Alaz Burhaniye'de...

Havaalanından hızlıca çıkıp anneannenin evine doğru yola koyulduk. Aliağa civarına geldiğimizde daha gidecek çok yolumuz olduğunu farkedip hepimize bir yemek molası verelim dedik. Yol kenarındaki çöp-şişçilerden birinin bahçesindeki kuytu yere oturduk. Siparişlerimizi verirken Alaz uyanmış bakınıyordu. Önce biz yedik o özlediğimiz lezzetli mini mini etleri, sonra da Alaz emdi ben herkese arkamı dönmüş bir şekilde.

Geceyarısını geçmişti eve vardığımızda. Alaz derin uykudaydı. Baran ve ben Alaz'ı dedesine verip eve önden girdik; evin kızı Çakıl'la kucaklaşmak ve koklaşmak için. Çakıl bizim 12 yıllık Terrier cinsi köpeğimiz; ama artık köpek olarak değil de evin kızı olarak tanınıyor :) Biz Çakıl'ı selamlarken Alaz bu sırada asansör sesinden irkilip - ki ilk defa asansöre binmişti- uyanıp ağlayarak bizim kalacağımız odaya yerleştirildi. Ben Alaz'ı sakinleştirip uyutmaya koşmuştum, eşim de Çakıl'la oynamaya devam etmişti. Köpekler bebekleri oyuncak olarak görebilirlermiş. Hatta kıskanabilirler ve farkında olmadan zarar da verebilirlermiş. Çakıla güvenimiz tamdı; ama ne de olsa bir hayvandı tıpkı bizler gibi - dedem başka bebeği kucağına aldı diye bebeğin aklını yerinden almıştım pataklayarak bir zamanlar! O yüzden Alaz ve Çakıl'ı ikisinin de sakin olduğu ertesi sabah tanıştırıp koklaştırdık. İkisi de birkaç saniye birbirlerine bakıp kafalarını çevirdiler...


Anneanne Alaz'a hoşgeldin partisi yaptı. Tabii gelenler Alaz'ın değil, benim bile değil, annemin yaşıtları ve arkadaşlarıydı :) Alaz eve misafir gelince uyuyan bebeklerden olduğundan mışıl mışıl uyudu 20 kadın sesi eşliğinde. Bir diğer gün Alaz'ı İskele'ye çay bahçesine götürdük denizi izlesin diye. Denizin farkında bile değildi kuzum. Bir gün de Ören'e denize ve gezinmeye gittik. Tabii hep akşamüzerlerini seçtik dışarı çıkmak için. Eylül sonu olmasına rağmen hava çok sıcaktı.  Alaz kendisine hediye edilen cici bici kıyafetleri değil askılı body giyiyordu genelde. Boşuna taşımıştım onca eşyayı! Zaten annem yatağından örtüsüne, havlusundan oyuncağına herbirşeyini almıştı biricik torununa. Şimdilik bir numara!


Dedesi balıklar tutup getirdi Alaz'a göstermeye. Annesi yesin süt olsun dediler herbir şeyi ağzıma tıkarlarken. Hoş, bu durumdan ben de şikayetçi değildim :) Teyzesi kucağından düşürmedi Alaz'ı. Akşamları salonda otururken saat başı gidip kontrol etti uyuyor mu diye benim yerime. Alaz da ona gülücükler saçtı...

Son akşamımızda İskele'deki balıkçılardan birine gittik yemek saatini akşamüzerine kaydırıp. Alaz uslu uslu araba koltuğunda oturdu biz yemeğimizi yerken. Tabii bende alışkanlık olmuş hapur hupur hızlıca yedim gene! Birkaç kilo daha katıp doğum kilolarımıza uçağa bindik Edremit Havaalanı'ndan İstanbul'a doğru. Yeni bir uçak macerasında Alaz ile başbaşaydım bu defa! Yanımıza kimse oturmadığından rahatça yerleştik. Kalkarken önceden sağdığım sütten verdim biraz. Tüm yol -45 dakika- boyunca ağlamasa da mızırdadı o sütün devamını almak için. İnmeye yakın dayadım ağzına biberonu. Su gibi içti çabucak; daha da istedi. Mecbur çıkardım göğüsleri ortaya gene! Tüm uçak boşaldı bizimki hala emiyordu. Binerken ve inerken çok yardımcı oldu etrafımızdakiler. Valizleri alıp babamıza doğru yol aldık Alaz kangurudan bakınırken...


1 yorum :