Alaz Bodrum'da...

Bodrum Havalimanı'na inerken hepimizde bir heyecan vardı. Bizi karşılamaya gelen dedesi Alaz ile ilk kez tanışacaktı. Kapıda bizi bekliyordu; önce nezaketen bizi selamladıktan sonra en küçük torununu kucakladı...

Akraba ziyaretleri arasında tatilin tadını çıkarmaya çalışıyorduk yapabildiğimiz kadar. Denizi ilk görüşümüzde -hamilelik bahara, doğum yaza kalınca- koşarak kendimizi özlediğimiz mavi sulara atmakla, Alaz'ı başıboş köpeklerin gezdiği plajda babannesiyle bırakmamak arasında bocaladık. Ertesi gün Alaz'ı Ortakent'in sahilinde ilk kez denize soktuk. Önce mızırdandı, tabii ki deniz suyu ılık olsa da banyo suyu gibi 37 derece değildi. Birkaç gün içinde daha çok alışsa da tedirginliği geçmedi. Plajdakiler bir haftanın sonunda Alaz'ı iyice tanımışlardı... Gelip seviyorlar, gölgedeysek 'Aaa burası serin üşümesin bebek', güneşteysek 'Çok sıcak olmasın, güneşte tutmayın', keyfi yerindeyse Alaz'ın 'Maşallah hiç sesi çıkmıyor', ağlıyorsa 'Annesi konuşacaksın bununla laf ister bu laf' ya da 'Nazarımız değdi, dur ben bir dua okuyayım' diyorlardı bizim ağzımızı açmamıza fırsat kalmadan. Yurtdışında sadece uzaktan gülümsemekle yetinen yabancılar, yurtiçinde dede-nine kadar söz sahibi görebiliyorlardı kendilerini. Sahile üçümüz gitmişsek Baran'la dönüşümlü olarak denize giriyorduk. Bazen yanımızda büyük babanne veya babanne ve dede oluyordu. O zaman da karı koca başbaşa deniz sefası yapalım desek de gözümüz Alaz'daydı hep.

Evdeysek uykuları arasında dedesi Alaz'ı bahçeye, ağaçların arasında gezintiye çıkarıyordu kucağında. Alaz'ın çok hoşuna gidiyordu muhabbetleri. Eve girip kucağıma verilince hemen emzik isteyip kapatıyordu gözlerini. Anlaşılan iyice yoruyordu temiz hava, bol güneş...

Akşamüzerleri ya bebek arabasıyla ya kanguruyla Alaz'ı gün batımını izlemeye götürüyorduk Ortakent azmağın yakınlarına. Bazen de güneş batımında fotoğraf makinesiyle Alaz'ın yüzlerce resmini çekiyordu babası. Havalar Ekim başı olmasına rağmen gündüzleri sıcak, akşamları serindi. Bebekle tatil için idealdi kısaca.

Dedesi Alaz'a kara höbür adını vermişti henüz doğmadan. Önceki sene dikilen kara dut ağacının ilk meyvesini ona saklamıştı; ama Alaz henüz katı mamaya başlamadığından buzlukta birkaç ay daha bekleyecekti. Akşamları ocak yanıyor, her gece ayrı bir kebap yapılıyordu. Kahvaltı sonrası asma ağacının salkım üzümleri toplanıp temizlenip taze üzüm suyu hazırlanıyordu. Süt yapar diye ben ve tatildeyim ya diye Baran kilomuza kilo katıyorduk burda da.


İstanbul'da olduğu gibi Bodrum'da da yapamadığımız şeyler, gidemediğimiz yerler oldu Alaz sebebiyle. Yine de çok güzel geçti tatilimiz tüm Türkiye'de. Herkese çok teşekkürler...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder