İyi Seneler...

GezginAnne (@gezginanne) tarafından paylaşılan bir fotoğraf

Ailenizle birlikte bol gezili, mutlu mu mutlu, sağlıklı ve huzur dolu günlerle  dolu bir sene olsun  2015... 
Hepinize sevgiler!
Deniz


Devamını Oku »

Zürih Noel Marketleri


Uykusuz ya da sık sık bölünmüş uykuların en iyi ilacı sokağa çıkmaktır. Küçük bebeği olanlara öneririm. Böyle bir günde Hauptbahnhof, Zürih'in ana tren istasyonu, Noel marketine gittik...

Ben ve baba hazırlandık. Sonra Beliz'i emzirdim, giydirdim. Babası Alaz'ın giyinmesine yardımcı oldu. Taktık slinge Beliz'i, tuttuk elinden Alaz'ı ve atladık otobüse kararımızdan bir saat içinde...

Resimde görüldüğü üzere, istasyonlarda sigara içmek, ne yazık ki serbest!
İstasyonun giriş katı, küçüklü büyüklü dükkanlar ve büfeler ile panayır yerine dönmüştü. Hem tam anlamıyla açıkhava olmadığından soğuk değildi, hem de kapalı alan olmadığından bunaltmıyordu.

Parıl parıl bir çam ağacı
İçeride ilgiyi en  çok çeken ışıl ışıl parlayan çam ağacıydı. Swarovski sponsorluğunda hazırlanan ağacın etrafında çeşitli mücevherler sergileniyordu. Bazısı dizide, bazısı filmde, bazısı ünlü şovlarda kullanılmış takılar da ağaç kadar ilgi çekiyordu.

1970'lerde kullanılmış bir takı
Emmental peynir evi
İsviçre'ye özgü herşey bu tarz büfelerde satılmaktaydı. Sosis, çikolata, raclette, fondue, emmental başta olmak üzere takılar, hediyelik eşyalar, tahta oyuncaklar en ilgi çekenlerdi.


Markette çocuklar da unutulmamış elbette. Küçük bir atlıkarınca da vardı ve Alaz'ın olduğu gibi diğer çocukların da binmek istedikleri. Biz sıcak şarapları yudumlarken Alaz da birkaç tur attı. Beliz ise slingde sessizce uyuyordu.

Sosis ve peynir çeşitleri

Büfelerde satılan yiyecekler ilgi çekici olduğu kadar iştah da açıyordu. Özenle dizilmiş peynirler, salamlar ve sosisler gibi...

İspanya gezimizde gönlümüzü çalan churros-lar. Madrid'te çikolataya bandırıp yemiştik, burada üzerine ekilen tarçınlı şekerle idare ettik.


İstasyon içerisindeki market çok büyük değildi. Zaten Beliz sebebiyle bizim de saatlerce dolanacak halimiz yoktu. Minik kızımız uyanmadan eve dönüşe geçtik. Zürih gezilerini maksimum 3 saat ile sınırlamak hepimiz için en elverişli olandı. Şimdilik...

Kedinin ciğere baktığı gibi churros-lara bakan Alaz :)
A photo posted by GezginAnne (@gezginanne) on
Devamını Oku »

Çocuklarla Yılbaşı

Çocuklarla yeniyıla nasıl girelim? isimli bir yazı hazırladım Boyner Mecmua için.

Önerilerin bir kısmı benim kendi çocukluğumdan gelen, artık ailemizde geleneksel olmuş olaylar, bir kısmı da Alaz ile ilk kez bu sene yapacaklarımız. Bakalım nasıl geçecek?

Boyner Mecmua


Yazının devamını okumak için aşağıdaki linke buyrun...
Çocuklarla Yılbaşı
Devamını Oku »

Gezgin Kızım Zürih'te...

Ufaklığın karnımda başlayan ülkeler arası seyahatleri, doğduktan sonra da devam edecek elbette. Henüz pasaportuna başvuramadık, doğum belgesi bir çıksın hemen uçak biletlerini alacağım!

Beliz'le 3. gün hastaneden çıkışımızı saymazsak ilk sokağa çıkışı 9. günde Alaz'ı almak için kreşe gitmemiz oldu. Onu burada anlatmıştım. Sonraki günlerde yakın mesafelerde yürüyüş yaptık.

18. günümüzde ise 2'si bebek 3 çocuk ile soğuk bir kış gününde evden çıkmayı başardık ve Zürih'e gittik. Anneanne, dede, teyze, kuzen, Alaz abi ve slingde bana yapışık halde kızım Beliz.

Bellevue, Noel Baba tramvayı
Burkliplatz'dan Bellevue'ye Limmat Nehri üzerinden yürüdük. O sırada Noel'den dolayı düzenlenen Marlitram Christmas tramvayını gördük. İçinde kırmızılar giymiş beyaz sakallı Noel baba ve elf ablalar bulunuyor. Çocuklar da bu tramvay ile Zürih'te kısa bir tur atıyorlar. 4-10 yaş arası binebiliyor. Bilgi için burayı tıklayın. Alaz bineceğim demedi, uzaktan bakmakla yetindi; ama teklif etsem bimek isterdi sanırım.


Central'a dek tramvayla gittik. Hem bebekleri taşımak zordu; hem de hava soğuktu. Polybahn ile Zürih Üniversitesi'ne çıktık. Tesadüfen gördük ki buz pateni sahası kurmuşlar. Yanında da bir kafe derme çatma; ama içerisi sıcacık. Ben ameliyat sonrası bel ağrım yüzünden Beliz'le uzun süre gezinemiyordum. İçeriye girdim. Alaz paten yapmak istedi; halbuki daha önce hiç denememişti. 'Babayla geliriz, o zaman yaparsınız' desem de ikna olmadı.

Kafede oturup ben Beliz'i, kızkardeşim 5 aylık kızı Duru'yu emzirdik. Zürih'te, Londra'daki kadar bebek emzirmeye ve bez değiştirmeye uygun mekan yok. Mevsim kış olduğundan park-bahçe türü yerlerde de emzirmek imkansız.

Anneanne ve dede ile Alaz
Duru için yanımıza aldığımız bebek arabasını boş bulduğu an Alaz kapıyordu. Tembel oğlum benim! Bu arada Polybahn gibi teleferikle çıkılan bazı yerlere bu büyüklükte bebek arabasını almak imkansız...


Zürih sokakları sıcak şarap kokuyordu. Her köşe başında Noel için hazırlanmış büfeler vardı; fondue, raclette, sosis, çikolata veya glühwein satan. İngilizcesi mulled wine olan şarabın Almancasını da öğrenmiş olduk.

Niederdorf Noel marketinde çikolatacı

Tüm dükkanlar gerçek çam ağaçlarıyla süslenmişti. Burası da bir otelin balkonları. İnek her daim orada da, hediye paketleri Noel dolayısıyla... Yol üzerindeki ünlü bir kasaptan elimizde yemek için sosis aldık; hem bizimkiler tatsın diye, hem de bebeklerle oturulacak bir mekan olmadığından. Durduğumu farkeden Beliz bastı yaygarayı. Cumartesi kalabalığında sokakta bir aşağı bir yukarı yürümeye başladım bir yandan da susmasını rica ederek :) Unuttuğumuz an-lardan biri işte. Alaz'ın sokaktaki yaygaralarını susturmak kolay; ama ya 3 haftalık bir bebeğin?


Favori mekanım Schober'e uğrayacaktık; ama nedense içerisi tıklım tıklım doluydu ve hatta büfe kısmına dek, merdivenler de dahil sıra vardı oturmak için. Orayı hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. Kızkardeşimle kapıdan geri döndük; 3 çocukla o uzun sırayı beklemek akıllıca olmazdı. Zaten az sonra Beliz tekrar ağlama krizine girdi. Yanından geçtiğimiz pasajdaki oturacak yerleri görünce, bebek arabasından alıp emzirmeye giriştim. Acıkmıştı anlaşılan, uzun uzun emdi. Sonra eve dek sakin ve sessizdi.

A photo posted by GezginAnne (@gezginanne) on
Kış bebekleri ne zormuş! Ya da yeni bir şehir yeni bir bebekle ne zormuş, Londra'da bu kadar zorlanmazdım eminim. Neyse yakında alışacağız...

Güncelleme: Bu gezi ardından bir kez kızımla başbaşa T.C. Konsolosluğu'na gitmek durumunda kaldım. Tramvay ve otobüs ardından vardığımız binada emzirmek için doğru düzgün bir alan yoktu; bulduğum en kuytu köşede, henüz ağlamasına fırsat vermeden emzirdim. İki saat beklemek durumunda kaldık; karnı tok olunca sabrı da benden çoktu...

Daha sonra iki kez Zürih'e gittik. O yazılar da yakında blogda...
Devamını Oku »

Seyahatlerde Çocuklar Nasıl Uyur?

Yeni bebek öncesi herkes ne kadar çok uykusuz kalacağınızdan bahseder durur. Uyku depola diye tembihlerler, sanki depolamak mümkünmüş gibi... 2 yaşındaysa çoğu küçük çocuk artık deliksiz uyuyordur. Yine de arada bir geceleri uyanmaya devam eder 4 yaşa dek...

Fransa'da gece eksik kalan uykunun devamı...
Ya yeni öğrendiği korku hissidir fantezi ve gerçeği ayırt edemediğinden, ya gece tuvalet eğitimine başlayan annenin uyandırmasıdır gecenin bir vakti uykuya dalamaz. Hiçbirşey olmasa bile ya ışığı aç, ya üstümü ört, ya su ver, der. Çocuk uyanmasa bile, anne olan insan gecenin bir vakti uyandığında dur bakayım üzeri açılmış mı, terlemiş mi, yataktan düşmüş mü gibi düşünceleri kovamaz ve uykunun arasında kalkıp bir dolanır evi...

Evlerde bile durum böyleyken seyahatlerde, otellerde, başkalarının evinde kaldığımızda neler olur? Yılbaşı tatili öncesinde yazacaklarım işinize yarar belki?

İngiliz uyku uzmanından notlar:

Tatildeyken yabancı bir odada / evde uyku problemini nasıl çözeriz?
  • Ev kokan bir örtü, battaniye, yatağında bulundurduğu yumuşak oyuncağı yanınızda getirin.
  • Kalacağınız odaya ilk kez yatma amaçlı girmeyin, yani gecenin bir vakti varmayın. Bir süre odayı incelemesine, oynamasına, keşfetmesine izin verin.
  • Evdeki rutini uygulasanız bile ilk birkaç gece uykusuz geçebilir.
  • Uyku öncesinde on dakikayı aşmayan ılık banyo vücut sıcaklığını düşürüp melatonin salgılanmasını arttırır.
  • İlk gece nasıl uyursa devamında da onu isteyebilir; televizyon izlemesine izin verirseniz veya kendi yatağınızda yatırırsanız sonraki günlerde de aynısını yapmanızı isteyecektir. Evdeki rutine bağlı kalın. (Buraya bir parantez açıyorum ve diyorum ki, Alaz ile İtalya'ya gittiğimizde her akşam odaya dönüşte Youtube'dan çizgi film açmamızı istemişti. Evde uyku öncesi televizyon izlemeyen çocuktur halbuki. Belki de farkında olmadan ilk gece birşey izlettik ve o da her gece istedi? Aile ziyaretlerinde de bizimle birlikte yatıyor; ama eve dönünce ilk geceden itibaren kendi yatağında yatacağını sık sık tekrarlıyoruz ve dönüşte sorun olmuyor.)
  • Eğer tatildeyken uyku saati, rutini, şekli değiştiyse panik yapmayın. Eve döner dönmez eski rutini devam ettirin. Eğer kararlı davranırsanız en fazla birkaç gün içinde tatil öncesi, eski günlere döner.
Peki ya Jetlag? Çocuklar saat farkına nasıl tepki verir?
  • Gideceğiniz şehrin saatine en kısa sürede adapte olmaya çalışın.
  • Yemek saatleri için ilk günlerde evin bulunduğu saat dilimini esas alın.
  • Her sabah aynı saatte uyanmaya dikkat edin. Böylece yemek ve uyku saatleri de düzene girecektir.
  • Batıdan doğuya yolculuklara uyanmak güç olacağından saat kurun.
  • 1-2 saat farkı olan yere (örneğin Avrupa'ya) yolculuk yapacaksanız evin saatine sadık kalın, boşu boşuna kısa süreliğine çocukların vücut saatini karıştırmayın.
Haydi iyi tatiller...

Not: Yazımı beğendiyseniz veya başkalarının işine yarayacağını düşünüyorsanız, lütfen paylaşın... Teşekkürler!
Devamını Oku »

Google'da Ne Arıyoruz?

Açıkçası ben herşeyi arıyorum. Eminim siz de öyle? Alaz hastalansa hemen semptomları araştırırım. Tatile gideceksek, nerde kalınır, ne görülür, ne yenir ne içilir diye ararım. İlginç bir olay duysam, aslı var mı diye açıp sorarım Google'a. En çok da akşama ne pişirsem diye yemek tarifi ararım.

2014 yılında trilyonlarca kez arama yapılan Google'da, Türkiye'den en çok dizi, yemek tarifi ve Kim Kardashian aranıyormuş... Dünya ise aşağıdaki güzel videoda geçenleri arıyormuş...


Korkudan çok UMUT, kurgudan çok BİLİM araştırılması insanın içini açıyor; umarım yeni yılda da hep güzellikler aramak durumunda kalırız...
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: Yurtdışına Çıkarken Ebeveynlerden Biri Yanımızda Değilse Ne Olur?

Reşit olmayan bir çocuk veya bebek yurtdışına çıkarken annesi veya babası yanında değilse, sadece ebeveynlerden biri ile yolculuk yapacaksa ne tür izinler almamız gerekir?



Bu soru birkaç kez bana sorulunca özetlemek istedim:

  • Noterde çalışan bir arkadaşımızın bu soruya yanıtı şöyle: Reşit olmayan çocuğunuzun yurt dışı çıkışlarında eğer baba sağ ve anneden ayrı ise muvafakatname almak zorundasınız. Çocuğun seyahat etmesine izin verecek çünkü. Aksi takdirde bebeğin veya çocuğun yurt dışına çıkışına izin verilmez. Şayet baba (veya anne) sağ değil ise, velayetin size kaldığını ölüm belgesi ile belgelendirebilirsiniz.
  • Benim durumum: Yurtdışında ikamet ettiğimizden Alaz ile birlikte babası olmadan birçok kez Türkiye'ye gidip geldim. Yanımda muvafakatname yoktu. Hiçbir zaman pasaport kontrol esnasında soran olmadığından sorun yaşamadım. Belki yurtdışında ikamet edenlerden böyle bir belge istenmiyordur.
  • Schengen vizesine başvuran kızkardeşimden: En taze bilgi, geçen ay kızkardeşim bizi ziyaret etmek için Ankara'dan Schengen vizesine başvurdu. Yanında 5 aylık kızını da getireceğinden, ona ayrı pasaport çıkarttığı gibi bir de vizeye başvurdu. Kızkardeşimin eşi onlarla birlikte seyahate çıkmayacaktı. Bu nedenle vize başvuru sırasında bebeğin babasından muvafakatname istediler. Babası noterden bu belgeyi çıkardı ve vize başvurusu esnasında diğer istenilen belgelerle birlikte onu da gönderdiler. Bu belgede, babanın verdiği izinle, kızının anneyle birlikte pasaport çıkarabileceği, vizeye başvurabileceği ve yurtdışına çıkabileceği yazılıymış. Kızkardeşim uçuş günü bu belgeyi de yanına almış; ama yurtdışına çıkarken pasaport kontrolü esnasında belgeyi sormadıklarını söyledi.
Sizin bu konuda deneyimleriniz varsa yorum yazarak bizimle paylaşır mısınız?

---

GÜNCELLEME:
  • Velayeti annede veya babada olan bir çocuğu yurtdışına çıkartmak

Çocuk, annesi ve babası dışında bir kimseyle yurtdışına çıkacaksa anne ve babası tarafından imzalanmış, noter onaylı muvafakatname gerekir. 

Aynı şekilde, ebeveynlerinden biri ile yurtdışına çıkacağı durumda da diğer ebeveyn tarafından imzalanmış, noter onaylı muvafakatname gerekir. 

Şayet ebeveynler ayrı ya da boşanmış ve çocuğu yurtdışına götürecek ebeveyn diğer ebeveyne hiçbir şekilde ulaşamıyor ya da muvafakat alamıyor ise, mahkemeden izin alınabileceği gibi boşanan ebeveynler arasında çocukla ilgili anlaşma protokolü varsa, diğer ebeveynin muvafakati olmadan çocuğun velayetine sahip ebeveyn ile 28 gün süreyle yurtdışına çıkabilir.

Bu yazıyı da okuyun: Muvafakatname Örneği



***Soru sormadan önce lütfen konu ile ilgili yorumlara göz atın. Sizin durumunuza uygun yanıt verilmiş olabilir. Teşekkürler.

***İsimsiz ya da unknown olarak bırakılan mesajlara yanıt vermeyeceğim. Teşekkürler...


Resim: https://www.flickr.com/photos/adavey/
Ek bilgi : http://www.ingiltereyevize.net/bir-cocugu-yurtdisina-cikartmak/
Devamını Oku »

ÇOCUKLARINIZLA YAPTIĞINIZ SEYAHAT İÇİN SİGORTA SEÇENEKLERİ

Çocuklarımız bizim geleceğimizdir, her şeyimizdir. Onların sağlığı, mutluluğu, güvenliği ve huzur içinde olmaları çok önemlidir. Bu nedenle seyahate çıkmadan önce çocuklarımızın tüm gereksinmelerini ayrıntılarıyla düşünür ve ona göre önlemler almaya, hazırlık yapmaya çabalarız. Yolculuk sırasında çocuklarımıza gerekebilecek her türlü eşyayı, gideceğimiz bölgenin hava koşullarına uygun giysileri, belki birkaç oyuncak ve buna benzer ayrıntıları düşünürüz, toparlarız. Ama ailece kullanabileceğimiz ve özellikle de çocuklarımıza göre düzenlenmiş bir seyahat sigortası yaptırmak ya çoğumuzun aklına gelmez ya da önemsenmez. Oysa herkes yurt dışına çıktığında veya bilmediği bir bölgeye gittiğinde kendisini ve çocuklarını güven altında hissetmek ister. İşte bu nedenle özellikle küçük çocuğunuz varsa, kapsamlı bir seyahat sigortası yaptırmanız doğru olur.


Seyahat sigortası, seyahat edecek kişilerin yolculukları boyunca başlarına gelebilecek bavul kaybı, ani rahatsızlanma, konaklamanın uzaması, acil geri dönüş, seyahatte olduğunuz süre içerisinde evinize bir zarar gelmesi, uçuşlarda meydana gecikmeler ve buna benzer daha pek çok sorunu teminat altına alır. Bazı ülkeler ve özellikle de Schengen ülkeleri vize işlemleri için gereken belgelerin içerisinde seyahat sigortasının da bulunmasını şart koşmaktadırlar. Bu konuyla ilgili detayları ister vize başvurusunu sizin için yapan seyahat acentesinden isterseniz de gitmeyi düşündüğünüz ülkenin konsolosluğundan edinebilirsiniz.

Seyahat sigortalarının değişik türleri ve seçenekleri vardır. Bankaların hazırlamış olduğu paket sigortaların yanı sıra sizlerin gereksinmelerine göre detaylandırılmış sağlık ve seyahat sigortaları da mevcuttur. Örneğin seyahat sağlık sigortası kapsamında yurt içindeki ve yurt dışındaki seyahatlerinizde hem sağlık hizmetlerinden hem de asistan hizmetinden yararlanmanızı sağlar. Asistan ile yaşamınızı kolaylaştıracak bilgileri size aktarır. Karşılaşabileceğiniz her tür sorunda size danışmanlık hizmeti verir. Banka ile yapacağınız sigorta sözleşmesinin kapsamına dahil edeceğiniz çocuklarınız için gereken tüm teminatları tek tek konuşmanızda ve belirlemenizde yarar vardır.

Ayrıca uçak biletinizi alırken havayolu şirketlerinin de seyahat ve sağlık sigortası yaptıklarını görmüşsünüzdür. Bunların hepsinde acil tıbbi harcamalar, seyahat iptali, bagaj gecikmesi ve gecikmeli kalkışlar teminat altına alınmıştır.

Yolculuktan önce planlayıp uygulamanızı önerdiğimiz en önemli hazırlıklardan bir tanesi de seyahat sigortasıdır. Hele de küçük çocuklarınızla uzun bir seyahate çıkmayı düşünüyorsanız, burada sözünü ettiğimiz bilgilerin ışığında gerek kredi kartlarınızın size sunmuş olduğu hizmetlerden yararlanarak gerekse de acenteler ve bankalar aracılığı ile olsun, kendiniz ve aileniz için sigorta yaptırmanız doğru olacaktır.

Seyahatiniz sırasında kafanızda soru işaretleri olmasını istemiyor ve gezinizden çocuklarınızla birlikte keyif almak istiyorsanız siz de seyahat öncesi sigortanızı yaptırmanızı unutmayın.
Devamını Oku »

Gezgin Baba İstemeyiz!

Baba kişisinin Aralık başında iki hafta Amerika'da katılması gereken toplantıları vardı. Bebiş bir hafta erken doğarsa, rahat rahat gider demiştik. Elbette evdeki hesap çarşıya uymadı ve bebek kızımız 10 gün geç doğdu.

Baba ve oğlu
Baba kişisi de planlarını bozmadı; nasıl olsa annem burdaydı, teyze de gelecekti, yaparız, ne olacak diye düşündük falan filan... Atladı gitti Amerika'ya! Gene evdeki hesap çarşıya uymadı. Çünkü bu bizim ilk bebeğimiz değildi. Evde 40 aydır ilgiye alışmış, sonsuz sevgi gören, her iki ailenin de gözbebeği minik torunu oğlumuz vardı. Zaten abi olalı 2 hafta olmamıştı, zaten annesi eskisi gibi ona vakit ayıramıyordu (malum bebek emzirme bitmek bilmiyor ilk haftalar), anne kişisi doğum yaraları iyileşmediğinden atlayıp zıplayamıyor ve hatta doktorların emriyle 5 kilodan fazla kaldıramıyor yani 9. ayında bile kucakladığı halde şimdi oğlunu kucaklayamıyordu, e baba kişisi de kalkıp tee başka kıtalara gidiyordu. Oldu mu şimdi? Olmadı...

Lohusa eşleri, ikinci bebeğiniz ise eşinizi yalnız bırakıp iş seyahatlerine gitmeyin ilk 1-2 ay. Eşinizin ve yeni bebeğin size ihtiyacı olmasa da, ya da olmuyor gibi görünse de, ilk çocuğunuzun size ihtiyacı var... Varmış, öğrendik...

Alaz'cık, hem kardeşinden hem teyzesinden hem yeğeninden ayrılmak istemiyor. Kreşe gitmeyi reddediyor. 2-3 derece hava sıcaklığında, benim sokağa çıkmamı istemeyen annem, torunu sabah kreşe götürse de, Alaz gözyaşlarına boğulup eve dönmenin yolunu buluyor. Alaz evdeyken de ben, tenis topu misali bebek ve abi arasında salınıyorum. Akşama dek üzerimi değiştirmeye vaktim bile olmuyor. Anneanne de teyze de dede de olsa, anne-baba yerini kimse dolduramıyor.

Yeni kreşe, eve, ülkeye şıp diye alışan Alaz ise, kreş kapısında hüngür hüngür ağlıyor. Anneannenin gönlü dayanamadığı için iş bana düşüyor. Bebişi evde bırakıp, kar kış demeden oğlumun elinden tutuyor, kreşe götürüyorum. O boynuma sarılıp beni bırakmasa da, zorla güçlü görünüyor ve okulda kalmasının onun için ne kadar faydalı olduğunu anlatıyorum. Tabii o yaşlı gözlerle hıçkırıp bana bakarken, kapıdan çıkıp arkamı döndüm mü yeni annelik hormonları da etkisiyle, sokaklarda ben hüngürdüyorum. İşte o zamanlar en çok baba kişisinin burda olmasını diliyorum.

Buradan yetkililere sesleniyorum; 40'ı çıkmadan kapı dışarı çıkan anneler de olsak, 40'ımız çıkmadan iki haftalık iş gezilerine giden babalar istemiyoruz... Bilginize...

Resim:https://www.flickr.com/photos/tambako/
Devamını Oku »

Çikolata Hikayeleri: Dünyanın En Güzel Çikolatası

İsviçre, ilk sütlü çikolatanın icat olduğu yer. Peki, kakao ve şekeri ithal eden bir ülke dünyanın en lezzetli çikolatasını üretiyor olabilir mi?


Diccon Bewes isimli yazar da bunu çok merak etmiş. Altı farklı markadan çikolatayı seçmiş, ikisi İngiliz markası Dairy Milk ve İngiltere'deyken müdavimi olduğum organik çikolata Green & Black's, dördü İsviçre markası Cailler, Lindt, Coop supermarket markası ve Frey.

Dördü İsviçre'li, ikisi İngiliz expat altı kişiyi de toplayıp çikolataların markalarını ve şekillerini gizleyerek tatmalarını ve değerlendirmelerini söylemiş. Sonuçlar oldukça enteresan...

Önceki yazımda da bahsettiğim, gerçek süt kullanılarak yapılan Cailler herkesin favorisi olarak 1. sıraya yerleşmiş. Coop süpermarketin kendi markası olan çikolata ve Lindt ise ikinci favori olarak başabaş gelmiş. Yani pahalı demek her zaman güzel demek değil-miş. İngiltere'de bayıldığım organik çikolata Green & Black's marka ve Dairy Milk sonuncu gelmiş.

Her sene 4 milyon kilogram kakao, 6.8 milyon kilogram şeker ve 58 çiftlikten 7.2 milyon litre süt karıştırılarak üretilen Cailler çikolatası İsviçre'de her markette satılıyor. Denedim, bayıldım... Gerçi ben her defasında farklı bir marka seçiyorum, şimdilik tadına bayılmadığım yok! Bugün de fındıklı Ragusa favorimdi örneğin. Tabii bunları Alaz uyuduktan sonra yediğimden çikolatakolik bir annesi olduğunu bilmiyor henüz...

Ülkenin kurallarını ve dilini hala öğrenemesem de kişi başına yılda 12 kilogram çikolata tüketen İsviçre toplumunun bir üyesi oluyorum sanırım...

Çikolata Hikayelerinin diğer yazılarını okudunuz mu?

Devamını Oku »

Limak Otelleri Erken Rezervasyonla Daha Güzel!


Soğuk ve yağmurlu kış günlerinde yazı iple çekiyoruz. Hatta yaz gelse de tatile gitsek dediğinizi duyar gibiyim. Yaza daha çok var, ama bu isteğiniz için şimdiden harekete geçmeye ne dersiniz? Erken kalkan yol alır diye boşa dememişler. Şimdiden tatil planınızı belirleyip erken rezervasyon ayrıcalığının keyfini sürebilirsiniz. Setur’un 2015 erken rezervasyon avantajları sizlere en kaliteli otellerde %45’e varan indirimlerle konaklama şansı sunuyor. Bu fırsatı kaçırmamak için gecikmeden tatilinizi planlayın.

Eğer bu yaz Antalya’ya gitmeyi düşünüyorsanız, Kemer ve Belek’in eşsiz sahillerinde yer alan Limak otelleri harika bir seçim olabilir.

Limak Limra Park
Olympos Dağlarının eteğinde, ödüllü mimarisi ile dikkat çeken Limak Limra grubunun bir üyesi olan Limak Limra Park, Kemer’de maviyle yeşilin buluştuğu gözlerden uzak bir alanda misafirlerini ağırlamaktadır.

Kemer Kiriş mevkii’nde bulunan tesis Antalya merkeze 50km., havaalanına 70km., Kemer şehir merkezine 6km. mesafede olup denize 400m. uzaklıktadır. Şehrin kalabalığından uzak, sessiz sakin bir köşede yer alan Limak Hotel, 2 adet yüzme havuzu, donanımlı Spa merkezi ve çeşitli A la carte Restoranları ile konuklarına keyifli bir tatil sunuyor. Tesiste toplam 130 oda bulunmaktadır. Merkezi klimalı, uydu tv içeren odalarında evinizdeki konforu bulabilirsiniz.

Ultra herşey dahil konseptiyle hizmet veren tesiste, gün boyu leziz yemeklerin tadını çıkaracaksınız. Kazan Restaurant’ta Türk mutfağına özgü lezzetleri afiyetle yerken, Ponte Vecchio Restaurant'ta şarap eşliğinde İtalyan yemeklerinin tadına varabilirsiniz.

Limak Limra’nın tam donanımlı Fitness merkezinde egzersiz yaparak formunuzu koruyabilir, Spa merkezinde masaj yaptırarak yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Siz Spa merkezinde rahatlatıcı dakikalar geçirirken, çocuğunuz da mini club’da gönlünce eğlenebilir.

Limak Atlantis Deluxe Hotel
Belek’te maviyle yeşilin kucaklaştığı bir alanda yer alan Limak Atlantis, çift katlı havuz sistemi, donanımlı spası ve çeşitli aktiviteleriyle misafirlerini cezbediyor.

İleribaşı Mevkii'nde 54000 m2 alan üzerine kurulu tesis, Belek merkezine 4 km., Antalya şehir merkezine 45 km., Antalya Havalimanına 35 km. uzaklıkta bulunuyor. Denize sıfır konumda olan otel, 100 m uzunluğunda özel plajı, 1 adet kapalı yüzme havuzu, 5 adet açık yüzme havuzu, 4 adet su kaydırağı ile hem deniz hem havuz sevenler için geniş seçeneklere sahip. Kum plajında deniz ve güneşin tadını çıkarırken, açık ve kaydıraklı havuzunda keyifli vakitler geçirebilirsiniz.

Ultra Herşey dahil konseptiyle hizmet veren otelin restoranlarında eşsiz bir yemek deneyimi sizi bekliyor. Sabah, öğle ve akşam sunulan açık büfe yemeklerin tadına doyum olmaz. Ayrıca Meksika, İtalyan, Türk mutfağı ile deniz ürünlerinin servis edildiği A la Carte restoranları ise damaklarınızı şenlendiriyor.

Otelde gün boyu süren animasyon ve etkinlikleriyle keyifli anlar geçirmenizi sağlıyor. Basketbol, bilardo, golf, masa tenisi, plaj voleybolu, jet ski, su kayağı gibi aktiviteler ile eğlenceli bir tatil geçirebilirsiniz. Siz eşinizle veya arkadaşınızla denizin keyfini çıkarırken, aklınız çocuklarda kalmasın, otelin çocuk kulübü ve oyun bahçesinde çocuklarınız neşeli anlar yaşayacak.

Uzman estetisyenler ve ekipmanlarla donatılmış spa merkezi ise günün yorgunluğunu atmak için ideal bir durak. Türk Hamamı, sauna, buhar banyosu gibi hizmetlerle rahatlarken, masaj, cilt bakımı gibi imkanlar ile kendinizi şımartabilirsiniz.

Setur’un benzersiz erken rezervasyon 2015 kampanyaları ile Limak Otelleri'nde uygun fiyata konaklamanın keyfine varacaksınız. 2015 erken rezervasyon fırsatları hakkında detaylı bilgi için Setur web sitesini ziyaret edebilir veya 444 0 738 numaralı çağrı merkezini arayabilirsiniz.

Not: Bu yazı Setur tarafından hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

Sihl Nehri'nde Yürüyüş


Bizim iki numara geç kalınca, abisi gibi, haftasonları yürüyüşü şart olmuştu. İki hafta önce, Sihl Nehri kıyısında bir yürüyüş rotası bulduk internetten. Hem yokuş olmadığından beni zorlamadı, hem de Alaz denge bisikletini sürebildi.


Sihl Nehri, Schwyz kantonundan başlar ve Zürih kantonuna ilerleyen ve burada Limmat Nehri ile birleşen 73 kilometre uzunluğunda bir nehir. Bir kısmı Zürih'in en büyük tren istasyonu, Zurich Hauptbahnhof'un altından akar. Aslında istasyon nehrin altına inşa edilmiş.

Biz tren yolunun karşı tarafından yürüdük. Toplamda 12 kilometrelik bir yürüyüş olan parkurda ilk olarak bir kamp yeri dikkatimizi çekti. Mevsim sonbahar olduğundan kapalıydı; ama yazın cıvıl cıvıl olduğunu tesisten anlamak mümkün.


Biz yürüyüşü tercih etmiştik; ama birçok insan nehir boyunca bisiklete biniyordu. Özellikle de babalar ve oğullar... Alaz'ın babası da o günlerin gelmesini iple çekiyor :)


Nehir boyunca ara ara ateş yakmak ve barbekü yapmak için birçok taştan ocak bulunuyordu. Bir dahaki sefere sucuk-ekmek alalım yanımıza diye konuştuk hatta...


Sihl Nehri ara ara derinleşip ara ara sığlaşıyor. Akıntı ise arada bir güçleniyordu. Bu nedenle de karşımıza sık sık uyarı çıktı 'Kesinlikle nehri yüzerek geçmeyin' diye.


Yürüyüş ve 41 haftalık göbeğim ve başlayan bel ağrıları 12 kilometreyi tamamlayamayacağımın sinyallerini verince, bir sonraki tren istasyonuna varıp oradan trenle geri dönmek başka bir geziye kaldı. Yaklaşık 4-5 kilometre yürüyüp, bir inek çiftliğine vardık ve sonra da geri dönüşe geçtik. Bu kez nehir kıyısından değil, orman içinden yürüdük.


Annemin mantarlara ilgisi, zehirli mi zehirsiz mi tartışmalarımız eşliğinde tekrar nehir kıyısına çıktık. Buradaki banklarda mola verip yanımıza aldığımız abur cuburları tükettik. Londra'da olsa yürüyüş rotaları üzerinde mutlaka sevimli pub-lar olurdu yemek yemek için. Malesef burada çantamızdan çıkanlarla biraz enerji depolayıp yürüyüşü tamamladık.


Alaz'ın, yürüdüğümüz 2-3 saat boyunca nadiren 'Yoruldum, baba beni sırtına al' demesi; ama bizim kolaylıkla ona bu isteğini unutturmamız, bizi şaşırttı.


Bu resimde de annem ve ben, bir de güzel güneş ışığı var. Bizim rotamızda yoktu; ama Adliswil tarafına yani bizim ters istikamete yüründüğünde, Sihlhof'ta nehrin kıyısında çakıl taşlarıyla dolu bir alan varmış çocukların oynaması ve belki suya ayaklarını sokması için. Yine de akıntı sebebiyle dikkatli olmak gerekiyor.

Bu yürüyüş o akşam doğumu başlatmasa da ertesi akşam başlayan doğum sancılarının sebebi olabilir. Yürümek her derde deva! :)
Devamını Oku »

Çikolata Hikayeleri: Çikolatanın Efendisi


Bir ülkenin imajında yemekler de önemlidir bence. Türkiye'deniz dedik mi, 'Nefis, siz evde kebap da yapıyorsunuzdur, değil mi?' diye sorarlar. İngiltere denilince akla Fish&Chips gelir, Alaz'ın bayıldığı. İspanya paella ile ünlüdür, Amerika hamburger ile. Peki İsviçre?

Elbette fondü... İsviçreliler sadece peynir ve şarap fondüsü yapmaz, kaynayan et suyunda etlerin pişirildiği fondue chinoise bence daha güzeldir. Fondue bourguignonne ise kızgın yağda pişirilen bir başka fondü çeşidi. Raclette, peynir olmasına rağmen, yemeğinde işin içine sebze, et ve erimiş peynir girer. Geçenlerde davet edildiğimiz bir arkadaşlarımız yaptı, bayıldım... Gene de favorim chocolate fondue! Çikolata fondüsü; küçük keklerin veya meyvelerin erimiş sıcak çikolataya bandırılması.

Sütlü çikolatanın icadı İsviçre'de, Vevey'de yapıldı, Daniel Peter tarafından. Heykelleri dikilesi insan :) Vevey'i birkaç kez ziyaret ettik; hatta en son geçen hafta. Nestle'nin HQ'su, yani merkezi olması dışında çikolata akan ve kokan sokakları yok. Bizim evin yakınındaki Lindt & Sprüngli fabrikası sebebiyle sokaklarımız Vevey'den daha çok çikolata kokuyor. Özellikle sabahları ve akşamları; çantanda çikolata yoksa işte tam kriz anı!

Çikolata fondü: Yeme de yanında yat...
Buyrun, çocuklarınıza çikolata yerlerken anlatacağınız gerçek bir hikaye:

Nestle, 1866'da Alman göçmen Henri Nestle tarafından kurulmuş. Fabrika ilk etapta yoğunlaştırılmış süt ve bebek maması (sütü) üretimi yapıyormuş. Gene Vevey'de bir kasabın oğlu olan Peter, mum üretiyormuş ta ki çikolata fabrikası sahibi Cailler'lerin kızıyla evlenene dek. O zamanlarki çikolata, şimdiki çikolata değilmiş tabii. Kakao ile şeker karışmış bir macun görüntüsünde, krema tadı olmayan birşeymiş ve çok da pahalıymış. Biz çocukken bile pahalıydı, öyle hergün yemez, misafire falan saklardık değil mi?

Peter, bu macunumsu sert karışıma süt eklemeyi denemiş. Kolonileri olmayan İsviçre, kakao ve şekeri dışarıdan satın alsa da, süt ülkesi olduğundan masraflar düşer, çikolata ucuzlar diye düşünmüş. İlk denemeler başarısızlıkla sonuçlanmış; çünkü süt çok suluymuş. Yan komşu Nestle fabrikasında ise, yoğunlaştırılmış süt vardı; condensed milk denilen şey yani. 1875 yılında Peter, komşunun ürünü yoğunlaştırılmış sütü kullanarak ilk sütlü çikolatayı üretmiş oldu. Birkaç yüzyıl içinde de dünyanın en iyi çikolatasını yapan ülke İsviçre'ydi ve o şanı hala sürmekte.

Mr Cailler ve Peter, Mr Suchard, Mr Lindt ve Mr Tobler o dönem İsviçre'nin en ünlü çikolatacıları oldular. Toblerone sanırım dünyada en fazla duyulanı. Her Duty Free mağazasında o üçgen lezzetli çikolatalardan bulunur. Amerikan firmasına satılmış olsa da, o çikolatalar hala Bern'de üretilmekte.

1898'de açılan Cailler çikolata fabrikası hala duruyor; Vevey'de değil peyniriyle de ünlü Broc, Gruyeres'de. Enerji üreten su değirmenleri, eski tren hattı ve çikolata içindeki sütü sağlayan çayırdaki Gruyeres inekleri ile İsviçre'de gezilebilecek en lezzetli yerlerden biri. Linkteki videoyu izlerseniz, İsviçre'ye gelip de orayı görmeden dönmezsiniz. Tabii rejimde değilseniz :)

Çikolata Hikayeleri sıcak çikolata tarifi ile devam edecek... İsviçre çikolatası gerçekten de dünyanın en lezzetlisi mi? Cevabı burada... Cailler çikolata fabrikası gezimiz de şurada.

Resimler: https://www.flickr.com/photos/acme/
https://www.flickr.com/photos/darthdowney/
Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan