Milas Havaalanı'na Dikkat!

Güllük Körfezi ve Milas çevresinde sivrisinek kaynadığını söylerlerdi önceleri. Her sene en az 1-2 kez bu havaalanını kullansam da rahatsız edici boyutta olmamıştı tecrübem.



Ta ki geçen Pazar sabahına dek...

İstanbul aktarmalı uçuşumuz için sabah 6'da Milas Bodrum Havaalanı'ndaydık ailecek. Arabadan eşyaları indirip, kapıya gidip, check-in işlemlerini sıra olmadan yaptırdık. Uçağın kalkış kapısına geldiğimizde bacaklarımın 10 farklı yerindeki kocaman, şiş ve kızarık kaşıntılarla boğuşuyordum. Eşimi ısırmamışlardı. Belki ben kaşıdığım için etki-tepki ile daha fazla şiştiler, ya da çocukları da ısırmadılar. Onlar şikayet etmek yerine uçak heyecanı ile etrafta koşuşturuyorlardı. O sebeple tam bilmiyorum çocukları ısırıp ısırmadıklarını.

Demek ki önceki seneler sivrisineklerin av peşine düştüğü saatlere denk gelmemiştim. Bilseydim sivrisinek kovucu yapay ve doğal yöntemleri kullanır, önlemimi alırdım. Dördüncü günde ancak azaldı izleri.... Henüz okumadıysanız, bebeklere de güvenerek uygulanabilen sinek kovucu önerilerimden burada bahsetmiştim.

Sabah erken veya akşam üzeri saatlerinde Milas-Bodrum Havaalanı'nda olacaksanız, sivrisineklere karşı önlem almanızı tavsiye ederim. Ben ettim, siz etmeyin...

İyi yolculuklar...



Devamını Oku »

Folik Asit Ne İşe Yarar?



Hamilelik döneminde anne adayının alması gereken vitamin, mineral ve protein gibi besin öğeleri artar. Bebeğin gelişimi için oldukça önemli olan bu vitamin, mineral, kalsiyum ve protein beyin ve kemik gibi sistemlerin sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olur.

Folik asit, gebe kalmadan en az 3 ay önce alınmaya başlanmalıdır. Ancak gebeliğin hangi döneminde başlanırsa başlansın, bebek için oldukça yararlı olacaktır. Folik asit vücutta depolanmadığı için düzenli olarak alınması gerekmektedir.

Folik asit nedir?
Folik asit bir vitamindir. B grubuna ait olan bu vitamin suda çözünebilir. Doğal olarak meyve ve sebzelerde bulunmasına rağmen takviye olarak da alınması gerekmektedir. Folik asit, hücre yapı taşlarının, kan hücrelerinin ve özellikle de sinir sistemi dokularının oluşum ve gelişimde önemli bir role sahiptir.

Folik asitin bebeğe faydaları nelerdir?
  • Folik asit, hücre çoğalmasına yardımcı olurken, kemik iliğinin görevlerini yerine getirmesine de destek olur.
  • DNA ve RNA üretimi için oldukça önemli bir yeri olan folik asit, büyüme aşamalarının eksiksiz gerçekleşmesine yarar.
  • Folik asit, bebeğin sinir sistemi anomalilerinin azalmasını sağlar.

Hamilelik öncesi folik asit kullanılması ne gibi faydalar sağlar?
Gebelikten önce her kadın genellikle folik asit eksikliği yaşamaktadır. Hamile olan kadınlar ise günlük folik asit ihtiyacını besinlerden karşılayamaz. Bebeğin gelişiminin sağlıklı olması ve gebeliğin gerçekleşmesi için rahim ortamının uygun olması için folik asit alımı gebelikten önce başlamalıdır.

Folik asit, bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişmesini destekler. Bu sebeple de gebe kalmadan önceki 3 ay folik asit takviyesi yapılmalıdır. Aynı şekilde gebelik süresince en az 3 ay folik asit alımına devam edilmelidir. Gebeliğin 3. ayının sonuna kadar günlük 400 mikrogram folik asit kullanılması önerilmektedir. Bakınız: Folik asit ne işe yarar - Bülent Tıraş

Folik asit eksikliği nasıl belirti verir?
Folik asit eksikliği hemen hemen herkeste vardır. Fakat şiddetli folik asit eksikliğinde anemi gibi sorunlar meydana gelebilir.

Belirtileri ise:
  • Halsizlik,
  • Yorgunluk,
  • Nefes darlığı,
  • Deride solgunluk,
  • Cilt çatlakları,
  • Ağız kenarı çatlakları.
Folik asitten zengin besinler ise:
  • Yeşil yapraklı sebzeler,
  • Karaciğer,
  • Böbrek,
  • Yumurta,
  • Tahıllar,
  • Ceviz, badem, fıstık gibi kuruyemişler,
  • Ispanak,
  • Yosun,
  • Nane,

Bu besinlerden bazıları gebelik döneminde tüketilmemelidir. Bu sebeple de folik asitin takviye olarak alınması gerekmektedir. Folik asitten zengin besinlerden bazıları yüksek oranda A vitamini içerdiğinden tavsiye edilmemektedir. Bu besinler:
  • Karaciğer,
  • Dana, kuzu ve tavuk ciğeri.

Her hamile kalan kadın folik asit kullanmalı mı?
Folik asit gebelik döneminde rutin olarak her anne adayının alması gereken bir vitamindir. Bundan dolayı da hamileliği sağlıklı olan anne adaylarının dahi kullanması önerilir.

NOT: Bu yazıda geçen bilgiler, Prof. Dr. Bülent Tıraş tarafından verilmiştir.
Devamını Oku »

Aradığınız Kişi Şu An Tatilde!

Son haftalarda, yaz diye midir nedir, okuyuculardan birçok soru, yorum ve e-posta alıyorum. Ne mutlu bana!



Fakat ne yazık ki, Türkiye'de tatilde olduğumuzdan, her daim internete girme imkanım olmadığından (Bakınız Not 2), iki çocuğum da babaları yanımızda olmadığından 'anneee, annee' diye peşimde dolandığından sorularınıza oturup da yanıt vermem imkansız. Çok acil olanları Instagram hesabımdaki fotoğraflarımın altına yorum olarak bırakabilirsiniz. Çünkü fırsat bulunca, ancak Instagram'a fotoğraf yüklüyorum.

Burhaniye, Ören, İzmir, Menderes ve Kuşadası gezilerimiz (bakınız Instagram fotoğrafları) ardından İstanbul'a gitmek için dinleniyoruz anneanne evinde birkaç gün.

Ağustos 5-10 arasında Antalya, Çıralı'da olacağız. Burada daha önce bahsettiğim çocuk kampına katılıyoruz çoluk çocuk. Çocuklara iPad yasağı olması en çok hoşuma giden kısmı :) Ayrıntılar yaşadıkça ve internet erişimim oldukça burada...

10 Ağustos sonrasında da Bodrum'dayız. Okuyucularım da oralarda olursa görüşürüz belki? Bir hafta sonunu, daha önce kalıp da beğendiğim Rixos Bodrum otelinde geçireceğiz, gerisi ailemizle...

Bu arada İstanbul havaalanlarında uçak aktarmalarımız da olacak birkaç defa. Ağustos 22'de evimizdeyiz okulların açılması sebebiyle... Yaa, ne yazık ki okullar erkenden açılıyor bizim yeni ülkede. Çocuklar büyümeden gezin, yoksa okul tatillerine bağımlı kalıyorsunuz işte...

Bizi izlemeye devam edin, yollarda denk gelirsek de bir selam verin...

Notlar:
1. Resimdekiyle alakası yok tatilimizin, en başta eşim henüz yanımda değil zaten...
2. İnternet paketi satın almıyorum; çünkü tatildeyim. Ne kadar az, o kadar dolu...


Devamını Oku »

Londoner Oğlum & Heidi Kızım / Bölüm 2

Daha önce size burada bahsetmiştim oğlumun İngiltere’de 3 yaşına dek yaşadığından dolayı bazı İngiliz huyları edindiğinden. Teşekkür eder, özür diler ve lütfen derdi. Bir de bunları İngilizce söylerdi, şirinliğinden kendimi tutamaz çocuğu mıncık mıncık ederdim. İsviçre’de kreşe başladığında da öğretmenleri ve arkadaşlarının ebeveynleri bizi gördüklerinde Alaz’ın bu iyi huylarından bahsederlerdi. Acayip gururlanırdık.



Ertesi sene Alaz kindergarten denilen ana sınıfına başladı. Sınıfın en küçüğüydü ve genellikle İsviçreli aileler ve buraya temelli yerleşmiş ailelerin çocuklarıyla birlikte okula gitmeye başladı. Orada bir senesi dolmak üzere.

Peki Alaz hala Londra beyefendisi gibi mi?

Elbette hayır. Yine de İsviçre köylüsü olma yoluna da tam giremiyor. Sınıfın en naziği; ama eskisine göre bence, kaba. Kendi kendine teşekkür ve lütfen demiyor. Bizim dürtmemiz gerekiyor artık. Öğretmenleri ve bakıcı ablalar kendisinden çok memnunlar. Alaz hala yaramaz değil okulda, hatta söz dinleyenlerin başında. Tanıdığı - tanımadığı diğer çocuklara arkadaşça yaklaşıyor genellikle. Yalnız kendi kurallarının ve oyununun bozulmasını istemiyor. Kendinden küçüklere bu yüzden tepkili. Nedeni sanıyorum Beliz.

Londra'da Alaz...

Gelelim eve…

Okulda diğer çocukların kendisine veya başka çocuklara uyguladığı şiddeti evde kardeşine uygulamakta usta! Artık bu normal mi dersiniz? Kız-erkek farkı mı dersiniz? Bilmiyorum; ama biz bu durumdan şikayetçiyiz...

Beliz ortalıktaysa Alaz tam bir canavar! Beliz meydanda yoksa bir melek! Muhabbeti güzel, oynaması güzel, istekleri makul… Sonuçta karar veremiyorum kimin yüzünden bazı huylarının bozulduğuna. Belki de hepsi!

Gelelim dağlar kızı Reyhan’a… 



Karnımın içindeyken bilmişim bilmişi. Önümde dağ var demez tırmanır, dere var demez geçer. Geçerken boğulacak haberi yok! Dizleri yara bere içinde daha 18 aylıkken. Temkinli hiç değil. Nezaket yok, kibar değil. Zaten doğru düzgün konuşmuyor henüz ki lütfen desin!

Beliz de abisinin ona uyguladıklarını örnek alarak büyüyor. Onun doğruları Alaz’ın yaptıkları. Tabii ki henüz küçük; ama parklarda cabbarlık yapıp çocukları bezdirmeye başladı. En çok da abisini tabii! ‘Anne, Beliz’i al burdan’ en sık duyduğum cümlelerden...

Önümüzde 3 günlük koşturmalı bir seyahat var. Beliz kendi başına buyruk, kendi çantasını kendi taşımaya çalışır haliyle gözümüzü üzerinden ayıramayacağımız yaşta. Alaz ise, elimizi bırakmayan biri, temkinli ve sürekli birşeyler isteme halinde. O da küçük ve ne yazık ki bazen küçük olduğunu unutuyoruz…

Şimdi öyle bir kıvamdalar ki dışarıdayken biri fiziksel olarak beni yorarken diğeri ruhsal ve sosyal açıdan beni zorluyor. Birine laf anlatmaya çalışırken gözüm diğerinde oluyor. Bu durum da Alaz'ın beni anlamasına ya da anlattığımı dinlemesine izin vermiyor. Ya da onun anlattığını dinlememe imkan tanımıyor. Eskiden fiziksel olarak yorgun düşerken şimdi kafam da yoruluyor 5 yaşındaki bir çocuğun sorularıyla. Bu sorular da gittikçe zorlaşıyor tabii!

Anlamadığımı, olaydan koptuğumu farkedince de acayip tavır koyuyor. Ee haklı! Kızın peşinde gerçek anlamda koştururken; biri mi çarpacak, merdivenden mi düşecek, köpeği mi sıkıştıracak, elini asansöre mi sokacak diye düşünüyorum. Onun o anki ona göre çok önemli sorusu, bana kardeşinin başına birşey gelme olasılığından önemli gelmiyor. O yüzden küçüğü fırsat buldum mu babasına veriyorum.


Bu yüzden bence kardeş düşünüyorsanız 1 yaş arayla en uygun çözüm, ilk birkaç sene fiziksel açıdan canınız çıkar, sonrasında konuşarak herşeyi çözersiniz gibi geliyor bana...

Nereden nereye geldik. Kısacası çakma Londoner ve harbi Heidi ile yolculuklar hala zor geçiyor. Deneyimleyeceğim, yanılacağım, öğreneceğim daha pek çok şey var. Bu sebeple bu blog birkaç sene daha sürecek gibi...

Devamını Oku »

Çocuklar da Restoranda Yemeli!



Geçenlerde Washington Post’ta bir yazı gördüm. Yazar şöyle anlatmış: Tatil için gittikleri yerde, kaldıkları evin sahibi önceki misafir çocuğun koltuğa şarap döktüğünü, bu yüzden artık evinde çocukların kalmasını istemediğini, yazara belirtmiş.

Aynı şekilde bir restoranda çalışan garson da mama sandalyesi bulunmadığını; çünkü çocukların restorana kabul edilmediğini söylemiş. Yazar bu durumu ‘toddler discrimination’ olarak isimlendiriyor.

Toddler, 1-3 yaş arası çocuklara verilen isim. Hani yeni yürümeye başlamış, bağımsızlığını ilan edip çılgın gibi oradan oraya koşan, beyinsel gelişimleri fiziksel gelişimleriyle yarıştığı için laftan anlamayan ya da daha doğrusu sağı-solu belli olmayan, henüz tam konuşamadığından derdini anlatamayıp kendini yerlere atan ve bağıran küçük çocuklar. Çok iyi biliyorum; çünkü bir tanesi de bizim evde!

Discrimination ise ayrımcılık demek. Daha çok ırk, din, yaş ve cinsiyet sebebiyle yapılır insanlar arasında. Çocuklu insanları otele veya restorana kabul etmemek bir nevi ayrımcılık yapmaktır. İyi midir, kötü müdür? Bence tartışılır.

Bazı şeylerin çocukken öğrenilmesi çok daha doğrudur. Örneğin bir restoranda yemek yemenin belli bir adabı vardır. İsteyen sandalye tepesine çıkamaz veya evdeki gibi yüksek sesle bağıramaz. Bu hem yetişkinler hem de çocuklar için geçerli. Ya da yemeğin servis edilmesini bekleme sabrı göstermek kolay değildir bir küçük çocuk için. Ben şahsen çocukların küçük yaşta her yere gidebilmesi, farklılıkları deneyimlemesi taraftarı olsam da, bazı yerlere bazı saatlerden sonra çocuklarla gitmeyi de uygun görmem.

Restoran adabı :) 

Beyaz masa örtülü şık restoranlara, mum ışığında yenen yemekler arasına kendi çocuklarımı sokmak istemem. Orada ne onlar ne de ben rahat edebilirim çünkü. Aynı şekilde eğer ben de çocukları evde bırakıp kocamla baş başa romantik ve sakin bir yemeğe gitsem yan masadaki küçük çocuğun ayaklarıma yiyecek veya oyuncak atmasını da istemem! Muhtemelen bu yemek akşamın geç saatlerinde olacağından çocukların en huzursuz oldukları, evde bulunmak istedikleri hatta uyumaları gereken saatlerde olacağından etrafa verdikleri zarar, aileyi dışarıda yediklerine pişman edebilir.

O yüzden yazara tamamıyla katılmıyorum. Öte yandan çocuklarla gidilebilecek bir çok restoran var özellikle Türkiye’de. Çocukların dışarıda yemek yeme deneyimi birçok şey de kazandırıyor onlara; örneğin evdeki yemek masasından 30 saniyede bir yerinden kalkan oğlum, restoranda oturması gerektiğini biliyor. Evde pişenlerden daha farklı yiyeceklerin tadına bakmayı öğreniyor. Çevredeki insanlara saygı duyması gerektiğini anlıyor. Evde çorbanın tabağa konulmasını bekleyemeyen kızım, restoran masasında yemek beklemeyi öğreniyor. Tabii bu bekleme süresi çok önemli; servis yapılması 30 dakikayı buluyorsa orası bence çocuklara uygun bir yer değildir. Çünkü her yemek masasının iPad (bizde yok; ama genelde çok) için de bir kapasitesi vardır diye düşünüyorum.

Bu yemek bekleme süresinde, iPad’ın yanı sıra boyama yapılabilir ki bu nedenle beyaz masa örtülü restoranları liste dışı bıraktım. Yemek öncesi masaya gelen ekmek ise annelerin ya çok sevdiği ya da hiç sevmediği bir olay! Çocuk çok açsa beklemez o ekmeği yer. Saklarsan ağlar, ister, sonunda yer! Ama karnı toksa o sandalyede de hayatta durmaz. O yüzden zamanlama da önemli. Sonra otelde, ‘Şu yabancıların çocuğu gık çıkarmadan yiyor; bizimkiler ciyak ciyak, yemeyeceğim diye bağırıyor’ dersiniz… O yabancılar bu matematiksel planı evlerinde de uyguluyorlar ve çocuklara abur-cubur vermiyorlar. Bakınız, French Kids Don’t Throw Food isimli kitap...

Bir restoranın çocuk dostu olup olmadığı, garsonların tutumundan da anlaşılır. Kimi ‘Gel abicim sen şöyle otur, aferim’ diye çocuğa sahiplenir. Kimi üzerine vazife gibi, ki belki de vazifedir ‘Yemeğini bitir, sana lolipop vereyim’ der. Kimi de ‘Verin ben kucağımda gezdireyim, siz rahat edin’ diye teklif eder ki işte onlar candır… Yan masadakiler yeni anneanne/babaanne olmuşsa, hemen muhabbete girişirler kaç aylık ile başlar, ek gıdalara ve uykuya uzanır… Çocuklar kaynaştırıcı element görevi görürler restoranlarda da.

Çocuklarla restorana gitme olayında başka bir önemli nokta da, aynı masaya düşen çocuk sayısı! Bu çocukların hepsi yan yana oturmak isterler; ama o öbürünün yanına değil, berikinin yanına oturmak ister. İlk kıyamet bu noktada kopar. Ağlayanı, küseni daha ilk dakikada ailelerde huzur kalmaz. Üstelik yan masalardaki ters bakışları görünce 'Şşt, pişşt, sessiz ol' demekten analar da babalar da yorulurlar. Biliyorum, 5 çocukla aynı masaya oturunca başımıza geldi. Restoran sahibinin bu durumda yapması gereken, çocukluları bir kenara, diğerlerini öbür kenara almak. Bizim yapamız gereken de çocukları farklı masalara ayırmak ya da piknikte buluşmak!

Elbette çocukların da çocuk sahibi olan ailelerin de dışarıda yemek yeme özgürlüğü var. Hatta dışarıda yemek yerken bizi şaşırtıp çok güzel davranmışlıkları, tabaklarındaki yemekleri bitirmişlikleri de var. Fakat bunun garantisi yok. Küçük çocuk sahibi olmanın en şaşırtıcı yanı dün başkaydı, yarın bambaşka olabilir!

Haydi afiyet olsun!

Bu yazım ilk olarak Alternatif Anne'de yayınlanmıştır...
Devamını Oku »

Ohal ve Yurtiçi / Yurtdışı Uçuşlar

Ülke olarak zor günler geçiriyoruz. Üstelik bu karmaşık günler ben dahil çoğumuzun tatil dönemine denk geldi.



Bir senedir bu anı, Temmuz ayını bekleyen birçok gurbetçi, Türkiye'ye uçma hazırlıkları yaparken önce darbe haberi sonra Ohal ilanı geldi.

Havalimanlarında iptal edilen uçuşlar ardından, Türkiye'ye gelişimizi biraz erteledim. Maksadım, aktarma sırasında çocuklarla uzun süre havaalanında beklememekti. Nitekim iyi de oldu.

Bu sırada aklımızdan 'Türkiye'ye gitmeli mi? Tatilden vazgeçmeli mi?' soruları benim de yurtdışında yaşayan birçok takipçimin de aklından geçenler. Kimimiz tüm planlarını iptal de etti herşeyi göze alıp. Hani derdim ya uçak biletini önceden alın, tatil planını önceden yapın diye. Bazı şartlarda bunun çok da doğru olmadığını farkettim. Fakat tabii nereden bilecektik?...

Türkiye'ye gidecekler için...

Zürih'ten İstanbul'a, İstanbul'dan da Edremit'e uçağımız vardı. Havaalanında daha öncekilerden farklı bir deneyim yaşamadık. Uçaklar dolu, yerli-yabancı herkes oradan oraya yolculuk yapıyorlar. Endişelenmenize gerek yok. Hatta bu ara en güvenilir yerlerden biri aşırı güvenlik önlemleri sebebiyle havalimanlarıdır sanıyorum.

Türkiye'den gidecekler için...

Açıkçası yaşadığınız ülke ile ilgili her türlü belge yurtdışına çıkarken yanınızda bulunsun. Oturma ve çalışma izinleri, varsa yabancı pasaportlar, çalıştığınız yerden belge, hatta bunların Türkçe'ye çevrilmiş olanları. Bunlar benim aklıma gelenler... Pasaport ve uçak bileti zaten olması gerekenler, saymadım bile!

Pasaport tiplerine göre yurtdışına çıkış ile ilgili ayrıntılı bilgi için, Gezimanya'nın şu yazısına gözatmanızı öneririm. Ohal sebebi ile yurtdışına çıkış prosedürlerini çok güzel anlatmış.

Tabii henüz yeni uygulamaya girdiğinden kimi makam belgeye gerek yok derken, kimi belgesiz yurtdışına çıkamazsınız diyebilir. Bu sebeple ekstra önlem almanızı öneririm.

Hepimize hayırlı bir dönem olsun!

Devamını Oku »

Güneşten Nasıl Korunmalı?

Yaz eşittir sıcak ve güneş. Hem yolunu gözleriz, hem de yakınırız. Çünkü hem güzel hem tehlikeli.



Güneş yanığı kanser riskini artırır. Sadece tatilde de olmaz, mahallenin parkında da güneş yanığı olabiliriz. Hatta hava bulutluyken bile...

Bronzlaşmanın ise güvenli ve sağlıklı hiç bir yolu yok. O zaman hem yeterli D vitamini için güneş alalım hem de kendimizi koruyalım. Nasıl mı?

Güneşten korunmanın yolları:

  • Güneş tepedeyken ve en güçlü iken gölgede kal: 10:30’dan 15:30’a dek.
  • Cilt yanığı olma.
  • Uygun kıyafet ve güneş gözlüğü kullan. Çocuklarda güneş gözlüğü kullanımı için şu yazıma tıkla.
  • Çocuklar için aşırı derecede önlem al; cilt kanseri 16 yaşa dek maruz kaldığın güneşten dolayı oluşurmuş. Çocuğunu koru...
  • En az 15 korumalı güneş kremi kullan.


İyi bir güneş kremi nasıl olmalı?

  • Güneş kremi satın alırken UVA logosunun daire içinde gösterilmesine ve en az 4 yıldız UVA koruması olmasına dikkat et.
  • Güneş koruma faktörü SPF ise UVB’ye karşı en az 15 faktörle korumalı. SPF koruma faktörünü belirtir. 2 ile 50+ arasında değişir.
  • Güneş kremi/koruyucu ömrü kısadır. Genelde 1-2 sene. Evet, ben de bunu çocuklar doğduktan sonra öğrendim! Genelde şişenin arkasında ay olarak belirtiliyor.
  • Yıldızı ve SPF koruması ne kadar yüksekse o kadar iyi.


Güneş kremi nasıl uygulanmalı?

Çoğu insan yeteri kadar güneş kremi sürmüyormuş. Bir yetişkin sadece yüz, kollar ve boyun için 2 çay kaşığı krem kullanmalı.

Yetişkinlerde tüm vücudu kaplamak için 2 yemek kaşığı krem gerekli. Mayo bölgesi hariç :) Eğer gereğinden az miktarda krem kullanırsanız SPF koruması düşer. Az miktarda krem kullacaksanız SPF oranı yüksek krem kullanın.

Eğer uzun bir süre dışarıda kalacaksanız, yanık riski oluşmasın diye iki kez güneş kremi sürün. Dışarı çıkmadan 30 dakika önce ve çıkmadan hemen önce.

Güneş kremi tüm tene uygulanmalı; yüz, boyun, ense, kulaklar unutulmamalı ve hatta kelleşme ve saçlarda seyrekleşme durumu varsa saç derisine de krem sürülmeli. Şapka da takılması uygun olur.

Güneş koruyucu kremler, kullanım şekline uygun olarak sık sık düzenli aralıklarla uygulanmalı. Water-resistant yani su geçirmez özelliği olsa bile sudan çıkar çıkmaz kurulandıktan hemen sonra tekrar krem sürülmeli. Terledikten sonra da krem yenilenmeli.

Çocukları güneşten koruma...

Bebekler ve çocuklar için ekstra önlem almak şart. Onların cildi, yetişkinlerinkinden çok daha hassas ve gerekli koruma sağlanmazsa ileriki yaşlarında cilt kanserine yakalanma riski artar.

6 aydan küçük bebekler kesinlikle direk güneş ışığında durmamalı.
Çocuklar;

  • Uygun kıyafet giymeli, ebatları geniş ve pamuklu. Biz plajdayken abinin tişörtlerini Beliz’e giydiriyoruz örneğin...
  • Güneşin tepede olduğu, 11 ile 3 saatleri arasında gölgede kalmalı. Bu saatler bulunduğunuz coğrafyaya göre değişiklik gösterebilir.
  • En az 15 koruma faktörü olan krem sürmeli.
  • Yüz, kulaklar, ayaklar, omuzlar ve ellerin üst kısmı da kremlenmeli.
  • Krem sık sık yenilenmeli.
  • Omuzlar ve sırt bölgesi kolaylıkla güneş yanığı olur, ekstra önlem alın.
  • Enseyi ve yüzü gölgeleyen şapka takılmalı.
  • Çocukların gözleri güneş gözlüğü ile korunmalı, bakınız şu yazım.
  • Çocuk suya girdikten sonra veya kurulandıktan sonra tekrar güneş kremi uygulanmalı.



Güneş yanığı olursa...

  • Soğuk su ile cildi nemlendir,
  • Yanık yerlere güneş sonrası kremi veya kalamin losyonu uygula,
  • Ağrı kesici ilaç ile ağrısını dindir ve inflamasyonu aza indir,
  • Doktora görün ve iyileşene dek güneşte durma.


İngiltere’de her sene 2000 kişi cilt kanseri sebebiyle hayatını yitirmekte. Türkiye’de ise son 30 senede %230 artış görülmüş. Lütfen hem aileniz hem de kendiniz için önlem alın.

Güneşin zararlarından korunarak yeterli D vitamini almak...

0-5 yaş arası çocuklar vücudun D vitamini gereksinimi için vitamin alabilir; hatta bu İsviçre'de ve İngiltere’de mutlaka önerilir. Yeterli D vitamini için kollar, eller veya yarım bacak cilt tipine göre 10-30 dakika, saat 11 ile 3 arasında güneş görmeli. Bu sırada güneş kremi sürülmemeli. Cam pencere arkasında UVB ışınları alamayacağınızdan D vitamini alamazsınız; ama güneş yanığı olabilirsiniz. Dikkat!

Cilt tipinizi öğrenmek için buraya bakınız.
Cilt kanseri hakkında detaylı bilgi için şu siteye de uğrayın.

Not: Yazdıklarım, doktor önerilerinin yerini tutmaz. Benim kendi kişisel araştırmalarım sonucu aileme uyguladığım basit yöntemlerdir. Sorumluluk kabul etmem :)

Fotoğraf: https://www.flickr.com/photos/jasonkneen/
Devamını Oku »

İsviçre'de Doğum Günü ve Sene Sonu Ritüeli

Geçen hafta Alaz'ın doğum günüydü. Artık 5 yaşında! Hayat kolaylaşıyor mu zorlaşıyor mu onlar büyüdükçe bilmiyorum...



Neyse, konumuz başka... Kindergarten'da her ay bir gün belirlenip o ay doğan tüm çocukların doğum günleri o gün kutlanıyor. Temmuz'un ilk haftasında bir gün de bizim Alaz ve Temmuz ayında doğan diğer 2 arkadaşının doğum günleri kutlandı.

Öncesinde öğretmene sorduk; 'Ne yapalım? Birşey getirmemiz gerekiyor mu?' diye. Öğretmeni gerek olmadığını, istersek Beliz'siz doğum günü kutlanma anına katılabileceğimizi söyledi. Birkaç hafta önce veli toplantısına Beliz ile gittiğimizde ortalığı fena dağıtmıştı. Acaba ondan mı istemiyor dedik; ama değilmiş...

Babası Beliz'e baktı, ben de okula gittim dediği saatte. Yirmi kadar çocuk çember şeklinde küçük sandalyelerinde oturuyorlardı, ben de aralarına oturdum. Üç doğum günü çocuğu ise tüllerle süslenmiş bir sırada oturuyordu. Önlerinde ufak bir sehpa, üzerinde bir bardak su, kum dolu bir kavanoz bulunuyordu.

Önce bir renk bilmece oyunu oynandı. Ardından anladığım kadarıyla - sınıfta İsviçre Almancası konuşuluyor - herkes bir sebeple dışarıya çıktı. İki öğretmenden biri kapı önünde çember tuttu, diğeri ayları saydı. Temmuz'du ilk ay. Çemberin içinden Temmuz doğumlu çocuklar geçtiler ve önceki yerlerine oturdular. Sonra Ağustos, Eylül diye devam etti. Doğduğu ay geldiğinde her çocuk çemberden geçerek yerine oturdu. Herkes yerine geçince öğretmen ufak bir konuşma yaptı. Kim ayın kaçında doğdu, hangisi önce doğdu gibi...

Sonra bir maytap verdi Temmuz'da ilk doğana, bir de mutfak ocağı çakmağı. Yanan maytabı kum dolu kavanoza yerleştirdiler. Arada birkaç kişi konuşunca öğretmen 'şşş' diye sesleniyordu. Sessizlik hakimdi, herkes yanan maytabı izliyordu. Yanması bitince, öğretmen su dolu bardağa batırdı, çıkan sesi dinletti. Sırasıyla Alaz ve diğer arkadaşı için de bu olay gerçekleşti. En çok hangi sönmüş maytaptan ses çıktığını tartıştılar.

Ardından öğretmenleri, kızılderili bir çocuğun doğum günü ile ilgili bir hikaye okudu kitaptan. Herkes hikayeyi anlıyor, tepki veriyor, gülüyordu bazı anlarında. Ben hariç :) Hala sökemedim şu Almancayı! Hikayenin bir yerinde 'Francesca' ismi geçti. Çocuklardan biri atladı; 'Bu İtalyan ismi değil mi?' diye. 6 yaşındakine hayretle baktım. Nasıl da biliyordu İtalyan kökenli olduğunu bu ismin.

Kitap ardından biraz konuştular. Sonra öğretmenleri her birine bir kalem ve rulo şeklinde kurdele ile bağlanmış kağıt verdi. Herkes ayağa kalktı. Sırasıyla Almanca ve İngilizce olarak 'İyi ki doğdun' şarkısı söylendi. Bir yandan da bazısı balon üflüyordu...

'Zum Geburtstag viel Glück,
Zum Geburtstag viel Glück,
Zum Geburtstag alles Gute,
Zum Geburtstag viel Glück.'

'Happy birthday to you
Happy birthday to you
Happy birthday dear children
Happy birthday to you.'
Sonra öğretmenleri benden Türkçesi'ni söylememi rica etti, söyledim. Ardından kızlardan biri İspanyol olduğundan İspanyolca söylediler ve diğer kızın annesi Finlandiya'lı olduğundan kıza Fince'sini söylettiler. Ne kadar internasyonel bir ortam dedim kendime. Çocukların üzerinde etkisi şimdiden çok büyük bu farklılıkların...

Sonra da dilimlenmiş karpuz ve kavun olan masaya geçtiler. Pasta yerine meyve; sağlıklı fikir :)

Rulo olmui kağıt içinde öğretmenin o gün okuduğu hikaye vardı. Alaz'ın anlattığına göre her ay farklı bir hikaye okuyormuş öğretmeni; ama hep doğum günü temalı.


Tırtıl Alaz

Ertesi akşamüzeri de yıl sonu kutlaması yapılacaktı okul bahçesinde. Çocukların şansına hava güzeldi. 5-7 yaş arası çocukların tümü aynı sınıftaydı; ilk senesinde olanlar tırtıl, ikinci senesinde olanlar kelebek...

Önce bir dönemdir işledikleri kızılderili temalı şarkıları söyleyip danslarını yaptılar. Hiç haberimiz yoktu böyle bir gösteri hazırladıklarından. Kostümlerini de kendileri yapmışlar; kartondan kıyafet, tüyden başlık ve boncuklu kolye...


Sonra tırtıllar ufak bir tünelden geçip öğretmenlerinin elinden kelebek olma belgesi aldılar. Kelebekler ise ebeveynlerin dizi dizi kolları üzerinden ilerletilerek öğretmenleri tarafından kucaklandılar ve işte bunlar Ağustos sonunda ilkokula başlayacaklar. Düşününce oldukça duygusal bir an; fakat çok eğlenceli hale getirdiklerinden herkes gülüyordu bu aşamada :)

Ardından herkesin evden getirdiği yiyecekler masalara dizildi, barbeküler yapıldı ve 20 küsür çocuk, onların kardeşleri, ebeveynleri ve öğretmenleri ile gün batana dek yemekler yenildi, muhabbetler edildi.

Organizasyon öncesinde isteyen velilerden 5'er İsviçre Frankı toplanmıştı. Öğretmene kitabevinden hediye çeki ve bir buket de çiçek verildi. Artı parantez, Türkiye'de Rolex saat falan alınıyor diye duyuyorum ve şaşırıyorum...

Devamını Oku »

Ramazan Bayramı'nda Siz Neredeydiniz?


Geldi geliyor derken bir bayram tatilini daha geride bıraktık. Bu bayram uzun bir tatil fırsatı barındırdığından bir çoğumuz aylar öncesinden tatil planını yaptı ve 9 günlük tatilin hakkını doya doya kullanarak verdi. Bu bayram ben de birçok yeri keşfe çıktım; ancak fark ettim ki, yakın çevrem de dahil olmak üzere bir çoğumuz bu bayram yurt içini gezmeye çıkmışız. Özellikle Karadeniz turu, Ege kıyıları gezisi ve Anadolu gezileri bayram turu için seçilen alternatifler arasında.

Bu bayram siz neredeydiniz bilmiyorum; ama birçok insan ülkemizin güzel denizi ve turistik bölgelerinde gezmedeydi. Hatta hepimizin bildiği Avşa Adası, o kadar doluymuş ki insanlar yiyecek ekmek bulamamışlar. Marketlerde uzun kuyruklar oluşmuş. Bu da, bu yıl kötü gittiği söylenen turizm sektörümüzün bir nebze de olsa yüzünü güldürmüştür.

Bayram tatilini hakkıyla kullanamayanlar ise lütfen üzülmesin. Önümüzde 30 Ağustos turları ya da Kurban Bayramı tatil fırsatları var. Şimdiden erken rezervasyon yaptırarak hem ekonomik bir tatil yapabilir hem de yerler dolmadan dilediğiniz şekilde tatil yapabilirsiniz. Kurban Bayramı da uzun bir tatil dönemine denk geleceğinden elinizi çabuk tutmanızda fayda var.

İster yurt içi ister yurt dışı olsun, bayram tatili gibi fırsatları değerlendirerek hayalinizdeki tatili yapabilir, sevdiklerinizle dünyanın dört bir yanını keşfe çıkabilirsiniz. Yeter ki içinizdeki gezme aşkı hiç bitmesin.

Not: Bu yazı ve fotoğraf Gruppal tarafından hazırlanmıştır.

Devamını Oku »

Temmuz Koşturuyor!

Farkettim ki epeydir bloga yazı girmemişim. Festivalden festivale koştururken araya bir yeğen doğması, oğlanın 15 arkadaşını çağırdığı 5. yaş günü ve sıcaklar karışınca günler nasıl geçti anlamadım bile...



Neyse ki bir çoğunuz da bayram sebebiyle yollarda, ziyaretlerde veya tatilde idiniz. Umuyorum herkes çok güzel birkaç gün geçirdi ailesiyle. Bayram tatili ardından çocuklar değişti diyorsanız, bir hafta süre verin. Eski hallerine döneceklerdir. Bakınız burada ve şurada anlatmışım.

Holiday blues diye bir adı bile olan tatil sonrası sendromuna yakalandıysanız şifalarını burada bulabilirsiniz.

Yazdığım gibi epey koşturmacalı 10 gün sonunda biz de rayımıza oturduk derken... Farkediyorum ki beni 5 haftalık bir bavul hazırlama görevi bekliyor! Birkaç gün sonra da nihayet bizim de okullarımız kapanacak ve kendimizi Türkiye sıcaklarına atacağız! Bakalım bizi neler bekliyor orada?

1. Kızılderili Şenlikleri

Festivalleri festivali Zürih festivali



Devamını Oku »