mini oda. Çocuklar ba-yıl-dı-lar. Beliz bile! Odalar ses geçiriyordu. Özellikle çocukların seslerini! Neyse ki hepimiz tanıdıktık.

Aile odasındaki çocuk odası

Otelin resepsiyonu sadece belirli saatlerde açık. Akşam üzeri barın dolabından soğuk içecek alabiliyor, çay veya kahve yapabiliyorduk. Her bir içtiğimizi de not ediyorduk. Kural buydu; tam Swiss… Çocuklar bile her içtiklerini yazdılar tek tek. Sistem bazen kendi kendine de işliyor buralarda. Bazı köylerde bakkallar var; çalışan yok. Dilediğinizi alıp ücretini kumbaraya atıyorsunuz mesela. Adam adama güveniyor.

Bir dolap kitap ve oyun

Kahvaltı, oda ücretine dahil. Tipik Avrupa kahvaltısı (continental breakfast) yanında müsli, peynir ve haşlanmış yumurta da açık büfede vardı.

Otel lobisinde bir de kocaman dolap var. İçi kutu kutu oyuncak ve kitap dolu. İkinci akşam farkettiğimizden çocuklar oyuna doyamadılar...

Yemekler;


İkinci akşam yemeği - Fotoğrafın her hakkı saklıdır!

İlk akşam Sports Hotel’in restoranına gittik. Uzun bir masada, salonun sonunda çoluk çocuk oldukça rahat ettik. Çocuk menüsü de vardı. Çoğumuz ‘Geschnetzeltes Kalbfleisch -Zürcher Art-’ denilen dana etli, mantarlı, kremalı ve şarap soslu yanında rösti (Swiss stili patates) ve haşlanmış sebze ile servis edilen geleneksel bir İsviçre yemeği yedik.

İkinci akşam çocuklardan birinin doğum günüydü aynı zamanda. Tam bir İsviçre kır köşküydü gittiğimiz mekan. Çocuklara ayrı masa hazırlanmıştı. Yemekler nefisti. Doğum günü pastası bile. O gece de Cafe de Paris soslu antrikot ile bu bölgelerde ünlü olan yemek, schnitzel yenildi.

Üçüncü akşam otel yakınlarındaki bir İtalyan pizzacısındaydık: Trattoria Madrisa-Mia.

Gündüzleri ise, Madrisa Alp isimli açık büfe restoranda tipik dağ makarnası, rösti, wurst (sosis), hamburger veya salata yenildi.

Tüm geziye bakınca en büyük harcamanın yemeklere gittiğini söylersem şaşırmayın. İsviçre’de dışarıda yemek yemek çok pahalı. Çünkü genelde herşey taze ve lezzetli. Yine de çok pahalı…

Magic carpet, çocuk teleferiği

Klosters araba ile Zürih’e 1.5 saat, trenle 2 saat uzaklıkta. Pazar akşam üzeri genelde felaket trafik olur dağ dönüşünde. Bu sebeple akşam yemeğimizi yedik ve saat 9’da çocuklar da uyur diye geç yola çıktık. O sırada trafik de kalmamıştı zaten.

Geniş bir aile olarak harika bir hafta sonu geçirdik hep birlikte. Klosters ise Alaz’ın kendi başına severek ve isteyerek kaydığı, gerçek anlamda kayak öğrendiği ilk yer oldu. İngiliz Kraliyet ailesinin de Klosters’da kayak öğrenmesinin bir sebebi varmış demek!

Alaz kayıyor... Kraliyet ailesinden ne eksiğimiz var?!
Kim bilir ne geçiyor aklından? 

NOT: Gene gidilecek yerlerden biri mutlaka. Ama… Ben çok memnun ve severek ayrıldığım yerlere ikinci kez gidemiyorum. İkincide işin tılsımı kaçar diye. O kadar çok büyülü yer var ki kafamda, kıyamıyorum o güzel anılarının bozulmasına...

Esas Not: Çoğu fotoğraf bana, en güzel olanlar ise aile üyelerinden A.Ö'e aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayınız.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder