Frau* Notları: Ölmeden Önce Görülecek 1000 Yer...

Geçen gün Zürih'in en ünlü kitapçılarından Orel Füssli'de karşıma çıktı bu İngilizce kitap: '1000 Places To See Before You Die'. Genelde buralarda Almanca dışında kitap bulmak zor da bu sebeple İngilizce olduğunu belirttim.

          

'Londra'da en çok neyi özlüyorsun?' diyorlar arada. İşte ilk 5'e girer bu kitapçı gezinme, doya doya kitaplara bakma, oturup birkaç sayfa kitap okuma, hatta okurken de kahve içme olayı.

Bir keresinde Zürih kitapçılarında Alaz ve kuzenleri çocuk kitaplarına bakıyorlar diye satış görevlisinden azar işittiler. Yeni taşınmıştık Zürih'e de, nasıl bozulmuştum! Neyse işte Londra'da kitapçıda gezinmek çok başka bir şey. Anlatılmaz, yaşanır...

Neyse, bu kitap New York Times Best Seller listesinde 1 numarada. Bu tarz kitapları satın almıyorum; çünkü Google'da aratınca zaten karşıma çıkıyor bu tarz listeler. Bir de İngilizce kitaplar çok pahalı Zürih'te. Herşey pahalı da, kitapları Amazon.com'dan almak epey avantajlı oluyor burada. Halbuki Londra'da '3 al 2 öde' türü kampanyalar olurdu en çok satanlarda bile. Sırf bu yüzden bile gidilir.

Tabii kitabı görünce dayanamadım. Haydi bir sayfa açayım bakalım neresi çıkacak dedim içimden merakla. Daha birinci hakkımda 'Kyoto' çıkmaz mı?

Kyoto: Bir zamanlar Japonya'nın başkenti olan şehir. Budist tapınakları, bahçeleri, sarayları ve tahta evleriyle ünlü hem de. Honshu Adası'ndaki bu yer geyşaları ile de nam salmış.

Fakat asıl önemlisi, bizim 2017'deki uzaklara gidelim temasında seçtiğimiz ülke Japonya! #12Ayda12Gezi hedeflerinin 2017 için ikinci kesinleşmiş planı. (İlki Şubat'ta Ischgl Avusturya'daki kayak tatili) Japonya'ya gitmişken de zaten Kyoto görülmeden dönülmez, değil mi? Tesadüfün bu kadarı diyerek şunu önereyim; karşınıza çıkan bu tür kitaplarda siz de bir sayfa çevirin. Fakat, ilk açtığınız sayfa önemli ona göre... 'Bu sayılmaz!' demek yok! (Kitaba bakmak isterseniz soldaki resmi tıklayın)

Ayrıca düşündüm de, ölmeden önce göreceğimiz o 1000 yere gidip, görmek sanıyorum bir ömür boyu gezmek demek. Normal bir insan, işi seyahat olmadığı sürece, senede kaç kez yeni bir şehir görebilir ki? Bakınız geçen seneki ilk #12Ayda12Gezi amacıma ulaşmıştım. Hatta yılda 12 yeni şehir görebildim diye kendimi şanslı hissettim. Ya siz?

Mühendislik kafama sorarsak:
16 yaşımda dünyayı gezmek bilincine varsam ve 60 sene bunu gerçekleştirsem bile; (yazar burada 76 yaşından sonra yılda 12 kez seyahat edemeyeceğini öngörüyor) yani:

60 (sene gezmek) x12 (yılda yapılan gezi sayısı) = 720 yapıyor. Biraz zorlama ile 1000'e çıkabilir belki ne dersiniz? Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler... :)


* Frau : İsviçre'de ve tabii Almanca'da kadın demek.

Devamını Oku »

Kış Seyahati için Neler Gerekli?


Kış tatili için bavul hazırlamak, yaz tatili için hazırlamaktan oldukça farklı. Üşümemek için birçok şeye ihtiyacımız var, küçücük bir bavula sığmak söz konusu bile olamaz, özellikle çocuklarla seyahat ederken.

Rüzgar, yağmur, kar veya dolu önümüze çıkabilir her an. Ya da şanslıysak, kış günü de olsa masmavi bir gökyüzünde parıldayan güneş içimizi ısıtabilir. Kim bilir? Özellikle de Avrupa’da ve Türkiye içinde seyahat ederken hava durumunu çok önceden kestirmek zor...

Yine de az eşyayla biz anneler de şık olabiliriz. Mutlaka ve mutlaka yanımızda şunlar olmalı...
  1. İster topuklu ister düz, ayağımızı sıcacık tutan ve rahat bir çift bot kesinlikle valizde olmalı.
  2. Termal giysi olmadan asla! Londra çok soğuk olmasa da rüzgarlı oldu mu insanın içini üşütür. İsviçre’de o kadar üşüdüğümü bilmem. Ben de termalleri keşfettim. Seksi ve şık olduğu söylenemez; ama normalde üşüten cici bici elbiselerin altında kimse onları farkedemez. Tayt olarak giyilenler ve askılı veya uzun kollu body şeklinde olanlar favorim. Icebreaker markayı kullanıyorum, biraz pahalı; ama kış için yaptığım en iyi yatırım.
  3. Deri eldivenleri de yakın geçmişte keşfettim. Hem şık duruyor, hem de ıslak ve soğuk hava için birebir. Özellikle de çocuklarla gezerken ve kaydırağı/salıncağı kurularken çok işe yarıyor.
  4. Dağ, orman, bayır, uzun yürüyüşler yapacağınız veya açık havada uzun süre geçireceğiniz bir gün ise, elleri ısıtan ‘Hand warmers’ olmalı yanımızda. Aktifleştirdikten sonra 7 saate dek eldiveni veya cebi sıcak tutuyor. Parkta oynarken kendini unutan ve soğuktan eli-kolu moraran çocuklar için kesinlikle gerekli!
  5. Şık da sayılabilecek kışlık manto olmadan evden çıkmam. Kış seyahatlerinde, orada burada gezerken herkesin göreceği tek şey üzerinizdeki manto olacak. İyi ve kaliteli, hatta şık olması önemli. Tabii benim için sıcak tutması da!
  6. Basit birkaç hırka, gömlek, kazak. Kış soğuğunun çözümü soğan misali kat kat giyinmekte. Ortaokuldaki fen bilgisi öğretmenim hep söylerdi, ‘Kuşlar neden üşümez? Çünkü kat kat tüyleri var, arasına hava girer’ diye. İçimizde termal olduktan sonra dışına ne istersen giy kısaca. Bir favori kot, üzerine de her güne ayrı değişik bir şey giymek en güzeli. Çözüme giden yol da, o favori kotun rengini belirlemek...
  7. Küçük bir şemsiye de bulunmalı valizde. Ne yazık ki muhtemelen ihtiyaç duyulacak!
  8. Hoş ve sıcak tutan bir bere annelerin en büyük yardımcısı. Saçı-başı taramaya vakit olmadığında bir bere ile çok cici görünebiliriz çünkü.
  9. Takılara yer varsa, alın! Bebekli olunca pek kullanamıyordum; ama iri küpeler hafif bir makyaj ile insanın havasını değiştirebiliyor!
  10. Güneş gözlüğü yaz bavulunun olduğu kadar kış bavulunun da olmaz ise olmazı. Şanslıysak güneş tepede pırıl pırıl parlayacak, öyle değil mi? Çocuklar için güneş gözlüğü seçerken dikkat edilecekler, bu yazımda.
En hafifinden, tekerlekli, içi geniş; ama kendisi küçük bir bavul seyahatleri oldukça kolaylaştırır. Bavul önerileri için şuradaki yazıma bakabilirsiniz.

Kış seyahati İtalya'ya ise...

Bu önerileri günlük hayatınızda da kullanabilirsiniz. Hepsi İsviçre’de birinci elden denenmiştir ve hala, her gün kullanımdadır :)

Not: Kış tatili için bavul hazırlama yazıma da bakabilirsiniz...

Devamını Oku »

Fürenalp - Engelberg Gezisi

Fürenalp


İsviçre'de Luzern’in güneyinde, kış yürüyüşünün (winter hike) yapıldığı nadir yerlerden biri Engelberg. Zürih’ten yaklaşık 1:15 saat süren araba yolculuğu ile ulaşılıyor. Yolun ilk yarısı otoban, ikinci yarısı ise kıvrıla kıvrıla çıkılan bir dağ yolu.

Yaz sezonunda birçok yürüyüşe, şelaleye, nehir ve göl kıyısında aktivitelere olanak veren bu yer, kışın da karda yapılan birçok spora ev sahipliği yapıyor. Amacımız kayak değildi; ama Engelberg vadisinin girişinde, Eugenisee (göl) üzerinde kayak pistleri başladı. Tüm vadi snowshoeing (özel bir ayakkabı ile karda yürüyüş) ve cross-country skiing (kayak takımları ile düzlükte yürüyerek yapılan bir spor) yapanlar ile doluydu.

x-country ski
Fotoğraf: vadide, x-country skiing yapan birini görüyorsunuz

Bu vadi ve çevredeki dağlarda, kış sporlarının hemen hemen tamamını yapmak mümkün. Trübsee snow park lastik üzerinde çoluk çocuk kaymaya imkan veriyor, 10 kilometrelik cross-country skiing patikası yorulmak bilmeyenlere önerilir, gece ve gündüz tobogganing (tahta kızak) ile eğlenmek, Air2Bag yüksekten atlamak isteyen kayakçılar ve snowboard-cular için dev bir hava yastığı kurulmuş, Igloo village’de 0 derecede jakuzi ve uyku keyfi de bu bölgenin sunduğu diğer nimet.

Amacım Titlis’e çıkmak ve donmuş gölü görmekti; fakat ne yazık ki bu alan kapalıydı. Bu sebeple vadi sonuna dek gidip Fürenalp’e çıkmaya karar verdik. Yol, kar altındaydı. Neyse ki araçlarda kış lastikleri takılıydı.

switzerland
Eugenisee ve üzerindeki minik şeyler kayak yapanlar

Fürenalpbahn’a doğru ilerlerken birçok kayak pisti ve oteller gördük. Daha önce burayı keşfetmediğimize hayıflandık. Fürenalpbahn’da küçük bir park yeri var. Hava şartlarından ötürü yer bulmak dert olmadı. Günlüğü 5 CHF. Buraya Zürih üzerinden tren ve otobüs aracılığıyla da gelmek mümkün.

switzerland
İnanılmaz müthiş bir manzara

Fürenalpbahn, sadece 8 kişi alıyor. Dolunca kalkıyor, dolmazsa 15 dakikada bir hareket ediyor. Yaz aylarında yarım saat sıra beklendiğini duyduk. Biz gittiğimizdeyse hiç beklemeden bindik. Güncel bilet fiyatları için bu linke bakınız.

dağ kayak
Beliz ve ben, kar kıyafetlerimizle

Arabadan iner inmez, çocuklar da biz de kar pantolonlarımızı giyindik. Atkı, eldiven ve bere mutlaka olmalı dağa çıkarken. Araba etrafında bizimkilerin boyunu aşan kar vardı. Bayıldılar. Kızağı da alıp teleferiğe bindik ve 1850 metre yüksekliğe çıktık. Buradan panoramik yürüyüşü yapmaktı amacımız.

Kar boylarında... Emziğe dikkat!

Teleferiğin iniş noktasında, büyük bahçesi ve çocuk oyun parkı da olan şirin bir restoran var. Fantastik manzarası görülmeye değer. Ücretsiz tuvaletler müşteri olmasanız bile kullanıma açık. Panorama yolu, bir süre sonra diz boyu kara dönüştüğünden tümünü yapamadık; ama bol bol kızak kaydık. Karda yuvarlandık ve değişen manzarayı izledik.

Yemek gelene dek oyalama etkinlikleri

Yeme - İçme 
Ardından ısınmak, kurumak ve karnımızı doyurmak için ufak restorana girdik. Dağ makarnası, Alplermagronen ya da Alpler’e özgü makarna içimizi ısıttı. Çocuklar yemeği beklerken restoran sahibinin getirdiği boya kalemleri ile resimler yaptılar. Çocuk menüsünün de olduğu nadir yerlerdendi. Üstelik daha önce okuduğum, blogda da paylaştığım; ama hiç karşılaşmadığım korsan tabağı da vardı çocuk menüsünde. Bu tabağı ücretsiz olarak alıyorsunuz ve kendi yemeklerinizden çocuğa veriyorsunuz işin özü bu. Tabii çocuk diğer masalara gidip başkalarının yemeklerinden de rica edebiliyor. Tabii o aşamayı denemedi henüz Beliz küçük olduğundan!

Çocuk menüsü ve korsan tabağı

Restoranın müthiş manzarasında kahve sonrası teleferiğe bindik aşağı inmek için. Vadi sislere bürünmüştü artık. Dimdik dağın kayalıklarına tırmanan yabani keçileri gördük ilk kez.

restoran
Restoranın dışarıdan görüntüsü
Daha Başka
Civarda Staüber şelalesi de var; ama mevsimden ötürü su yerine kar kaplıydı. Fürenalp’ten aşağıya şelaleyi de içine alan 9 kilometrelik bir yürüyüş parkuru var. Bahar ve yaz için ideal olur.

Aşağıya indiğimizde X-country skiing yapanlar vardı hala. Son bir kez bel boyunu aşmış karlarda yuvarlanıp arabaya bindik. Çocuklar hemen uyuyakaldı. Ne de olsa dağ havası!

Oh ne ala...
Engelberg benim pek hoşuma gitti. Kayak amacıyla da, yürüyüş için de tekrar gideceğiz…

Son fotoğraf da, o soğuğa rağmen, karda defalarca düşüp yüzü-gözü kar içinde kalmasına rağmen ve eldiven takmayı reddettiğinden elleri buz gibiyken hala kartopu yapmak için uğraşmasına rağmen gıkı çıkmayan kızımdan gelsin... Annem bile hayret etti bu duruma :)

kayak
Yalnız adam tek başınaaa... (ama mutlu)

Bir NOT: Engelberg'e giden arkadaşım Esin'in önerisi kahve için Kafikaufbar, yemek için Alpenklub Engelberg içinde gidilecek yerlerden. Yemekler; fondüe, pizza, yukarda adı geçen elma soslu dağ makarnası ve şinitzel... Merkezinde Tal Museum var; Ocak-Nisan arası açık sadece.

NOT: Tüm fotoğraflar bana aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayalım...

Devamını Oku »

Facebook Anneleri

 
Herkesin anneliği kendine has. Kimi her daim, her yerde herkese aynı tepkiyi verir. Kimi ise tanışıklığı olanın yüzüne ayrı konuşur; sosyal medyada tanımadığı başka annelere ayrı konuşur.

Facebook gruplarından birinde bir gün şu basit soruyu sordum:

'Sevgili Anneler! 1.5 yaşındaki kızımın ateşi var. Ne yapmamı önerirsiniz?'

Hangi anne?

Gelen yanıtlara göre bu anneler tam olarak 5 tipik anne kategorisine girdiler:

1- Mükemmel Anne
‘Ah çok üzüldüm senin için şimdi. Benim çocuklarım küçükken hiç hastalanmadılar. Anne sütü emdiklerinden mükemmel bağışıklık sistemi vardı her birinin. Ayrıca biz hep organik ürün yeriz; kendi evimin arka bahçesini tarla yaptım çocuklarıma herşeyin doğalını yedirmek için. Şeker hiç eve sokmam. Eğer yumurtam Halime Abla’nın tavuklarından değilse, çocuklarıma yedirmem. Eşref Abi’nin ineğinden sağılmayan süt asla bizim eve giremez. Üç çocuğum da daha bir kez hazır ve paketli gıda yememiştir. Ayrıca kreşe göndermedim. Oradaki mikrobun, virüsün haddi hesabı yok. Hatta mecburi olmasa okula bile göndermek isemiyorum, evde ben eğitirim onları. Okuldan daha iyi öğretirim. Arkadaşa da gerek yok bence, o sebeple ard arda doğurdum birbirlerine arkadaş olsunlar diye. En büyüğüne yazı yazmayı ve okumayı bile öğrettim, yaşıtlarından çok daha ileride. Bağışıklık sisteminden bahsetmiş miydim? Doktorunun dediğine göre, bağışıklık sistemi yaşıtlarından 3 kat daha iyiymiş. Sana bol şans dilerim, umarım kızın yakında iyileşir.'


2- Anneyi Yerden Yere Vuran Anne
‘Doktorunu arayacağına hala Facebook’ta geziniyorsun anlaşılan. Sen bu mesajları okurken ya çocuğun ateşi yükselir de beynine hasar verirse? Biraz da küçücük çoğunu düşün. Ayrıca lütfen kızını evden çıkarma. Parktaki sağlam çocuklara hastalık bulaştırmasın. Umuyorum ki ilk önerimi dikkate aldın ve Facebook’ta yanıtları bekleyeceğine çoktan kızının başucuna koştun. Doktordan randevu aldın mı? Acile de götürebilirsin doktoru beklemeden. Eminim hastalık ilk sinyaller verdiğinde dikkate alıp çocuğunla ilgilenseydin böyle olmazdı. Hatta hastalanmadan önce onun beslenmesine ve hijyene dikkat etseydin kızına virüs de bulaşmazdı. Daha başına çok iş açarsın böyle giderse!'


3- Ferahlatan Anne
‘Ateş mi? Ne olacak canım birşey değildir. Benim oğlum şu an ebola virüsü ile boğuşuyor. İğrenç! Üstüne bir de ayağını kırdı. Zaten doğduğundan beri egzama problemi çekiyoruz. Bak şu likteki fotoğraflarda cildindeki egzamanın boyutlarını görebilirsin.'


4- Doğal Anne
‘Çocukta ateş, kök çakrasının bulutlanmasına bir işarettir. Hala emziriyorsun değil mi? Öyle umuyorum yani yaşı henüz 1.5 dedin çünkü. İki yemek kaşığı zerdaçalı, 200 mililitre anne sütü ile mermer bir kapta karıştır. Üzerine 1 çay kaşığı manuka balı ekle. Her sabah ve akşam ver. Hem çabucak iyileşir hem de bir daha hastalanmaz. Ayrıca hastalıktan dolayı bu aralar kucağında fazla taşımaktan omuzlarına ve beline yük binmiştir. Henüz doğumdan beri geçmeyen ağrıların da varsa sana kiropraktik omurga masajını yaptırmanı öneririm. Zaten eğer sezeryan doğum yaptıysan ağrıların sebebi kesinlikle doğumdur. Bir daha hamile kalırsan normal doğumu dene. Farkı göreceksin. Blogumdan benim huzur ve mutluluk zirvesine ulaştığım doğum hikayemi okuyabilirsin.'


5- Rahat Anne
‘Hmm. Önemli birşey değildir. Biraz ibuprofen ver, su içir kendi kendine geçer birkaç güne.'


Söyleyin bakalım siz hangi tip Facebook annesisiniz?


Not: Yazıda bahsettiğim tedavi yöntemleri gerçek dışı olabilir. Lütfen ciddiye almayın. Sorumluluk kabul etmem! :)

Bu yazım ilk olarak Nisan 2016'da Alternatif Anne'de yayınlanmıştır.
Devamını Oku »

Bu da Bana Ders Oldu!

Geçen Cumartesi kar sebebiyle iptal edilen İstanbul uçağımız, yoğun kar yüzünden kapanan Bursa _ İstanbul otoyolu ve durmaksızın yağan kar sebebiyle son haftayı bilgisayar başında, havayolu firmaları ile ve havaalanları ile haberleşerek geçirdim.

Kar

Çocukların İsviçre'de okulları başladı, biz yoğun kar ve az uçuş nedeniyle evimize dönemedik. Türkiye'de mahsur kaldık, burada da anlatmıştım iptal edilen uçak ve otobüs seferlerini.

Alternatif çözüm, İstanbul'dan ve kardan uzak durmaktı. Bu sebeple İzmir'e yöneldik. İlk 3 gün tüm uçaklar doluydu; ama sonunda İzmir çıkışlı, Antalya aktarmalı bir Zürih uçağında yer bulduk.

Yine şans bizden yana değildi; otobüs seferi iptal edildi. Neyse ki farklı bir saate biletlerimizi değiştirdik. Balıkesir - İzmir yolu kar altındaydı. Yol kenarındaki zeytin ağaçlarını hiç karla kaplı görmemiştik. Annem 40 senedir bu yolu arşınlar; ama ilk kez böyle yoğun kar gördüğünden hayrete düştü. İzmir otogarına yavaş yavaş arada bir kayarak ulaştık kar yağışı eşliğinde.

Karlı yolculuk, otobüste...

İzmirliler de kara hazırlıksız yakalanmışlardı. Otobanlar yer yer kapalıydı ve yollarda terk edilmiş arabalar arasından geçen taksimiz bizi yerimize ulaştırdı. Artık tek umudumuz, uçaklarımızın kalkmasıydı. Gecikmeli de olsa...

Adnan Menderes Havaalanı'nın girişi önceki gece iptal edilen uçaklardan dolayı kalabalıktı. Neyse ki vaktinde yetiştik. Hala içimden 'gidemeyeceğiz yine, son anda birşey çıkacak' diye geçiyordu. Hem İzmir - Antalya hem de Antalya - Zürih uçağına check-in işlemimiz yapıldı. 'Valizlerinizi Zürih'te alacaksınız' diyen hostese inanasım gelmedi, sarılasım geldi!

Karlı yolculuk, İzmir Adnan Menderes Havaalanı

İzmir kar altındaydı; ama uçuşlar yapılıyordu. Herkese bu müjdeli haberi verdim. Sevgili kayınpederim telefonda şöyle dedi;
'Deniz, sana birşey anlatacağım. Adamın biri işlediği suçtan idam cezasına çarptırılmış. Son olarak bir diyeceğin var mı diye sormuşlar. Bu da bana bir ders olsun, demiş.'
Bu da bana ders oldu... Bir daha kış ortası İstanbul lafı etmeyin sakın!

Kar nedeniyle yolda kalan herkese geçmiş olsun...

NOT 1: Antalya'ya indiğimizde hava ılık ve günlük güneşlikti. Hatta ceketlerimizi giymediğimiz halde Alaz 'Burası yazmış, denize girebilir miyiz?' diye soruyordu...

NOT 2: İzmir ve Antalya havaalanlarındaki yoğunluk İstanbul kadar değildi. Herkes saygılı, kibar ve yardımseverdi. Sanıyorum uçuş güzergahımızı bu şekilde değiştirebilirim.

NOT 3: İstanbul Atatürk Havaalanı'nda Atlas global uçağının içinde tam 7 saat bekletildikten sonra uçuşunuz iptal oldu demişler bir arkadaşıma. Zürih'e ertesi günü geldiklerinde gazetelerin 3. sayfasında İsviçreli bazı kişilerin İstanbul aktarmalı uçuşlar nedeniyle İsviçre'ye ulaşamadıkları yazılıymış. Aynı miktarda kar yağan Zürih'te ise hayat kar yokmuş gibi devam ediyormuş.

Toroslar
Toroslar


Devamını Oku »

Karlı Hava Şartlarında Uçuş ve Otobüs Haklarımız


An itibarı ile kar yüzünden İstanbul'a ulaşamıyoruz. Bu sebeple de İsviçre'ye gidemiyoruz. İçinde olmamız planlanan dünkü Basel uçağı bir şekilde Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan kalktı. Biz de uzaktan bakakaldık...

Cuma akşamüzeri önce Pegasus'un sonra da Borajet'in 7'sindeki Edremit uçuşlarını iptal ettiğini öğrendik. Aldı mı beni bir telaş? Cumartesi günü Basel uçuşumuz için İstanbul'a nasıl ulaşacaktık? Aklımıza otobüse atlayıp İstanbul'a gitmek düştü... Panikle Kamil Koç'a gidip 00:30 otobüsüne bilet aldım. Öyle ya uçaklar iptal olursa insanlar otobüse yönelecekti.

Bir yandan çocukları yedirip yatırma işlemleri, bir yandan Zürih'ten gelişmeleri takip eden sevgili kocam ile haberleşme, diğer yandan İstanbul'daki yol durumu, öte yanda en yakın ne zaman Zürih'e dönebileceğimiz tartışmaları... Dün akşamki 5-6 saat neyi nasıl yapacağız diyerek stres yüklü geçti. Nihayet İstanbul'a ve yol durumuna güven olmayacağından otobüs biletlerini açığa aldırdık.

Neymiş, yolculuğa çıkmadan önceki son saat otobüs bileti iptal edilebilirmiş. Para iadesi yapılmıyor; ama önümüzdeki 6 ay için biletin geçerliliği var.

Nitekim, ertesi gün İzmir - Bursa yolunun tıkandığını bazı otobüslerin 12 saatte İzmir'den Bursa'ya vardığını öğrendik. Dileyeceğim son şey otobüs veya uçak içinde çocuklarla saatlerce kapalı kalmaktı.

Sonra Pegasus uçuşuna ait annemin biletini açığa aldırdım; yaklaşık 55 İsviçre Frankı ücret farkı ödemek durumunda kaldım; ama biletin bir sene geçerliliği var.

Kendimizin İstanbul-Basel uçak biletlerini bir seyahat acentesi üzerinden satın almıştım. Uçuşun gerçekleşeceği yazılıydı. Bileti değiştirmek için acenteye kişi başı 55 İngiliz Sterlini, Pegasus'a da yine 55 İsviçre Frankı ödemem gerekiyordu. 3 kişi söz konusu olunca astarı yüzünden pahalıya gelecekti. Çünkü bilet değişikliği için aramam gereken telefon numaraları dakikası 1 Euro veya 1.5 TL üzerinden fiyatlandırılıyordu. Bunları düşününce uçağın kendiliğinden iptal olmasını umarak biletleri yakmaya karar verdim. Sonuçta uçak iptal olmadı. Biletler yandı.

Neymiş, bilete ilave ek seyahat sigortası satın almak riskli zamanlarda maddi kaybı engelleyebilirmiş. Bu da bana ders oldu.

Sonra da Borajet Havayolu'na geldi sıra. Satın aldığımız ve havayolu şirketi tarafından iptal edilen biletlerimizi açığa aldırmak için. Bu işlem de telefon üzerinden yapılmakta. Çağrı merkezini aradım ve biletlerimizi önümüzdeki 1 sene içerisinde kullanmak üzere açığa aldırdım.

Neymiş, havayolu tarafından iptal edilen uçaklarda ücretsiz değişiklik hakkınız bulunmakta.

Son olarak da eve dönebilmek için alternatif opsiyonlara baktım. En mantıklısı kar yağışının ve buzlanmanın birkaç gün daha süreceği söylenilen İstanbul'dan uzak durmaktı. İzmir opsiyonlarını buldum. İstanbul aktarmaları eledim ve ilk kez uçacağım SunExpress'ten Antalya aktarmalı Zürih uçak biletlerini aldım. Bulabildiğim en yakın uçuş tarihi 11 Ocak Çarşamba...

Neymiş, bayram - yeni yıl gibi yüksek sezonda riski az havaalanlarını tercih etsen iyi olur.

Pazartesi günü okullar açılıyor. Kindergarten da olsa Alaz'ın kafa izni alması yasak. Okul yönetimi hastalık dışı okula gitmeme konularında çok katı. Bakalım 'Türkiye'de kar var, mahsur kaldık hocam' mazeretimiz yeterince anlaşılabilir gelecek mi İsviçrelilere?

Bize şans dileyin de İzmir ve Antalya havaalanlarında sorun çıkmasın. Evimizi özledik yaw!

Fotoğraf: İstanbul Oyuncak Müzesi gezimizden. Gezinin ayrıntıları bu linkte.

Not: Uçuş haklarınızı biliyor musunuz?
Devamını Oku »

Anne Olunca İş Hayatına Dön(me)mek Daha Cazip...




İngiltere’de çocuk bakım maliyeti o kadar yüksek ki, devletin 3 ve 4 yaşlarındaki çocuklara haftada 15 saat verdiği ücretsiz kreş yardımı bile annelerin çalışmamasını engelleyemiyor.

İngiltere’de yapılmış bir araştırmaya göre, gelişmiş dünya ülkelerinde 3 ve 5 yaşları arasında çocukları olan annelerin işe devam etme oranı sadece %64. İngiltere’de bu oran %58, yani 150 bin anne çocuk sahibi olduktan sonra maaş karşılığında çalışmayı, bir süreliğine de olsa, bırakıyor. Bu 150 bin anneden biri de benim. 

İsveç’te bebek sahibi olduktan sonra işi bırakma oranı ise oldukça yüksek, %80’lerde. Küçük çocukları olan bu kadınlar, eğer işe geri dönmüş olsalardı 570 bin anne daha tam zamanlı çalışıyor olacaktı.

Pahalı ve katı kuralları olan kreşler yarım milyondan fazla annenin işe dönmek yerine evde çocuk bakmasına sebep oluyor.

Yarı-zamanlı bir kreşin ücreti haftada 100 İngiliz sterlini civarında, yani 360 Türk Lirası. Bu miktar geçtiğimiz 10 senede %77 artmış. Üstelik 2008’den bu yana, tam zamanlı kreşlerin sayısı yarıya düşmüş. Anlaşılan birileri annelerin işe dönmesini engellemek istiyor?

Küçük çocuklu annelerin çoğunluğu yarı zamanlı olarak işe dönüyor. Yani 100 anneden 60’ı haftada 30 saatten daha az çalışıyor. Anneliğin maaşlara yansıyan cezası ise aynı işi yapan ve tam zamanlı çalışana göre saat başına %22 daha az kazanmak.

İngiltere’deki koalisyon hükümet, sadece 3 ve 4 yaşlara tanınan 15 saatlik ücretsiz çocuk bakımını, en fakir %20 – 40’lık bir kesimin 2 yaşındaki çocukları için de uygulamaya soktu. İşçi partisi ise iktidara gelmeleri durumunda çocuk başına haftada 15 saat olan ücretsiz bakımı, 25 saate çıkaracaklarını vaadediyor.

Kamu Araştırmaları Enstitüsü Başkanı’na göre, haftada 15 saatlik ücretsiz çocuk bakımı, çalışan anneler için bulunmaz bir nimet. Öte yandan bu yardımın annelerin işe geri dönmesi için yeterli olmadığını belirtiyor. ‘Önce annelerin işe dönmesini cazip hale getirin, ardından kreş yardımı için saatleri arttırın.’ diye İşçi Partisi’ne yol gösteriyor.

Daha önce bloğumda paylaştığım The New York Times’ın hazırladığı bir harita, annelere ödenen ücretli doğum izni süresini gösteriyordu. Kırmızı renkle boyanmış Amerika’da doğum sonrasında ücretli izin olmamasını öğrenmek ilginçti. Ülkelerin boyandığı renklere göre yorum yaparsak, mavi olan Türkiye’de annelere 14 – 25 hafta arasında ücretli izin verilmekte olduğu gösterilmiş. Tabii bu süre özel sektör için işvere bağlı olarak değişmekte.



İran, Kanada, Rusya, Japonya ve Avrupa’nın çoğu ülkesinde annelere 25 haftadan daha fazla bir süre ücretli izin veriliyor. Bu ülkeler koyu mavi renkle gösterilmiş. İngiltere’de annelik izni bir sene ve bunun yaklaşık 9 ayı ücretli izin. Hamile kalmadan önce bir seneden fazladır aynı işte çalışıyorsan ilk 12 hafta tam maaş alıyorsun, geri kalanı asgari ücret üzerinden ödeniyor. İngiltere’de doğum yaptığım için biliyorum.

Türkiye’de durum nasıl?

Fotoğraf: http://www.elephantjournal.com/2014/

Gelelim Türkiye’ye. Yasalar sürekli değişse de gerçek olan, Türk kadınının anne olmuş veya olmamış ancak %24-25’i çalışma hayatında yeralıyor. Doğum izninin arttırılması söz konusu olduğunda bazıları bunun işe alımlarda ayrımcılığa sebep olacağını belirtiyor. Prof. Dr. Ömer Ekmekçi, işverenin bazı durumlarda var olan doğum iznini bile kullandırmadığını, “Döndüğünde bu işi bulamazsın.” diye tehdit ettiğini söylüyor. 

Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, kadın doğum uzmanı Doç. Dr. Banu Bingöl Günenç ise lohusalığı kötü geçen bazı annelerin işe döndüklerinde kendilerini daha mutlu hissettiklerini belirtmiş.

Bunları okuyunca insanın aklına, hamileliğimin son gününe dek çalışacağım, doğum izni de kullanmayacağım diyen milletvekili Pelin Gündeş Bakır ve Avrupa Parlementosu’ndaki oturumlara bebeğiyle katılan İtalyan milletvekili Licia Ronzulli geliyor. İtalyan milletvekili, iş yaşamında annelere uygulanan eşitsizliği protesto etmek için toplantılara bebeğiyle katılıyordu.

Kaynaklar:
http://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/health-news/mothers-priced-out-of-the-uk-workforce-by-high-childcare-costs-9131088.html
http://www.milliyet.com.tr/dogum-iznindeki-degisiklikler/pazar/haberdetay/27.10.2013/1782857/default.htm

Bu yazım ilk olarak Mart 2014'te Alternatif Anne'de yayınlanmıştır.

Devamını Oku »

Online Bilet İle Her Yer Bir Tık Uzağınızda



Kendinizi uzak bir yerlere ışınlamak gibi bir arzunuz var ama “biletler pahalı, şimdi kim araştıracak tarih ve fiyatları” gibi bir üşengeçlik içerisinde hapsolduysanız Online Bilet adresine tıklayarak bu sorularınızın cevabının tek bir adres ile hallolabileceğini göreceksiniz. Üstelik 120’den fazla otobüs firması ile birlikte çalışan Online Bilet adresi size geniş bir seçenek yelpazesi de sunuyor.

Alışık olduğunuz bir otobüs firması olabilir ve bu sizin için güvenli seyahat anlamına gelebilir. Gelin seyahat etmeye alışık olduğunuz otobüs firmasının biletlerini online bilet sayfalarına tıklayarak alın hem zamandan hem de fiyattan tasarruf etmiş olun. Türkiye’nin birçok il ve ilçesine seyahat etme özgürlüğü sunan online bilet adresi ile yapmanız gereken tek şey gitmek istediğiniz tarihe karar vermek olacak.

Online Bilet sayfasının başka bir artısı ise bir blog içeriyor olması. Özellikle seyahatlerde size büyük kolaylık sağlayacak bu blog sayfası sayesinde önerileri takip ederek kendinize yeni rotalar oluşturabilir, sevdikleriniz ile geçirebileceğiniz muhteşem tatiller planlayabileceksiniz. Yaz tatili zamanı hızla yaklaşıyor. İster iş gezisi için olsun ister tamamen keyfe keder olsun Alanya’ya gitmeye karar verdiniz diyelim. Alanya’da neler yapılabilir? Alanya’da nerede yemek yenir sorularının cevabını Online Bilet sayfalarına tıklayarak öğrenebilir, seyahatinizden çok daha fazla keyif alır hale gelebilirsiniz.

Türkiye’nin birçok il ve ilçesinden istediğiniz tarih ve firma ile seyahat etme özgürlüğünüzü parmaklarınızın ucuna kadar getiren Online Bilet sayfaları ile seyahat etmenin keyfine varacaksınız.


Sadece firma açısından çeşitliliği ile değil fiyat olarak da sizin fark edeceğiniz üzere uygun olması ile en sık başvurduğunuz adreslerden biri olacak olan Online Bilet sayfaları ile tatilinizin ve yolculuğunuzun keyfini çıkartacaksınız. Mutlu seyahatlerin adresi olan online bilet adresine tıklayarak istediğiniz ile yolculuk edin, blog yazılarını hemen okumaya başlayarak bir sonraki seyahat rotanızı da şimdiden belirleyin. Eğer bavullarınız hazırsa ve nerede ne yenir, nerede kalınır gibi detaylar araştırılmışsa ruhunuz da seyahat etmek istiyorsa en doğru adrestesiniz demektir. 

Şimdiden keyifli seyahatler dilerim.

Not: Bu yazı Online Bilet tarafından hazırlanmıştır. Görseller Online Bilet'e aittir.

Devamını Oku »

Spor Yapan Kız Çocuk, Vücuduyla Barışık Oluyor!



2004 Atina Olimpiyatları’nda atletizm dalında iki altın madalya kazanan İngiliz Dame Kelly Holmes, Women of the Future Awards 2013’te konuşmacıydı. Spor yapmanın öğrenciler üzerindeki etkisini vurguladığı konuşmasında, herhangi bir spor dalıyla ilgilenen kız öğrencilerin vücutları konusunda saplantılı olmadıklarını belirtmiş.

Sporla uğraşanlar kadar, spor müsabakaları izleyen genç kızların da vücut sağlığına ve vücutlarının ihtiyaçlarına sporla ilgilenmeyenlere göre daha çok önem verdiğini söylemiş. Olimpiyat oyunlarının bu konuda üstün bir yere sahip olduğunu belirterek kızlar ileride nasıl birer yetişkin olmak isterlerse istesinler, hangi mesleği seçeceklerse seçsinler, gündelik yaşamlarının bir kısmında mutlaka sporu bulunduracaklardır demiş.

Takım çalışması

Olimpiyat Oyunları, sporun egzersiz ve sağlıklı bir hayat için önemini gösterdiği gibi, genç kızların kafalarındaki takıntılara da son vermesi açısından güzel bir organizasyon. Kızlar dış görünüşleri hakkında daha pozitif oluyorlar ve ne kadar iri, sıska ya da kısa, uzun boylu olduklarını bir kenara bırakıyorlar diye anlatmış konuşmasında.

Ailesinin maddi imkanı bulunmayan çocuklar spor yapmıyor, bu nedenle gerek ruhsal gerek fiziksel açıdan zamanla yaşam kaliteleri bozuluyor. Bu da öz güvenlerini ve kendilerine duydukları saygıyı kaybetmelerine sebep oluyor; özellikle de çocukluk yaşını aşıp birer genç kız olduklarında. Bu çocukları henüz küçükken sporla tanıştırmak, özellikle de farklı kültürlerden gelen, farklı tarzda yetiştirilmiş başarılı sporcuların yardımıyla bunu sağlamak önemli. Çocuklara çok faydası dokunacağına inanıyorum diye açıklama yapmış.

Ünlü sporcunun, gençlerin ve engelli çocukların spor yapmasını teşvik eden bir hayır kurumu bulunuyor. Herhangi bir engeli olan küçük çocukların okumaları, iş sahibi olmaları veya eğitimleri sürecinde, kendi dallarında ünlü sporcularla bağlantılarını sağlamaya çalışıyorlar. Böylece gelecekte daha sağlıklı ve yetenekli bireyler yetiştirmeyi amaçlıyorlar. Holmes, Olimpiyatlar sayesinde spora ilgi duyan çocukların belki de bir gün Olimpiyat Oyunları’nda yarışacaklarına inanıyor.

Kızlar...

O zaman yeni yılda yeni hedefler diyerek gelelim kızlar için en uygun spor dallarına…
Kaya tırmanışı; her yaşa uygun olması avantajı. Esnek olduklarından dolayı kadınlara özellikle öneriliyor. Üstelik aile ve kariyer arasındaki dengeyi sağlamak isteyenler için stres azaltıcı bir spor. Sürekli esneme ve gerilme hareketleri içerdiğinden yaşlılıkta karşılaşılacak sakatlanmaları önlüyor. Egzersiz esnasında endorfin salgılanması ile mutluluk artıyor ve özgüveni sağlıyor.

Bisiklet; çocukken eğlencemiz olan bisiklet kullanmayı yetişkin hayatında da sürdürmemiz öneriliyor. Çünkü yaralanma riski az olan bir spor türü, koşuya tercih edilmeli deniyor. Hamileler de bisikletli egzersiz yapabiliyorlar, stresi azalttığı gibi kalp ve kaslar için oldukça faydalı. Açıkhavada yapmak daha iyi; ama imkan yoksa spor salonları da kullanılabilir.

Yüzme; bu spor dalının faydalarını bilmeyen yoktur eminim; eğlenceli olduğu kadar kadınların yapabileceği en sağlıklı spor dalı üstelik. Her yaş grubu için uygun ve en az yaralanma riskine sahip. Hamileler ve yaşlılar yüzmeyi tercih etmiyorlarsa, suda jimnastik de çok faydalı.

Açık havada yürüyüş; aktif meditasyon olarak adı geçen yürüyüş (hiking), açıkhavada yapıldığında en çok stres azaltan aktivitelerin başında geliyor. Üstelik gezmeyi de içerdiğinden spor yapıyor gibi hissetmiyorsunuz; ama saatte 370 kalori yakıyorsunuz. Tek gereken de iyi bir spor ayakkabı.

Disc golf; dünyada giderek yaygınlaşan bir spor türü. Her yaşa uygun ve öğrenmesi çok kolay. Gerekli olan sadece bir disk yani frizbi. Rekabet sevenler için de sadece eğlenmek isteyenler için de uygun. Fiziksel ve duygusal açıdan faydaları ispatlanmış. Golf sahasında yapıldığından inişli çıkışlı yürüyüşü de içinde barındırıyor. Üstelik grup halinde yapıldığından daha da eğlenceli.

Kız çocuklarımıza örnek olmak için vakit yaratıp kızınızla birlikte bu sporlardan biriyle uğraşmaya ne dersiniz? 

En güzel sporlardan biri, yüzme

Ben de yeni yılda kaya tırmanışına ailecek başlamayı, düzensiz gittiğimiz yüzmeyi düzenli hale getirmeyi, baharda kendime bisiklet almayı planlıyorum. Fırsat buldukça yürüyüş yapıyorum ve Beliz'in az daha büyümesini sabırsızlıkla bekliyorum...

Kaynak: Yahoo Sports
Not: Bu yazım ilk olarak Aralık 2013'te Alternatif Anne'de yayınlanmıştır.
İlk fotoğraf : Singapur 2010 Youth Olympic Games, https://www.flickr.com/photos/ping_timeout/4931722038/
Devamını Oku »

İstanbul Oyuncak Müzesi Gezimiz



İstanbul'da yağmurlu ve hatta fırtınalı bir kış günü, çocuklarla gitmek için ilk aklıma gelen yer Oyuncak Müzesi oldu.

Müze girişinde

Çocuklar, köşkün dışında bulunan oyuncakları görünce heyecanlandılar, biz de! İlk kez 2005'te gitmiştik sevgili kocam ile. Evlilik ve çocuk öncesinde. Şimdi ise olduğu yerde kalmamış, çok daha güzelleşmiş yeni bölümler katılmış bir müze gördük. Hani Türkiye'de güzel şeyler de oluyor dedirten cinsten.

Bazı oyuncaklar
Giriş ücreti yetişkin için 12, 3 yaş üzeri çocuk için 9 TL. Biz içeri girerken bir grup ilkokul öğrencisi öğretmenleri ile dışarı çıkıyordu. Bu sebeple müzeyi gezerken toplamda 3-5 kişiydik. Hafta içi gitmemizin avantajı olmalı.

Tuvaletlerden çok etkilendiler sanırım

Almanya'dan oyun evi
İlk katındaki oyuncakçı dedenin gerçek olup olmadığı en çok ilgisini çeken şeylerden biriydi Alaz'ın. Sonraki favorisi gemilerin olduğu oda, uzay ve astronot oyuncakları bir de lokomotifli tren sesi çıkaran odaydı.

Gerçek mi değil mi?

Bazı Oyuncaklar, Oyuncak Müzesi
Ben ise en çok savaşların anlatıldığı bölümden etkilendim. Müzenin ilginç yanı hem çocuklara hem yetişkinlere hitap etmesi. Aşağıdaki tanıtım yazısında da söylenildiği gibi, 'Aa bu oyuncak bende vardı' ya da 'Aa anneannemin evinde bu bebekten görmüştüm' gibi birçok cümle sarfettik eşimle karşılıklı.

Uzay ile ilgili oyuncaklar ve haberler
Star Wars ilk oyuncakları
Oyuncaklar daha çok Almanya ağırlıklıydı ya da bana öyle geldi. Türk bayrağının uzaya gittiğini bilmiyordum örneğin, öğrendim. Teddy ayının hikayesini de. Bu tarz bilgileri çocuklarla da paylaşabildim. 

Türk bayrağının uzaya gittiğini biliyor muydunuz?
Beliz arada bir yukarıdaki rafları göremediğinden kucak istedi. Bazı anlarda canı sıkıldı; ama Alaz tuvaletlete giden koridordaki akvaryumları bile ilgiyle inceledi. Tuvaletlerde bebek için bez değiştirme ünitesi bulunuyor. En alt katta bir de sinema salonu var. Pencereden gördüğümüz atölye de oldukça şirindi. Burada oyuncak boyama ve yaratıcılık atölyesi gibi çalışmalar yapılıyormuş. Bilgi için buraya tıklayın.

Savaşlar...
Yeniliklerden biri de şirin mi şirin kafeydi. Bize kahve, çocuklara cam ardından gördükleri oyuncaklardan birkaçı ile oynama molası verdik gezi sonunda. Müze kafede bazı günler kitap okuma etkinliklerinin yanı sıra, Pazar kahvaltısı ve doğum günü organizasyonları da yapılıyormuş.

Oyuncak müzesi, kafe
Bizim gezimize gelecek olursak, yüzlerce oyuncağın camekan ardında durması ve bizim çocukların oyuncaklara ulaşamamaları bir ilk. İşin garibi, bu durumu hiç garipsemediler. Haydi Alaz durumu kavradı diyelim, Beliz bile istemedi oyuncakları ver demedi örneğin. Şaşırılacak birşey bence.

Oyuncak Müzesi kafesinde
Oyuncak müzesine dair daha fazla bilgi aşağıdaki internet sitelerinden alıntı yazıda:

İstanbul Oyuncak Müzesi 23 Nisan 2005 yılında şair/yazar Sunay Akın tarafından kurulmuştur. 1700’lü yıllardan günümüze oyuncak tarihinin en gözde örneklerinin sergilendiği müze tarihi bir köşkte konumlanmıştır.

Sunay Akın’ın 20 yılda 40’ı aşkın ülkedeki koleksiyonerlerden, antikacılardan ve açık arttırmalardan satın aldığı oyuncaklarla kurulan İstanbul Oyuncak Müzesi dünya tarihini daha eğlenceli, daha akılda kalıcı bir öğrenme yöntemi ile ziyaretçilere sunmaktadır. Örneğin, uzay oyuncaklarının sergilendiği bölümde Ay’a ulaşma çabası, tren oyuncakları bölümünde ise sanayi devrimi oyuncakların diliyle anlatılmaktadır. Müzenin dekoru da bu düşünceyle sahne tasarım sanatçısı Ayhan Doğan tarafından tasarlanmıştır. Müze bir şair tarafından açılmış olması ve bir sahne tasarım sanatçısı tarafından tasarlanmış olması özelliği ile de dünyada bir ilki teşkil etmektedir. 
İstanbul Oyuncak Müzesi’nin en önemli özelliklerinden birisi de aileyi bütün üyeleri ile kucaklamasıdır. Müze bu özelliği ile 3 kuşağın birarada vakit geçirebileceği ve ortak mutluluğu paylaşabileceği bir mekandır. Dede/nine, baba/anne ve torun bir zaman makinasında çocukluklarına doğru yola çıkarken, birbirlerine kendi dönemlerini anlatmanın keyfini çıkartırlar. Oyuncak müzesinin koridorları ‘’Bundan bende vardı!’’ cümlesi ile başlayan ve çocukluk hatıralarının anlatıldığı sesler ile çınlamaktadır. 
İstanbul Oyuncak Müzesi ülkemizdeki diğer oyuncak müzelerinin de açılması için örnek teşkil etmiştir. 2011 yılında, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Antalya Oyuncak Müzesi ve 2013 yılında da Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, Ataşehir Belediyesi’ne ait Oyun Müzesi, İstanbul Oyuncak Müzesi kurucusu Sunay Akın’ın danışmanlığı ve küratörlüğünde kapılarını ziyarete açmıştır.
Devamını Oku »

Unutulmayan Oteller: Datça Surf Beach Hotel



Datça’da sezonu biz kapattık 2016 sezonunda. Son kaldığımız otel de, Flow Datça Surf & Beach Hotel idi.

Akdeniz ve Ege Denizi’nin buluşma noktasında, Marmaris-Datça yolu üzerinde yer alan bu oteli, önündeki sörf bayraklarından ötürü farketmeden geçemezsiniz. Yeşilin içinde sakin, sessiz ve müthiş güzel bir otel. Alaz bayıldı. En çok nesini sevdin bu otelin diye sorduğumda, yanıtı ‘Çok büyük’ oldu. Gerçekten de çocuklar için sonsuz genişlikte koşturacak alan mevcut. Yirmi iki dönüm alana sahip olduğundan...

Flow Datça Surf & Beach Hotel

Tabii bir de havuzu çok büyük, Datça’ya göre. 38 odası bulunan bir tesis için çok geniş kapasiteye sahip. Otelin kapısından içeriye araç girişi olmadığından içindeki yollar çocuklar için oldukça güvenli. Bırakın koştursun, denilebilir!

Odalar

Flow Datça Surf & Beach Hotel, Odalar

Ana binadaki odalardan birindeydik biz. Standart büyüklükteki odalar, bana çocukluğumda gittiğimiz kampları hatırlattı. Alaz’ı ve Beliz’i önceden giydirip odanın hemen önündeki yola gönderdim. Biz de öyle oda önünde oynardık çocukken...

Odalarda şampuan, havlu, vs gibi temel ihtiyaçların yanı sıra minibar ve kahve/çay yapma araç gereçleri de mevcut. Televizyon da var; ama biz gerek duymadık açmaya. Klimalı odalarda, saç kurutma makinesi yoktu. Yaz ortasında sorun olmuyordur; ama Ekim’de aranıyor.


Bahçe içindeki odalar da taştan ve çok şirin. Özellikle de akşam bahçe ışıkları yandığında...

Havuzlar:

Flow Datça Surf & Beach Hotel

Otuz sekiz odası bulunan bir tesis için yetişkin havuzu oldukça geniş yani rahatlıkla spor amaçlı kullanabilirsiniz. Onun yanı sıra bir de çocuk havuzu var. Havuz etrafındaki hamaklarda ve şezlonglarda, otel dolu olsa bile yer bulmak sorun değil.

Flow Datça Surf & Beach Hotel, Alaz pek beğendi.

Havuzlar restoranın diğer tarafında yani iç kısımda olduğundan, plaj rüzgarlı olsa dahi havuz kenarında bunu hissetmiyorsunuz. Bence avantaj...

Plaj:

Flow Datça Surf & Beach Hotel, sezon sonu

Plaja gidiş yolu nefisti. Odadan denize 2-3 dakika yürüme mesafesi anca var yok. Alaz ve babası havuzda oynarlarken, Beliz ve ben deniz kıyısını tercih ettik. Plajda ufak bir çocuk oyun parkı var; ama bu parkın seneye yenileneceğinin müjdesini aldık. Şimdiki biraz basit kalıyor. Daha geniş bir alanda, daha doğal malzemelerin kullanılacağı daha doğal bir oyun parkı yapılacakmış.

Plaj kum ve taş karışık. Uzun ve geniş bir iskelesi de var. Otelin alanı, Gebekum plajında geniş bir alanda açık denize karşı. Yaz-kış esen rüzgarı da meşhur. Bu sebeple sörf de yapılıyor. Yetişkinler ve çocuklar için Ekim ayına dek rüzgar sörfü dersleri veriliyor. 'Çocuğum tatilde birşeyler öğrensin' diyen ebeveynler için oldukça uygun bir yer. Hatta bu sayede anne-baba ile tatile çıkan teenager-lar, gençler de aileyle tatil yapmaktan keyif alır.

Flow Datça Surf & Beach Hotel, Beliz ve deniz

İskeleden atlamak ise baba ve bana göreydi. Alaz havuza gözü kapalı atlasa da, denize atlamak için hevesi yok pek. Beliz’i bıraksak atlardı orası ayrı tabii.

Restoran

Flow Datça Surf & Beach Hotel restoran

Bana İspanya’nın, İtalya'nın uçsuz bucaksız yollarında fotoğraflanmak için bekleyen geniş ve yüksek tavanlı mekanları hatırlattı. ‘Kışın oteli kapatsanız da, restoranı açık tutun’ dedim hatta birkaç kez. Gelecek seneler için bunu düşünüyorlar.

Hava akşamları serin olduğundan içeride oturduk. Oldukça şık; ama rahattı. Bir köşede televizyon ve koltuklar bulunuyordu. Diğerinde ıstakaların dizi dizi olduğu bilardo masası. Diğer uçta bar vardı; yer yer kitap rafları konulmuştu gerçek kitaplar içeren.


Tattığımız yemekler hem lezzet hem de görünüş açısından oldukça başarılıydılar. Fiyatlar da Datça’da bir otele göre normaldi. Yemek ardından içtiğimiz Türk kahvesinin sunumu ise nefisti. Cezveye takılı çiçeği koklaya koklaya bitiremedim. Sanıyorum bu sunumda Deniz Hanım’ın parmağı vardı...

Biz köfte tercih ederken, Alaz’a özel lazanya bile yapıldı, Beliz ise her zamanki gibi yemek ardından dondurma yemeden rahat etmedi.

Restoranın diğer, denize bakan kısmında dışarıda da masalar bulunuyor. Yine geniş bir alanda olduğundan herkes aynı anda kahvaltı yapsa bile yer bulmak sorun olmaz. Sabah serinliğinde üzerimize şal almadan oturamadık açık havada, zeytin ve limon ağaçları altında. Kahvaltı da serpmeydi; en sevdiğimden. Bal ve badem de içeren...

Bir de plajda restoranı, sıra sıra masaları ve barı var otelin. Eminim yazları gece veya gündüz orada vakit geçirmek harika oluyordur. Datça’ya da odaya da gitmeye hiç gerek yok!

Bahçe;

Flow Datça Surf & Beach Hotel, plaja yürüyüş

Alaz’ın da dediği gibi kocaman bahçede birbirinden farklı ağaçlar, mis kokulu çiçekler bulunuyor. Plajda bir alan da koruma amaçlı çevrilmiş.

Hatta güneşi görünce ısınmaya çıkmış kertenkeleler bizim çocukları görünce korkup kaçtılar.
Çocuk kulübü yok otelde; ama mama sandalyesi ve bebek yatakları var. Çocuklar için yaz boyunca dışarıdan bir öğretmen gelerek taş boyamayı öğretmiş. Hatta o taşları plajda dizmişler sıra sıra.

Yakın civarda;

Datça'nın merkezi araba ile 10 dakika uzaklıkta. Bir öğleden sonra rüzgardan kaçıp Datça Kargı Koyu’na gittik bizimkilerle. Gebekum’a nazaran oldukça kalabalıktı hafta içi olmasına rağmen. Taşlı denizinde yüzdük. Beliz suya taş attı; Alaz ise sahilde, taşlar üzerinde uyudu.

Alaz uyandıktan sonra koyun en ucundaki Cennetköt Beach Restoran'a gittik çay içmeye. Tiryaki değilimdir; ama çayın tadını pek beğendim. Bergamot kokusuna bayılırım!

Sonra akşam yemeği için otelimize geri döndük. Dediğim gibi, otelin taştan restoranı en favori mekanlarımdan biriydi ve yorumlarda pek övülen şefin hazırladığı akşam yemeğini kaçırmak istemezdim.

Öneri:

Flow Datça Surf & Beach Hotel

Çocuklarla giderseniz, bisiklet veya scooter da götürebilirsiniz. Güvenli, geniş alanlarda sorun olmaz...

Kendi sörfünüzü, hatta dalış takımınızı da götürün. Kayalar arasında görülmeye değer birçok balık var...

Benim Düşüncelerim:

Flow Datça Surf & Beach Hotel

Deniz tertemiz. Plaja ve ortama çok bayıldık ailecek; ama kum tercih ediyorsanız denize girmek sizi zorlayabilir. Ayakları acıtmasa da deniz içinde büyük taş ve kaya parçaları bulunuyor.

Havuz sevenler için ideal, sadece serinlemek ve eğlenmek için değil, içinde birkaç tur atıp spor amaçlı yüzebilmek de mümkün.

Otel, hem çocuklular için uygun hem de çocuksuzlar için. Kimsenin kimseyi rahatsız etmeyeceği kadar geniş alan var.

Otelin bulunduğu yer ekolojik bir alan da aynı zamanda. Akşamları ve sabah erken saatlerde rüzgarla burnumuza gelen çiçek kokuları insanı mest ediyordu.

Flow Datça Surf & Beach Hotel

Herşey dahil kalabalığından, yemek sıralarından, animasyondan, sabah erkenden şezlong kapmaktan sıkıldıysanız burayı tercih edin, eminim çok memnun kalırsınız. Çocuklara rüzgar sörfü eğitimi 7 yaşından itibaren uygun. O yaşa gelince Alaz’ın bir yaz tatilinde burada denemesini isterim. Ayrıca çocuklar için dışarıdan eğitmen gelerek el işleri ve boyama dersleri de veriyormuş yüksek sezon boyunca.

Bazı yorumlarda yiyecek ve içecek fiyatlarının yüksek olduğundan bahsedilmiş, Datça için yüksek olabilir; ama kalite ve sunum olarak hakkını veriyor.

Notlar:

Bu seyahatimizde bir gece otel tarafından misafir edildik. Yazdığım tüm görüşler bana ait, benim ve ailemin kişisel düşüncelerimiz.

Flow Datça Surf & Beach Hotel, 38 odası bulunan 4 yıldızlı butik bir otel ve normalde oda+kahvaltı olarak hizmet veriyor. Fiyatlar ve rezervasyon için booking.com veya otelin internet adresini kullanabilirsiniz : https://www.flowdatca.com/
Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Dubai
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Türkiye
  • Yunanistan