Anadolu Yakası Parkları


Ağzından düşmüyor park; 'Barka barka' diyor sürekli sabahtan yatana dek. Dayanamayıp çocuk parklarında alıyoruz soluğu sokağa çıkar çıkmaz. Ya da çocuk parklarına uğrayacak şekilde planlıyoruz işimizi gücümüzü.


İstanbul'da geçirdiğimiz günlerde de özne Alaz olduğundan, parklardı baş mekanlarımız. Babannesi Fenerbahçe Parkı'na götürdü ilk gün bizi. Hava ılık, güneşli ve temizdi. Park sakindi haftaiçi olduğundan kediler, kuşlar ve köpekler dışında pek kimse yoktu etrafta hava güzel olmasına rağmen. İlk durağımız çocuk parkı oldu elbette. Salıncakları tek tek denedi. Bir o yana bir bu yana koşturdu. Ardından gelen birkaç çocuk salıncağa biniyor diye bozuldu. Sonra kargaları izledi ağaca konan ve yere inen. 'Gak gak' demeyi öğrendi. Bir saate yakın oyuncaklarda oynadıktan sonra deniz kenarına gittik parkın ucuna doğru.


Denize havuz diyor. Üzerinde yüzen kuşlara da ördek. Epey bir seyretti kuşları, dalgaları ve gelip geçen vapurları. Çay bahçesine oturup çay içtik, kek yedik. Aileler için güzel bir yer; hem açık hava olduğundan çocuklar sıkılmıyor, masa etrafında dolaşabiliyor hem de büyükler çay içip muhabbet edebiliyor. Etrafımızı saran kedilere kek ve balık kraker attı. Kedileri hem ellemek istedi hem kediler üzerine gelince ürktü. Sonunda birinden tırmık yer gibi oldu da yerine oturdu biraz. Pata pata diye geçen balıkçı teknelerine baktı uzun uzun dedesinin teknesinin sesini duyunca. Arada bir geliyor aklına yaşadıkları, başlıyor saymaya bir bir :) Güneşin batmasını beklemeden eve dönelim istedik. Malum Kasım sonu olunca güneş gider gitmez ortalık serinliyor. İş çıkış trafiğine de kalmak pek akıllıca değil nicedir İstanbul'da. Taksi için köprüye gittik; fakat oradaki bir kafe/restoranın da yanındaki parkta salıncak, kaydırak ve tahterevalli gören Alaz'ı tutamadık. Bir süre de orada oynayıp her birinden hevesini aldı. Biz de taksi bulup eve döndük vakitlice.


Ertesi günü de sabah uykusundan sonra Bağdat Caddesi'ne gittik. Hem biraz yürüyelim hem insan görelim hem de alışveriş yapalım diye. Alaz kah yürüdü, kah bebek arabasından bakındı. Sıkılma belirtileri gösteren Alaz'a daha fazla işkence etmeyip Caddebostan sahiline indik. Orada denize nazır salıncaklarda sallandı. Hafif rüzgarlı olduğundan oldukça sakindi kocaman park birkaç çocuğa kalmıştı. Eminim haftasonları adım atacak yer olmuyordur; ama haftaiçi biz keyifle vakit geçirdik her bir oyuncağı deneyerek. Oradaki çocuk parkına doymasa da serin hava içimizi üşütünce yakındaki Starbucks'a kahve içmeye gittik. Alaz yorgun ve huysuz olabilir diye düşünürken etraftaki masalara gülücükler saçıp selamlaşmaya gitti. Zaten oradaki bir saat boyunca da arada 'anne' diye gelip sarılması hariç bizim masaya uğramadı.


Sonraki gün eve kuzenleri geldiler. Evi kreşe çevirdiler hepbirlikte. Oyuncaklar, kitaplar, koşturmalar, şarkılar, danslar, oyun hamurları, yatakta zıplamalar falan aklına gelmedi park bizimkinin. Onlar gittikten sonra uyumadı, boşluğa düşünce park demeye başladı. Babannesi de Feneryolu'nda sokak arasında ufak bir parka götürdü onu. İyice yorulmuş bir halde oynadı; ama inat etti eve dönmemek için de. Ne oynamaya ne uyumaya ne yemeye hali kalmamıştı o gün.

İstanbul'daki park maceralarımız Mayıs ayındaki Boğaziçi parklarından sonra Anadolu yakasında bunlardan ibaret üç güne sığdırdıklarımızla. Baharda babasıyla geldiğimizde İstanbul'da ilk deniz gezisini yaptıracağız Kadıköy-Beşiktaş vapurunda. Eminim bayılacak martılara ve denize.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder