Sabiha Gökçen Havalimanı'na Neler Olmuş?

Geçen hafta Türkiye'den Londra'ya döndük. Sabiha Gökçen Havaalanı'nın kalitesi konusunda şüphe duymaya başladım.

Bu resimdekiyle alakası yok ne yazık ki Sabiha Gökçen'in...
Bu son gelişimde, pasaport kontrol sırasında uçağının kalkış saati gelmiş yabancı uyruklu yolcular önlerindeki insanları ite kaka öne geçmeye çalışıyorlardı. Halbuki Türk vatandaşlarının sırası ayrıca ayrılmıştı. Kontrol noktasına gelmiş bazı Türk yolcular 'Ay ben yurtdışı çıkış pulu almayı unuttum' diyordu... Sonra pul almaya gidip, sırada beklemeden öne geçiyorlardı. Onların pul aldığını bilmeyen insanlar itiraza kalkışıyordu. Kısacası o uzun sıra, tam bir kaostu. Sıranın girişine bir görevli konularak ufak çapta bir kontrol ile bu kaos çok rahatlıkla engellenebilirdi halbuki.

Bu sırada yanımızda puseti olmayan Alaz'ı 'Az kaldı oğlum, birazdan oyuncak uçağa gideceğiz' diye oyalamakla meşguldum. Haklı olarak çocuk hem yorulmuş, hem de sıkılmıştı. Neyse ki çocuk oyun alanına ulaşacaktık az sonra. Umarım...

Kontrolden sorunsuzca geçtik. Kaos bitti diye rahatlamışken kahvaltı etmeden evden çıktığımızdan bir çay almak için hemen meydandaki büfeye gittim. Alaz oyun oynarken ben de birşeyler atıştırırdım. Kasa başındaki zat;
'Büyük boy vereyim' dedi,
'Yok, o kadar içemem, küçük olsun' dedim.
'Yaa ne olacak 1 TL farkediyor', dedi.
Parasında değilim, içemem diye adamı mide kapasitem konusunda ikna etmeye çalışırken buldum kendimi. Zaten hamileyim, zaten o çay kopkoyu olacak, ben normalde şeker kullanmayan bir insanken, o çaya 5 şeker atacağım belki içmek için. Çay alacağıma pişman oldum desem yeri. Üstelik küçük değil, orta boy verdi. Elbette o çayı bile bitiremedim. Küçük çocuğu olan hangimiz evde dahi bir bardak sıcak çay içebiliyor ki? 

Elbette bitmedi ukelalığı.
'Para üstü yerine 4 TL'ye sakız vereyim' dedi.
'İstemiyorum', dedim. Değil para üstü yerine, o an bedava versen istemem artık. O kadar gıcıkım.
'Ne yapacaksın ki bozuk parayı yurtdışında?' diye de sordu tabii bir de.
Sana ne!?

Dünya'nın birçok ülkesinde, birçok havaalanında alışveriş yaptım. Böylesini görmedim. Kalite konusunda haksız mıyım şimdi? Hayır değilim. Çünkü sevgili Facebook takipçilerimin de başına gelmiş bu tür olaylar. Bakın bana yazdıkları:

'Aynı şey bizim başımıza geçen hafta orada geldi. Eşim ve ben küçük kahve ve çay istedik, bize gelen yine en büyük boy. Olsun olsun diyor, hayır efendim dedik, içemiyoruz diyoruz, anlamak istemiyorlar. Büyük boyu ödedik ve yarısını içemeyip bıraktık. Demek ki herkese aynısını yapıp para kazanıyorlar. Bize yapılan bir tesadüf değilmiş.'

'İnanılmaz! Türkiye'de insanların sınırları aşma limiti hiç yok. Her şeyi pat diye sorarlar, hayatına alternatifler üretirler. Yetmiyormuş gibi bir de yadırgarlar. Keşke sadece havaalanında olsalar...'

Çocuk oyun alanı da malesef savaştan çıkmış bir haldeydi. Birkaç ay önce gidip de çektiğim resimlerle alakası yoktu. Oyuncak uçağın koltukları yırtılmış, süngerleri dışarıdaydı ve küçük çocukların koparıp yemesi ihtimali ile hiç de güven uyandırmadı bende.

Siz ne diyorsunuz bu konuda?

Resim: http://www.sabihagokcen.aero/basin-odasi/foto-galeri
Devamını Oku »

Kariyere Ara Verip Seyahat Etmek için 10 Neden

Bayılıyorum işi-gücü, evi-barkı, rahat bir hayatı arkada bırakıp çocuklarıyla dünyayı gezen insanlara. Bir gün biz de yapalım dedik, diyoruz; ama nedense o gün hiç gelmiyor...

Eğer sen de ofiste masana oturmuş, ekran koruyucu manzarasına dalmış, hayallerde gezerken buluyorsan kendini, yalnız değilsin. Erken emeklilik ve işyeriyle anlaşmalı ücretsiz altı ay veya bir yıllık izinler dünya çapında popülerleşiyor. Türkiye de dahil.

İşte sana dünyayı gezmek için 10 neden. Şimdi, hemen şu anda...

Koh Samet, Tayland
  1. Fırsatlar 40 yılda 1 gelir. Eğer seyahate çıkmak için bir şans doğarsa onu kaçırma.

  2. Neden olmasın? Şu an seyahat etmemek için geçerli bir nedenin var mı? Yoksa sadece bahaneler arkasına mı gizleniyorsun? Bahaneler, yapmak istediğimiz şeylerden bizi alıkoyan korkularımızdır.

  3. Başarıyı tekrar tanımla. Hayatta başarı dediğin yeni araban mı? Evin mi? Dolaplar dolusu eşyalar mı? Sanmam... Dışarı çık ve başarını ara.

  4. Gitmediğin için pişmanlık duyarsın. Bir sallanan sandalye düşün. 80 yaşına geldiğinde o sallanan sandalyede otururken fırsatları değerlendirmediğin için pişmanlık duyacak mısın?

  5. Çocuklar çabuk büyür. Çocuklarla birlikte aile olarak eşsiz anılar yaratma şansını harcama.

  6. Hayal bile edemediğin şeyleri görebilir, yapabilirsin. Soyları tükenmekte olan deniz kaplumbağalarını ay ışığında yumurtlarken izleyebilir, Hong Kong'un zümrüt renkli limanını keşfedebilir, yaban hayatındaki son orangutanları görebilir, tarihi tapınakları ziyaret edebilir veya o ekran koruyucudaki muhteşem plajda güneşlenebilirsin. Haydi, toplan!

  7. Rutinden çık. Hayatın akvaryum balığı gibi mi? Her sabah aynı saatte çalan bir çalar saat, aynı muhabbetler, aynı insanlar, aynı yollardan yürümek. Perspektifini değiştir.

  8. Dünyayı daha iyi bir yer yapabilirsin. Gönüllü turizmi seçerek Afrika'da bir okul yapabilir, çocuklara birşeyler öğretebilir veya Amazon ormanlarında çalışabilirsin. Bu konuda bilgiyi Gönüllü Çalışma ve Tatil için Aile Kampları yazımda bulabilirsin.

  9. Hayal kurmayı tekrar öğren. Bu listeyi okurken kalbinin pırpır ettiğini hissediyor musun? Biraz da olsa kafanda canlanıyor mu hayaller? Tamam o zaman.

  10. Seyahat etmek pahalı olmak zorunda değil. Bu konuda ayrı bir yazı gerekebilir; ama ayda 500 Dolar harcayarak dünyayı gezebilirsin. Birçok insan son yaz tatilinde bu miktardan çok daha fazla harcamıştır.

  11. Bonus neden: Bu yazıyı okuyorsun. Demek ki gidebilme ihtimalin var!
Kaynak: http://www.thebarefootnomad.com/travel-tips/10-reasons-to-take-a-career-break-right-now/
Fotoğraf: https://www.flickr.com/photos/napdsp/
Devamını Oku »

İtalya Seyahatimiz - Gün 4

Vatikan'da sıra beklerken
Roma'daki son tam günümüz. Sabah kahvaltıyı evde yaparken bir yandan Alaz duyduğu 'Excuse me' sözünün anlamını arıyordu. Sonunda babasıyla tiyatro oyunu yaptılar. Hangi durumlarda excuse me diyeceğini uygulayarak öğrendi. Bu soruları çok hoşuma gidiyor. Kaldığımız evdeki İtalyanca kitapları karıştırmayı çok seviyor. Tüm gün evde olsak halinden memnun olacağı kesin.


Günün büyük gezisi Vatikan'dı. Ne yazık ki seçtiğimiz Pazartesi günü Vatikan hariç tüm müzelerin kapalı olduğu gündü ve muhteşem bir kalabalık görmeyi bekliyorduk. Metrodan indiğimizde yolumuzu kesip tur öneren birçok kişi oldu. Türkçe bilen bile vardı. Tabii biz önceden okuduğumuz için bu turların çok güvenilir olmadığını öğrenmiştik.

Vatikan'da oyun vakti
Vatikan, gerçekten büyük; ama belki de din sömürüsünden dolayı pek de aklımı başımdan alacak bir yer değil. Sanata ve eserlere saygım çok o ayrı. Vatikan'ın St Peter's Bazilikası'nı gezmek için neredeyse tüm çevresini saran bir sıra vardı. Biz de yerimizi aldık. Neyse ki sıra çabuk ilerliyordu. Bir saat bekmedik. Yalnız, sıraya girmeyip araya kaynamaya çalışanlara dikkat edin. Biz belki 10 kişiyi uyardık, birkaç sıra arkamızdan gene araya kaynamaya çalıştılar elbette!

Not: Sabah erken saatlerde gidebilirseniz çok az sıra olduğu söyleniyor. Gerçi biz oradan ayrılırken öğleden sonra 2 gibi, sıra kalmamıştı.

Bazilika içi
Birimiz sıradayken diğerimiz Alaz ile meydanda koşturduk, havuzlara baktık, güvercin besledik veya kovaladık, diğer çocuklarla tanıştık. Sıranın sonlarına doğru Alaz'a yiyecek meyve, çerez tarzı atıştırmalıklar önerdik. Hatta sesimizi duyan Türk bir tur görevlisi kocaman bir elmayı Alaz'a uzattı. Bizim verdiklerimiz hiçti, o elma bazilikanın içinde bile elindeydi. Paylaşmadı bizimle!

Not: Kılık kıyafet uygun olması gerekiyor Vatikan müzelerine girmek için. Askılı tişörtler, şort ve mini etek giyenler geri çevriliyor diye duydum.

1506'da yapımına başlanan dünyanın en büyük kiliselerinden biri. Donato Bramante, Michelangelo, Carlo Maderno and Gian Lorenzo Bernini başlıca mimarları. Güvenlik kontrolden geçtikten sonra içeriye girdik. O kısımda da bebek arabasını ve büyük çantaları bırakabileceğimiz yer gösterdiler. Tuvaletler de o kısımda. Ceket gibi gereksiz eşyalardan da kurtulduktan sonra büyüleyici birçok eserin bulunduğu Vatikan'ın St Peter Bazilikası'na adım attık. Michelangelo'nun Pieta'sı, Bernini'nin Baldacchino'su en önemlileri bana göre. Bir de günün doğru vaktinde giderseniz güneş ışınlarının (Tanrı'nın ışınları diyorlar) belirli bir açıyla kiliseye girdiğini ve muhteşem bir görüntü yarattığını görebilirsiniz.

Bernini, Baldacchino
Alaz önce bir koşturdu, koşmak için uygun bir yer olmadığından babası sırtına alıp zaptetti. Sonra yerde traktör sürmeye başladı. Kimseye zararı yok diye müdahale etmedik; ama birçok kişi gelip bize sormadan fotoğrafını çekince rahatsız oldum açıkçası. Bernini'nin Baldacchino eserini detaylı inceleyebildim. Kadın hamile ve doğum esnasındaki acısı anlatılıyor üç sütunda, dördüncü sütunda ise yeni doğan bebek var.

Sürüngen Alaz ve traktörü
Arada bir metrelerce yüksekte gezinen insanlara bakıyorduk. Biz bir hamile ve küçük çocukla, 500 basamağı göze alıp kubbeye çıkmadık; ama yapabiliyorsanız müthiş manzara için çıkabilirsiniz. Ardından içindeki birkaç müzeye bakıp dışarı çıktık. Alaz epey abur cubur tüketti; ama karnım acıktı diyordu meydandaki kuşları beslerken.

Yıllar önce Melekler ve Şeytanlar'ı, Da Vinci Şifresi'ni soluksuz okuduktan sonra bu gezinin daha detaylı olmasını umuyordum. Yanlış zamanda yanlış yerde bir tatil oldu belki de; ama insan tatil planını önceden yapınca tahmin edemiyor bazı şeyleri elbette.

Not: Hamileliğin ilk 3 ayındaki hormon değişiklikleri ve aşırı yorgunluktan ötürü kültür ve şehir gezileri yerine sırtüstü yatabileceğimiz bir tatil çok daha akıllıca olabilir. 

Birkaç cadde ötede güzel bir trattoria bulduk. Alaz'ın limonlu haşlanmış ıspanak yemesi epey ilgi çekti. Onun yaşındaki çocuklar genelde ıspanak görünce kaçıyordu. Evde Alaz da öyle; ama marul zannedip yedi bir güzel. Beyaz yalandan zarar gelmez.

Ardından metroya binip sona bıraktığımız yerleri görmek için yola koyulduk. Piazza del Popolo'da indik, meydana bakındıktan sonra Villa Borghese bahçelerine daldık. Önce burası neresi, nasıl gezeceğiz diye telaşa kapıldık; ama biraz yürüyünce içinden otoyol geçen parkın yürünebilir kısımları da olduğunu gördük. Bu parka Piazza del Popolo'dan girmek pek mantıklı olmayabilir, aklınızda olsun.

Villa Borghese parkları
Villa Borghese'e gitmekti plan. Bebek arabasına kıvrılan Alaz uyumuştu. Çocuk parklarının yanından geçip çimlerin üzerinde uzattık ayaklarımızı. Bir süre sonra kalkıp Viale Goethe'den yürüdük. Güzel bir çocuk parkına gelmiştik. Alaz hala uyuyordu; ama çocuk seslerine tepki vermeye başlamıştı kıpırdanarak. Parkın o bölümünde; bir kafe, park içinde gezen mini tren ve arabaların, atların olduğu jetonlu oyuncaklar da vardı. Alaz çocuk parkında epey vakit geçirdi; ben de Amerikalı ailelerin İtalyan veya Uzakdoğulu bakıcılarını izledim.

İspanyol merdivenleri
Sonrasında Piazza di Spagna ve Spanish Steps (İspanyol Merdivenleri) durağımızdı. Akşamüzeri burada olmamız öneriliyordu. Salkım çiçekler olmasa da, Bvlgari markası gemili havuzu tadilat nedeniyle çevrelemiş olsa da merdivenler tıklım tıklımdı. Biz de kendimize yer bulup, Alaz'ın güvercinleri kah beslemesini kah kovalamasını izledik. Sabah Vatikan'da sürdüğü traktörü, akşamüzeri İspanyol merdivenlerinde sürüyordu, kendi de yerlerde sürünerek. Neredeyse bir saat oturduk ve Alaz da kendi kendine oyalandı. Fıskiyeli havuzu göremesek de Roma'da olmazsa olmazların başında gelen Spanish Steps de listemizden silindi.

Alaz güvercin beslerken onu izleyen bir çift
Sonrasında bir trattoria bulduk. Alaz'ın telefon isteme bağrışları başladı restoran kapısında. Yemek gelene dek birkaç kez oyalansın diye eline verdiğimiz telefon başımıza iş açmaya başlıyordu. Boya kalemlerini çıkardık; ama çok hoşuna gitmedi. Akvaryumdaki canlı yengeçle oyalamaya çalıştık. Neyse ki yemekler çabuk geldi.

Not: Yorgun ve aç küçük bir çocukla mücadele gerçekten sabır işi. Birkaç kez rahat etmek için kestirme yol denediyseniz, o beğendiği yolu ne yapıp ne edip elde etmek isteyeyecektir her defasında.

O geceyi erken bitirmedik. Yemek ardından Trevi Çeşmesi'ne gittik gece ışıklarında görmek için muhteşem eseri. Birer de dondurma aldık. Tahmin edebileceğiniz üzere karanlık da olsa Trevi kalabalıktı. Bu kez Alaz'ı sudan uzak tuttuk.

Gece ışıklarında Trevi
Ertesi sabah yolculuk Floransa'ya. Eve döndükten sonra Alaz'ı uyutup, evet o gece hemen uyudu, bir posta çamaşır yıkadık. Böylece tüm kıyafetlerimiz sırtçantasına yerleşmek üzere temizlenmiş oldu.

Devamı: İtalya Seyahatimiz - Gün 5
Devamını Oku »

LINE ile sevdiklerinize ücretsiz internet hediye edin!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:
Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.
2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.
3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!
Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.
50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.
Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Bir Haberim Var!

Gezgin Anne'nin sol üst köşesinde ne yazıyordu?

Bebeğimizle ailecek geziyoruz!


Gezgin Anne'nin sol üst köşesinde şimdi ne yazıyor?

----

Evet, hem anne, hem hamile olarak gezilere devam etmeye çalışıyorum... İtalya'ya gittiğimizde 9 haftalıktı iki numara, Türkiye'ye gittiğimizde 12 haftayı doldurmuştu. Ayrıntılar blogda yazılmaya devam ediyor...
Devamını Oku »

Tatil Kokusu

"Bana herşey tatili hatırlatıyor" isimli mevsimde bulunuyoruz. Bir yandan havalar biraz daha ısınsın da tatile çıkalım derken, diğer yandan burnumuza tatil kokuları geliyor.

En güçlüsü, güneş kremi. Yabancı turistler yaz-kış demeden İstanbul'u güneşli zamanlarda gezerken sürerler o mis kokulu kremleri. O koku vapurdan, otobüsten alır beni plaja götürür, içim geçer resmen.

Disneyland Paris, yeni oyuncağı Ratatouille Macerası'nı Temmuz ayında ziyaretçileriyle tanıştıracak. Kokulara has bir oyun olacağı için çeşitli uzmanların görüşleri alınmış. 5 duyumuz içinde en duygusal olanı koku alma duyusu diyor profesörler. Eskiden belleğimize yerleşmiş bir koku, bize insanları, bazı yerleri, unuttuğumuz birçok şeyi çağrıştırırmış. Bu oyuncağı iyice merak ettim açıkçası.

Taze biçilmiş çim kokusu bahçeleri ve spor alanlarını, patlamış mısır kokusu sinemayı hatırlatmaz mı? Elma şekeri, pamuk helva kokusu bana çocukluğumda her yaz gittiğim İzmir Fuarı'nı anımsatır hala. Tavada kızarmış balık kokusu annemi - ondan daha iyi balık yapanı görmedim -, kaynamış mısır ve kızartma kokusu yazı çağrıştırır.


Elbette koku hassasiyeti konusunda yine bir cinsiyet ayrımcılığı göze çarpıyor. Araştırmalara göre, kadınların kokuya duyarlılığı erkeklerden %20 daha fazla. Yani kadınlar bir kokuyu duyduklarında muhtemelen unutmuyorlar ve yıllar sonra dahi o ana geri gidebiliyorlar.

Size çocukluğunuzu veya yazı anımsatan koku hangisi?

Kaynak ve resimler: http://www.dailymail.co.uk/travel/article-2627010/Smells-sun-cream-candyfloss-fish-chips-old-holidays.html
Devamını Oku »

Çocukla Tatilde Gezgin Annelerden Öneriler

Geçen haftasonu Star Gazetesi'nden Aslı Gür'ün hazırladığı bölümde biz de vardık.

Diğer gezgin annelerle birlikte, tatile çıkacak annelere-babalara önerilerde bulunduk.




Aslı Gür bizim önerilerimizi kendi bloğunda (annelikmesaisi.blogspot.com) şöyle paylaşmış:


Demedi demeyin, bu yaz tatile çıkarken gezenti annelerin tecrübelerini not alın derim.
Devamını Oku »

#Soma'ya Yardım Kampanyaları

Soma'daki felaket için birçok yardım kampanyası bulunmakta. Bazı yardımseverler bunları liste halinde toparlamış. Bize de duyurmak düşer.


  • ELİMDE NE VAR MANEVİ EVLAT EDİNME PROJESİ
Elimde Ne Var Platformu, babasız kalan çocukları “manevi evlat” edinmeye çağırıyor. Manevi ebeveyn olmak için çok büyük paralar harcamanıza gerek yok. Bir defter-kalemle bile manevi çocuğunuza destek olabilirsiniz. Bunun içinsoma@elimdenevar.com adresine mail atmanız yeterli. Kampanyanın diğer ayrıntılarına platformun Facebook sayfasından ulaşabilirsiniz.
https://www.facebook.com/elimdenevar

  • KOÇ ÜNİVERSİTESİ ERZAK YARDIMI PROJESİ
Koç Üniversitesi Öğrenci Etkinlikleri ve Gönüllü Projeler Ofisi de ailelere erzak yardımı yapıyor. Neler gönderebileceğinizi 0212 338 10 00 numarasından öğrenebiliyorsunuz.Tahmin ediyoruz diğer üniversiteler de benzer yardımlar ya başlatmışlardır ya da başlatacaklardır.

  • İYİLİKDER DERNEĞİ
Soma’daki yaralı ve yetimlerimize yardım etmek amacıyla İyilikder bağış kampanyası başlattı. SOMA yazıp 4025 SMS göndererek, bağış hattını kullanabilirsiniz. Bir SMS 5 TL’dir. Ayrıca açıklama kısmına SOMA yazarak online bağış ve bankalar aracılığıyla İyilikder’e bağışta bulunabilirsiniz.
http://iyilikder.org.tr/h=496?basimiz-sagolsun

  • TOBB
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Kazada hayatlarını kaybeden madencilerin ailelerine maddi yardımda bulunmak için yardım kampanyası başlattı.Yardım kampanyasının detaylarına ve banka hesap numaralarına buradan ulaşabilirsiniz.
Türkiye İş Bankası AŞ TOBB Şubesi 4375 - 45045 numaralı “TOBB - SOMA MADEN FACİASI YARDIM HESABI”.
IBAN numarası: TR29 0006 4000 0014 3750 0450 45.

  • UltrAslan GÖNÜLLÜ PSİKOLOG VE PEDAGOG KAMPANYASI
Gönüllü psikolog ve pedagoglarımızın bize "0533 616 8888" numaralı telefondan ulaşmasını rica ediyoruz. Ayrıca GS Strore’da Ultraslan Soma Tshirtleri satışta…

  • FENERBAHÇE SPOR KLÜBÜ
Fenerbahçe Yönetim Kurulu Soma maden faciasında babalarını kaybeden çocuklara eğitim bursu vereceğini açıkladı. İcra Kurulu Başkanı Hasan Hakkı Yılmaz, burs havuzu ile ilk etapta 100 çocuğun 5 yıl süreyle eğitim masraflarının karşılanacağını belirtti.

Fenerium’larda satılmak üzere tasarlanan “#SOMA” t-shirtlerinin tüm geliri burs havuzuna aktarılacak. Bu kampanyaya destek vermek isteyenler Fenerium sitesinden önsatışta olan t-shirtleri alabilirler.

  • 12 NUMARA YARDIM ORGANİZASYONU
Türk Kızılayı İstanbul Şube Başkanlığı
T.C. Akbank şube no: 1259 hesap no: 343434
IBAN TR750004601259888000343434
NOT - Ödeme yaparken açıklama kısmına mutlaka "SOMA" yazmanızı rica ediyoruz.
http://12numara.org/haber/3872/soma-icin-el-ele-yardim-organizasyonu

  • MANİSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Manisa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin en büyük maden kazasının yaşandığı Soma ilçesi için ‘Soma Madencisi Yalnız Değil’ kampanyası başlattı. Madenci ailelerine destek olmak için açılan banka hesap numaralarını linke tıklayarak öğrenip bağış yapabilirsiniz.
http://www.manisa.bel.tr/icerik/27/6763/soma-madencisi-yalniz-degil.aspx

  • TÜRK ECZACILAR BİRLİĞİ
Yardım Kampanyamız 16.05- 30.05.2014 tarihleri arasında gerçekleşecek olup, nakdi yardımda bulunmak isteyen meslektaşlarımız yardımlarını Türkiye İş Bankası Farabi Şubesi 4240 446768 numaralı TL hesabına,
(T.E.B. SOMAYA YARDIM HESABI IBAN NO: TR36 0006 4000 0014 2400 4467 68) aktarabilecektir.
http://www.teb.org.tr/news/6456/SOMAYA-YARDIM-KAMPANYASI

  • TÜRK EĞİTİM DERNEĞİ
“Soma’nın evlatları artık hepimizin evladı” diyerek yola çıkan TED, Soma’da hayatını kaybeden emekçilerin çocuklarına eğitim bursu sağlamayı hedeflemektedir. Kampanyaya bağış yapabileceğiniz banka hesaplarını TED’in sitesinden öğrenebilirsiniz.
http://www.ted.org.tr/TR/Genel/BelgeGoster2.aspx?F6E10F8892433CFFA79D6F5E6C1B43FF4A822CD24F30817F

Not: Hepimizin büyük-küçük mutlaka yapabileceği birşeyler vardır. En azından bu yazıyı paylaşmak, başkalarına da duyurmak gibi.

Kaynak: Nilay Abamor ve Bülent Fidan
Devamını Oku »

Soma'da Babasız Kalan Çocuklar İçin Destek Çağrısı

“Gece eve geldim. TV'de Soma daki olayları gördüm.
Bir anda olayın ne kadar büyük ve vahim olduğunu hissettim.
Ben babamın şehit olduğu haberini aldığımda 12 yaşındayım. Hava kuvvetleri mensubu idi.
Babamın cesedini göremedim. Yanarak hayatını kaybetmişti. İşte bu yüzden yıllarca benim babam bir gün çıkıp gelecek diye kardeşlerimle bekledik.
Bu duyguyu iyi bilirim. Acı yaşandığı en sıcak anlarında yanınızda birileri varmış gibi duruyor.
Ama sonra bir de bakıyorsunuz etrafınızda hiç kimse kalmamış. O anda size ödenen yardım paraları bütün hayatınıza mal ediliyor.
Oysa gerçek hiç öyle gelişmiyor.
İşte bu yüzden ben olana değil, olacaklara bakarak babasız kalan çocukların kaderi asla babaları gibi o maden ocaklarına çaresizlikten girmek olmamalı dedim.
Bu yüzden bu grubu kurdum. Amacım çocukları ailelerinden ayırmak değil. Onlara bir sıcak istikbal planı yapabilmek. Kendilerine güvenmelerini sağlamak.
Bu gibi durumlarda ailenin travması çok büyük olur. Biliyorum. Bu yüzden bir psikolojik destek grubu da kurmaya çalışıyorum. Bir günlük değil. Uzun süreli. Gerçekten yaraya merhem olmaktan öte. Yarayı iyileştirmek arzusundayım. Bunu tek başıma yapamam.
Çok zenginim, hiç kimsenin olmadığı kadar zengin, etrafımda benim duygularıma ve fikrime yürekleriyle ve çözümleriyle katılan binlerce insan var.
Annelere meslek edindirmek istiyorum. Çocuklarına aş olacak parayı kazanabilmeleri için.
Onların hiç birini devlet kapısında gelecek yardım paralarını beklerken görmek istemiyorum.
Onurum kırılır bir kadın olarak bu ülkede 400 aileyi hayata katamazsak.
İşte bu kadar
Yasemin Tutal”


Blogger Anne ve Babalar ortak bir yayın ile Soma'daki çocuklara yardım etmeyi amaç ediniyor. Bu yayının duyurulmasını sağlayan YSM'ye teşekkürler.

Grubun para toplamak gibi bir amacı yok. Çözüm üretmek ve çocuklara gelecek sağlamak birincil.

Onlar bizim çocuklarımız.
Hayatlarını aydınlatmak okuma şanslarını yaratmak zorundayız.

Grubun facebook adresi de bu lütfen gözatın:
https://www.facebook.com/groups/223527051190701/

İlginiz ve duyarlılığınız için teşekkürler...

Devamını Oku »

İtalya Seyahatimiz - Gün 3

Trevi Fountain
Size bu satırları seyahatimizin 5. günü, Floransa'ya giden hızlı trenden yazıyorum. Bir taraftan da yakınlarından geçtiğimiz İtalyan köylerine bakmayı ihmal etmiyorum. İtalya'da trenle seyahatin artılarını başka bir yazıda anlatırım. Dönelim Roma'daki 3. günümüze...

----

Önceki gün Roma'nın en önemli tarihi atraksiyonlarını yaptıktan sonra, bugün biraz şehirde takılalım, rüzgar nereden eserse oraya gidelim dedik. Tabii yine de temel planlarımız doğrultusunda :)

Trevi Çeşmesi
Kahvaltı ardından ilk durağımız ünlü Trevi Çeşmesi oldu. Pazar günü olduğundan mı yoksa her zaman öyle mi, kalabalıktı. Bir süre yukarıdan heykelleri inceledikten sonra, aşağıya havuzun yanına inip para atmayı unutmadık. Alaz bizden meraklıydı, 'Pala ver, pala' diye bozuklukları bir bir havuza atıyordu. Aslında oradaki havuza para atmanın maksadı tekrar Roma'ya gelmek istemekmiş. Eğer gerçekleşirse Alaz'ın defalarca Roma'ya döneceği kesin!

Su kuşu
Yanımızda bozuk para kalmadı deyince önce ellerini ardından kollarını derken yavaştan üzerini iyice ıslattı. Keyfi öyle yerindeydi ki, bir süre suyla oynamasına izin verdik. O sürede ben de Trevi Fountain konusunu hatmettim kitaptan. Sonra yanımızdaki yedek kıyafetlerini giydirip ıslananları pusete astık. Hava güneşli olduğundan kuruyacağı, Roma'da çok sayıda havuz olduğundan da Alaz'ın tekrar ıslanacağı kesindi.

Not: Gün içinde kalacak yere dönme imkanınız yoksa yanınızda en az 1 takım yedek kıyafet bulunsun. 



Giolotti dondurmacı
Yola koyulduk ve konuk yazar Ayşegül'ün önerdiği Giolitti dondurmacısının önünde bulduk kendimizi. Böylece Roma'da dondurma açılışını da yaptık. Envai çeşit dondurmalar insanı seçmekte zorluyordu. Alaz'ınkini alırken dondurmacıya 'Çocuk için o, yeterli' desek de adam, 'Şşş!' diye bizi susturup doldurmaya devam etti külahı. Herkes gibi elimizde külahlarla yürüdük Roma sokaklarında. Ne demişler, 'When in Rome, do as the Romans do!' (İngiliz atasözü) Gerçi Alaz o kadar komik hareketler yapıyordu ki dondurma yerken sonunda bir köşede durmaya karar verdik.

Alaz hem dans ediyor hem dondurma yalıyor hem etraftakilere laf atıyor hem de dondurmasıyla konuşuyordu. Bu sırada üstü başı hatta ayakkabısı batmıştı. Gülmekten kendimizi alamıyorduk ki çocuğu temizleyelim! Bu ilk dondurma yemesi de değildi; ama Alaz neden böyle komik olmuştu? Derken bir İtalyan gelip, Alaz'a sarılıp, yanağına öpücükler kondurdu. Sonunda eşim adamı uyarmak zorunda kaldı Alaz'ı bıraksın diye. Dondurmasını bitirince elini, yüzünü, yanaklarını hatta ayakkabılarını temizledik. Islak mendili keşfeden sağolsun!

Not: Yaş kaç olursa olsun ıslak mendil yanınızda bulunsun.

Derken önümüze güzel bir kilise çıktı. Onun içine girdik; ama Hristiyanlık figürleri genelde korku ve vahşet içerdiğinden girmemizle çıkmamız bir oldu. Alaz hala dondurma sarhoşu olduğundan farketmedi neyse ki. Güzel, dar sokaklardan geçip Pantheon'a vardık.

Pantheon önü
Pantheon, eski Roma tanrıları adına 126 yılında yapılmış büyüleyici bir tapınak. Lonely Planet'te yazdığı gibi, dışarıdan mı daha güzel içeriden mi daha güzel insan emin olamıyor. Giriş-çıkış kısmı, sıra olmadığı ve giriş ücretsiz olduğu için biraz sıkışık olsa da, içerisi çok geniş ve rahatlıkla gezinebiliyorsunuz. Kapıları ve çatısı muhteşem. Raphael, iki kral ve bir kraliçenin mezarı da burada bulunuyor.

Pantheon Tapınağı - içi
Pantheon'un ardından eşim dahil kimsenin dilinden düşmeyen Piazza Navona'ya çıktık. O da ne? Heryer işportacı doluydu. Eminönü'nden bir farkı yoktu neredeyse. Yüzlerce resim satan tezgah ve yere serdikleri sahte çantaları satanlar arasında çocukların koşturacağı bir alan göremedim ne yazık. Halbuki burası İtalyan çocukların oyun parkı değil miydi? Pazar günü olmasından mı acaba diye de burayı öve öve bitiremeyenleri de haksız çıkarmak istemedim. İlk anda beni büyülemeyen meydana yakın bir pizzacıda öğle yemeği yedik.

Piazza Navona
Sonrasında Roma'daki Barok periyodunun en iyi sergilendiği meydanda, Bernini'nin dört nehir çeşmesi yakınına gittik. Birkaç çocuk vardı havuz kenarında oynayan. Alaz da o güzel, güneşli bahar gününde sulardan nasibini alıyordu. Bir İtalyan arkadaş buldu kendine. Beraber ıslandılar bir güzel.

Bernini 4 Rivers
Alaz ve arkadaşı suya düşme planları yaparken
Bu dillere destan meydanı daha sakin bir günde görmeyi dilerdim. Meydandaki kilisenin çok güzel olduğu yazılı; ama biz içine girmedik. Alaz'ın ıslanan kıyafetini değiştirip ara sokaklara daldık. Dar sokaklarda, dükkanları gezdik. Pazar tatilinden faydalanan ellerinde zeytin dalıyla gezen Romalılar'ı izledik bir kafenin sokaktaki masasına oturup. Alaz da uyumuştu; keyifle birer espresso içtik. İnsanlar sıcak kanlıydı. Yanımızda oturan ve küçük köpekleri olan çifte her gelen geçen laf attı, köpekleri sevdi.

Bir İtalyan arkadaşın önerdiği Eataly'e gitmek için yola koyulduğumuzda akşamüzeriydi. Alaz hala uyuduğundan otobüse binmek yerine Piazza Venezia'ya yürüdük. Otobüs mü taksi mi diye konuşurken Alaz uyandı ve tuvalete gitmek istedi. Yakında tuvalet olmadığından ve Pazar diye çoğu yer kapalı olduğundan şişedeki suyu içip, boşunu tuvaleti için kullandık; erkek çocuk avantajı!

Not: İtalya ve Roma'da umumi tuvalet bulmak zor. Kafeleri, müzeleri kullanın. Tuvalet eğitimini yeni tamamlamış çocuğunuz varsa da boş şişe, bez ve ıslak mendil bulundurun. Portatif tuvalet aparatı da her daim yanımızdaydı dışardayken.

Eataly'de taze makarna reyonu
Eataly, turistik bir yer değil. Ostiense'de gurme bir market. Dört katlı, en üst katında yemek pişirme atölyesi var. Her katında birkaç restoran bulunuyor; kimi balık restoranı, kimi makarna, kimi et, kimi pizza üzerine gibi. Restoran etrafında da ilgili ürünler satılıyor. Onlarca çeşit makarna gibi. Oldukça değişik bir yer; eğer yemeğe meraklıysanız ve Roma'da geçirecek çok vaktiniz varsa görün derim.

Londra'da bulamadığımız lezzetler
Yemek masasına oturduğumuz vakit veya restoran kapısına geldiğimiz vakit Alaz tamamen değişiyordu. İçeri girmek istemiyor, yemek istemiyor, sürekli  başka şeyler istiyordu; telefonla oynamak gibi. Evde kesinlikle telefon aramayan çocuk, Roma'da telefon diye tutturmaya, vermeyince bağırmaya başlamıştı. Eataly'de yemek esnasında sandalyeden indirip pusetine oturttum ve arkasını çevirdim. Neyse ki turistik, kalabalık ve posh bir mekan değildi ve Alaz orada ciyaklarken biz yemeğimizi yedik. Sustuğunda, sakinleştiğinde masaya geri getirip bu sefer az önce reddettiği yiyeceklerden yedirdim. Kendini patron sanan bu ufaklığa, arada bir gerçek patronu göstermek gerekti.

Espresso bardaklarından devasa bir avize
Metroyla eve döndüğümüz için çok mutluydu; hatta neredeyse uyuyacaktı kucağımda. Bu genel huysuzluğunun altında uyku problemi olduğunu düşündüğümüzden o gece eve erken döndük. Saat 9 gibi yatırdım; ama bu kez de uyumadı. Sağa dön sola dön, tam 45 dakika yatakta uyuması için bekleyip sabrettikten sonra babasına teslim ettim. Tabii bu hareketimi hiç beğenmedi...

Not: Gezileri yazacağına neden oğlunun huysuzluklarını, sorunlarını yazıyorsun demeyin. Roma'yı anlatan birçok seyahat bloğu var; ama çocukla tatilde neyle karşılaşacağınızı yazan yok denecek kadar az. Alaz gerçekten de beni ilk kez bu kadar zorladı bir tatilde. Belki yaşı gereği ihtiyaçları ve istekleri daha farklıydı. Öte yandan Roma meydanlarında güvercin kovalaması, havuzlarda oynaması için de bu yaşlarda olması gerekti. Oradayken hem kahkahalara boğdu hem saçımı başımı yoldurdu desem yeri.

Devamı için: İtalya Seyahatimiz - Gün 4
Devamını Oku »

Ülker Çocuk Sinema Şenliği

Bu perşembe Elif'le Ülker'in bu yıl 7.sini düzenlediği muhteşem bir sosyal sorumluluk projesi olan "Ülker Çocuk Sinema Şenliği"nin davetlisi olarak "Karlar Ülkesi"ni izledik.

Kuzum elinde mısırı filmin başlamasını bekliyor. (Salonda hiç yer yoktu. Komşumuz da mısır almaya gitti)
Filmi beklerken Sabri Ülker Gıda Araştırma Enstitüsü Vakfı'nın çocuklar için "beslenme" temalı şarkısını izledik-dinledik.
Çok beğendik.
Filmin çıkışında bizi bu abla ve abi uğurladı.

Filmden çıkan her kuzuya bu paketlerden hediye ettiler.

Peki bu proje benim için ne ifade etti: 
Belki 7 yıldır pek çok kez reklamlarını duyduk.
Ücretsiz sinema etkinliği olarak düşündük.
Evet ücretsiz sinema etkinliği.
Ama aslında daha da fazlası.
O uzun kuyrukta sadece çocuklar yoktu.
Pek çok anne de vardı.
Bazısı ilk defa sinemaya gelmişti.
Belki maddi imkanlar, belki yaşam şartları nedeniyle.
Bu annelerin ve çocukların yüzünde o heyecanı gördüm.
Bu nedenle bu projeyi tebrik etmek istiyorum.
Bazen insanları mutlu etmek için çözüm o kadar kolay ki.
Ülker sadece onların sinemaya gitmesini sağladı.
Ama ben inanıyorum ki o anne-çocukların hayatında - hayallerinde farklı pencerelerde açıldı.
Çıkışta verilen o mini paketler çocukların neşesine neşe kattı.
(İçinde süt, kek, çikolata, sakız, bisküvi vardı)
Herkesin sanata ve hayallere daha kolay ulaşması dileğiyle

Sevgiler,
Çiğdem
İçerik: http://www.sorananne.com/
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Bir Anneler Günü Yazısı

2006'da evlendiğimden bu yana annemle beraber geçirdiğimiz ilk Anneler Günü bugün. Elbette bir yanımda oğlum bir yanımda annemle bir ilk... İkisi de yanımda ve sağlıklı olduğu için çok şanslıyım :)

Alaz'ın kreşte hazırladığı kart ve kolye :)

Fakat şanssızlık ki hastalıktan benim başım kalkmıyor, şanssızlık ki oğlum Pazar sabahı demeden 5-6'da uyandırdı bizi, şanssızlık ki hayalimde deniz kıyısındaki çimler üzerinde, pırıl pırıl güneş ışıkları altında güzel bir kahvaltı yapmak varken dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor.

Annelik zor zenaat, yaşadıkça öğreniyorsun. Annemin 'Anne olunca anlarsın' dediği geliyor aklıma.

Dün bir yeğenim doğdu; annesinin kucağındaki masum halini görünce, 'Çocuklar büyüdükçe dertleri de büyüyor' demelerinin ne doğru olduğunu farkettim. Henüz 3 yaşında bile değil; ama bebekliğine göre uğraştırdıkları çok.

En azından umuyorum ki oğlum sabahın köründe kalksa da annesini uyandırmamayı öğrenir bu sene. Ben yıllardır annemi uyandırıyor muyum hiç?
Devamını Oku »

Seyahatlerde Yemek Problemini Nasıl Aşarız?

Yemek saatlerini hiç sevmiyorum. Çünkü tatilde anneyi en zorlayan şeydir yemek problemi...

Onu değil, bunu yerim!
Türkiye olsun, Dünya'nın başka yeri olsun hiç farketmiyor. Tatile çıktık mı bizim oğlanın iştahı kapanıyor. Haa gerçi normalde de çok yiyen, herşeyi yiyen biri olmadığından haklı olarak anne olarak endişenmeden edemiyorum. Özellikle de yemek saatlerinin tatilde şaşması muhtemel olduğundan, evdeki rutini tutturmak zor.

Kahvaltı en kolayı. Yumurta sever, mısır gevreği veya yulaf lapası favorisi. Ekmek, bal da her zaman bulunan şeyler.

Öğle yemekleri, dışarıdayken veya birisini ziyaret ediyorsak biraz geçe kayıyor elbet. Gerçi oyun her zaman yemeğin önünde olduğundan açlıktan huysuz, sinirli ve ağlayan Alaz'ın inadını kırıp yemeğe oturtmak zor. Öte yandan yemek sonrası ortalık süt-liman. Sonra da bir uyku uyursa akşama dek keyfimiz yerinde.

Londra'da akşam 6-6:30 gibi günün son yemeğine otururuz. Tatildeyken malesef o saatlerde akşam yemeği bulma imkanı pek yok. Genelde o saatlerde atıştırma veya çay-kek muhabbeti olunca akşam yemeğini reddetmesi kaçınılmaz.

Bu nedenle, zamanla ben de tatil boyunca yemeğe odaklanmak ve kendimi üzmek yerine esnemeyi tercih ediyorum. Nasıl mı?
  1. Akışına bırakarak. Özellikle belirsiz veya kalabalık olacağımız akşam yemeklerinden önce sağlıklı atıştırmalıklarla yemek saatine dek oyalamak. Yemekte de istediklerini seçmesine, istediği kadar yemesine izin vermek.
  2. Jetlag'i gözönüne alarak. Saat farkı 2 de olsa etkilenmeleri kaçınılmaz. Özellikle sıcakta ve yurtdışı tatilde normalden az yediğini kabulleniyorum.
  3. İnatçı küçüklerin bağımsızlık mücadelesini kabullenerek. Ne zaman isterse, ne yemek isterse yiyecek mi? O öyle bilsin. 2 yaş sendromluyla yemek konusunda tartışmak baştan kaybedeceğimi bildiğim birşey. Başkalarının yanında zor duruma düşmemek için inatlaşmamak en iyisi. Tabii her çocuğun zayıf bir noktası vardır; annesi-babası bilir. Şarkı söylemek, masal - hikaye anlatmak bizim oğlanın ağzını açması için başvurduğumuz son çare.
  4. Muz. Her yerde muz bulunur, öyle değil mi?
  5. Ve porridge (yulaf lapası da valizde yeralan ilk şey).
Resim: Flickr/ "L4" by Mait Jüriado
Devamını Oku »

İtalya Seyahatimiz - Gün 2


Sabahın erken saatinde uyanan Alaz'la babası yakında market aramaya gittiler. Ben de ekstra yarım saat yatarak Alaz'ın gece benden çaldığı uykumu telafi etmeye çalıştım.

Geldiklerinde haftalık alışveriş yapmış gibiydiler. Açıkçası bunda önceki gece Roma'da kahvaltı kültürünün olmadığını öğrenmemizin de etkisi var. Kahvaltı için bir kafeye gittiğinizde cappuccino ve cornetto denilen bir tür kruvasan ile kahve verildiğini öğrendik. Zaten Alaz'la sabahın 7'sinde kahvaltı etmek için açık bir yer bulacağımızı hiç sanmıyordum. Roma'da kaldığımız sürece kahvaltıları hep evde yaptık. Ekmek kızartma makinesi, yumurta tavası bile vardı daha ne olsun?

Vittoriano
Roma pass denilen 3 günlük taşıtları ücretsiz kullanmak ve 2 müzeye ücretsiz giriş sağlayan kartı satın almak için civardaki Tourist Info'lara yolumuzu çevirdik. Bu arada günün planı Colosseum ve Roman Forum'a gitmekti. Roma pass-lar tükenmişti, yol üzerindeki tobacco shop-ları geziyorduk birer tane satın almak için. Sonunda Piazza Venezia'ya dek geldik. Hem kartımızı aldık, hem de bu kadar yakına gelmişken gece taksiyle önünden geçtiğimiz Vittoriano Müzesi ve devasa anıtı gezelim istedik.

Vittoriano
Merdivenler... Yorgun Alaz'ı ikna edip pusetinden kaldırdık. Babası puseti yüklenip merdivenleri çıkarken Alaz ve ben tıngır mıngır tek tek çıktık basamakları. Arada bir dinlendik, arada bir pusete binmeye çalıştı; ama hayatının rekorunu kırıp kucak istemeyerek, yüzlerce basamak çıktı ve indi. Etraftakilerin de 'Bravo!' demelerine gülümseyerek.

Not: Ağır bir bebek arabasıyla sakın Vittoriano Anıtı'na girmeyi düşünmeyin. Yüzlerce basamak var.


Müthiş bir Roma manzarası görmek istiyorsanız ilk durak burası olmalı derim. Biz Cumartesi gittiğimiz için çok kalabalıktı; ama giriş ve çıkış haricinde sorun olmadı. Giriş ücretsiz; ama en tepeye çıkmak için asansör ücreti 7 Euro. Roma pass geçmiyor. Üst katta yemek ve içmek için kafe ve tuvalet mevcut.

Vittoriano merdivenleri
Sadece bir anıt için bu kadar görkemli ve büyük bir yapı niye düşünmeden edemiyor insan. Terasta mola verip Alaz'a merdivenleri inmesi için meyve yüklemesi yaptıktan sonra yola koyulduk. Girişteki kalabalığı geçtikten sonra Roman Forum'a doğru adımlarımızı attık.

Not: Alaz'a tesadüfen kırmızı renkte tişört ve sweatshirt giydirmiştim o gün. Gözümüz her daim üzerindeydi; ama kırmızı sayesinde sürekli kendini belli ediyordu. Kalabalık yerlerde parlak renkli giysiler seçmek aklınızda olsun...
Roman Forum
Roman Forum'a girmeden önce biraz yiyecek atıştırdık. Önünde birçok büfe var meyveden sandviçe, dondurmadan içeceğe çeşitli şeyler satan. İçerde yemek - içmek için bir yer olmadığını okumuştum. Girişte çok uzun bir sıra vardı; ama Roma pass bütün kapıları sıra beklemeden açtı bize. Öğle saati olduğundan Alaz içerde uyur diye umduk; ama yollar öylesine taşlı ve bozuktu ki Alaz'ı pusetinde oturttuğumuzda itmek imkansızdı. Ah neden süspansiyonlu öbür bebek arabasını getirmedik diyecektik ki, onunla Vittoriano'nun yüzlerce merdivenini çıkmak hayal olurdu. Alaz'ı yürümeye ikna etmekse başlı başına bir işti. Uykusuzluğun getirdiği yorgunluk ve dolayısıyla huysuzluk tavan yapmıştı.

Not: Roma'da hatta tüm İtalya'da umumi tuvalet yok gibi. Bu nedenle müzeler, anıtlar, kafeler tuvalet ihtiyacını gidermek için en uygun yerler.

Roman Forum
Pusetinden indirip tuvalete götürmek için binbir dil döktük olmadı. Sonunda rüşvet verdim; mide bulantısı önleyici şekerimden bir parça. Tuvaletten dönünce bir taş üzerine oturdum, kucağıma aldım. Sarıldım, öptüm, sevgimi depoladım huysuzluğu azalır diye. Muz yemek istedi. Verdim. Sonra 3 çocuğu olan Amerika'lı bir ailenin yanına gitti ve çocuklarla oynamaya başladı. Kreşten öğrendiği yarım yamalak İngilizce'sini çocuklara sergiliyordu ve öyle şeyler söylüyordu ki babasıyla ben birkaç metre ötede gülme krizine girmiştik. Yarım saat sonra zorla onlardan ayırıp Roman Forum'u gezmeye devam ettik. Eski Roma'nın ticari, politik ve dini merkezindeydik. Yıkık dökük bu halinin gerçeğini gözümüzde canlandırınca ne muhteşem bir yer olduğu hayrete düşürür insanı.

Bu kadar yakınına gelmişken Palatine Hill'i görmeden dönmek olmazdı; ama öte yandan o taşlı yolda bebek arabası itmek imkansızdı. Sonunda Alaz'a eğer yürümeyecekse, puseti orada bırakacağımızı, babasının sırtına çıkmasını söyledim. O an ortalık feryat figan inledi. Babası sakin bir yere oturtup bağırmasının geçmesini bekledi. Harvey Karp'ın kitaplarında da bahsettiği naughty chair olayı. Sakinleştiğinde, biraz yol yürümesi gerektiğini daha sonra tekrar pusete binebileceğini söyledik. Puseti iterken yardım edebileceğini söyledik. Tabii diğer küçük çocukları da işaret edip nasıl yürüdüklerini gösterdik. Yorgun olduğu için böyle yaptığını biliyordum; ama evde gecede 10 saat uyuyan çocuk neden tatilde 8 saat uyuyordu? Ah bu tatil heyecanı!

Alaz bu bahçede koşturmak yerine uyuyordu
Palatine Hill'e varınca yol biraz düzeldi, Alaz da pusetine binip uyku pozisyonunu aldı. Colosseum'u ve burayı hakkını vererek gezmek tüm günü alır. Biz biraz hızlandırılmış tur yaptık. Roma'nın 7 tepesinin merkezi, Roman Forum'dan 40 metre yukarıda. Romulus ve Remus'ın dişi kurt tarafından bulunduğu mağaranın burada olduğu mitolojide geçmekte. Domus Augustana harabeleri, Circus Maximus ve Domitian stadyumu görülebiliyor bu tepeden.

Palatine Hill
Bahçelerden manzarayı ve Colosseum'u izledik. Daha sonra Alaz'ın uyumasını fırsat bilip biz de siesta için diğer turistler gibi bir ağaç altına uzandık. O an 'A bu ağaç meyve ağacı; ama bu ağaç badem ağacı!' diye sevindim birden.

Hemen eşimi dürtüp çağla badem ağacına çıkması için dil döktüm. Daha geçen gün annemle konuşurken, gene çağla mevsimini kaçıracağım diye söyleniyordum. Şimdi ağacı bulmak hazine bulmak gibiydi bana :) Zaten birkaç tanesini yedikten sonra tüm yorgunluğum gitmişti. Alaz bir saat uyuduktan sonra yola koyulduk Colosseum'a gitmek için. Tangır tungur taşlarda uyanacağı kesindi.

Not: Yanınızda çocuk varsa İtalya'da her kapı açılır. Palatine Hill'den Colosseum'a geçiş kapısı kapalıydı. Bizden öncekileri geri çevirmişlerdi; ama puseti gösterip sorunca bizim çıkmamıza izin verdiler. Böylece Colesseum'a kestirmeden girmiş olduk.


Sanırım o taşlı yolların pusetteki bebeğe neler yapabileceğini biliyordu görevliler. Böylece Alaz uyanmadı. Colosseum'a girmeden önce yolun karşısındaki Tripadvisor'da önerilmiş kafeye geç kalan öğle yemeği için vardığımızda Alaz da uyandı, acıkmıştı. Lazanyayı ikimiz de beğendik. Yemek ardından filmlere konu Colosseum'a yine Roma pass sayesinde sıra beklemeden ve yine bebek arabası sayesinde özel bir kapıdan geçerek girdik. Asansör de vardı! İlk olarak üst kata çıkıp gezdik. Daha sonra giriş katını dolaştık.

Colesseum
1. yüzyılda 50 bin kişinin gladyatörleri izlediği muhteşem bir yapıdaydık. Sahanın altında neler olduğu da gösteriliyordu. İki katlı tünellerdeki kafesler yırtıcı hayvanları ve gladyatörleri barındırmak içindi. Alaz'ın ilgisini çekti; çünkü platformu görünce sahayı gemiye benzetti. Oldukça ihtişamlı yapılardan biri. Roma tam bir açıkhava müzesi.

Dönüşü yürüyemeyecek kadar yorgunduk. Otobüse bindik; ama yolların kapanması nedeniyle eve bir türlü varamadık. Sonunda Termini tren istasyonunda inip Repubblica Meydanı'na giderken yolların neden kapatıldığını anladık. Önce yüzlerce çevik kuvvet gördük, ardından zırhlı araçlar, tepemizde uçan helikopter ve sonrasında pankart taşıyan insanlar. Tabii İtalyanca bilmediğimiz için ne yazdığını anlamadık; ama sosyalist bir hareket olduğu çalan müzikten ve pankartlardan belliydi. Kalabalığı ters yönde yarıp meydana çıktık. Boyunlarında gaz maskesi asılı iri yarı polisleri görünce ürkmedim değil. Neyse ki bir çatışma çıkmadı.

DirenRoma
Piazza Repubblica
Alaz meydandaki çeşmeyi görünce yengeç gibi suya koşturdu. Yolların trafiğe kapatılması bizim de işimize gelmişti. İki tarafı mandalin ve portakal ağaçlarıyla kaplı caddede yol ortasından Piazza Barberini'ye dek kah koşturdu kah pusette babası onu uçurdu. Roma gibi bir şehrin merkezi caddelerini sağlı sollu mandalin ve portakal ağaçlarıyla bezemek ne güzel bir şehircilikti...

Portakal ve mandalin ağaçları sıra sıra
Piazza Barberini'deki havuzlu çeşme başında da biraz oyalanıp daha sonra eve gittik. Başım çatlıyordu, sanırım ilk günden bu kadar koşturmak iyi gelmedi. Ağrı kesici alıp 15 dakika uyudum. Alaz da o sırada kendi kendine ev ortamında oyuncaklarıyla oynadı. Farkediyorduk ki, koşturmaya ara verip arada bir böyle yerlerde sürünüp oynamak ona iyi geliyordu.

Piazza Barberini
Akşam yemeği için yakınlarda bir yer seçtik. Kabul ediyorum ki ilk gün yediğimiz yemekler hep bir turist tuzağında geçiyor ta ki biz acıkmadan plan yapmayı öğrenene dek. Yemekte makarna ve kızarmış deniz ürünlerini seçtik risk almamak için. Malesef gene de bana çok ağır geldi o al dente pişmiş makarnanın sosu. Özel durumumdan da kaynaklanabilir elbet. Alaz ise benden beter. Açlıktan birkaç kaşık yiyor, sonra tadı değişik olduğundan yemeyi kesiyor hatta öğürüyor. O nedenle zorlamadık hiç. Akşamları eve dönünce yulaf ezmesi pişirmemi istiyordu eğer karnı hala açsa.

Not: Sade makarna da olsa, pişirme usulü, yağı değişik gelebiliyor alışkın olmayınca. Restoranda ısmarladığınız yemeği yemiyor diye üzülmeyin, yedekte bir alternatif olsun tatildeyken. Eve dönünce tekrar bildiğiniz gibi yapar, düzeninizi oturtursunuz birkaç günde.

Odaya döner dönmez bilgisayar başına oturup trattoria (aile lokantası) listesi hazırladım. Düşünün ne kadar memnuniyetsiz kaldığımı o yemekten. Banyo faslından sonra Alaz gene benimle uyumak istedi. Onu uyutayım derken ben de uyumuşum. Sözde Alaz'ı yatırıp oturmak için apartmanda kalıyorduk.

O gece de Alaz'ın burnu tıkalıydı. Sık sık uyandı rahatsız olduğundan.

Devamı için: İtalya Seyahatimiz - Gün 3
Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan