Alaz Brighton'da


Annemin Londra ziyareti sonrasında onu Gatwick havaalanından Türkiye'ye uğurladık. Güneşli bir İngiltere sabahında eve dönmek yerine 30 dakika uzaklıktaki Brighton'a çevirdik rotamızı. Zaten evden anane de gitmiş boş kalmış, kim dönmek ister?

İngiltere'nin güney kıyısındaki iskeleleri ile ünlü eski balıkçı kasabası, şimdilerde İngilizlerin yaz sezonunu geçirdikleri bir tatil yeri. Dar sokakları, Preston Manor ve Royal Pavilion dedikleri kraliyet köşkü, Viktorya tarzı iskelesi görülmesi gerekenlerin başında.


Yolda uyuyakalan Alaz'ın uyanmasını beklerken arabayla bir tur attık sahilde. Pek fazla dolaşmamıza da gerek kalmadı. Arabayı sahildeki uygun park yerine bırakıp çakıl taşları, dalgaları ve kıyıya vuran deniz kabuklarıyla ünlü sahile indik. İngiltere'de güneş, Türkiye'deki güneşe benzemiyor. İçini donduruyor insanın hele bir de rüzgar esince.


2003 yılında talihsiz bir yangınla yıkılan West Pier (Batı İskelesi) yıllardır aynen duruyor sahilde. Tadilat ve onarım işlemleri için bütçenin tamamlanmasını bekleyen projeyle 2016 yılında yani 150. yıldönümünde tekrar açılacakmış. Alaz da pek hoşlanmadı sahilde daha bir güçlü esen rüzgardan, her ne kadar çakıl taşlarıyla oynamak istese de, dalgalara yaklaşmadı. Ben de ona evde oynaması ve arabada oyalanması için deniz kabukları topladım.


Öğle yemeği vakti yaklaştığından, Brighton'a gidildi mi Fish'n Chips yenmesi gerektiğinden ve tabii Alaz'ın balığa hayır dediği olmadığından, oraların en bilindik balıkçısına gittik. Sahilde ufak bir büfe, içeride birkaç masadan oluşuyor. Nefis cod yani morina balığı yanında patates kızartması yeniyor. Çocuk menülerinden Alaz'a da balık köftesi seçtik. Balık figürleriyle kaplı büfede Alaz mutluluktan bayılacaktı neredeyse. Mama sandalyesi yerine abi sandalyesine oturunca keyfi görülmeye değerdi.


Ardından ara sokaklarına daldık şehrin. Hafta içi olduğundan sokaklar sakindi, bilindik kalabalığı yoktu. Bebek arabasına binmeyi reddeden Alaz'ın elinden tutup yürüdük yavaş yavaş, küçük ve lokal dükkanlara bakına bakına...


Önünden geçerken camekanında birbirinden renkli oyuncakları görünce Potters adlı oyuncakçı dükkanına girmeden edemedik. Sevimli dükkanın sevimli sahibi bayan sayesinde Alaz dakikalarca birçok oyuncakla oynadı. Alaz oyuncaklar arasında koşuştururken bezini doldurunca, dükkandan ayrılmadan önce bayana bebeğin altını nerede değiştirebileceğimi sordum. Umumi tuvaletler bulunduğumuz yere uzak olduğundan bizi kafelere veya Baby Gap'e gitmemiz için yönlendirdi. Sonunda bir tren seti alıp çıktık dükkandan. Sonra başladık sırayla kafelere girmeye. Costa'da umduğumuzu bulamadık; ama Starbucks'ta bez değiştirme ünitesi vardı.


Ardından sahile çıktık tekrar. İş çıkış trafiğine kalmadan eve dönmekti amacımız. Sahilde koşturan köpeklere ve direklerde kurulanan kuşlara bakıp Alaz'la otoparka doğru yürümeye başladık. Bu arada Brighton'da otopark ücreti oldukça pahalı. 5-6 saat geçirmek isterseniz yaklaşık 25 GBP yani 70 TL'yi gözden çıkarmanız gerek. O nedenle bazen, özellikle haftasonları tren yolculuğu daha akıllıca ve avantajlı olabilir. 


Yürümekten yorulan, rüzgardan rahatsız olan Alaz babasının kucağına çıkmak istedi. Yavaştan uykusu da gelmiş olmalıydı ki, bebek arabasına koyduğumuzda itiraz etmedi. Zaten arabaya yerleştiğimizde eve epey yolumuz olduğunu anlatınca otoyola çıkmadan uyumuştu.


Brighton'da, kış güneşi olsa dahi sıkı sıkı giyinmekte ve bereyle eldiveni yanınıza almakta fayda var. Peki ya yazın nasıl olur oralar diye sorarsanız size birkaç sene önceki gezimizden resimler sunuyorum...

Brighton Pier'den sahile bakış

Sahilden Brighton Pier'e bakış, şezlonglar belediye tarafından yerleştirilmiş halkın kullanımı için

Sahildeki teknelerde oynayan çocuklar

Mevsim yaz bile olsa, hırkayı ceketi sırttan ihmal etmemeli İngiltere sahillerinde, denize girmek mi? Henüz denemedim bile!

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder