Saldım çayıra…


‘Aileler ilk çocuğa aşırı ilgi, ikinciye gerektiği kadar ilgi gösterirler’ diye okumuştum bir yerde. Gerçekten öyleymiş…

Uyku hali…
Birinci doğmadan önce Tracy Hogg’un ‘Baby Whisperer’ kitaplarını hatim etmiş, hangi sorunda nereye başvuracağımı fosforlu kalemle çizmiş, aralarına notlar koymuştum. Hastaneden eve geldiğinizde yatırın kendi yatağına, başlayın uyku eğitimine diyordu. Kendi kendine uykuya dalan; ama 40 dakikadan fazla uyumayan nurtopu gibi bir çocuğumuz oldu. Gece uykusu öncesinde her akşam, banyo, pijama, kitap, resimlere-böceklere iyi geleceler dileme faslı yaptığımız halde gecede 4-5 kez uyanırdı. Uyku eğitimi ancak 2 yaşındayken bitmişti, deliksiz uyumaya başladı; ama sabah 6’da ayaktaydı kaçta yatarsa yatsın!

İlkine uyku düzeni uyguladık, uykuyu sevmeyen bir çocuk oldu. İkincisini kucakta mı uyutsak, bizimle mi, nasıl uyusun diye karar veremediğimiz kızım, emeklemeyi geçip sıralamaya başladı. Ne uyku öncesi banyo yaptırdık, ne de kitap okuduk. İlk 2 ay sürekli ağladığından üzerimde taşıdım. Sonrasında kendi yatağında kendi kendine uyur oldu. Geceleri de 1 veya 2 kez uyanıyor üstelik.

Meme ve emme konusu…
İlkinde hastane odasındaki ilk gece emziremiyorum, emmiyor diye ağlamıştım. Eve çıktıktan sonra yine Tracy Hogg üsulü 3 saatte bir emer diye ağlamasını açlık harici başka şeylere yordum hep. Ya da 3 saat oldu, acıkmıştır artık emmesi gerekir diye düşünüp uykusundan uyandırdım! Ek gıda yemiyor diye yaşından önce gece sütünü bile kestim. Bu şartlarda bile memeyi ve emmeyi çok sevdi, hatta yemek sevmedi. Hala sevmez, zorla yer.

İkincide doğumdan sonra süt hemen geldi, sanırım vücut süt üretimini hatırladı. Ağladı mı emzirdim, saate bakmadım. Geceleri uyandığında kimseyi uyandırmasın diye dayadım memeyi. 6ıncı ayında başladığımız ek gıdaya bayıldı. Memeyi gündüz aramaz oldu. Zorla emziriyorum hatta uyku arasında. Yaşına dek de zorlayacağım gibi.

Kendi kendine yetebilse…
İlkinde, sabah uyansın da sevelim diye bebeğimizin gözünün içine bakardık. Dayanamaz dürterdik. Gözünü açtı mı kucaklar, sevmek için yarışırdık. Aktivite yaratmak için oyunlar oynatır, kitaplar okur, o kurstan bu kursa koştururduk. Dönsün, yürüsün diye ailecek seferber olmuştuk! Kendi kendine 5 dakika kaldı mı, yanına gider, kucaklardık. Bunların sonucunda, 2 yaşına geldiğinde kendi başına iki dakika durmayan bir yavrumuz vardı. Sonra da niye kendi kendine oynamıyor hala diye yakınıyorduk. O yüzden kardeş yaptık hatta. Birlikte oynasınlar da biz rahat rahat çay içelim dedik. 4 yaşına geldi, hala tüm gün ‘anne, anneee, anneee, baba, baaabaaaa, baaabaaa’…

İkinci saldım çayıra hesabı oldu. Gerçekten saldık yere, baktık işimize. Dönmeye başladı kendi kendine. Bir gün farkettik popoyu kaldırmış emekliyordu. Hatta eve gelen kargo kutusunu yürüteç yapmış evi turluyordu 8 aylık olmadan! Kendi kendine oynar, debelenir, durur. Hani sanki anne sen beni doyur, yatır gerisini ben hallederim diyor bize. Sabah uyandığında gözümü bile açmadan oyuncak atıyorum yatağına, oynuyor. Kimse tepesinde dikilmiyor, abisi hariç! Üstelik hiç bir kursa gitmedik birlikte, en büyük aktivite abisi ve abisinin oyuncakları…

Hastalık durumunda…
İlkinin burnu tıkansa internetten araştırır, genelde olumsuz hatta ölümcül vakalara denk gelir, hemen doktordan randevu alırdım. Aşı günlerinde babasıyla birlikte doktora giderdik, o aşıdan ağlayınca babasının da benim de gözlerimize yaş dolardı.

İkinci ise, evde okula giden abi olduğundan ve o abi saat başı oraya buraya değen ellerini kardeşinin ağzına soktuğundan daha sık hastalanıyor doğal olarak. İlk dört gün bekliyorum, 5. gün hala iyi değilse doktordan randevu alıyorum. İnternette semptom araştırmasına hiç girmiyorum. Merak ettiyseniz hiç bir aşı gününde babası bizimle doktora gelmedi.




Zaman Kavramı:
İlk bebekte saatler geçmezdi, günler bitmezdi. Ne kadar farklı aktivite yapsak da günler birbirinin aynıydı sanki. Akşam olsa da babası gelse diye pencere önünde bekler dururduk.

İkinci bebek aramıza katıldığından beri günler, aylar koşturuyor mu ne? Ne çabuk hafta sonu geldi, ne çabuk yaz geçti bitti! Nasıl 10 ay oldu? Neredeyse yaşı geldi diyoruz. İngilizce’de ‘time flies’, Türkçe’de ‘su gibi geçti’, aynen öyle…

Ya ben?
Eğrisi, doğrusu ben çok farklı olmasam da değiştim. Birincinin üzerine titredim; ikincinin de üzerine titriyorum; ama daha farklı. İlkinde bebek hakkında çok kitap okumuştum, çok araştırmıştım. İkincide hiç okumadığım halde bildiklerimi ve daha önce okuduklarımdan kendime pay çıkardıklarımı sentezleyip uyguluyorum sanırım; çünkü herşey yolunda gidiyor.

Temizlik ve hijyen konusunda daha rahatım. Küçük olan, kusuklu kıyafetlerle geziyor, bazen yıkamayı unutuyoruz haftada bir kez banyo yapıyor. Yere düşen yiyecekleri üfleyip ya da yıkayıp verebiliyorum eline tekrar. Yemek yesin diye şarkılar söylemiyorum, kaşığı uçak yapmıyorum. Baktım ki püskürtüyor, ne kadar yediğine bakmadan mama sandalyesinden indiriyorum. Babasını arayıp ağlamıyorum yemiyor bu diye.

Gereksiz yere kıyafet almıyorum; abisinden kalanları (o sebeple de erkek zanneden çok oluyor) ve hediye gelenleri giyiyor. Oyuncak hiç almadım daha! Yaşı gelmeden legolarla oynuyor diye pimpiriklenmiyorum. Uykusunu, hastalığını, yemeğini kendime daha az takıntı yaptığım için daha mutluyum.

Ve ikisini de çok sevebiliyorum. Doğumdan önce ikinciyi ilki kadar sevemeyeceğimi zannederdim, şimdi küçüğe, acaba abini de bu kadar çok sevdim mi derken buluyorum kendimi bazen. Annelik ne garip… !


Not: Bu yazım ilk olarak Alternatif Anne'de Eylül 2015'te yayınlanmıştır.

4 yorum :

  1. :D Aynı anlarda aynı konuda yazmışız yine.. Ama ben ikinci için teoride, sen pratikte, hadi inşallah senden örnek olur, öyle olur bende de..!

    YanıtlaSil
  2. Bunun bi de 3. Versiyonu var :-)

    YanıtlaSil