Tanıştırayım: Anne Beyni

Geçenlerde bir Pazar sabahı arkadaşlarımızla parkta buluştuk. Yürüyüş, çocukların kumda oyunları, ardından öğle yemeği derken onlardan ayrılırken akşamüzeri olmuştu. Vedalaşırken çocuklar ellerindeki şekerleri bana uzatıp açmamı istediler. Birkaç saniye sonra kafamı kaldırdığımda üç yetişkin de bana bakıyordu ‘Deniz! Burda mısın?’ diyerek. Şeker açma işi beni almış götürmüş ortada dönen muhabbeti kaçırmışım. Siz de böyle hisseder miydiniz?

İngilizce’de baby brain veya pregnancy brain diye bir tabir var. Türkçe tam karşılığı bebek beyni gibi birşey. Böyle söyleyince kötü bir laf etmişim gibi oluyor; ama İngilizce’de kullanımı çok yaygın ve anne adayının unutkanlık göstermesiyle ilişkilendiriliyor. Bilim adamları da böyle bir kavramın varlığını artık kabul ediyorlar.

Hamile unutkanlığı bizi şöyle etkiliyor; bir odaya girince, ne için girdiğinizi unutabilirsiniz ve aynı olayı günde 5-10 kez tekrar edebilirsiniz. Ya da sarısı tam pişmemiş yumurta yedikten sonra bunu farkedip telaşlanabilirsiniz. Günlük vitamini alıp almadığınızı hatırlamayabilirsiniz. Hatta benim gibiyseniz, ilk çocuğun peşinde koşarken ara ara hamile olduğunuzu bile unutabilirsiniz.

Hamileler kısa dönem hafıza kaybı yaşayabiliyor. Bunun nedeni, müstakbel annenin beyninin bebeğin gelişimine odaklanması. Bilim adamları da bu gerçeği ispat etmişler neyse ki. University of London’un araştırmasına göre hamileler bebekleriyle bağ kurmak için beyinlerinin sağ bölümünü kullanıyorlar. Yeni annelere ve hamilelere farklı ifadeler bulunan yüz resimleri gösterilmiş ve sonuçta bu kişilerin beyinlerinin duygusal yönden daha ağır bastığı belirlenmiş. Beyin mantık yerine duyguları seçiyor. Ondan değil mi saçma televizyon reklamlarında bile gözlerimizin dolması?

İşin ilginci bu araştırmada bazı yeni anneler, lohusa depresyonu içinde bulunduklarından gördükleri resimleri daha negatif yönde algılamışlar. Hamilelerse pozitif bir tutum içerisinde genellikle.

Birçok kadın, hamilelikleri sırasında daha unutkan, daha hassas olduklarını kabul ediyor. Üstelik odaklanma sorunu yaşadıklarını da belirtiyorlar. Açıkçası, ilk hamileliğimde böyle miydim pek hatırlamıyorum; ama yeni anne olduğumda bir gözüm oğlumda olunca konuşmanın ortasında ne dediğimi unuttuğum çok olmuştur.

Hamilelikte başlayan bu süreç yeni annelerde de devam ediyor. Bu da annenin diğer önemsiz işler yerine bebeğin ihtiyaçlarına konsantre olmasını sağlıyor. Araba anahtarının yerini hatırlayamayabiliyor örneğin. Kafasında takılı güneş gözlüğünü bulamayabiliyor. Hatta benim en sık yaptığım, cep telefonumu arka cebime koyup sonra da dakikalarca evde telefon aramam. Üzülmeyin, IQ’muz değişmiyor; ama hayattaki önceliklerimiz değişiyor.

Anne adayı, fetüsün hareketlerini hissetmeye başladığında beynimiz de bu durumdan etkileniyor ve daha çok hassaslaşıyor. Hatta farkında olmadığımız birşey var ki, o da bebeğimizin hareketlerini hissettiğimizde kalp atışlarımızın hızlandığı. Oğluma hamileyken doppler denilen, evde kalp atışlarını dinleyebildiğimiz bir alet almıştım. Ben onunla konuşunca kalp atışlarının hızlandığını gözlemliyorduk eşimle. Demek ki aynı şey benim için de geçerliymiş.

Bir diğer neden de, fetüsün hücrelerindeki kanın, plasenta yoluyla annenin kan dolaşımına geçmesi ve bunun da hamilelerin beyin ve sinir sistemini etkilemesi.

Normal bir insanın dahi uykusuz, stresli ve yoğun olduğu dönemlerde anlık hafıza kaybı ve unutkanlık yaşaması olağan bir durum. Hamilelik hormonları ve yeni anneyi düşününce sinir sisteminde değişikliklerin olması elbette çok doğal. Bilim adamları diyor ki, beynimizde yaptığımız işlere ayrılmış birçok raf olduğunu düşünün. Hamilelikle birlikte bu rafların en üstteki üçünü bebek ve bebeğin ihtiyaçları doldurur.

Gerek hamileliğin ilk ve son dönemlerinde gerekse bebek yeni doğduğunda yaşadığımız uykusuzluk sinir sistemi ve beyin için en büyük problem. Anneliğin ilk yılında 700 saat uyku kaybımız oluyor. Beynin nasıl allak bullak olduğunu bir düşünün. Bu durumda beyin sadece bebeğin bakımına odaklanıp diğer işleri geri plana atıyor. Sevgili babalar, eve geldiğinizde toplantınızın nasıl geçtiğini sormuyorsak, traş olduğunuzu farketmiyorsak üzülmeyin, istemediğimiz için ilgilenmiyor değiliz yani.

Beni asıl endişelendiren bu hamilelik unutkanlığının ömür boyu sürecek olması. İtiraf edelim, hangimizin hayatında çocuklar en ön planda değil ki? Bir yandan kendi hayatımızı planlarken bir yandan onların hastalığı, yemeği, okulu, gösterisi, alışverişi için koşturmamız gerekiyor. Bu koşturmalarımız ve dolayısıyla yorgunluğumuz, yaşları kaç olursa olsun korkarım hiç bir zaman sona ermeyecek. Artık kocaman birer kadınız; ama hayatımızda olup bitenleri hala annemizle paylaşıyoruz, hatta doğumda bile annemizi istiyoruz yanımızda çoğumuz.

Gelelim çözüme… Beyninizin bu şekilde çalışmasından rahatsızsanız ve eğer unutkanlık ciddi şekilde hayatınızı etkiliyorsa not almayı deneyin. Fırsat bulduğunuz anda uyuyun, koltukta şekerleme değil, derin bir uyku olsun mümkünse. Yeni annelerde olduğu gibi hamilelikte de uyku problemleri gerek hormonlar, gerek endişeler, gerek vücut yapısının değişmesi gibi faktörler nedeniyle üzerimizde büyük rol oynuyor. Tıpkı küçük bebeklerde olduğu gibi uyku penceresini kendiniz için de kaçırmayın. Yoksa geceyarısı sosyal medyadaki fotoğrafları beğenip, ev ahalisi henüz uyurken sabahın 5’inde uyanınca kendinize kızıp durursunuz… (Evet, bu da ben)

Aman o gebe, herşeyi unutuyor zaten” diye gelen şakayla karışık laflara kafanızı takmayın, alınmayın. Bu anın güzelliğini değerlendirin. “Evet, içimde bir canlı büyütüyorum. Büyük ihtimalle yorgunluğum kalıcı olacak; çünkü algılarım sürekli açık ve düşünmem gereken yüzlerce şey var. Bu durum beni hayatımın geri kalan kısmı için hazırlayan bir başlangıç sadece.” diye kabullenmek en doğrusu.

Beynimiz asla önceki gibi olmayacak; bilim adamı, doktor, atlet, yazar da olsak en üst raflarımız anneliğe adanmış olacak. O yüzden belki de bu dönemi niteleyecek doğru terim hamile beyni veya bebek beyni değil anne beyni olmalı.

Alternatif Anne'de 16.06.2014'te yayınlanan yazımdır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder