Alaz Kütahya'da


Kütahyalılar'a göre Evliya Çelebi Kütahya'dan o kadar sıkılmış ki kendini gezmeye vermiş. Aslıysa Evliya Çelebi'nin ailesi Kütahya'lıymış, kendisi İstanbul'da doğmuş.

Alaz'ın Kütahya'da ne işi var derseniz... Teyzesini oraya gelin vermiştik, ziyaretlerine gittik. Tabii bunda Kütahya, Afyon ve Uşak illeri ve çevresine hizmet veren Zafer Havalimanı'nın açılmasının da etkisi oldu. Denemek için bahanemiz hazırdı. İstanbul - Kütahya arası gidip gelenlere büyük kolaylık...

Kütahya'ya ÇÖ (çocuktan önce) gidip gelmiştim zaten. Çarşısını, Kütahya Kalesi'nin yıkıntılarını, döner gazinoyu, Germiyan Sokağı ve restore edilmiş eski evlerini falan görmüştüm ve anlatmıştım bloğumda. Alaz'la ilk gidişimizdi ve asıl maksadımız aile ziyaretiydi. Gitmişken birkaç yer gezdik, gördük yine de.

  • Kipa Kütahya açılmış. Bizler için önemsiz; ama Kütahya halkı için büyük olay. İçinde dolaşan tren Alaz'ın gözünden kaçmadı. Yarıyıl tatili olduğundan çeşitli çocuk aktiviteleri vardı. Caillou Müzikali (Alaz'ın deyişiyle Gayyu) bile oradaydı. Alaz'a bez falan alıp ilk günden ihtiyaçlarımızı tamamladık. Giriş katındaki oyuncakçılardan çıkamadık. Sonunda Alaz'a kamyon, olta ve balık aldık. Eve gidince olta ve balıklarla en çok dedesi ve biz oynadık tabii ki.
  • Kütahya Kalesi'ne çıktık. Hava bahar gibiydi şansımıza. Anneannesi piknik sepetini hazırlamıştı. Öğle yemeğini açıkhavada yedik Şubat ayında. Ardından çocuk parkına çıktık. Gençler kızlı erkekli, başı açık-kapalı oturmuşlar şehir manzarasına karşı piknik yapıyorlardı. Üniversite bir şehir için ne kadar önemli. Cıvıl cıvıl yapar, hareket katar sosyal hayata. İTÜ'deki üniversite günlerim geldi aklıma. Zaman ne çabuk geçiyor dedim Alaz'a bakıp...
  • Evliya Çelebi Müzesi varmış Kütahya'da. Gezin, görün yolunuz düşerse. Eski bir konak restore edilmiş güzelce.
  • Havalar güzeldi şansımıza dedim ya, bol bol güneşlendik, D vitamini depoladık. Hergün Alaz'ı parka götürdük.
  • Teyzesinin eczanesine uğradık birkaç kez. 'İlaçları çocuklardan uzak tutun' uyarısı gözümün önüne geldi Alaz ilaçlar etrafında koşarken. Onca kutu kutu ilaç arasında bizim Alaz'ın aklı fikri baskülde, dizi dizi diş fırçalarında ve bebekler için diş kaşıma oyuncaklarının asılı olduğu panodaydı. Eczanede çalışan abiler Alaz'a gönüllü bakıcılık yaptılar. Resim çizdiler, balon oynadılar birlikte. Ben de rahat rahat çay içtim :)
  • Güral Porselen başta olmak üzere birçok markanın porselenlerini bulabilirsiniz. Hem de fabrika satış mağazaları sayesinde çok uygun fiyata.
  • Germiyan Sokağı'ndaki restore edilmiş evleri gezdik ve hatta Germiyan Konağı'nda bir akşam yemek yedik. Önceden rezarvasyon yaptırınca, sofası, sehpası, masası, koltuğu ve hatta kapısıyla size özel bir oda oluyor. Alaz'la daha rahat etmek için odalardan birindeydik biz de. Kütahya'ya özgü yemekler yapılıyor; cimcik, tirit, sıkıcık, tosunum gibi. Çocuk menüsü ve bebek sandalyesi olmasa da Alaz'a uygun çorbalar vardı menüde. Adı gibi değişik olan sıkıcık çorbasından içti; başta hoşuna gitmese de sonra içindeki tarhanayı keşfetmiş olmalı ki, hafif acı da olsa bitirdi tabağını.
  • Çarşıda bir küçük dükkan, adı Helvacı Sabri. Oradan bir defa helva yerseniz, bir daha başka yerden yemezsiniz, Koska'dan bile. Biz paket paket alıp Londra'ya götürüyoruz ya da gelenlere getirtiyoruz. Haşhaş, köpük, tahin, yaz helvası... Mutlaka sorun bulun orayı.
  • Eskişehir'i gezmeye gittik birgün de. Porsuk Çayı ve Sazova Parkı ile ilgili ayrıntılar, Alaz Eskişehir'de yazımda.
  • Kütahya Otogarı'nın yeni yapısı yani mimarisi çok kötü göründü gözüme. Eski, şehir içindeki hali, çini işlemeli kapısı falan ne güzeldi.
  • Kütahya'daki cezaevinin önünde bir dükkan var. Mahkumların kendi elleriyle yaptıkları ürünler satılıyor. Hem elişi hem göz nuru; ayakkabı, kemer, vazo falan filan...
  • Bol bol yedik ki kiloları hala üzerimde, muhabbet ettik, uyuduk ve olabildiği kadar gezindik. Alaz gördüğü ilgiden ve sevgiden çok memnundu. Şımarmayı bile öğrendi. Benden yüz bulamayınca anneanneye, oradan istediğini bulamayınca teyzeye. Zaten son günlerde annem ve beni es geçip direk teyzesine gidiyordu.
  • Eniştesiyle sabahları evin koridorunda futbol oynadılar; topu ellemeden ayakla idare etmeyi bile öğrendi.
  • Akşamları Alaz'ı uyutmak çok vaktimi alıyordu. Çünkü; herkesi bırakıp yatmak istemiyordu, aşırı kudurduğu için yorgunluk sınırını aşıp enerji fazlalığı ortaya çıkıyordu (öyle zamanlarda annemin köpeği Çakıl'a neler neler yapmadı ki!), uyku vakti evdeki sessiz ortamını bulamıyordu, düşmesin diye yer yatağında beraber yatıyorduk ve o nedenle çok sevinçliydi. Sabah 6'da uyandığındaysa Alaz'ı direk öbür odalara yolluyordum; gerçi muhabbetinden ötürü kimse uyuyamıyordu o saatten sonra.
Ayrılmak zor geldi gene aileden. Gittikçe mi zorlaşıyor yoksa hep zor muydu bilmiyorum. Alaz için, akrabalarını tanıması, özlem çekmesi, sevmesi-sevilmesi ve hatta yeri gelince şımartılması açısından daha çok git-gel yapacağız ya!

Sonra uçağa bindik, 30 dakika sonra İstanbul'a indik, babasına kavuştuk...

2 yorum :

  1. "eli tut teyze"," teyzesi oğlumun elini tutsun","teyzesi oğlumu parka götürsün" nasıl da cümleler kuruyor bıcırıkım :) özledim cırcırböceğini, yine gelin iyi mi ?

    YanıtlaSil