Taşınmanın Senesi

Geçen sene bu akşam, 9 yılı geçirdiğimiz Londra'daki son gecemizdi.

Londra her daim renkli
Alaz'ın doğduğu ülkeyi geride bırakıyorduk. İki sene sonra döneriz diye kafamızda bir düşünce vardı. 'Ne zaman istersek döneriz ne olacak?' diyorduk.

Zürih'e yazın taşınmak avantaj. Yazlık gibi bir şehir. Mayoyla sokakta dolaş istersen sorun değil. Elinde birayla trene bin, bisiklet kullan, göl kıyısında kitap oku ya da barbekü yap.

Havalar soğurken Beliz doğdu. Sıkılmaya, Londra'yı özlemeye başlamamıştık. İki çocuk arasında koştururken de özlemeye vakit kalmadı.

Bahar geldiğinde, gezmek amaçlı Londra'ya gittik. Döndükten sonra, 2015-2016 dönemi için Alaz'ı özel kreşinden alıp buradaki devlet okuluna vermeye karar verdik. Böylece İngilizce eğitimini baltalayarak tamamen Almanca eğitime geçmesini kabul ediyorduk. Bu da bizim '2 sene sonra Londra'ya döneriz' düşüncemizle çelişiyordu. Kimi kandırıyorduk? Kafamızdaki düşünce burada kalmak üzerineydi artık.

Zürih
Zürih Gölü
Yaşam standardımız Londra'dakinden çok daha iyiydi. Evimiz, soluduğumuz hava, komşularımız, hayat kalitemiz, spor bile yapabiliyorduk 2 çocukla... Almanca derdi olmasa, ya da benim çocukları satıp bir gün işe geri döneceğim derdi, mükemmel bir yer...

Derken son 2 gündür, bir senedir görmediğim köpek dışkısını yerde gördüm. Bugün otobüs şoförü bayan beni birkaç kez uyardı. Almanca bilmediğimi söylediğim halde bir dakika boyunca Almanca nutuk attı. Otobüste bebek arabasını yanlış pozisyonda koydum diye. Halbuki 8 aydır bebek arabasıyla otobüse biniyorum, bugün ilk kez böyle birşey başıma geldi. Yoksa Zürih'in cicim ayları bitiyor mu? diye içimden geçirmedim değil...

Enteresan bir ikinci sene olacak, bakalım...

Devamını Oku »

Araba Yolculukları ve Oto Koltukları

Türkiye’ye Temmuz ayındaki son gidişimizde, şehirler arasında yapacağımız birkaç seyahat olduğundan, çocukların araba koltuklarını da yanımızda götürdük.

Havayolu şirketleri, çocukların araç koltuklarını tıpkı bebek arabaları gibi ücretsiz taşıyor. Bebek oto koltukları genelde check-in esnasında bavullar ile birlikte teslim ediliyor. Alaz bebekken bir kez de uçağın kapısında teslim etmiştik. Öyle de yapabilirsiniz. Araç koltuklarının kendi poşetleri varsa onlara yerleştirip teslim ederseniz kirlenmez. Bazı havayolu şirketleri; THY, Swiss, BoraJet bildiklerim, puset ve araç koltukları için check-in sırasında özel bir poşet veriyorlar. Uçağa binmeden önce de, kapı önünde bu poşetlere yerleştiriyorsunuz bebeğin/çocuğun pusetini veya oto koltuğunu. Oldukça sağlam bu olan bu poşetler sayesinde hiç biri kirlenmiyor.


Bebek oto koltuğunu ve Alaz’ın booster koltuğunu (oto koltuğu yükseltici) bavullarla birlikte banttan teslim aldık ve kiraladığımız araca yerleştirdik. Böylece tatil boyunca karayolu yolculuklarımızı güvenli bir şekilde gerçekleştirdik. Kızımız da oğlumuz da kendi bildikleri koltuklarında, yabancılık çekmeden rahat rahat uyudular.

Biz çocukken oto koltuğu diye birşey yoktu. Kemer bile bağlanmazdı. Hatta steyşın (station vagon) arabaların arkasına dizilirdik 3-5 kuzen, kah yatar kah oturur oyun oynardık yol boyu. Neyse ki o zamanlar araç trafiği daha az, şoförler belki daha usta, arabalar ve yollar hız yapmaya pek müsait değilmiş de sağ salim varmışız bu günlere.

Günümüzdeyse anneler-babalar çocuklarına en güvenli bebek oto koltuğunu seçmek için aylarca araştırma yapıyorlar. Hatta araba satın alırken bile kazalara karşı en güvenilir hangisidir diye kafa patlatıyorlar, örnek biz :)

Yurt dışında bebek oto koltuğu kullanımı bir zorunluluk. Hatta doğuma giderken arabada bulunması şart. Yoksa hastane bebeğin eve çıkışına bile izin vermeyebilir. Neyse ki bebek oto koltuğu kullanımı Türkiye’de de artık zorunlu hale getirildi. Bir de lüks tüketim vergisi alınmasa çok iyi olacak ya…

Oto koltuğu seçmeden önce Kliksa gibi internet sitelerinden hangi oto koltuğunu alacağınızı araştırmanızı, tüketici yorumlarını okumanızı, eşinize-dostunuza sormanızı öneririm. Bebeğin yaşına, boyuna ve kilosuna uygun bir oto koltuğu kullanmak şart. Ayrıca bebek oto koltuğunu arabaya takmak ciddi bir iştir. Yapılan bir araştırmaya göre, bebek/çocuk oto koltuğu satan mağazalar dahil %90'ımız çocuklarımızı emanet ettiğimiz koltukları doğru takamıyormuşuz. Bu nedenle daha önce blogda yazdığım 10 güvenlik kontrolü de uygulanmalı.

Oto koltuğu/yükseltici (booster seat)
Oto koltuğu/yükseltici (booster seat)

Türkiye’deyken Alaz’ın kullandığı oto koltuğu yükseltici, her çocuklu arkadaşımın dikkatini çekti. Evet, yurt dışında booster seat diye geçen bu tarz oto koltuğunu kullanmak da oldukça yaygın. Diğerlerinden daha ucuz olduğundan, çocukların bakımını kısmen de üstlenen yakınlar, özellikle de anneanne/babaanne birer tane ediniyor. Bildiğime göre de kaza anında herhangi bir oto koltuğu ile aynı oranda korumakta. Tabii doğru takıldığı ve kullanıldığı sürece...

Açıklama: Bu yazıda reklam bulunmaktadır. Değerlendirme ve yazı tamamen bana aittir.
Devamını Oku »

Çocuklarla Plajda Eğlenme Tüyoları

Çocuklarla güzel bir yaz günü geçirmek için plajlar en uygun yerlerden biri.

Yaz tatilinden yeni döndük. Ailecek her günü (ya da günün bir kısmını) denizde geçirdiğimiz Çeşme ve Bodrum seyahatlerimiz oldu.

Peki, plajda biri 4 yaşında diğeri 7 aylık çocuklarımızla nasıl başa çıktık?

1. Kondisyon şart. Çocuklarla bir günü plajda geçirmek, 8 saat spor salonunda geçirmek gibi olduğundan fiziksel olarak hazırlandık. Mr Motivator ile :)


2. Başarının anahtarı aktivitelerde saklı. Türkiye’de milyoncu, İngiltere’de Poundland - İsviçre’de yok böyle birşey - denilen mağazalar var; oradan ucuz, kaybolursa üzülmeyeceğimiz, farklı aktiviteler içeren oyuncaklar alıp her gün yeni birini verdik.

3. Güneş kremini plaja gitmeden önce sürdük. Hem ‘Haaayır, krem sürme’ kavgaları ortalık yerde olmadı, hem de krem sürülür sürülmez kuma bulanmadılar. Sprey olanları tercih ettik ki denizden sonra da kolay püskürtülsün, pardon sürülsün.

4. Aman kaybolmasın! Plajda güvenlik görevlisi varsa çocuğu tanıştırdık. Olur da bir an ortadan kaybolursa diye.

5. Cüzdanı evde bırak! Hırsızlık açısından değerli eşyaları, kredi kartlarını otelde, evde bıraktık. Dondurma, kaynamış mısır, beach club girişi (!) için yanımıza nakit para aldık.

6. Tatil mi hamallık mı? Plaj ve araç park yeri arasında uzun yürüme mesafesi varsa, plaja taşınacak eşyaları en aza indirgedik ve herkese görev verdik. Böylece afedersiniz katır misali eşyaları biri yüklenmemiş oldu.

7. Gölge önemli... Bebek için yanıma ufak bir çadır almak güzel olabilirdi. Hem her daim gölge, hem de rahat ve kuytu bir öğle uykusu yeri. Öneririm...

Çeşme'de Beach Club
8. Olmazsa olmaz! Plastik plaj kovası ve küreği kumdan kale yapmak için yanımızdaydı; ama biz genelde kumdan pasta, börek, kek yaptık.

9. Ayaklar önemli. Taşlar arasında balık ve yengeç yakalama aktivitesi için ve sıcak kumlardan korunmak için küçük ayakları koruyan plaj ayakkabısı olsa güzel olur. Alaz’ın Keen marka sandaletleri sabah-akşam her aktivite için ayağındaydı.

10. Her yerimiz kum! Çocukları, dedeyi ve babaanneyi/anneanneyi kuma gömmeden plaj aktivitesi olmaz. Geçen yaz Alaz’ı kumdan deniz çocuğu yapmış ve pek bir eğlenmiştik.

Plajda çocukları eğlendirmek
Kumdan deniz çocuğu
11. Hava kötüyse asma suratını! Eğer rüzgar ve geniş bir alan varsa bulunduğun plajda, uçurtma uçurmak için ne bekliyorsun? Bizim plajlarda şezlonglar dip dibe olduğundan değil uçurtma uçuracak, denize yürüyecek alan yoktu. Tabii bu sayede yan şezlonglarda konuşulanlardan neler duydum neler?...

12. Başka? Rüzgar yok; ama deniz de pek hoş değil. O zaman frizbi oynamak için mükemmel bir an değil mi? Ya da plaj tenisi, plaj voleybolu, istop gibi kum plajda oynanan oyunlardan birini seçmeyi çok isterdik; ama yukarda bahsettiğim dip dibe şezlonglar olmasaydı… Çeşme'de beach club denilen yerlerde çocuklar biraz oynadı neyse ki.

13. Dalgalara birlikte atlamak ve bana denizden kova kova su taşıtmak oğlumun plajdaki favori oyunuydu. Kızım ise kum veya taş yemekle, kova içindeki deniz suyuyla elini ıslatıp emmekle meşguldu.

14. Madem giriş ücreti var... Bebekler ve çocuklar için üzerinde zıplayacakları pofuduk yastıkların bulunduğu plajlar olsun da verdiğiniz giriş ücretine değsin.

A photo posted by GezginAnne (@gezginanne) on

Bir tatil de böyle geçti. Sizinki nasıldı?

Not: Bu yazı, resimdeki minderler üzerinde yazan Denizbank'ın sponsor yazısı olmadığı gibi herhangi bir Beach Club'ın da sponsor yazısı değildir... :)
Devamını Oku »

İngilizce Bilmeden İngiltere’ye Gidilir mi?

Öğrencilik yıllarını hatırlayanlarınız bilirler, okullarda ne çok şey öğretiliyormuş gibi gelir. Her şeyin sorgulandığı o yaşlarda, öğrencilere göre bu bilgilerin bir çoğu da gereksizdir. Akıllarda hep aynı soru vardır: “Bunları nerede kullanacağız?”. Bazı bilgiler o an çok da anlam taşımıyormuş gibi gözükse de, yıllar sonra bir tebessümle anımsamamıza neden olur. Türkçe derslerinden hatırlayacağınız atasözleri ve deyimler o dönemde sadece sınavları geçmek için kullanılsa da yetişkinlikte hayatı anlamak için sıklıkla başvurulan kaynaklara dönüşür. Bunlardan "Bir dil bir insan, iki dil iki insan” atasözü de, hızla küreselleşen dünyada git gide daha fazla anlam kazananlardan biri ve bizler her gün yıllar öncesinden öngörülen bu tespitlerin gerçeklik payının daha çok farkına varıyoruz.

Yabancı dil bilmenin gerekliliğinin her geçen gün arttığı günümüz koşullarında, bu eksikliği hissetmemek pek de mümkün değil. Hele ki söz konusu dil dünya dili olan İngilizce ise, bu dilin eksikliği daha da çok hissediliyor. Etkili bir yayın aracı televizyon programlarından sosyal medyaya, reklam panolarından iş ilanlarına kadar her alanda karşı karşıya kalınan bu durum; kişinin İngilizce seviyesini sorgulamasını da kaçınılmaz kılıyor. Bu eksikliği hissedenler ya soluğu bir İngilizce kursunda alıyor, ya da alternatif çözüm yolları arıyor. Bunların en popüler olanları şüphesiz ki en kısa zamanda sonuç elde etmeyi vadedenler. Uyurken öğrenmekten tutun da konuşarak öğrenmeye kadar birçok seçenek mevcut. İmkanı ve fırsatı olanlar ise yurt dışında öğrenmeyi tercih ediyor.

Etrafınızda bunca şey olup biterken dil öğrenmeye pek de vaktiniz yoksa, ya da henüz bu sosyal baskı sizi etkisi altına almayı başaramadıysa, aynı zamanda yeni yerler görme isteğinize de karşı koyamıyorsanız, bu yolculuğunuzun sonunda öğrendiklerinize siz bile inanamayabilirsiniz. Herkes tarafından farklı yorumlanabilen “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” cümlesini tecrübe etmek için işte size fırsat! “Madem herkes bir İngilizce merakı tutturmuş gidiyor, ben de olayı yerinde inceleyeyim” niyetiyle İngiltere’ye gitmeyi düşünenlerdenseniz, ya da içinizdeki gezgin ruh sizi oraya çağırıyor ama neler yaşayabileceğiniz hakkında tüyo vermiyorsa; gelin birlikte biraz beyin fırtınası yapalım.


İngiltere’de Tek Başına Günlük Hayat

Uçaktan indiniz ve evet işte İngiltere’desiniz! Peki ya şimdi ne olacak? Gezmek ve yeni yerler keşfetmek istiyorsunuz ama nasıl? İşte burada bir numaralı sorunumuz devreye giriyor; başkası olmadan seyahat edememek! Yanınıza ayrıntılı bir harita almış olsanız ya da gezilecek yerleri satır satır ezberlemiş olsanız bile yanınızda İngilizce bilen birisi olması size zamanınızı daha verimli kullanmanızı sağlayacaktır. “Tek başıma her şeyin üstesinden gelirim ben” diyen cesur gruba dahilseniz; tabi ki aradığınız yeri bulabilirsiniz, ama kaç saat sonra? Kısıtlı zamanınızda sadece sınırlı sayıda yeri gezmiş olmak, bunu tek başınıza başarmış olsanız da yeterince tatmin edici olmayacaktır. Bu yüzden İngilizce bilen birinin yardımına sık sık ihtiyaç duyabilirsiniz.

Tarihi mekanlar ve müzeleri gezmek de bir seyahatin olmazsa olmazlarındandır deyip küçük bir kültür turuna çıktınız. Açıklamaların ve tüm yazıların yine İngilizce olacağı düşünülürse, gitmeden önce araştırıp biraz fikir sahibi olmak işinizi kolaylaştıracaktır. Alternatif olarak telefonunuzdaki sözlük veya çeviri uygulamaları da merakınızı dindirmenize kısmen yardımcı olacaktır.

Tam da bu duruma alıştığınızı düşündüğünüz sırada bir şeyler atıştırmak üzere bir restorana gittiniz. Garsona pizza hamurunu ince tercih ettiğiniz konusunda beden dilinizin sınırlarını zorladıktan sonra 10 dakika süren sipariş verme çabalarınız sonuç verdi. Nihayet garsonu atlattım derken yanınıza birisi yaklaştı ve sizinle İngilizce konuşmaya başladı. Acaba gömleğinizi çok beğendiğinden mi bahsediyor? Öyle olsa bu kadar sinirli konuşuyor olmazdı. Acaba sinirli değil mi? Onun masasına da oturmuş olamazsınız, geldiğinizde her hangi bir yazı da yoktu. Garson geldiğinde duygularını çözemediğiniz müşteri size bakarak kendisine bir şeyler fısıldıyor. “Acaba saçlarımdan mı bahsediyorlar” diye düşünmekten kendinizi alamazken gözünüz pizza hamuruna ilişiyor. Muhtemelen restoranın en kalın hamuruna sahip olduğunu düşündüğünüz pizzayı karşınızda gördükten sonra Türkiye’ye döndüğünüzde bir beden dili kursuna başlama planları yapıyor olabilirsiniz.

Bu seyahatiniz sadece bir gezi olmaktan çıkıp kalma süreniz uzarsa, her geçen gün ülkenin kültürüne ve tabi ki de diline daha kolay adapte olursunuz. Bu sayede sadece bir tercih değil, mecburiyet haline gelen İngilizce konuşmak, sizi İngilizce düşünmeye de zorlayacaktır. Yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi bir dili öğrenmenin en kolay yolu olan; o dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, size de her geçen gün dil üzerindeki hakimiyetinizle farkı hissettirecektir.


İngilizcenizi Geliştirmek İçin Birkaç Ufak Yöntem

“Peki ya yerine giderek öğrenecek kadar bütçemiz yoksa ne yapalım?” sorunuza birkaç ufak öneri ile yanıt vermek istiyorum. Bu ufak öneriler sayesinde pratiğinizi geliştirebilir ve var olan İngilizcenizi taze tutabilirsiniz.

Okumak: Dinleyip konuşmanın yanı sıra okumak da kelime bilgisi ve dilin yapısını daha iyi anlamak konusunda geliştirici etkiye sahiptir. Okuma esnasında öğrenilen kelimeler de konuşurken kendini ifade etmeyi kolaylaştıracaktır.

Not Almak: Her an bir not defteri taşıyarak dikkat çekici ya da gerekli görülen kavramlar not edilebilir. Böylelikle ihtiyaç duyulan kalıpların uygulanarak öğrenilmesi daha kolay olur.

Konuşmak: Yeni bilgileri akılda tutmanın en etkili yolu kullanmaktır. Etrafı izleyip öğrendikten sonra pratiğe dökmek de bu sebeple oldukça önem taşıyor. Yabancı bir dili aktif olarak kullanma gayretindeyken yapacağınız hatalar size kalıcı bir öğrenme yetisi kazandırır. Karşınızdaki kişinin hatalarınızı düzeltmesinin sizi daha avantajlı bir duruma getireceğinin farkında olup, sorarak öğrenme yoluna da gidilebilir. Konuşabilmenin ilk kuralının dinlemek olduğu düşünülürse; çevreyi gözlemleyip, tıpkı küçük bir çocuğun ailesinden konuşmayı öğrenmesi gibi, taklit ederek öğrenmek de mümkündür. Bunu etkili biçimde kullanmak için de meraklı olmak şarttır. Bu nedenle aslında yeni bir lisanı, ana dili olan insanlardan öğrenmek her zaman daha kolay ve daha doğru sonuçlar oluşturacaktır.

İngiltere’ye Gitmeden İngilizce Konuşmanın En Kolay Yolu: Konuşarak Öğrenmek

Yukarıda bahsettiğim gibi İngilizce öğrenmek için İngiltere’ye gitmek ne yazık ki herkes için çok uygun bir seçenek değil ancak İngiltere’deymiş gibi anadili İngilizce olan insanlarla konuşmak artık mümkün.

Anadili İngilizce olan uzmanlarla konuşmanıza olanak sağlayan http://www.konusarakogren.com girişimi, İngilizce konuşma becerilerinizi geliştirmek için çok kullanışlı ve yeni bir yöntem geliştirmiş. İngilizce öğrenmek isteyen kişiler, konusarakogren.com sayesinde haftanın belirledikleri bir günü seçtikleri saatlerde Skype ya da sabit hat üzerinden tamamı yabancı olan eğitmenlerle buluşup İngilizce konuşabiliyor. Bu konuşma seansları, bilmeyenlere İngilizce öğretiyor, bilenlerin ise var olan konuşma seviyelerini ileri seviyelere taşıyor. Böylece anadili İngilizce olan kişilerle konuşarak dil hatalarınızın önceden farkına varabilir, İngilizce konuşabilme konusundaki tabuları yıkıp özgüven elde edebilirsiniz. Üstelik bunu yaparken sadece karşınızdaki eğitmeninizle konuşuyor olacağınız için başkalarından utanmak gibi bir derdiniz de olmayacak. Bu eğlenceli ve kolaylıkla ayarlanabilir konuşma seanslarını takviminize ekleyebilmeniz için konusarakogren.com üzerinden eğitmeninize ulaşabilirsiniz. Ücretsiz deneme seansı da yapabileceğiniz bu sistem sayesinde yazının başında yer verdiğim yurt dışında dil bilmeden tecrübe edebileceğiniz olumsuzlukların hiçbirini yaşamayacağınıza eminim.

Not: Yazı, konusarakogren.com tarafından hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

Bebeğiyle Seyahat Edeceklere 12 Tavsiye

Eğer bebeğinizle çıkacağınız bu seyahat kaçınılmazsa aşağıdaki tavsiyelere göz atmanızı öneririm:

1. Daha önce bebeğinizin ya da çocuğunuzun görmediği birkaç oyuncağı çantanıza atın, hikaye kitapları da işinize yarayabilir.
Canı sıkıldığında eline vereceğiniz küçük yeni oyuncak onu oldukça heyecanlandıracaktır. Tüm yolculuk boyunca elinden bırakmazsa şaşırmayın.


2. Sevdikleri, zararlı olamayan atıştırmalıklar hazırlayın.
Mesela daha önceden hazırlamış olduğunuz meyve suyunu eğlenceli bir biberonda verebilirsiniz. Ya da bebekler için olan tüplerin içine meyve püresi ya da yoğurt doldurarak eğlenceli ve sağlıklı bir şekilde oyalayabiliriniz. Bu tür sevimli biberon ve termosları “Anne Lütfen” adlı web siteden bulabilirsiniz. Almadan önce indirim kuponu olup olmadığını kesinlikle araştırın!

3. Teknolojinin Nimetlerinden Yararlanın.
Ona birkaç çizgi film izletebilirsiniz. Ancak unutmayın bunun fazlası zararlı, bu seçeneği sona bırakabilirsiniz.

4. Kolay Giydirilen Şeyler Seçin.
Bez değiştirirken hayat kurtaran zıbınlar vazgeçilmeziniz olsun. Yolculuğa tam tedarikli çıkmayı ihmal etmeyin, yanınıza ekstra tulum ve önlükler alın.

6. Doğum Sertifikasını ya da Nüfus Cüzdanını Yanınızda Taşıyın.
Ne olur ne olmaz hazırlıklı olmak gerek.

7. Kangurunuzu Unutmayın.
Hafif ve kullanışlı olanlardan edinirseniz bebeğiniz her kestirmek istediğinde kucağınızda rahatça uyuyabilir. Eğer bir kangurunuz yoksa n11 adlı web siteden almanızı öneririm. Ben de daha önce İndirim Kodlarım’da bulduğum n11 kupon kodu sayesinde etiket fiyatından çok daha ucuza almıştım.

9. Uçak Bileti Alırken İki Seçenek Arasında Kaldıysanız Aktarmalı Uçuşlarda Bekleme Süresi Çok Olanı Seçin.
Bebekle seyahat ederken aceleye gerek yok.

10. Bebeğinizin Bezini Havaalanında Uçuştan Önce Değiştirin.
Tüm hava yolları bebeğinizin bezini değiştirebileceğiniz masalara sahip değiller. Bezi kucağınızda ya da yerde değiştirmek istemiyorsanız uçuş öncesinde değiştirmenizde yarar var.

11. Koltuk Numaranız Belli Değilse Diğer Aileler ile Oturmaya çalışın.
Bu şekilde hem çocuksuz kişileri rahatsız etmemiş hem de bebeğinize arkadaş bulmuş olursunuz.

12. Uçak Kalkış ya da İniş Yaparken Bebeğinizin Karnını Doyurun.
Basınçta ki değişiklikler yetişkinler için bile oldukça rahatsız edici, üstüne üstlük bebekler kulaklarını nasıl açacaklarını bilemiyorlar, bebeğinizin tüm uçuş boyunca ağlamasını ve acı çekmesini istemiyorsanız emzirmeniz ya da bir şeyler yedirmeniz onu rahatlatacaktır, özellikle emme ve yutma eylemi kulaklardaki basıncı düşürür.
Devamını Oku »

Tatile Gittik, Dönücez!

Siz bu yazıyı okurken biz çoook uzaklarda olacağız, dermişim. Fakat farkediyorum da, biz aslında belki de sizin çok yakınlarınızdayız, daha yakınız :)

Karı-koca, iki de çocuğumuz ailecek kafa dinlemeye, biraz güneşlenmeye ve Ege sularında yüzmeye gidiyoruz. İlk birkaç gün Çeşme'de, pek de kafa dinleyemeyeceğiz; ama bol bol laf yapacağımız kesin. Benim üniversiteden, yurttan 4 arkadaşımla buluşacağız. Onlarla çoluk-çocuk en son Bodrum Rixos'ta buluşmuştuk. Herşey dahil ve açık büfe olaylarının bizi yorduğunu, bize uygun olmadığını farkedince -hepimiz aynı anda oturup yemek yiyemedik çocuklarla- bu kez Çeşme Paşalimanı Otel'de daha biz bize birkaç gün geçirmeyi düşünüyoruz. Bakalım neler olacak 5 yaş altı yedi çocuk ve on yetişkin ile?

Daha sonraki günlerde de Bodrum'da olacağız. Umarım ki bu kısımda kafa dinlemek, uyku depolamak ve çocukları ona buna satıp karı-koca kaçmak planlarımız da gerçekleşecek. Aslında başka bir planım da, oğlum. Küçük ve muhtaç bir bebek ile günlük işler peşinde koşarken Alaz'ımı ihmal ettim biraz. Sanki büyüdüğünü kaçırdım, kaçırıyorum hissine kapıldım. O nedenle bloga ayırdığım vakti oğluma ayıracağım bu tatilde. Diye umuyorum...

Bir duralım, çiçek koklamaya vakit ayıralım...
Ben buralarda yokken, Facebook'ta her gün otomatik olarak eski; ama eskimeyen yazılarım sizinle olacak. Twitter'da aklıma eseni anında okuyabilir, Instagram hesabımda bol miktarda deniz, plaj ve çocuk fotoğrafına maruz kalabilirsiniz.

Kısacası mesajlarınıza, yorumlarınıza, sorularınıza hemen yanıt veremezsem, kendimi nadasa bıraktığımdandır.

Ben buralarda yokken size birkaç faydalı yazımı bırakıyorum;

  • Yaz geldi, sivrisinekler de! Sivrisineklerden bebeleri, hamileyi ve çocukları nasıl koruyalım yazıları için buraya...
  • Tatile çıkacağız, kulağımıza neler küpe olsun derseniz, şuraya...
  • Yolumuz uzun, çantamıza neler koyalım derseniz de yiyecekler için bu linki, oyuncak ve aktivite çantası için şu ve şu linki okuyun.
  • Hem ağlamak hem gülmek, hem de tatile gidemiyorum diye üzülmek isterseniz de mutlaka bu yazımı okuyun.

Hoşçakalın...

Devamını Oku »

Canımın Bir Parçası Bir Parça Daha Büyüyor...

Bugün Alaz'ın doğum günü.

Benim oğlumun. Canım oğlum sayesinde önce anne oldum, dahası Gezgin Anne oldum.


Geçenlerde ona ve Beliz'e şöyle bir masal anlattım:

Alaz ve Beliz büyümüşler, kocaman olmuşlar. Annelerinin evinin önüne arabalarını park etmişler, seslenmişler (doğrusu cep telefonu ile ararlar olacak tabii): 
'Anne, haydi çantanı hazırla, gel arabaya, sana sürprizimiz var. (Alaz bu ara sürpriz delisi oldu da)... 
Anne hazırlar hemen çantasını, iner aşağıya. Arabayı Alaz kullanıyor (Henüz Beliz dediklerimi anlamadığından Alaz'a araba kullanma sorumluluğu verilerek abi olarak onore edilmiştir), Beliz de önde, Alaz'ın yanında oturuyor. Çünkü ikisi de büyümüş ve ayakları yere değiyor! (Şimdi öne oturmak istemesin diye, görüyorsunuz uyduruk masal anlatırken bile anne kafası arkada tıkır tıkır işliyor). Anne sorar:
'Aa nereye gidiyoruz?' 
Alaz ve Beliz: 'Seni tatile götürüyoruz; ama nereye söylemeyiz' derler. 
Babayı da işten alırız ve havaalanına gideriz. Alaz ve Beliz uçağa binene dek bize nereye gittiğimizi söylemezler. Sürpriz! 
'Nereye götürdünüz bakayım beni?' diye sordum sonra...

Ne güzel masal oldu bu. Kendim bile inandım. En büyük dileğim o günleri görebilmek tabii. Biliyorum kendi başlarına, arkadaşlarıyla, sevgilileriyle gezecekler tozacaklar, uzaklara seyahat edecekler; ama belki bir ihtimal bazen beni de çağırırlar değil mi? :)

Alaz'a;
Nice sağlıklı, kahkahalı, sevgiyle dolu ve bol gezili yılların olsun oğlum. Büyüdüğüne tam 4 yıldır birlikte olduğumuza inanamadığım gibi, bazen sensiz bir hayatımız da hiç olmamış ve sen hep bizimleymişsin gibi geliyor.
Seni çok seven annen...
Deniz...

Devamını Oku »

Gene Bir Türkiye Tatili Öncesi...

Evet, gene bir tatil öncesi, Türkiye tatili öncesi beni stres aldı. Halbuki tatile çıkmak iyi bir şeydir; ama sorun aile, akraba aslında Türk halkı yanı olunca insan stres yapıyor.



Neden mi? Şimdi diyecekler ki...

- Akşam uykusu için saat çok erken değil mi?

- Daha yeni uyandı, gene mi uyayacak?

- Ay bu çok kilo almış yedirme artık bu kızı annesi!

- Bir şey yemiyor ki bu çocuk, bak çok zayıflamış. Annesi sen buna yemek yedirmiyor musun?

- Çok ince giydirmişsin, üşür...

- Hava çok sıcak, niye böyle kalın giydirdin?

- Gölgede otursanız bebek için daha iyi olur...

- Burası esiyor, güneşe çıkın da bebek üşümesin...

- Ay küçücük bebeği denize mi sokuyorsunuz?

- Buranın suyu pis biraz, mikrop kapmasın?

- Aa sen adını yazmayı bilmiyor musun?

- Aşıları tamam mı bunun?!

- Kolunu sinek mi ısırdı? Dur bak şöyle yapacaksın; 2 gr rezeneyi 3 patlıcanla...

- Bak bunu ben senin için yaptım hadi yesene. Ye, ye, YE!

- Çok kötü öksürüyor, ciğerleri su mu topladı acaba?

- Şapkası yok mu bu çocuğun? Başına güneş geçti!

- Emzir sen bunu da uyusun!

- Ağlatmadan emzirsen iyi olurdu.

- Karnı ağrıyordur, denizde üşüdü kesin.

- Almanca/İngilizce konuş bakalım abiyle, bak o da biliyormuş Almanca/İngilizce.

- Bu üzerindeki ona biraz küçük mü gelmiş?

- Yok yok, bunu giydirme çok büyük!

- Hiç ağlamıyor ne uslu bebek. Maşallah!

- Dün gece çok ağladı. Neden ağladı ki o kadar çok? Neden? ...

- Haydi bu son lokmayı da ye, bitsin. Hatırım için...

- Yemeğini bitir, sonra çizgi film...

- Al bakalım sana gofret / şeker / çikolata / dondurma.

- Hiç meyve yemiyor mu bu çocuklar?

- Güneş kremi sürme, kanserojen diyorlar...

- Öyle mi yiyor? Bütün bütün!

- Ay yanaklarını sıkayım ben bunun, yanaklara bak yanaklaraaa...

- Ağladı, al annesi!

- Ee sen hiç büyümemişsin ya?

- Gel bir sarılayım. Geel, gel, GEEL dedim sana!

- Öp bakayım yanağımdan, öp, ÖÖP, burdan da öp!

- Bu bizim bebeğimiz olsun, alıp gidelim biz bunu.

- Annesi sen bakamıyorsan bizim olsun!

- Yere koyma, taşlar soğuk.

- Kucakta tabii epeydir, yorulmuştur.

- Ama bu araba koltuğu çok terletiyor, ver kucağımda dursun.

- Eskiden araba koltuğu mu varmış?

- Az yol gideceğiz, gerek yok çocuğun kemerini bağlama bu sıcakta.

- Kaç yaş şimdi araları? Hmm... Keşke...

- Kıskanıyor mu kardeşini?

- Ayy çok zor iki çocuk, nasıl yapıyorsun bilmem?

- Bunlar Avrupalı olmuş artık, buraları beğenmezler!

- Dışarısı felaket sıcak, sakın evden çıkmayın!

- Evde oturacağınıza denize gitsenize.

- Bebek arabasına / slinge gerek yok, ben kucağımda taşırım.

- Korkma yahu! Hiç korkulur mu inekten / örümcekten / köpekten?

- Kocaman abi olmuşsun hala korkuyorsun.

Ay yazdıkça fenalık geldi! ... Size de oluyor mu böyle?


NOT: Bu yazım ilk olarak http://denizasiri.blogspot.ch/ yayınlandı.

Instagram'da paylaşınca çok ilginç tepkiler aldım. Buradan da bakabilirsiniz.

'Siz gene tatilde bunlara maruz kalıyorsunuz, biz ne yapalım?'
'Ay okudukça hayat enerjim bitti / fenalık geldi, tatile gitmesem mi?'
'Çok güldüm okurken; ama yaşarken hiç de komik değil. Pasifloraya başlamalı şimdiden.'
'Anne babayı strese sokacak herşey hunharca söylenir'
Sadece bazıları...
Devamını Oku »

Çeşme, Alaçatı Yolcularına Önerilerim

Fotoğraf sahibi yazı sonunda...
İzmir'de geçirdiğim çocukluğum boyunca Çeşme bizim için hafta sonları günü birlik gittiğimiz bir yerdi; tıpkı Foça, Gümüldür, Urla ya da Kuşadası gibi.

Büyüdükçe Çeşme'den başka yerleri, uzakları keşfettim. Yıllar sonra o bizim çocukken sokaklarında koşturduğumuz Çeşme bir popüler oldu! Alaçatı butik otelleri falan coştu. Eylül 2010'da kızkardeşim, annem ve ben; kadın kadına bir tatil yapalım diyerek Çeşme, Alaçatı'ya gittik. Alaçatı'da tatil yapmak isteyenler, okumaya devam etsin...

Gitmeden Önce Neler Okuduk? 
Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki kayıpları sonucu başlayan Balkan göçlerine dek Rum ağırlıklı nüfusu olan Çeşme’nin Alaçatı Beldesi, Rumların karşı adaya göçmeleri ve gelen müslüman Türkler'in Rumların boşattığı taş evlere yerleşmesiyle bugünkü halini aldı. İkinci Dünya Savaşı'na dek önemli bir ticaret limanı olan Alaçatı Limanı, savaş sonrası kendi haline terk edildi. Şimdilerde ise sabit esen rüzgarı ile sörfçülerin buluşma noktası. 150 yıldır mimarisi, üzüm bağları ve değirmenleriyle bilinen Alaçatı son zamanlarda rüzgar sörfü ve tadı damağınızda kalacak kumrusu ile tanınmakta.

Alaçatı sörfçüleri

Gezerken Neler Gördük? 
Alaçatı’ya son on senedir gitmeyenlerdenseniz gözlerinize inanamayacaksınız. Biraz Nevizade sokağı, biraz Yunan adalarının havası, İzmir’in sıcak halkı ve üzerine de restorasyonları yapılmış eski taş evleri dizdiniz mi, işte size her anından zevk alınacak bir yer. Sanırım yazmakla anlatılmayacak, görmeniz gerek. Bodrum, Kuşadası, Marmaris gibi önemli tatil merkezlerini turistlere kaptırdıktan sonra Alaçatı Avrupai görünümlü bir yerli malı. Eski yıkık dökük evleri yıkmadan, bakım ve onarımla ne kadar güzel bir yer yaratılabileceğinin kanıtı.

Ege Denizi

Tatilde Neler Yedik? 
Alaçatı denince akla ilk gelen kumru olsa gerek. Hüseyin’den Şevki’ye ve daha birçok isme göre kumru-cular dizilmiş Alaçatı ve Ilıca sokaklarına. Her gün yedim doyamadım tadına. Kafelerde taze limonatalar çeşit çeşit; isteyene lavantalı, isteyene güllü. Sakız Adası’nın yakında olmasından herhalde sakızlı Türk kahvesi ve sakız likörü değişik tatlar denemek isteyenlere bire bir. Elbette İzmir lokmasını yazmadan olmaz.

Çeşme'de İzmir Lokması

Gideceklere Önerilerim: 
Yaz ortası sıcağından kaçının. Haftasonları İzmir’den günü birlik veya tek gecelik gelenler olduğundan otelinizi önceden ayarlayın. Havaalanı, İzmir ve Çeşme trafiğini de gözününde bulundurun. Ilıca plajına uğramayı ve masmavi renkli denizi ihmal etmeyin. Güzel fotoğraflar için de Alaçatı sokaklarında sabah erken veya akşamüzeri dolaşın. Belediyenin ücretsiz otoparkları mevcut, tabii yer bulabilirseniz...

Daha bitmedi... Haftaya, bu kez çoluk çocukla gidiyoruz Çeşme'ye, Alaçatı'ya hatta Paşalimanı'na. An be an izlenimlerim Instagram, Facebook ve Twitter aracılığıyla sizlerle olacak. Daha sonra iki hatta yedi tane 5 yaş altı çocukla gezilerimizi blogda ayrıntılı okursunuz.

Haydi bize iyi tatiller!...

Fotoğraflar:
https://www.flickr.com/photos/ergunaytac/
https://www.flickr.com/photos/-srn-/
https://www.flickr.com/photos/elifayse/
Devamını Oku »

Değerli Eşyalarınız Elinizin Altında, El Bagajınızda Olsun!

Kredi kartınızı, pasaport, ehliyet ve araç ruhsatı gibi her an ihtiyacınız olabilecek belgelerinizi; nakit paranız, değerli takılarınızı; uçuş sırasında ya da uçuşunuzun hemen ardından ihtiyacınız olabilecek ilaçlarınızı; bilgisayarınız ve cep telefonunuzu; sözleşmeler, tapu, diploma gibi önemli evrak ve belgelerinizi el bagajınızda taşıyın, aklınızı onlarda bırakmayın.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Reklam ve Sponsorluk


Gezgin Anne, bebekle ve çocukla seyahat eden ebeveynler için öneriler veren bir blog. Ben de bu konulardaki sponsorluk ve reklam tekliflerine açığım. Beni daha yakından tanımak isterseniz şöyle buyrun.

Şubat 2012'de kurduğum blog, internet arama motorlarında üst seviyelerde yer almaktadır. 'Bebekle Seyahat' ve 'Çocukla Seyahat' konusunda Google'da Gezgin Anne ilk 4 sırada çıkar. En az haftada iki kez yeni yazı girdiğim bloğumda her daim özgün içerik bulabilirsiniz.

Birlikte çalıştığım markalar yazının sonunda. Ayrıca benimle ve blogla ilgili medya kitine buradan ulaşabilirsiniz.

Sponsorluk ve Reklam İçin

Ürün ya da mekan tanıtımı yazmam için bana deniz@gezginanne.com'dan ulaşabilirsiniz. Bebekle, çocukla, tatille, seyahatle, ulaşımla ve anne-baba ile ilgili konularda link içeren tanıtım yazılarını seve seve blogda duyurmak isterim.

Ayrıca, konaklama ve ulaşım hizmetlerinizi deneyebilir ve görüşlerimi yayınlayabilirim. Sosyal medya turizm tanıtım gezilerine katılabilirim.

Blog dışında sosyal medya hesaplarımda yarışma duyuruları ve hediye çekilişleri ile de birlikte çalışabiliriz. Çalışma örneklerini medya kitimde görebilirsiniz.

Gezilerimde konaklama veya seyahat sponsoru olmak isterseniz benimle iletişime geçebilirsiniz. Çalıştığım markalar yazı sonunda...

Site Trafiği

Ziyaretçi sayısının bahar ve yaz aylarında aylık 42 bini bulduğu blogumda, aylık aktif kullanıcı sayısı 8624'tür. Site trafiğinin %82'si organik olarak arama motorları kaynaklıdır.

Site ile ilgili PageRank ve Alexa teknik değerleri için buraya bakınız.

Sosyal Ağlar
Sosyal medyanın her kanalında aktif bir kullanıcıyım.

Facebook: 3804
Twitter2656
Instagram: 6060
Youtube kanalı
Google Plus: 133+219

Çalıştığım Markalar

Sırtçantalılar, Alternatif Anne, Uplifers, Gezimanya, Uykusuz Anneler, Mynet Seyahat ve Hürriyet Gazetesi Yazarkafe için uzun süreli yazılar hazırladım / hazırlıyorum.

Hürriyet Kitap, Sun Express Havayolu, Pegasus Havayolu, Star Gazetesi, Bebeğimle Elele, Küçük Oteller, Boyner ve Bookmark dergi birlikte çalıştığım markalardan birkaçı. Ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

Oteller




Yazılı basın

Ayrıntılı bilgi için bana deniz@gezginanne.com'dan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan