Türkiye'den Dönüş...

Sabah 5'te açılan uykusuz gözler!
Hani Türkiye'ye giderken bebelerimi yabancı sandıkları yolculuk vardı ya; hani ikisinin aynı anda uyuduğu hatta benim bile uyuduğum rahat, sakin, neşeli yolculuğumuz; hani 4 saatlik gecikmenin bile üstesinden geldiğimiz... Evet, dönüş yolunda o bizden eser kalmamıştı!

Tabii bunda; günlerdir oradan oraya koşturmamız, Beliz'in sabahları 5'lerde uyanıp annem, ben ve Alaz'ın uykularını hiç etmesi, Beliz uyurken Alaz ile, Alaz oyalanırken de yeğenimle ve ailemle vakit geçirmek için yok olan öğle uykularım ve ilk uçağa yetişmek için sabahın 5'inde yola koyulmamız da etken.

Üstelik yola çıkmanın ve babasını görecek olmanın heyecanıyla bizim Alaz sabah 3'te uyanmış, annemi sersem etmiş. Neyse ki aynı odada uyumuyorduk diyerek buraya bir parantez açayım...

(Yolculuğa çıkılmadan önceki gece mümkünse bebelerle başkaları ilgilensin)

Bizimkiler 5'te uyandırmama rağmen bir neşeli sormayın! Halbuki onlar beni o saatte uyandırınca benim suratım hiç çekilmiyor. Tabii havaalanında uçak beklerken Beliz uyudu, Alaz da durulmaya başladı. Alaz'ı uyutamazdım; ilk uçak 7'de, ikincisi 11:45'te idi. İkincisi daha uzun sürecek olduğundan, o saate dek uyumasına fırsat vermedim; ama hiper aktifliğini de çekmek zorunda kaldım orası ayrı.

THY poşeti üzerinde piknik
Bizim Alaz gitmiş, yerine ne yaptığını bilmeyen, oradan oraya koşturan, tuvalette hiç bir yere dokunma dememe rağmen her yere dokunmakla kalmayıp bir de yere oturan çılgın bir canlı olmuştu. Tabii onlar uykusuzluktan çıldırır da ben normal kalır mıyım? Ben de bağırıp çağıran, Alaz'ı sürekli uyarmak durumunda kalan, slingde ve pusette mızıklanan Beliz'i, THY'nin verdiği puset torbası üzerinde emekleten bir kadın olup çıktım. Bu son madde iyiydi gerçi, parantez gelsin!

(Uçak bekleme esnasında sakin bir köşe bulup emekleyeni yere salmak, herkese iyi gelir. Hatta biz piknik yaptık, sonra çocukları sırt üstü yatırdım, yoğurup mıncıklayarak onlara öpücük ve sevgi depoladım.)

İki kez bebek odasına gittik, biri emzirmek amaçlı, diğeri bez değiştirmek. Ne yazık ki o üniteler öyle pisti ki üzerinde kurumuş kakalar vardı ve bankoda değiştirmek durumunda kaldım Beliz'in bezini. Hani derler ya Türkler çok temiz! Hiç kusura bakmasın Türkler; ama şimdiye dek kakalı bez değiştirme ünitesini hem de aynı havaalanı ve 2 farklı bebek odasında ilk kez gördüm koskoca İstanbul Atatürk Havalimanı'nda...

Gelsin artık şu uçak!
Uçak kapısına dek dellenmiş Alaz ve uykusu gelmiş Beliz ile uçağa Business yolcular ardından ilk ben bindim. Bir Allah'ın kulu da yardım teklif etmedi o puseti katlarken, torbaya yerleştirirken. Türkler'in yardımseverliği de sınıfta kaldı.

(Yardım isteyin, ben istedim. Bebekli yolcuların uçağa önce binme hakkı olur genelde. Bebeğin o anki durumuna göre ilk binenlerden olabilirsiniz.)

Koltuklarımıza geçince ben slingde uyuyakalmış Beliz ile çantalarımızı düzenlerken baktım Alaz'ın önünde oturan adam İngilizce birşeyler söylüyor bana. Meğer o sırada bizim deli oğlan ön koltuğu tekmelemiş. Alaz'a öndeki yolcunun koltuğunu tekmelememesini söyledim. Nasıl olduysa beni dinledi. Zaten uçak motoru çalışır çalışmaz da uyudu.

Beliz hazır uyurken ben de uyusam da enerji depolasam derken THY lokum ikram etti. THY'nin en sevdiğim yanı yemekleri! Ha bir de kocaman puset torbası. Lokum, yandaki bıdı bıdıcı yolcular derken ben uyuyamadan Beliz uyandı. Üçlü koltukta üçümüz olduğumuzdan Alaz'ı güzelce yatırdım, Beliz'i de yatırdım tepindi. Kendini koltuktan aşağıya atacaktı bir ara, gözüm kapanırken bir yandan ayağını tutuyordum düşmesin diye. Yemek servisi başladı. Uyuyan Alaz'a çocuk yemeği, bana karnıyarık ile limonata. Şarap içesim ve horul horul uyuyasım vardı aslında; ama sorumluluk sahibi olmak zor!

(Bir kadeh şarap stres atar bence, imkanı olan yapsın!)

Daracık koltuklar, açılan tepsiler, içecekler ve Beliz... Yemeğim bitmeden Beliz dellendi! Ayaklarıyla tepsileri teklemelerken ben de limonata dökülmesin diye tutarken salatayı üzerine devirdi. Bezinden maydonoz çıktı oraya dek nasıl gittiyse? Bana göre 10 dakika, gerçekte 1 dakika kadar ciyaklayıp ağladıktan sonra slinge taktım ve susup uyudu. Tabii bunu yaparken de yardımcı kimse yoktu etrafta; bir yandan bebeğin ahtapot gibi sallanan 2 eli ve 2 bacağını tut, bir yandan limonata dökülmesin diye fon dip yap, bir yandan da tepsiyi öndeki kolduğun altına at. Yolculuğun en terlediğim anıydı. Pff! Sonra zaten üzerimde takılı olan slinge yerleştirdim azmanı ve uzuvlarını.

(Tek başına bebekle yolculukta yemek yemeyi unut! Ya da slinge tak, öyle ye!)

Yolculuğun bu andan itibaren son 1 saati sakindi. Kahve bile içebilirdim aslında; ama Beliz'e güvenim sıfırdı :) Alaz inerken uyandığında şeker gibi olmuştu.

O akşam, yıllardır ilk kez 8 küsürde yattım ve 9'da uyumuşum...

Alaz'ın dellendiği an, sakinlesin diye verdiğim telefonumdan bir fotoğraf çalışması

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder