Nerede Kalalım?



Genelde herkes yapmak istediği tatili belirler önce; plaj, kayak, şehir, doğa, vs. Ardından da nasıl gitsek ve nerede kalsak cevaplarını arar. 

Çocuklarla Nerede Kalsak?

1- Otel / Hotel / Butik Otel: Bu tarz yerlerde özellikle de yıldızı azsa ve aile işletmesiyse kendimizi evimizde gibi hissedebiliriz. Öte yandan yıldızı bol ve posh bir otelse tercihimiz kendimizi çocuklarımıza sürekli gürültü yapma, koşturma, rahatsız etme türü olumsuzluk ekiyle biten cümleler kurmaya mecbur hissederiz.

2- Pansiyon / Bed&Breakfast: Romantik tatil arayanlar genelde B&B seçmezler; o nedenle hem aile dostudurlar hem de ailece tatil için daha ekonomik bir opsiyon olurlar.

3- Kamp / Hostel / Karavan-Çadır kampı: Daha çok yabancıların aile tatilleri için tercih ettiği bir seçenek. Hem her yaştan çocuk için ideal bir ortam sunuyor, hem de aileler gürültülü koşturan çocuklarına 'yapma!' demek zorunda kalmıyor. Üstelik en ekonomik tatil şekli.

4- Yazlık Kiralamak: Uzun süreli tatil için otelden daha ekonomik, otel odası veya çadırdan geniş ve rahat. Öte yandan tatilde olduğumuzu unutup ev işlerine devam etme dezavantajı var.

5- Aile / Arkadaş Evleri: Bir yandan herkes için en eğlenceli opsiyon olabileceği gibi en ufak bir tatsızlıkta da tatil burnunuzdan gelebilir. 

6- Ev değiş tokuşu: Yurtdışında yaygın ve giderek de yaygınlaşan ekonomik bir tatil şekli. İlk bakışta biraz garip gelse de, aslında hemen hemen hiç bir eşya taşımadan ve kalacak yere para ödemeden başka bir ülke / şehir görmek eğlenceli olabilir.

Resim: http://www.flickr.com/photos/streetfly_jz/2770951623/
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: Londra Merkezde Aile Oteli

Londra'da otel arıyorum. Merkezde ve her yere yakın olması önemli. Tavsiyeniz var mı?

Aile dostu otel bulmak Londra gibi büyük şehirlerde hem kolay hem zor. Öncelikle bütçenizi belirlemek en iyisi. Londra gibi bir şehirde merkezde kalırsanız Thames Nehri yakınlarında yani Hyde Park, Victoria, Charing Cross, London Bridge, Southbank, Regent/Oxford Street ve Tower Bridge yakınlarındaysa oteliniz hemen hemen her yeri yürüyerek gezebilirsiniz. Havaalanına ulaşım da kolay olur istasyonlara yakın olduğu için bu yerler. Bütçeyi bilmediğimden ailecek merkezde kalabileceğiniz otelleri sıraladım pahalıdan ekonomiğe doğru; tabii Londra dünyanın en pahalı şehirlerinden biri ekonomik bile yerine göre ekonomik olmayabilir merkezinde özellikle.


-The Milestone Hotel London
En iyi servis ve kahvaltıyı sunan butik otelde kahvaltı hariç 340GBP'den başlıyor oda fiyatı

-Hotel 41
Buckingham Palace'a yakın bu şık ve merkezi otelde kahvaltı hariç 250GBP oda fiyatı

-Premier Inn London
Konumu ve manzarası süper, kahvaltı dahil oda fiyatı 170GBP

-Shaftesbury Hyde Park
25 dakika yürüme mesafesinde Oxford Street, metro istasyonlarına yakın, kahvaltı dahil oda fiyatı 160GBP

-Novotel
Çok merkezi konumda; ama Hyde Park'a gitmek için metroya binmeniz gerekir, internet bedava, kahvaltı dahil oda fiyatı 140GBP

-London Elizabeth Hotel
Hyde Park ve Oxford Street'in dibinde, kahvaltı dahil oda fiyatı 140GBP

-Amsterdam Hotel
Şık ve temiz, müzeler bölgesine yürüme mesafesinde, kahvaltı dahil oda fiyatı 130GBP

-Bridge Hotel
Üniversite yakınlarındaki bu otel her yere yürüme mesafesinde, kahvaltı dahil oda fiyatı 80GBP

* Oda fiyatları 2012 senesi için, Olimpiyat zamanı hariç (27 Temmuz - 12 Ağustos hariç) fiyatlardır.



Devamını Oku »

Alaz, Zürih Google'ı da Gördü!

Zürih'e gitmişken, 'Burada çalışmayı kim istemez?' 'Dream ofis!' gibisinden başlıklarla resimleri internette dolaşan ünlü Google ofisini de görelim dedik.

Alaz'ın keyifsiz günlerine denk gelmişti Zürih ziyaretimiz; ama ofise girip de çalışanların arasına karışınca ve ilgi görünce neşesi geri geldi. Özellikle de asansörde başında bisiklet kaskıyla gezen genci görünce bakışlarını kasktan alamadı.

Önce botanik bahçesi olarak tasarlanmış Jungle Room'a girdik. Zürih hayvanat bahçesindeki Masoala yağmur ormanları gibiydi. Laptoplarını almış çalışanlar görünmüyordu bile saklı köşelerde. Alaz'ın çığlıkları rahatsız etmesin diye, çıkıp Fish'n'Chips köşesine gittik. Elbette Alaz sarkan her objeye elini uzattı. Bu köşeler özel görüşmeler için tasarlanmış. Ne garip geldi, oysaki benim çalıştığım yerlerde özel görüşme olmasın diye özellikle her yer açık herkes birbirini görüp duyabilir şeklinde tasarlanmıştı ofisler.



Ardından 7. kattaki Sky Lounge'da manzara izleyip çay içtik. Sonra da Water Lounge'a indik. Tesadüfen o saatte kimsecikler yoktu; yoksa birkaç dakikadan fazla kalamazdık içeride Alaz'la; çünkü çalışanlar dinlensin diye sessiz bir ortam yaratmışlardı. Alaz'ı yere bıraktık; ya oturup balıkları alkışladı ya da akvaryumlara doğru emekledi. Ben de sırtüstü uzanıp koltuklara günün yorgunluğu attım 15 dakikalık süre boyunca. Hakikatten huzur doluyordu insanın içine.


Kaydıraktan aşağıya kayıp köpeklerin de bebeklerin de bulunduğu yemek salonuna indik. Zürih'te arayıp da bulamadığım çocuk dostu restoranlardan çok daha iyiydi Google ofisi Stokke marka mama sandalyeleriyle. Alaz'ın ağzına layık birkaç da birşey bulduk mu kemirmelik daha ne isteriz?

Acaba babası sayesinde tüm dünyadaki Google ofislerini gezebilir mi Alaz yani biz?
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: Antalya'da Çocuk Dostu Herşey Dahil Otel



Antalya'da birkaç çocuklu arkadaş tatile çıkmak istiyoruz. Önerilerileriniz neler? Varsa bildiğiniz otelleri paylaşır mısınız?

Birkaç çocuklu arkadaş

Yaz mevsimi, Antalya ve çocuk biraraya gelince en önemlisi sıcaktan nasıl korunacağınızdır, özellikle de otelin dışında. Tatili Mayıs, Haziran, Eylül veya Ekim'e denk getirmeniz, eğer çocuklarınız okula devam etmiyorsa daha iyi olur. Hem indirimli sezonda gitmiş olursunuz hem de sıcaktan bizlerden daha çok etkilenen çocuklarınızı korursunuz.

Diğer önemli bir nokta havaalanına mesafe, eğer uçakla yolculuk yapacaksanız... Biz büyükler bile beklemekten hoşlanmayız. Yolculuğun ne zaman biteceğini hatta bitip bitmeyeceğini bilmeyen çocuklarımız ne yapsın? Uçaktan inip tekrar birkaç saatlik karayolu yolculuğu yapmak küçük bedenleri daha çok yoracaktır. Lara ve Kundu havaalanına en yakın otellerin bulunduğu güzel yerler. Karayoluyla gidiyorsanız da sık sık mola vermeyi unutmayın.

Çocuk klübü, oyun parkı ve çocuk havuzu mutlaka bulunsun seçeceğiniz otelde. Restoranlara çocuk alınıyor mu, alınıyorsa saat kısıtlaması var mı? Küçük çocuklar için yemek opsiyonları var mı? Akşamları odada uyuyan bebekler için bakıcı ayarlanabilir mi? Odalarda su ısıtıcısı bulunuyor mu?... gibi soruların cevaplarını gitmeden önce öğrenin. Odalarınızı standart yerine aile odası seçerseniz daha rahat edersiniz, özellikle ekstra yatak yerleştirilecekse. Kalacak yer araştırırken bebek dostu oteller kategorisinde olmasına dikkat edin. Ben Antalya'da bu tarz bir otelde kalmadım; ama önerileri duymak ve duyurmak isterim.


*Güncelleme: Haziran 2012'de Adora Golf Resort'ta iki gece kaldık. Plajı, çocuk klübü, oyun alanları, çocuk havuzu, çocuklara ayrılmış yemek salonu ve hatta miniklere animasyon gösterileri ile çocuk dostu sayılan otellerden biri. Biz havaalanına yakın olması sebebiyle tercih ettik. Daha fazlasını bilmek isterseniz sorun, neler yaptık diye okumak isterseniz Antalya Tatilindeyiz yazımla devam edin...

Devamını Oku »

Alaz Zürih'te



Sabahın 8'indeki uçağa yetişmek için 5 gibi uyanmamız, hazırlanmamız ve en son da Alaz'ı uyandırmamız gerekti. Neyse ki kucaklanıp öpülerek uyandırılan Alaz o saatte uyandığı için mutsuz değildi, hatta birşeyler olduğunu farkedip sevindi bile. Bezini değiştirip, giydirdikten sonra yola koyulduk. Takside emzirdim belki yolda uyuyakalır diye; ama taksicinin muhabbetini çok sevdi. Uçağa binene dek uyumadı ki epey yorgun olduğu gözden kaçmıyordu. EasyJet uçuşu Gatwick'ten Zürih'e 1.5 saat sürecekti ve Alaz uçağa biner binmez mızırdanmaya başladı. Neyse ki uçak da zamanında kalktı tam ben Alaz'ı emzirirken. Alaz da hemen uyudu ta ki yarım saat sonra pilot mikrofondan bas bas bağırana dek! Nedense bu ucuz tarifeli kısa mesafe uçuşlarında - Londra Türkiye dahil - insanın uyumasına bir türlü fırsat vermezler anonslarla. Yok yiyecek/içecek servisi, yok parfüm/sigara satışı, yok uçuş bilgisi, vs... Alaz uyandıktan sonra biraz oynadık, Ella's Kitchen marka emerek yediği hazır mamayla (bizim küçüklüğümüzdeki çikolatalar gibi) kahvaltısını ettikten sonra arka koltuktaki gençlere şirinlikler yaptı uçaktan ayrılana dek.

Havaalanından çıkmamız kolay oldu; ama şehre giden trenler günlerden Pazar olduğundan az sayıdaydı ve aktarma yapmak zorunda kaldık pek de bebek arabası dostu olmayan trenlerde. Alaz'ın Zürih'le tanışması hoş olmadı bu nedenle; hem yorulmuş hem de acıkmıştı ve oturmaktan sıkılmıştı. Otele gelir gelmez Alaz'ı emzirdim, ardından üçümüz de biraz uyuduk. Öğlen olmuş kurt gibi acıkmıştık uyandığımızda; ama önce Alaz'ı evden getirdiğim yiyeceklerle besledim. Bir süre kocaman boyutlardaki yatağın üzerinde emekledi. Hatta ilk kez poposunu kaldırdı orada. Odaya hazırladıkları bebek yatağının içine bıraktık oyuncaklarıyla, alışsın diye. Daha sonra tramvaya binip şehir merkezinde dört yıl önce denediğimiz güzel mi güzel et yemekleri yapan restorana girelim derken Alaz'ın uyukladığını farkettik. Şanssızlık ki bebek arabasını içeriye almıyorlarmış bu restoranda! Alaz'ın uykusu dışardaysak 40 dakika sürerdi; biz de göl kıyısında yürüyüp daha da acıkıp biraz da üşüdük. O ne soğuktu öyle o gün! Yemekten hemen sonra otelin yolunu tuttuk akşamüzeri 5'te. Ne kadar da değişmişti gezilerimiz diye düşünmeden edemedim. Akşam 5'te odaya dönsek bile akşam için hazırlanıp dışarı çıkardık eskiden olsa. Resepsiyondan ekstra yorgan isteyip yere serdik Alaz ev ortamını bulsun diye oynamak için, yemek yedi, ardından banyosunu yaptı ve 7 gibi otelin bebek yatağına yatmıştı. Evdeki uyku ritüelini bozmadık; yemek, banyo, kitap, iyi geceler faslı, emzirme, uyku tulumu, müzik, emzik ve ışıkların kapanması sırasıyla olan. Odanın konforlu ve geniş olması çok işimize yaradı. Yatağı koridora çektik, çünkü Alaz biz bir kenarda otururken hayatta uyumazdı. Gene de yatağı yadırgadı, burnu da tıkanmıştı biraz ağlayıp sızlansa da yarım saat kadar sonra uyudu. Malesef Alaz o gece 1-2 saatte bir uyandı; bazen kendisi daldı geri uykuya, bazen dalamadı ben gittim kucakladım. Hatta sabah 5'te yanıma aldığımda ateşi vardı. Üzerindeki uyku tulumunu çıkarıp ateş düşürücü şurup verdim. Emdikten sonra yatakta cirit attı, son öğrendiği hareket olan poposunu kaldırıp sallanmayı tecrübe etti, bir babasına gitti, bir bana geldi. Yarım saat sonunda artık kollarımın arasına alıp ninni söyledim de uyudu, uyuduk...


Ertesi sabah Alaz'da biraz kırıklık vardı. Sabah uykusunu odada güzelce alsın daha sonra dışarı çıkarız diye düşünüp öğleye dek odada kaldık. Uyandıktan ve karnını doyurduktan sonra maillerde dolaşan kaydırağıyla ünlü Google Zürih ofisine gittik öğle yemeğine babasıyla buluşmak için. Yemek sırasında iyice keyifsizleşti, mama sandalyesi olmasına rağmen yemedi. Odaya dönüp ateşini ölçmeye karar verdim Oyuncak Müzesi'ne gitmeden önce; ama öncesinde Sihlcity'de otelin yakınındaki alışveriş merkezine uğrayıp Alaz'a yoğurt ve meyve aldım. Odaya vardığımızda ateşini 40'a yakın ölçtüm ve hemen duşa soktum. Daha sonra kollarımda uyuyakaldı bebeğim. Akşamüzeri babası gelince doktora götürdük. Klinik yolunda iyileşmiş gibi etrafa gülücükler saçıyordu. Eczaneden burun damlasını aldıktan sonra otele mi dönsek dışarda mı yesek akşam yemeğini diye düşünüyorduk ki 8'e doğru, Alaz uyuyakaldı bebek arabasında. Biz de otelin yolunu tutup oda servisini kullanalım yemek için dedik. Elbette tramvaydaki anonsları işiten Alaz, aç olmanın da etkisiyle ve uyku saatinde sokaklarda gezinmenin garipliğiyle uyandı. Biz de Burger King'e girip atıştırdık birer menü hemen otele dönmek için Alaz aç ve yorgun olduğundan. Bu aralar son şansımız Burger King ve McDonald's gibi zararlı yiyecekleri tüketmek için. Alaz farkına varır hale geldiğinde yiyemeyeceğiz hamburger, kola, patates ve çok özleyeceğiz bir süreliğine. Oyuncak Müzesi ve şehir turu gezilerini gerçekleştiremedik o gün; ama çocukla tatilde planların aksayabileceğini bizzat yaşamış olduk.


3. gün Alaz öğleye dek uyudu gene gece saat başı uyandığından. Öğleden sonra otelin havalandımalı odasından kaçıp dışarı çıktık. Termometre, burun damlası ve ateş düşürücü şurup her ihtimale karşı yanımızdaydı. Hava çok güzeldi; göl kenarında yürüdük biraz ve kuğuları, kuşları izledik. Ardından Bahnhofstrasse'de vitrinlere bakındık. Franz Carl Weber oyuncak mağazasına girdik. Alaz yürüyen kurmalı domuzlara deli oldu. Önce korktu, sonra dokunmak istedi; ama uzattığımda geri kaçtı. Hoşuna en çok gidense birkaç yaşlarındaki koşturan çocuklar oldu. Sonrasında Oyuncak Müzesi'ni ki bebek arabasını basamaklardan çıkarmak zorundasınız, arayıp bulduk. Zürih kart ile (Z-pass diye geçiyor) müzeler ücretsiz. Ardından arnavut kaldırımlı ara sokaklardan Lindenhof'a vardık Limmat Nehri'ni izlemek için. Alaz dalmıştı bile uykuya. Öyle huzurlu bir park ki, aksini düşünemezdim. Ben de bir banka oturdum ve Alaz'ı izledim. Dört sene önce buraya gelip bu manzaraya bayılmışken elimde kitap, birşeyler kemirmiştim yalnız başıma. Gene birşeyler atıştırdım; ama bu kez yanımda çok güzel bir yol arkadaşım vardı, uyuyor olsa da! Limmatquai'de gezinirken Alaz uyandı. Tavsiye edilen bir diğer oyuncak mağazasına Pastorini Spielzeug'a girdik. Tahta oyuncaklarıyla meşhur bu mağazada Alaz, eline verdiğim oyuncakların her birini önce bir güzel salladı ardından tadına baktı. İçlerinden birini seçtirdim ve satın alıp otele doğru yola çıktık. Keyifli görünüyordu, nihayet ateşi düşmüştü. Odada emzirirken uyuyakaldı, ben de! Babası geldiğinde Alaz'ın daha iyi olduğunu görünce Zürih'te yaşayan arkadaşlarla buluşmaya karar verdik. Şehrin merkezinden hayli uzak bir mahallede değişik bir restorana gittik. Çocuk için mama sandalyesi yoktu; zaten vardığımızda arkadaşların 2 yaşındaki oğlu da, Alaz da uyuyordu bebek arabalarında. Tabii bebek arabalarını zor sığdırdık masanın etrafına. Bu restoranda sıcak tuğla üzerinde masada et pişiyor; yani bir bakıma kendin pişir kendin ye. Tabii Alaz'ın uyanması ve herşeye el atması masada sıcak tuğlalar varken hiç sağlıklı değildi. Oyuncaklarını önüne yığıp pusetine koyduk biz yerken; ama acıkmıştı ve mızırdanıyordu artık yemeğimiz bittiğinde. Emzirmek için uygun bir yer olmadığından otele varana dek huzursuzdu ve uykusu geldiği halde uyumadı. Odada da bir yandan valiz hazırlıyor bir yandan da Alaz'ı uyutmaya çalışıyorduk; ama bebeğimiz uykuya dalamadı ve sürekli ağladı. Hatta babası 'Doğduğu günden bu yana en çok ağladığı gece budur' diyordu artık bir ara.


Son günümüzü de öğleye dek Alaz uyusun diye odada geçirdim. Babası eşyaları alıp gitmişti sabah erkenden ofise. Uyandıktan sonra ilk kez televizyon karşısına oturttum, Jeremy Kyle izledi ben eşyalarımızı toparlarken ve birşeyler yedirmeye çalışırken.

Malesef getirdiğim onca bebek maması boşa gitti, Alaz ağzını sütten başka herşeye kapatmıştı. Dışarıda Mart ayında 17 derece güneşli ve güzel bir gün bizi bekliyordu. Hemen tramvaya binip Zürih Hayvanat Bahçesi'ne gittik. Bizden başka birçok çocuklu aile vardı. Öğleden sonra iyice kalabalıklaştı. Alaz ilk kez bir hayvanat bahçesi geziyordu ve ilk kez maymun, deve, penguen, fil, aslan, kaplan, vs görüyordu. Hasta olmasına rağmen dikkatle izledi; arada bir kucağıma alıp anlattım hayvanların neler yaptığını. Genel bir anne/bebek tuvaletinde altını değiştirdim ve emzirdim. Çok sayıda tuvalet olması iyiydi; ama tuvaletler dar ve soğuktu. Bir ara yoğurt yedirmeye çalıştım; ama ben yedim. Fillerin toz püskürtmelerini izlerken uyuyakaldı. Ben de leylek sesleri eşliğinde dolaştım ve krep yapan bir büfede nutellalı krep yaptırdım hazır Alaz da uyuyorken. Malesef yanımıza gelen bir ailenin çocukları bağırmaya başladığı an Alaz uyandı ve beni krep yerken görünce arabasından almam için mızırdandı. Alaz'ın ağlayan ve bağıran çocuklara karşı çok hassas bir kulağı var! Bu yüzden hayvanat bahçesi uyuması için hiç de elverişli bir yer değildi ne kadar yorgun ve hasta olsa da...


Ardından Masoala Rainforest'a girdik. %80 nem oranı Alaz'ın tıkalı burnu için ilaç gibiydi. Hemen üzerini ve hatta çoraplarını çıkardım. Umduğumdan küçük bir parkuru olduğundan birkaç tur attım. Önümüzden bir Madagaskar maymunu yürüyordu bir ara. Ardından açık havaya geri döndük ve Alaz uyuklamadan evvel aldığım kokunun kaynağını temizlemek için en yakın tuvalete koşturdum. Biraz serindi açık hava olduğundan ve Alaz hemen tepki gösterdi bezinin değiştirilmesine. Öte yandan el kurutucusunun çıkardığı sesten çok korktu ve ağladı; tabii tuvaleti kullanan ufak yaramazlar Alaz'ın bu halini görüp daha çok çalıştırdılar aleti. Sonunda işimizi bitirip çıkışa doğru yolaldık ki Alaz uyumuştu bile. Elbette tramvayın ilk durağı olan Zoo'dan hep bebekli ve çocuklu ve doğal olarak gürültülü bir yolculuğa koyulduk. Malesef Alaz'ın bu uykusu da 20 dakikayı geçemedi bir grup neşeli çocuk yüzünden. Zürih Google ofisinde babasıyla buluştuk ve dinlendik biraz. Havaalanına doğru yola koyulduğumuzda Alaz uyumuştu gene ta ki check-in sırasında bebek arabasından kaldırana dek.


Uçak kalkarken emzirdim gene hatta hasta olduğundan daha da zorladım emsin diye; ama uyumadı. Uyu-uyan olmasın diye de inene dek ki saat 10 olmuştu, uyutmamaya çalıştık. İngiltere'ye indiğimizde hırkasını giydirirken oturur vaziyette uyuyordu. Slinge yerleştirdiğimde, takside, evde yatağına bıraktığımda hala derin derin uyuyordu. Uçuş saatlerini çok erken veya çok geç saate almamak daha akıllıca olurdu. Çocukla tatil planlarken dikkat edilmesi gerek.
Devamını Oku »

Zürih İzlenimleri


Havaalanı
Yoğun bir havaalanı olmasına rağmen çok kolay oldu pasaport kontrolden geçip bagajları almamız. Bebek arabasını uçağın kapısında vermediklerinden bagajları aldığımız bölüme dek olan mesafeyi Alaz kucağımızda  neşeli çığlıklar atarken kat ettik. Dönüşteyse bebek arabamız katlanınca şemsiye gibi küçük hale dönüşmediğinden check-in etmemizi istediler. Önce nasıl olur diye şaşırınca biz, görevli dökümanları açıp gösterdi; ama bu kural Zürih havaalanına özgüymüş. Uyuyan Alaz'cık slinge takarken uyandı tabii ki. Neyse ki slingimizi almışız yanımıza yoksa uçağa binene dek Alaz'ı taşımak ve zaptetmek zor olurdu.

Ulaşım
Biz havaalanından şehre trenle gitmeyi seçtiğimizden Bahn'a doğru ilerledik; 72 saatlik Zürih kart satın aldık havaalanı-şehir yolculuklarımız ve şehir merkezinde tramvayla gezmek için. Şehirdeki çoğu müzeyi de ücretsiz veya indirimli olarak gezebiliyoruz bu kart sayesinde. Tramvaylar bir eski ve bir yeni sırasıyla geçiyorlar duraklardan. Yenilere bebek arabasıyla binebiliyoruz. Eskiler nostaljik ve daha sevimli; ama 2 basamak var, gerçi binerken yalnızdım ve hemen yardımcı oldular. Şansımıza bindiğimiz trenler de basamaklıydı hep ve bebek arabasını kaldırıp indirmek gerekti. Şehir içindeki bazı dar sokaklar merdivenli, bebek arabasıyla geçemeyip dolanmak zorunda kaldık. Çoğu sokak da arnavut kaldırımlı eski şehrin merkezinde; bebeği uyutur ya da uyandırır. Alaz çok yorgundu ilk gün, uyudu.

Yeme-İçme
Londra'nın aksine, Zürih'teki restoranlar ve kafeler pek çocuk dostu değilmiş. Çoğunda mama sandalyesi yok, olanlarda bebek arabasını içeriye alamıyormuşuz; kapıda katlayıp kenara bıraktık. Hatta Alaz uyuyor diye restorana giremeyip uyanana dek göl kıyısında gezindiğimiz oldu. Köpekler restorana girebilirken bebekler giremiyor; ilginç!

İnsanlar
Araba sürücüleri bebek arabasını görünce yol veriyor, yayalar için aynı şeyi söyleyemem ama. Bir restoranda yemek yerken yanımıza oturan orta yaşlı iki kadına Alaz ne şirinlikler yaptı bir gülümseme görmek için; ama malesef kadınlar öyle hararetli konuşuyorlardı ki Alaz'ın çabaları - cilveli bakışları ve seslenmeleri - boşa gitti. Umarım Alaz 'İnsanlar ne tepkisiz' diye düşünüp bu sosyalleşmelerinden vazgeçmez. Bebekli anneler çok sayıda; özellikle hava güzelse herkes dışarıda pusetleriyle. Ama yine de çocuktan çok köpek dostu bir millet diyebilirim.

Su
Zürih'te çeşme suyu içilebiliyor. Hatta sokaklardaki çeşmelerden de su içtik; ama Alaz'ın suluğuna oteldeki su ısıtıcısında kaynattığım sudan koymayı tercih ettim.

Alışveriş
Şehir içinde her köşe başında market-büfe bulmak zor. Neyse ki otel odasından internete bağlanıp yakınlardaki Migros, Coop ve eczane gibi yerleri kolayca bulabiliyoruz Google Maps'i kullanarak. Zürih oldukça ayrıntılı ve doğru işlenmiş haritalarda. Oyuncak mağazaları favorimizdi bu defa.

Bebek/Aile Tuvaletleri
Şehir merkezinde umumi tuvaletler mevcut. Alaz'ın bezini değiştirmek için Bahnhofstrasse üzerindeki Franz Carl Weber'i kullandım. Gerçi kısmi olarak umuma açık bir yerde değiştirmek gerekiyor, özel oda yoktu. Hayvanat Bahçesi'nde de anne/baba tuvaletleri ya da gene umuma açık bir yerde değiştirebileceğimiz bölüm var mat bulunan. Ne yalan söyleyeyim Londra'da daha kullanışlı yerler gördüm.

Emzirme/Besleme
Emziren kimse görmedim gezi boyunca Zürih'te. Havanın serin olması da bir etken olabilir; ama emzirme odaları da yoktu 4 katlı oyuncakçılarda bile. Alaz hasta olduğundan yemek yemedi ve ben emzirmek için ya otele geri döndüm (merkeze yakındı) ya da Hayvanat Bahçesi'nde olduğu gibi kafeleri kullandım. Restoranda Alaz'a birşey sipariş edip etmeyeceğimizi sordular, garip değil mi? :) Ben de çantamdaki hazır mamasını çıkarıp besledim; kimse birşey demese de masanın altına fırlattığı açılmamış paketteki krakerlerini bize sormadan alıp çöpe atmışlar. Pek çocuk dostu değiller demişim değil mi? Yemek yediğimiz yerlerde Alaz'dan başka çocuk da yoktu. Zürih'te çocuk dostu restoran ve kafeler için tıklayınız...

Alaz Zürih'te neler yaptı diye merak ederseniz, buradan buyrun!

Resim: http://www.flickr.com/photos/zurichtourism/5160475449/
Devamını Oku »

Bebek Tatilde Hastalanınca



Uçak yolculuğundan mı, hava değişiminden mi, yorgunluktan uykusunu alamadığında mı yoksa Zürih'in buz gibi havasından mı Alaz'ın ilk akşam burnu tıkandı, horulduyordu ve 1-2 saatte bir öfkeyle ağlayarak uyandı. Hatta sabah 5'te yanımıza alınca ateşi olduğunu hissettim. Üzerindeki uyku tulumunu çıkarıp ateş düşürücü şurup verdik. Emdikten sonra canlanmıştı bir süre yatakta cirit attı; son öğrendiği hareket olan poposunu kaldırıp sallanmayı tecrübe etti, bir babasına gitti beni tekmeledi, bir benim koynuma soktu başını. Yarım saat sonunda artık kollarımın arasına alıp ninni söyledim de uyudu, uyuduk...

Sabahında hala bir kırıklık vardı üzerinde; kucağımdan inmiyor, ağlıyor, uykuya dalamıyor bir yandan da yorgunluktan gözünü açamıyordu. Ateşi az da olsa normale göre yüksekti, tekrar ateş düşürücü şurubundan verdim; uyudu. Öğlenden sonra iyice yanıyordu ve 40 dereceye yaklaşmıştı ateşi. Hemen ılık duşa soktum; sürekli yakınır gibi mırıl mırıldı. Duştan sonra kucağımda bayıldı bayılacak haldeydi artık gözlerini açamıyordu. Son verdiğim ilaç saatini kontrol edip tekrar şurup verdim; birşey giydiremeden kucağımda uyudu kaldı. Öte yandan babasına haber verdim hemen. Alaz'ı ilk kez bu halde görüyordum, hafif hastalıklar geçirdi çok; ama gün içinde hep neşesi yerinde, aklı oyundaydı. Yalnızca geceleri dertli olmuştu hastalıkları şimdiye dek. Gündüz vakti Alaz'ı böyle görmek beni çok üzdü; oyuncağa bile pas vermediği, kucağımda yarı açık gözlerle saatlerce kıpırdamadan bana baktığı görülmemişti 8 aydır. Akşamüzerine dek bir uyudu bir uyandı bir emdi gene uyudu, ben de internetten 'yüksek ateşle ilgili neler yapılmalı' okudum. Ardından sigorta şirketinin önerdiği bir kliniğe götürdük Alaz'ı. Yolda slinge taktı babası biraz etrafa bakınsın diye. Hakikaten Alaz'ın neşesi yerine gelmiş, etrafa gülücükler saçıyordu. Tabii bunda ağrı kesici ve ateş düşürücü Calpol'un etkisi büyüktü. Doktor kontrolü esnasında da soyunup giyinme kısmı hariç keyifliydi. Boğaz enfeksiyonu dedi doktor, burun damlası ve ateş düşürücü önerdi. 'Ateş vücudun savaş mekanizmasıdır 38.5'tan düşükse ilaç vermeyin, burnu uzun süre tıkalı kalmasın yoksa kulak enfeksiyonuna çevirir, 8 aylık bebek ortalama 800ml sıvı almalı katı mama yemiyorsa su, çay veya meyve suyu içir sütün yetmeyebilir artık' gibi öğütlerde bulundu. İlaçlarını da aldıktan sonra otelin yolunu tuttuk. Biraz meyve yedirmeye çalıştık - yemedi, suyu ağzına sürmedi, biraz emdi - burnu tıkalı olduğundan emmek bile işkence oluyordu - sonra uyuttuk. Burun damlasına rağmen ağızdan nefes alıyordu yine de ve sık sık tıkanıp uyanıyordu gece boyunca. Ertesi günün sabahı ve gecesi de burun tıkanıklığı yüzünden sık sık uyanmasıyla ve ağlamasıyla geçti. Yeterli derecede sıvı alması için gece her uyandığında emzirdim veya biberonla su teklif ettim. Dışarı çıktığımızda da tüm ilaçları yanımızdaydı önlem olarak.


Seyahat sigortası ne kadar da önemliymiş çocuk olunca. Yıllardır gezeriz, gezerdik; ama yolumuz hiç hastaneye, doktora düşmemişti ta ki Alaz'ın bu ilk Avrupa seyahatine kadar. Alaz daha 12 saat öncesine dek evde ve yolculukta sağlıklıyken, tatilin ilk gecesinde hastalanıp ateşlendi. Çocuk işin içine girince planlar her an değişebiliyormuş, öğrendik...

Resim: http://www.flickr.com/photos/eirasi/2886599694/
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: Uçağa Süt Alabilir Miyiz?

İngiltere'de tam bir sene önce doğum kursunda tanıştığım Melissa, 8 aylık bebeğiyle kayak tatiline gidiyor ve bana uçağa süt almakla ilgili sorular sordu.

Sağdığınız sütü biberon 100 mililitreden büyük de olsa yanınıza alabiliyorsunuz. Güvenlik kontrolden geçerken yetkililere gösterin çantanızdan çıkarıp. Sizin bir yudum almanızı istiyorlar. Babalar pek hevesli değil sağılmış anne sütü içmeye, o yüzden anne olarak siz tadacaksınız.

Ayrıca, başka bir biberonda uçağa önceden kaynamış ve soğumuş su da alın. Olur ki bebeğiniz emmek istemedi, biberondaki sütü de istemedi veya 2 saat geçti süt açıldıktan/ısıtıldıktan sonra; bebeğinize uçağın inişi ve kalkışı esnasında birkaç kez yutkunarak kulaklarının iç ve dış basıncı ayarlaması için su teklif edin. Emzik kullanıyorsanız o da işe yarıyor.

100 mililitreden büyük karton sütü güvenlikten geçirmeniz zor: Açmanız gerekebilir. Güvenlik kontrolden sonra süt satan yer var mı diye havaalanına gitmeden önce kontrol edin. İngiltere'de Boots güvenlik kontrolü sonrası Aptamil, SMA, Cow&Gate, Hipp marka karton süt satıyor. İstanbul Atatürk Havalimanı'nın internet sayfasında bu tür bir bilgi bulamadım. Müşteri ilişkilerine sordum, umarım yanıt alabiliriz.
Devamını Oku »

Zürih'te Bebekle Ne Yapmalı?




 Haftasonu Zürih'e gidiyoruz. Dört sene önce gittiğimizde bebeğimiz yoktu ve görmediğim müze, bulunmadığım sokak kalmamıştı o birkaç gün boyunca. Şimdiyse, Alaz'la yola çıkmadan önce çocuklarla Zürih'te neler yapılabilir listesi çıkarmaya karar verdim:

1- Zürih Gölü etrafındaki parkurlarda yürüyüş, parklarda piknik, plajlarda güneşlenme havaya göre. Seyahat sürelerine göre farklı tekne seferleri varmış çocuklarla katılabileceğimiz. Burkliplatz'dan kalkıyor tekneler ve biletleri önceden almaya da gerek yok. Kış aylarında hergün çalışmayabiliyormuş malesef.


2- Bahnhofstrasse güzel ve ünlü bir alışveriş caddesi İstiklal Caddesi veya Bağdat Caddesi gibi. Puseti kaptığımız gibi dünyanın en pahalı markalarını satan dükkanları gezebiliriz, özellikle kış mevsiminde. Dünyanın en iyi vitrinleri bulunuyormuş bu dünyanın en pahalı caddesinde ki eminim bebekleri cezbedecektir parıltılı süsler; ama oyuncakçılardan uzak duralım en iyisi, İsviçre pahalılıkta el yakar. Yan sokaklara da dalmayı unutmayalım Augustinergasse mesela.


3- Zurich Zoo, elbetteki çocukların gözdesi olmalı. Madagaskar iklimini de yaşayabileceğimiz bölümü var ki kış aylarında içimizi ısıtacaktır şüphesiz. Hergün açık ve 6 yaş altı ücretsiz. Okuduğuma göre ödünç alabileceğimiz pusetler varmış yorulan ufaklıklar için.

4- Lindenhof parkı, şehri izlemek için güzel ve sakin bir köşe. Çok sevmiştim ben orayı ilk Zürih gezimizde.

5- Conelli Sirki'ne bizim ufaklık gitmek için küçük müdür acaba?

6- Limmat Nehri'ni boylu boyunca gezinmek. Tabii gece ışıklarıyla tam bir şölen yeri gibi oluyor ve fotoğraf çekmek için ideal; ama minikler çoktan uyumuş olurlar heralde poz vermek için. Geçen gidişimizde fotoğraf çekerken bir saat harcamıştık soğukta.


7- Grossmünster Kilisesi; biraz da tarih görelim, çocuklarımıza kilise gösterelim dersek Zürih'in en büyük yapısını gezebilir, 2 Frank karşılığında Karlstrum Kulesi'nden şehri 360 derece kuşbakışı izleyebiliriz.

8- Geçmişten günümüze İsviçre kültürünü anlatan Swiss National Museum, soğuk ve yağmurlu günlerde gezebileceğimiz yerlerin başında. Yazın da Limmat nehrine bakan parkında yorulan ufaklıklar dinlenip beslenebilir. Yetişkinler için 10 Frank, 16 yaş altı ücretsiz.


9- Fraumünster Kilisesi, Limmat Nehri üzerinde Grossmünster'ın tam karşısında. Zürih şehrinin en yaşlı binası.

10- The Swiss Museum of Transport, Zurih'e 50km uzaklıktaki Lucerne'de. Çocukların ilgisini en çok çekecek müzelerden biri. Geçmişten günümüze kara, deniz ve havayolu taşımacılığını örneklerle, deneylerle anlatan müzede uzaya yolculuklar kısmı epey favori.

11- Chinese Garden, göl kenarında yürürken gezilebilir. Zürih'in kardeş şehri Kunming'den bir hediye olarak 1994'te açılmış. Giriş ücretli; yetişkinler 4 Frank, çocuklar 1 Frank.

12- Saat Müzesi, Kahve Müzesi, Dizayn Müzesi, Kunsthaus(sanat galerisi) ve diğer müzeler ilgi alanına göre gezilebilir. Kimi ücretli kimi ücretsiz. 6 yaş altındaki çocuklara herşey bedava!


13- Gölün diğer ucundaki Alpamare su oyunları parkı, Avrupa'nın en büyüğü ve yaz olsa mutlaka gitmek isterdim.

14- Üniversite de ziyaret edilebilir belki çocuklar okumaya gider belli mi olur? Ya da göbek bağını gömmek için :)

15- Güzel bir havada Üetliberg tepesinde bol manzaralı yürüyüş. Trenle ulaşılabilir.

16- Geçen gezimizde günübirlik Davos'a kayak yapmaya gitmiştik; bu kez es geçiyoruz henüz Alaz çok küçük diye.


Bildiklerim ve araştırdıklarım bunlardan ibaret. Bakalım 4 güne neler sığdırabileceğiz Alaz'la?
Devamını Oku »

Çocukla Maldivler


Maldivler denince akla hemen tabii ki romantik balayı adaları gelir; palmiye ağaçlarıyla kaplı plajlar, turkuvaz rengi bir deniz, suyun üzerindeki lüks odalar... Romantik bir balayında veya tatilde de akla gelmeyen tek şey çocuklar heralde.

Geçenlerde Ortakent'ten başka yerin denizini tanımam diyen eşim, 'Bir kere de tatile palmiye ağaçları ve altın kumlu plajları olan, sıcak, güneşli ve kristal mavisi denizli bir yere gidelim' deyince aklıma tropik iklimli tatil bölgeleri geldi; Karayipler, Maldivler, Tayland, Kanarya Adaları falan. Sonra düşündüm, hakikatten de yıllardır sırtımızda çantalar ile o şehir senin bu ülke benim gezileri yaptık bir tüm gün bile sahilde sırtüstü yatmadan; tabii canım Türkiye'min Bodrum'u, Ören'i, Kuşadası, Kaş-Kalkan'ı hariç...

Sevgili tripadvisor'a yazdım (Bu arada belirteyim Tripadvisor'ın Türkçe sitesi ve çevirileri berbat): Eşimin hayallerindeki tatil yerine bebeğimizle gidebilir miyiz diye. Öyle çok çocuk dostu otel varmış ki Maldivler'de inanamadım. Açık büfede bebek yemekleri sunan, 1-4 yaş ve 4-12 yaş arası çocuk klüpleri olan, gece anne-baba kumsalda romantik yemek yerken odada uyuyan çocuklara bakıcı ayarlayan, çocuk ve hatta bebek havuzu olan, odaya travel cot denen bebek yatakları ayarlayan, restoranlarında mama sandalyesi bulunan, çocuklar için bedava dondurma saati düzenleyen, bebek arabasıyla ada gezileri ayarlayan ve hatta su üzerindeki odalarda bebekli ailenin kalmasına izin veren epey otel varmış. İşin ilginci bizim balayı, lüks tatil yeri diye bildiğimiz Maldivler'e Avustralya ve Asya'dan genelde aileler gidiyormuş yaz tatillerini geçirmek için. Elbette birkaç otel var 12 yaş altı çocuk kabul etmiyoruz diyen; ama çoğunda minikler hoş karşılanıyor. Tabii umarım balayı çiftiyle, geceleri ağlayan bebeği olan aileyi yanyana odalara koymuyorlardır.

Sizlerin Maldiv Adaları hikayeleriniz varsa bizimle paylaşın, çocuklar nasıl karşılanıyordu gittiğiniz adada?

Belki yakında Alaz Maldivler'de diye bir yazı görebilirsiniz burada.

Güncelleme: Cnn Travel eki, Maldivler'deki en iyi aile otelini belirlemiş: Lily Beach Resort & Spa

Resim kaynağı:http://www.flickr.com/photos/deckchair/3024797150/
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: Londra'da Park Yatak Kiralama

Merhaba 14 aylik kızım ve eşimle Nisan başında 10 günlüğüne Londra'ya gezmeye geleceğiz, bir arkadaşımda kalacağız ve kara kara nereden park yatak bulurum uçakta ne yapmalı derken uykusuz annelerde blog linkini gördüm:) Çok teşekkürler eğer orada kiralik, ödünç park yatak nereden bulabileceğim ile ilgili paylaşımınız olursa çok sevinirim:) sevgiler.

Ö.U.B.

İngiltere'de park yatak travel cot olarak geçiyor. Online kiralayabilirsiniz aşağıda belirttiğim sitelerden. Haftalık ücreti 15-50 İngiliz sterling arasındadır. Genelde yatağını verirler; ama çarşaf, battaniye, yorgan ve yastık gibi şeyleri kendiniz sağlamanız daha iyi olur hijyen açısından.


Onun dışında arkadaşlarınıza sorabilirsiniz çocuklu tanıdıkları varsa mutlaka garajlarında bir park yatak vardır ödünç verebilecekleri. Cocuklu aileler genelde bu tür eşyaları saklarlar bir sonraki bebek için burada. İyi tatiller, Londra'da Nisan ayı genelde çok güzel geçer. Hemen hemen her kafe ve restoranda bebek altı değiştirmek için bir bölüm vardır. Bebek arabası için de kaldırımlar müsaittir. 
Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan