Alaz Fransa'nın Yvoire Köyünde


Sabah çabuk bir kahvaltı ardından minübüse doluşup Nyon'dan kalkacak feribotu yakalamak için yola koyulduk. Yol yaklaşık 45 dakika sürdü, son dakikalarda park yeri bulmak için daracık sokaklarda sağa sola savrulduk ve sonunda park yerine girince Alaz babasının üzerine yediklerini çıkarttı. Taşıt tutması sizin de başınıza geliyorsa bu maceramızı; Oğlumu Yol Tuttu! yazımda bulabilirsin.


Feribota binmek için iskelede bilet sırasına girdik. Pazar günüydü ve yarım saatte bir Yvoire'ye feribot vardı. Yandan çarklı büyükçe bir vapur geldi şansımıza. Günlerden pazar olduğundan çok kalabalıktı. Hepimiz farklı yerlere oturmak durumunda kaldık. Bir kısmının yerleri camdan bu vapurda çocuklar dönen çarkları merakla izlediler. Yolculuk 25 dakika kadar sürdü yanda çarklı bu vapurda. Hoş, ritmik çark sesine de insan alışıyor bir süre sonra.



Çiçeklerle bezeli yolları yokuş bu köy turist kaynıyordu. Önünden geçtiğimiz her evin balkonu ayrı güzel, her kafe, restoran insan doluydu. Müthiş sevimli bir yerdi; ama aynı zamanda turistlere yönelikti. Hani kimler yaşıyor burada deseniz gerçekten ev var mıydı bilmem?



İki adımda bir durmak zorunda kalıyorduk gerek kalabalıktan, Pazar gününü seçmek çok akıllıca değilmiş, gerek çocuklardan biri birşey istediğinden veya bir noktaya takıldığından mesela duvara tırmandığından! Küçük seramik eşya dükkanları, kafeler, restoranlar, hediyelik eşya satan yerler, ekmek ve peynir büfeleri vardı Yvoire'de.



Bir ara çeşme bulup aile boyu su içtik. İsviçre'de olduğu gibi burada da sokakta çeşmeden akan sular temizdi yani içilebilir. Her durduğumuz noktada uzunca bir süre oyalanıyorduk. Ara sokaklarında ve kalabalıkta 8 büyük 3 çocuk gezinmek zor olunca yemek yeri ve saatine karar verildikten sonra herkes bir yöne dağıldı. Kimi alışveriş yapmayı tercih etti, kimi ara sokaklarda fotoğraf çekmeyi, kimi bir ağaç altında oturup manzara izlemeyi. Biz de öğle yemeği saatine dek yorgun ve durgun Alaz'ı uyutmayı hedefledik. Bebek arabasını tempolu sürmek ve Alaz'ın merakla başını oradan oraya çevirip bakınmasını engellemek için sakin sokaklar aradık epey bir vakit.


Zor oldu; ama uyudu. O uyurken arnavut kaldırımlı sokaklarda istediğimiz hızda gezinebildik. Dev bir çınar ağacı altında başka bir çeşme vardı. Tipik bir köy meydanıydı. Çocuklar, köpekler, serinlemek isteyenler o ağaç gölgesi altında başını ıslatıyor, yüzünü yıkıyordu. Güzel çiçekli bir binanın altında oturacak bir yer bulduk. (Bakınız ilk resim) Alaz uyudu, babası ve ben gelip geçen insanları izledik. Nereden olduklarını tahmin etmeye çalıştık. Bir ara da dayanamayıp tahta oyuncak yapan ufak dükkanı gezdim.


Yemek için grubun diğer kısmıyla buluşma saati geldiğinde önceden rezervasyon yaptırdığımız krepçi, yer olmadığını söyledi. Verdiği sözü tutmadığından cık cık-layıp başka bir krepçiye girdik. Açıkçası La Creperie yer bulamadığımız restorandan daha güzel bir yerdi ve tüm balkon neredeyse bize aitti. Grupta 3 çocuk olunca böyle bir lüksün ne anlam ifade ettiğini tahmin edersiniz. Menüden krep seçerken zorlanmadık değil! Hepsini yemek istiyor insanın canı. Sonunda bir etli, bir sebzeli, bir de tatlı krep siparişi verdik babasıyla paylaşmak için. Alaz hala uyuyordu. Rahat rahat yemeklerimizi yedik, tam kahve içecekken Alaz uyandı. Ona da sade bir krep söylemiştik. Sabahki kusma ve uzun bir uyku ardından kurt gibi açtı. Neredeyse tüm porsiyonu bitirdi. Yemek ardından çocukların ve bazı büyüklerin isteği üzerine dondurmacıya uğradık.


O kadar krep üzerine dondurma yemeyi göze alamadım. Fakat tam karşısında devasa kek gibi ekmekler yapan büfeden dilim halinde satılan üzümlü ve kahveli ekmeklerden tattım. Eve dönecek olsam almayı düşünürdüm. Tam kahvaltıda reçelle yemelik...


Ardından dönüş için vapur iskelesine doğru yürüdük. Bu kez vapurda dışarıya oturma fırsatı bulduk. Alaz benim kucağımda, kuzenlerinden biri yanımızda gölü, kuşları ve dalgalanan bayrakları izledik. Tabii onlar izlemekle kalmadı bıdı bıdı konuştular da sürekli. Hatta Nyon'a yanaştığımızda zor indirdik karaya.

İsviçre gibi Avrupa'nın ortasında bir ülkede yaşamanın avantajı işte. Değil başka şehire gitmek günübirlik başka ülkelere bile gidebilmek çok güzel. Elbette vize sorunu olmayanlar için.

Not: Gideceklere, beş duyuya hitap eden mis kokulu Yvoire botanik bahçesini gezmelerini öneririm. Biz vakit yetmediğinden giremedik. Önünden geçerken bile çiçek kokusunu hissettim.

2 yorum :