Çocukla 1e1 Zaman Geçirme Planları

Hep derler ya, küçük kardeş geldiğinde büyüğü ile de mutlaka bire bir zaman geçirin.


Ne kadar aklımda olsa, ne kadar bilsem de çoğu zaman gerçekleştiremediğim bir eylem(di). Bazen vicdan azabı bile duyduğum olur bunun için. Halbuki uyumam gerektiğinde yatmayıp o bir saati Alaz ile geçirdiğim de olmuştur; ama yetmiyor işte...

Bebekken kolay görünür; ama emzirmesi, alt değiştirmesi, kusuğu, uykusu tüm vaktimi alırdı. Sevgili kocam da bebekle ilgilenmek yerine hep büyük olanla ilgilenmeyi tercih etti, doğal olarak. Hem ikisi de erkek, hem ikisi de oyuncu, büyük olanın yemek derdi yok, giydirme derdi yok, tuvalet olayı kolay vs.

Küçük olanın işleri hafifleyince de bu kez anne sevdası oluştu. Anne de anne! Tuvalete anne götürsün, yemeği anne yedirsin, abiye kitap okumasın bana okusun, abi gitsin anne benim, vs...

Bu sebeple fırsat kollardım Alaz ile baş başa vakit geçirmek için. Yazdan beri her ay bir günün büyük kısmını birlikte geçirmeyi başardık. Yeterli mi değil... Akşamları da kız daha geç yattığından gene çok baş başa zaman geçirmeye fırsat kalmıyor.

O yüzden bu tatil haftasını canı gönülden bekledim. İlk hafta ailecek kayağa gittik. İkinci hafta Alaz'a tatildi, Beliz'e değildi. İki günümüz vardı ikimiz için, kocaman 2 gün!

Örnek tatil planı :)
Önüne planlar sundum:
  1. Bilten'deki Schoggi Erlebnis Läderach çikolata fabrikasına gidelim. Hem bir saatlik tren yolculuğu da içeriyor.
  2. Tiyatroya veya sinemaya gidelim.
  3. İstediğin bir parka gidelim.
  4. Hayvanat bahçesine gidelim.
  5. Vapura binip gölde gezinelim.
  6. Buz patenine gidelim.
  7. Yürüyüş yapalım.
  8. İstediğin bir yerde yemeğe gidelim.
Onun istekleri ise şöyleydi:
  1. Arkadaşım X'i veya Y'yi eve çağıralım.
  2. Kapalı oyun yerine gidelim. (Ekstra 100 çocuk gürültüsü üstelik Beliz de yok!)
  3. Kayağa gidelim. (Şehir dışına iki saat yolculuk artı ben çok iyi bilmiyorum kaymayı, o yeni öğrendi, oh no!)
  4. Oyuncakçıya gidelim, sadece bakmaya*.


Sonunda güçlerimizi birleştirdik: 

İlk tatil günü, önce onun istediği oyuncakçıya gittik. Lego kutularını bir bir aşağı indirip yanına, arkasına, önüne bakar uzun uzun. Kaç parçası varmış vs... Franz Carl Weber'in Bahnhofstrasse'deki yeri tadilattaydı yani kapalıydı. Bu sebeple buraların M&S'i Manor'a girdik. Ben legodan sıkılıp etrafı gezindim, o Lego baktı. Ardından öğle yemeği yiyelim diye zar zor ikna ettim ve en sevdiği yeme yeri Yoojis Sushi Deli'ye gittik. Suşi yemez; ama edamame ve miso çorbasına bayılıyor. Beliz'le de gidemeyeceğimiz kadar sıkışık ve bar koltukları olan bir yer. Bingo!


Oradan çıkınca sinema için daha vaktimiz vardı. Hauptbahnhof'ta trenleri izlemeye gittik. Ücretsiz bir Zürih aktivitesi. 9-12 numaralı platformların en ucuna gidiyorsun ve trenleri izliyorsun. Tren aşığı küçük çocuklar için daha güzel yapılacak bir şey olamaz. 3 yaş üzeri için daha uygun; çünkü platformdan tren yoluna atlama veya düşme riski az. Tam önümüzde iki ayrı trenin birbirine bağlanmasını da görmemiz nefis oldu. Instagram'da canlı yayına denk gelenler görmüştür.

Sonrasında İngilizce orjinalini bulabildiğimiz Lego Batman filmine gittik. Alaz'ın 3 boyutlu ilk filmiydi. Patlamış mısır alıp iki saati de sinemada geçirdik. Çıkışta tramvay ve trene bindik, Beliz'in okuna uğradık. O günü Alaz'ın günü ilan etmiştim, o yüzden akşamında da sevdiği yemeği hazırladık; raclette! Penir yemez; ama raklet yer.

Beliz'i aldıktan sonra yine hipere bağlayıp hareketleri ve huyları değişse de yatarken çok güzel bir gün geçirdiğimizi söyledi.

İkinci günümüzde, öğlen babayı da alıp üçlü bir yemek yeme planım var. Ardından da Uetliberg'e çıkalım, uzun bir yürüyüş yapalım ana-oğul bol sohbetli bir gün olsun diyorum. Evdeki hesaplarım çarşıya uyarsa...

Tabii bir gün arkadaşı da bize geliyor, Beliz'in evde kaldığı bir gün ama :)

* Yeni yılda bizim aldığımız, hediye gelen legolar ve doğum günü için alıp da sakladığım legoyu bir şekilde bulması ve dayanamayıp açması sonucunda bir sene boyunca hediye almayacağımız konusunda anlaştık! 

Devamını Oku »

Bir Tatil Daha Bitti...


Tatil, tatil diye beklediğimiz süreden çok daha kısa geçiyor tatil dediğin...

Ağustos ayında ayarlamıştım Şubat için gittiğimiz kayak otelini, Alpenresidenz Ballunspitze. O sırada bile birçok Kinderhotel, çocuk otelinde yer bulmak zordu. Avusturya, İsviçre ve Almanya kış tatillerinin kısmen aynı zamana denk gelmesi de buna sebep diyebiliriz. Ağustos’ta ayarladığımız tatili beynimizin geri planlarına atmıştık, neredeyse unutmuştuk ta ki son haftaya dek.

Beliz hanım da eksik kalmadı dağa çıkmaktan!

Kayak kıyafetleri yerinden çıktı, çocuklarınkiler yıkanıp temizlendi. Mayolar dolaptan indirildi. Çocuklar büyümüştü; denendi kimi oldu kimi olmadı. Hazırlanmak da zordu. Hem kış tatili hem de havuz içerdiğinden. Zaten kışın kat kat giysi giymek ve taşımak bana hep zor gelmiştir. Çocuklardan sonra daha da zor geliyor ne yalan söyleyeyim...

Hem kayak hem havuz
Araba ile yolculuk yaptığımızdan bagajı, arka koltuk arasını, ayak altlarını falan doldurduk bir şekilde. Sevgili kocam ‘bır bır bır, dır dır dır’ dese de, iki küçük çocukla böyle oluyor. Hem kendisi değil mi 5 günlük tatil için 15 çift çorap alan?

Çocuklu tatilde araba bagajı 

Ne yazık ki 3 saat sürmesi planlanan yolculuğumuzda, son yarım saatlik dağ yolunun kardan kapanmış olması sonucu ile Avusturya’da gittiğimiz yolun yarısını geri dönmek zorunda kaldık. Hani kulağı tersten tutarsın ya işte aynı hesap! Tam o şekilde ilerledik; çünkü her yer dağ! Tabii yolculuk 6 saat sürdü. Otoban, trafik, çocuklar, derken yemek molası bile vermeden akşam 5 gibi otele vardık. İlk işimiz de koşa koşa gidip kayak kiralamak oldu. Çünkü bu tür spor mağazaları akşam 6’da kapanıyor.

Galtür'de otele birkaç dakika mesafedeki kayak merkezi, Alpkogel. Orası yolun sonu da aynı zamanda. Geri kalan kısım bizim ulaşmak istediğimiz ilk yoldu, yani bir bakıma yolun bittiği yerde kaydık bir hafta boyunca.

İlk gün beklenmedik ve yorucu geçse de sonraki günler toparlandık, Beliz otelin kreşine alışana dek burada bahsettiğim gibi ayrı gayrı dağları ve pistleri keşfettik. Sonrasında beraber kayabilsek de genelde her günümüz birbirinden farklı gelişti.

En sevdiğim akşamüzeri yürüyüşleri
Beliz gündüz otelde kaldıysa, akşamüzeri mutlaka otelin kızaklarından birini alıp yarı donmuş nehir boyunca en az yarım saatlik bir yürüyüş yapıyordum. Hem bana da çok iyi geliyordu. Yolda topu topu 1-2 kişi görüyorduk ve Beliz ile şarkılar söylüyorduk. Bazen kızağı ben çekeceğim diye de inat ediyordu tabii ta ki yüzüstü yere kapaklanana dek!

Pistler muhteşemdi. Alaz 5 gün boyunca sabah 9 akşam 4 arası kayak dersindeydi. Teleferik ile dağlara çıkıp, sıra sıra aşağıya kaydı diğer çocuklarla birlikte. Hatta bir gece, ’night skiing’ denilen olaya denk geldik, haftada bir ışıklandırılan pistlerde gece de kayılıyor ve hep beraber gittik. Beliz ile ben aşağıda beklerken Alaz ile babası 2.2 kilometrelik pistten, siyah-kırmızı ağırlıklı, kayarak aşağıya indiler. Saatin gece 10 olmasını önemsemeyen, ertesi sabah 9’da kayak dersinde olacak Alaz ise bir tur daha kaymak için ağlıyordu! Böyle işte… Geçen kış ‘Adam olmaz, bu çocuk kayamayacak, kayağı hiç sevmiyor’ diye dertlendiğimiz oğlan, bu sene başka bir çocuk oldu sanki. Peşin karar vermeyecekmişiz demek!

Galtür gece kayakçıları ve ışıklandırılmış pist

Tatilin ilk gecesinden itibaren bizimkiler geceleri sürekli öksürdüler. Sabah uyanınca ise zirve yapıyordu öksürükleri. Yarım saat sonra ise kendiliğinden bitiyor, gün içinde normal sağlıklı çocuk oluyorlardı. Tabii bu gece öksürmeleri ve aynı odada uyu(yama)mamız, gündüz dağda kayak peşinde, öğleden sonra havuzda çocuk peşinde koşturmamız sonucu son gün hepimiz dökülüyorduk. Yolda Beliz, eve varınca da ben bitap düştük. Neyse bir sonraki kaçamağa dek toparlanırız :)

Otel hakkındaki yorumlarıma gelince… Haydi onu da yarın anlatayım. Şimdi gidip Beliz uyurken biraz dinleneyim de çabucak kendime geleyim :)

Devamını Oku »

Tek Başına Seyahat mi Kayak mı?


Geçenlerde bir seyahat grubunda bir yazı okudum. Konusu tek başına seyahat etmenin avantajlarıydı. Hakikatten bazen dilediğiniz gibi takılmak istiyorsunuz; ama şartlar elvermiyor. Seyahat arkadaşı, sevgili kocam bile olsa! Birimiz erken yatıp erken kalkıp hemen yola koyulmayı seviyoruz, diğerimiz geç uyumayı ve geç uyanmayı seviyor. Birbirimize ayak uydurunca da istemediğimiz şeyler yapma durumu çıkıyor ortaya.

Kalabalık arkadaş grubuyla seyahat farklı, ailecek seyahat farklı. Eminim yalnız seyahat de artısı ve eksisi ile yeni deneyimler sunar. Ben şahsen yalnız seyahat yanlısı değilim; ama son günlerde sevgili kocam ile bunu da hayatımızda deneyimlemeliyiz, diyorduk. O beni 'Sen yapamazsın' diyerek gaza getirmeye çalışıyordu doğrusu.

Derken tatile çıktık. Avusturya'nın Ischgl yakınlarındaki otelimizde, işler umduğumuz gibi gitmedi. Beliz kreşte kalmamaya and içmiş sanki! Kreşe teslim ediyoruz, 5 dakika sonra arıyorlar 'gelin kızınızı alın, ağlıyor' diye... Geçen sene böyle miydi halbuki!? Ah bu çocuklar ve ah bu 2 yaş dönemi...

Neyse, hal böyle olunca ilk günü öğleye dek sevgili kocam kayarak, ben de otelin kreşinde, kreşteki çalışanlara ve yeni ortama Beliz'i alıştırmakla geçirdik. Herkes çocuğunu bırakmış kayağa gitmiş. Zırıl zırıl ağlıyor çocukların hepsi! Çocuk ve bebek ağması yüzünden sinirlerim hopladı, Beliz'i odada uyutmaya karar verdim. O sırada öfkeden burnumdan ve kulaklarımdan ateş çıkıyordu sanıyorum ki sevgili kocam kendisinin Beliz'le kalacağını, benim de kayağa gitmemin şart olduğunu söyledi. Başta kabul etmesem de sonunda, beni ikna etti.

İlk kez kendi başıma bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir dağın tepesine doğru çıkan bir teleferikteydim. Üstelik hiç bilmediğim pistlerden aşağıya kaymak zorundaydım... Dahası en son bir sene önce kaymışım.

Başarı ve ispatı :)

Tahmin edeceğiniz gibi yaptım! Başardım! Ve bence tek başına bilmediğin dağlarda kaymak, tek başına bilmediğin bir şehre gitmekten daha zor! Hayati tehlike içeriyor bir kere. Yolun seni nereye götüreceğini bilmiyorsun. Maceraperest ruhum ortaya çıktı, dermişim...

Şaka bir yana. İkinci gün de Beliz kreşe karşı isyanlarda olunca, yine ayrı-gayrı zamanlarda kaydık. Birimiz Beliz ile teleferik dibinde takılırken, diğerimiz kaydı. Sanıyorum bu tatil de böyle geçecek... Nerede geçen seneki uyumlu Beliz?

Kayak merkezinin köşelerinde yuvarlanıp büyüyor yawrum!

* Alaz ise, kayak okulu ile o dağlarda bir yukarı bir aşağı dolanıyor sabah 9 akşam 4 arası. Tatil sonunda bize kayakta fark atacak kesinlikle! Tüm gün de bizi özlediğinden gece aynı odada kalmak kafi gelmiyor, aynı yatakta bizimle yatıyor. Gündüz Beliz'in kaprisi, gece Alaz'ın kaprisi derken sanıyorum o tek başına seyahate gitmeme ramak kaldı!... :)


Devamını Oku »

Mary Poppins Müzikali Zürih'te


Mary Poppins, Türkçesi ‘Gökten İnen Melek’ ilk kez 1934’te basılan bir kitap serisi. Yazarı P.L. Travers, Avustralya doğumlu İngiliz gazeteci ve oyuncu.

Walt Disney kitabın haklarını satın aldıktan sonra 1964’te müzikal bir film yaratmış. 5 dalda Oscar ödülü alan bu film, 2004’te Londra West End Tiyatrosunda müzikal olarak ilk kez sahneye konulmuş. 2006 - 2013 yılları arasında da Broadway, New York’ta sahnelenmiş. En iyi sahne kareografisi ve en iyi sahne ödülleri ardından ‘Tony Ödülü’ne layık bulunmuş. Ardından Avustralya ve Yeni Zelanda turnelerine çıkmış.

Bu fotoğraf müzikal sayfasından alıntı

Kitabın haklarının Walt Disney tarafından satın alınması ve filmleştirilmesi kısmı ise başka mükemmel bir filmin konusu; Saving Mr. Banks… 2013 yapımı bu filmi de Mary Poppins ile birlikte mutlaka izleyin.

Mary Poppins, Burak Göral’ın ‘Çocuğunuzun 12 Yaşına Basmadan Önce İzlemesi Gereken 60 Film’ listesinde de var. Ne yazık ki ben o yaştan önce bu mükemmel filmi izleyemedim. Bu sebeple müzikalin Zürih’te oynanacağını afişlerde görünce, aylar öncesinden bilet aldım Alaz ve kendime.

Müzikal, 6 yaş ve üzeri için tavsiye ediliyordu. Alaz henüz 6 olmasa da, müzikalin dili İngilizce olsa da, toplamda 3 saat sürse de ve aslında içten içe evde lego oynamak istediğinden zorla ve hile ile tiyatroya götürülse de oyun esnasında ve sonrasında müzikali çok beğendiğini dile getirdi. Gıkı çıkmadan izledi; gıkı çıktığı anlar ise anlamadığı İngilizce bir kelimenin ne demek olduğunu sorduğu zamanlardı. Çocuk oyuncuların bulunması ayrı bir heyecan katmıştı olaya doğal olarak.

Zurich Theatre 11 - Mary Poppins, oyun başlamadan önce

1 Şubat - 19 Mart arasında sergilenecek müzikal için 5 Şubat Pazar günü için bilet aldım. İlginçtir ki, o gün kırmızı halı serilmişti Zürih Theater 11 önüne. İçeride kameralar, birbirinden şık kadınlar-erkekler, röportaj yapılan tanımadığım ünlüler vardı. Oyun sonrası oyunculara çiçek takdimi ve yönetmenin konuşması da hoştu. Bize bonus oldu!

Müzikal, ilk kez Zürih’te bu sene sergileniyor, sonra da ekip Dubai’ye gidecekmiş. Hikaye kadar müzikleri de insanın kalbini çalıyor. Umarım bir yerlerde denk gelirsiniz müzikaline. Filmini ise çocuklarınıza mutlaka izletin… 2018’de 'Mary Poppins Returns' sinemalarda olacak. Eminim bir dönemin çocukları gişe rekorları kırdıracak bu filme de...

Kırmızı halıda Alaz :) 

Kırmızı halıdan mıdır bilmem; ama çocuktan çok yetişkin vardı salonda. Dekor harikaydı. Orkestra ve oyuncular muhteşemdi. Alaz sürekli ‘Anne gerçekten uçacak mı?’ diye sordu.

Londra’da fırsat buldukça Alaz ile çocuk tiyatrolarına, müzikallere giderdik. İsviçre’ye taşındıktan sonra yeni bebek, Almanca derken epey uzak kalmıştık sahnelerden. Şimdi biz olmasak da Alaz, Almanca anlayacak kapasitede. Tekrar sahne oyunları izlemeye devam etmeli. Üstelik Beliz yaşındakiler için de oyunlar var. Zürih için bu linkten bakabilirsiniz.


Evet, sonunda ‘Gerçekten uçtu’!...
Devamını Oku »

Davos, Klosters Tatili



Derler ki, ‘Anne ve baba, günü, biri birinden daha güzel kayak pistlerinde geçirdiyse ve akşam olduğu halde çocuklar eve dönmek istemiyorlarsa, demek ki bu aile tüm günü nefesleri kesen Madrisa’nın güneşli terasında geçirmiş.’

Davos ve Klosters bölgesini kısaca anlattığım yazımı okuduysanız gelelim bizim maceramıza.

İlk etap tren çocuklarla yolculuğu

7 ay ve 79 yaş arasında 6 çocuk ve 10 yetişkin içeren aile buluşması, büyük emekler harcanarak Klosters’ta gerçekleşti. Kayak için 35 senedir Klosters'ı mesken tutan Prens Charles ve ailesi gibi olduk :)

Bir ay öncesinden yer bulmak bile zor oldu bölgedeki otellerde. Hem kalabalıktık; hem de kayak sezonu olduğundan hafta sonları oteller doluydu. Sonunda Klosters Dorf’ta Hotel Kurhaus’da 5 oda bulabildik. Hafta sonunu en iyi şekilde değerlendirmek için Cuma akşamından hepimiz oradaydık.

Herkes hazırlandı ve yemeğe Kurhaus otelin kardeş oteli Hotel Sport’a 15 dakika yürüdük ışıl ışıl parlayan yıldızlar altında. Ne zamandır yıldızların bu kadar yakın olduğunu görmemiştim. Çocuklar ve büyükler gökyüzünden gözümüzü alamadık karlı patikalarda ilerlerken. Yıldız bile kaydı! Gecenin en güzel anıydı desem yeridir...

Kayak, Kızak vs.


Dağ ekibi hazır!

Ertesi sabah kahvaltı ardından otelin yakınındaki teleferik ile Madrisa’ya çıktık. Kimi kayak yaptı, kimi kızak kaydı, kimi yürüyüş yaptı. Biz de yürüyüş grubundaydık. Muhteşem bir güneş vardı tepede. Hava nefisti. Madrisa kayak öğrenen, kızak kayan çocuklar için ise cennet.

Öğle vakti Alaz’a özel ders ayarladığımızdan yürüyüşten ayrıldık. Teleferik istasyonunun bulunduğu geniş teraslı restoranda - Madrisa Alp-, hem de açık havada yemek yedik. Alaz ders alırken onu rahatlıkla izleyebiliyorduk oturduğumuz yerden. Beliz, önce babasıyla sonra benimle kızak kaydı iki saat boyunca. Sonunda uykusu gelince ve kucağımda uyuyunca restoran terasındaki masalardan birine yatırdık 7 aylık kuzeniyle birlikte.

Kızakçılar

Alaz, 1e1 ders alması sonucu kayağı nihayet sevmişti. Çek asıllı kayak öğretmenini de. Ertesi güne de kuzeniyle ona ders ayarladık. Kızak ve kayak dolu gün ardından akşam üzeri, çay içip dinlenmek üzere otele döndük.

Alaz derste

Pazar sabahı oteldeki kahvaltı ardından Davos Klosters Guest Card ile ücretsiz trenlerden birine atlayıp Davos’a gittik. Yaklaşık 20 dakika süren müthiş manzaralara sahip bir tren yolculuğu bu. Kendimizi trenin bir sağ tarafına bir sol tarafına attık manzara kaçırmamak için.

Davos şehir merkezinden

Davos, bir şehir. Merkezinde restoranlar, bankalar, mağazalar ve kafeler var. Şehir içinden raylı sistem ile dağlara çıkmak mümkün. Zaten yapılacak tek şey de o...

Biz çok fazla vakit geçiremeden Klosters'a yine trenle geri döndük ve Alaz’ın kayak dersi için Madrisa’ya çıktık. O gün muhteşem güzeldi. Ceket bile giymeye gerek duymadık dağda. Alaz yine 1e1 ders sayesinde kendi başına kaymaya başladı. Dönebiliyordu bile!

Klosters - Davos tren yolculuğu

Beliz ise kızaktan inmedi. Sonunda yine masa üzerinde uyuyakaldı. Biz odamızı boşalttığımızdan son teleferiğe dek, saat 17:00’de, terasta takıldık. Alaz’ın dersi bitti; ama çikolata molası ardından kendi başına kaymaya devam etti. Ben de uyuyan Beliz’in başında terastan gün batımını izledim. Sahildeki gün batımına bayılırım; hani kalabalık dağılır hava hafiften esmeye başlar. Dağdaki de aynıymış. Kalabalık dağıldı, kuş sesleri ve yüzümüze vuran kızıllık kaldı geride.

Uyuyan güzel...


Otel hakkında;


İlk hazırlananın diğerlerini beklediği kitap köşesi

Kurhaus çok şirin bir otel. Modern değil; ama sevimli. Aile odalarında ya ranza vardı ya da çatı katı olduğundan boyu 1,5 metreyi aşanların ayakta duramadığı iki yataklı mini oda. Çocuklar ba-yıl-dı-lar. Beliz bile! Odalar ses geçiriyordu. Özellikle çocukların seslerini! Neyse ki hepimiz tanıdıktık.

Aile odasındaki çocuk odası

Otelin resepsiyonu sadece belirli saatlerde açık. Akşam üzeri barın dolabından soğuk içecek alabiliyor, çay veya kahve yapabiliyorduk. Her bir içtiğimizi de not ediyorduk. Kural buydu; tam Swiss… Çocuklar bile her içtiklerini yazdılar tek tek. Sistem bazen kendi kendine de işliyor buralarda. Bazı köylerde bakkallar var; çalışan yok. Dilediğinizi alıp ücretini kumbaraya atıyorsunuz mesela. Adam adama güveniyor.

Bir dolap kitap ve oyun

Kahvaltı, oda ücretine dahil. Tipik Avrupa kahvaltısı (continental breakfast) yanında müsli, peynir ve haşlanmış yumurta da açık büfede vardı.

Otel lobisinde bir de kocaman dolap var. İçi kutu kutu oyuncak ve kitap dolu. İkinci akşam farkettiğimizden çocuklar oyuna doyamadılar...

Yemekler;


İkinci akşam yemeği - Fotoğrafın her hakkı saklıdır!

İlk akşam Sports Hotel’in restoranına gittik. Uzun bir masada, salonun sonunda çoluk çocuk oldukça rahat ettik. Çocuk menüsü de vardı. Çoğumuz ‘Geschnetzeltes Kalbfleisch -Zürcher Art-’ denilen dana etli, mantarlı, kremalı ve şarap soslu yanında rösti (Swiss stili patates) ve haşlanmış sebze ile servis edilen geleneksel bir İsviçre yemeği yedik.

İkinci akşam çocuklardan birinin doğum günüydü aynı zamanda. Tam bir İsviçre kır köşküydü gittiğimiz mekan. Çocuklara ayrı masa hazırlanmıştı. Yemekler nefisti. Doğum günü pastası bile. O gece de Cafe de Paris soslu antrikot ile bu bölgelerde ünlü olan yemek, schnitzel yenildi.

Üçüncü akşam otel yakınlarındaki bir İtalyan pizzacısındaydık: Trattoria Madrisa-Mia.

Gündüzleri ise, Madrisa Alp isimli açık büfe restoranda tipik dağ makarnası, rösti, wurst (sosis), hamburger veya salata yenildi.

Tüm geziye bakınca en büyük harcamanın yemeklere gittiğini söylersem şaşırmayın. İsviçre’de dışarıda yemek yemek çok pahalı. Çünkü genelde herşey taze ve lezzetli. Yine de çok pahalı…

Magic carpet, çocuk teleferiği

Klosters araba ile Zürih’e 1.5 saat, trenle 2 saat uzaklıkta. Pazar akşam üzeri genelde felaket trafik olur dağ dönüşünde. Bu sebeple akşam yemeğimizi yedik ve saat 9’da çocuklar da uyur diye geç yola çıktık. O sırada trafik de kalmamıştı zaten.

Geniş bir aile olarak harika bir hafta sonu geçirdik hep birlikte. Klosters ise Alaz’ın kendi başına severek ve isteyerek kaydığı, gerçek anlamda kayak öğrendiği ilk yer oldu. İngiliz Kraliyet ailesinin de Klosters’da kayak öğrenmesinin bir sebebi varmış demek!

Alaz kayıyor... Kraliyet ailesinden ne eksiğimiz var?!
Kim bilir ne geçiyor aklından? 

NOT: Gene gidilecek yerlerden biri mutlaka. Ama… Ben çok memnun ve severek ayrıldığım yerlere ikinci kez gidemiyorum. İkincide işin tılsımı kaçar diye. O kadar çok büyülü yer var ki kafamda, kıyamıyorum o güzel anılarının bozulmasına...

Esas Not: Çoğu fotoğraf bana, en güzel olanlar ise aile üyelerinden A.Ö'e aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayınız.

Devamını Oku »

Ischgl Diye Bir Yer

Ischgl’a gitmemizin sebebi içinde az sesli harf barındırması.

austria


Değildi elbette…

Türkiye’de sömestre tatili bitti, şimdi burada başlıyor. İsviçre dolaylarında bu tatilin adı da ‘Sports Holiday’ olarak geçiyor; bahsetmiştim yani spor tatili. Spordan kasıt ise kayak (ya da snowboard).

Gerçi, snowboard öncesinde mutlaka kayak bilin deniyor. Yani çocuklar erken yaşta kayağa başlayabiliyorlar, 3 yaş örneğin. Snowboard-a başlama yaşı ise daha geç. Bu sebeple İsviçreliler de önce kayak yapmayı öğreniyorlar.

Biz de spor tatilini anlamlandırmak için tıpkı geçen sene olduğu gibi bir hafta kayak tatili planladık ailecek. Geçen kış gittiğimiz otel Buchau’dan çok memnun ayrılmıştık; ama bu kez yeni bir yer deneyelim istedik. Komşu tavsiyesi; Ischgl kasabası, Tirol bölgesinde ve Avusturya’nın batı Alpler’inde yeralıyor.

İşin gerçeği, çocuklu bir ailenin tavsiyesi ile gittiğimizden araştırmadan burayı seçtik. Yoksa Avrupa’nın en ünlü kış ve kayak partileri destinasyonu olduğundan değil!

Neyse ki sezon uzun. Kapanışta yani Mayıs’in ilk hafta sonu ‘extremely wild’ olarak bilinen partiler yapılırmış. Sanıyorum biz çocukların okul tatili döneminde o vahşi, çılgın ve coşkulu partilere denk gelmeyiz bu Avrupa’nın parti başkenti Ischgl’da. Dileğimiz, çocuk dostu otelimizde gündüz kayak, kızak ile dağda veya spa-da takılıp akşamları şömine başında çay yudumlamak.

Belki bir ihtimal gece de kızak yapmaya gideriz ailecek, olsa olsa en ‘wild’ bu olur bize. :)

AUSTRIA ski
Kayak pistleri * Ischgl

Iscghl’daki kayak pistlerini buradan izleyebilirsiniz. %70 eğimli siyah pistin yanı sıra, İsviçre’ye dek uzanan en geniş kayak bölgesi olduğundan aileler için de uygun yerleri bulunuyor. Samnaun diye bilinen alan, Alpler’in en büyük kayak pisti, toplamda 238 kilometre uzunluğundaki pistlere 45 mekanik teleferik hizmet veriyor. Biz fazla açılamayız; ama kayak uzmanları için önerilir.

Bu kez çocuk dostu otelimiz Alpenresidenz Ballunspitze. Önümüzdeki hafta sık sık İnstagram’dan paylaşımlarımı göreceksiniz.
Devamını Oku »

Davos ve Klosters için Kayak Önerileri


Davos ismini duyunca herkesin aklına İsviçre’den daha çok gelen şey: World Economic Forum olsa gerek.

Klosters ise Prens Charles’in 35 yıldır her sene kayak için gittiği yer… Kraliyet ailesi üyelerinin kayak öğrendiği dağların bölgesi de diyebiliriz. Öyle ki teleferiklerden birkaçına 'Prince of Wales' damgası vurulmuş!

Fotoğraf: http://www.hellomagazine.com/
Prens ve prensler... Fotoğraf: http://www.hellomagazine.com/

Davos Klosters, dağ turizminin Alpler’deki en eski tatil bölgelerinden sayılıyor. Yazın 700 kilometrelik yürüyüş rotaları, kışın 300 kilometrelik kayak pistleri ile her mevsim ziyarete açık.

Zürih’ten Klosters’a da, Davos’a da trenle ulaşmak mümkün. Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. St Moritz’den ise 1 saat uzaklıkta.

Otellerde konaklıyorsanız Davos-Klosters Guest Card otomatik olarak size takdim edilir. Bölgedeki otobüslerde ve trenlerde ücretsiz ulaşım sağlar. Yazın ise dağlara çıkan teleferikler de bu kartla ücretsiz. Malesef kayak sezonunda teleferik ve liftler misafir kartınız olsa bile ücrete tabi; ama bazı liftlerde ufak bir indirim sağlayabilir.

Davos’a kayağa gidilir mi?
Güneş sevmeyen Alaz ve Davos'un merkezi
Davos, Avrupa’nın en yüksek şehri. Fakat, tipik bir kayak kasabası değil. Şehir… Dükkanları, restoranları, bankaları, kumar da oynanabilen otelleri var. Yine de tipik bir İsviçre şehrinde görüleceği üzere bir adım ötesi orman, bayır, dağ yani doğadasınız.

Davos - Klosters bölgesi 6 farklı kayak merkezinden oluşuyor. Her dağ ve dağın sunduğu kayak deneyimi farklı. Kayarken birinden diğerine geçmek imkansız. Fakat her dağ oteli ve teleferik merkezi arasında sürekli işleyen otobüsler var. Civarda kalarak her gün faklı dağa gitmek ve günü kayarak orada geçirmek sorun değil.

Davos Klosters Kayak Deneyimi
Kim pistte kim değil, hiç belli değil...

Bu bölgede pistte değil, dağda kayıyorsunuz desek daha doğru olur. Açık geniş alanlar ile off-piste kayak buranın meşhur olma nedenlerinden biri. 50 kilometrelik arazide herşey serbest.

Aileler ise buradaki deneyimin en önemli parçası. Çocuklar her yerde. Açık ve kapalı özel oyun alanları, magic carpet denilen yürüyen merdiven şeklindeki basit kayak teleferiği çocuklara sağlanan ücretsiz olanaklardan birkaçı.

Teleferik ve liftler de 6 yaş altı için ücretsiz.

Bilmediğimiz bir bölge için en güzeli birkaç saatliğine özel kayak öğretmeni tutmak. Hem bölge, hem pistler, hem de kayak hakkında mutlaka birşeyler öğreniyorsunuz. Biz de Alaz ve kuzeni L’ye özel hoca tuttuk ilk gün. O kadar hoşlarına gitti ki, ertesi günü biraz uğraşsak da tekrar aynı öğretmeni ayarlayabildik.

Bölgedeki Dağlar
Madrisa: Aileler için müthiş uygun ve en geniş çocuk oyun alanını içeriyor. İlk kez kayanlar ve deneyimi az olanlar için çok uygun. Bizim kalabalık ailemizle gittiğimiz yer de burasıydı; ayrıntıları şu yazımda bulacaksın.


Parsenn: Her dereceden kayakçı için uygun ve bölgedeki en geniş kayak merkezi. Diğer dağlara göre daha az çocuk dostu olduğu söyleniyor. Tecrübeli kayakçılar için. Çocuksuzken gittiğimiz bu kayak merkezi ile ilgili önerileri burada bulabilirsiniz.

Jacobshorn: Snowboard alanı ve kar parkı ile bölgedeki en havalı yerlerden. Gençlerin ve kendini genç hisseden yetişkinlerin popüler mekanı. Dağın eteklerinde Bolgen denilen çocuk dostu bir alan da mevcut. T-bar kontrol görevlisi çocuklara göz kulak olurken güneşlenme terasında bira/kahve de bulabileceğimiz nefis bir yer.

Pischa: Bu geniş kayak alanında müthiş manzaralar görmek mümkün. Pistler kırmızı ve mavi renkli yani orta seviyede kayakçılar için ideal. Çocuk oyun alanı var; ama kayak için okul yaşındakilere daha uygun pistleri.

Rinerhorn: Her düzeyde kayakçıya uygun; free riding ve devasa toboggan (tahta kızak) pisti olanaklardan ikisi. Çarşamba akşamları ailecek kızak kayma imkanı da var.

Schatzalp: Avrupa’nın ilk ‘slowed down’ yavaşlatılmış kayak alanı diye geçiyor. Drag-lift ve yumuşak eğimleri ile biliniyor. Tüm bölgedeki teleferikleri ve liftleri kullanmak için satın alınan Regionalpass burası için geçerli değil.

Davos-Klosters arası tren yolculuğundan

Kayak benim işim değil diyorsanız, karda yürüyebilirsiniz. Düzenlenmiş kar yürüyüş rotaları, donmuş gölleri de var bu bölgenin. Yine de sıcak isterim diyorsanız 140 yıllık geçmişi olan spa-da suyun iyileştirici etkilerinden faydalanmak en güzeli. Doktorlar bir dönem hastalarını, şifahane diyerek bu bölgeye gönderiyorlarmış.

Ödüllü restoranları, en karizmatik barları ve clubları ile gündüzün yanı sıra gece hayatı da oldukça hareketli bu popüler bölgede. Bizim 16 kişilik ekibimiz bile parlayan yıldızlar altında yürüyüp, en lezzetli yemekleri tattı 7 aylıktan 79 yaşına… Ayrıntılar yarın burada...
Devamını Oku »

Hürlimann Termal Banyolar




Yağmurlu bir günde, şehirde yapılacak en güzel şeylerden biri müze gezmek değildir. Termal banyoları ünlüyse o şehrin, çocukları da alıp spa keyfi yapmaktır...

Eski Hürlimann bira imalathanesinin olduğu yerde Zürih’in en güzel manzarasına sahip termal bir havuz var. Suyu direk olarak Zürih’in altındaki ‘Aqui’ kaynağından geliyor ve çok değerli mineraller içeriyor. Termal spa-ya ulaşan su sıcaklığı 35 - 41 santigrad derece arasında değişiyor. Ilık su vücuda şifa, sağlık ve rahatlık veriyor.

Hürlimann Termal Banyolar

Termal havuz için seçeneklerden biri, eski imalathanenin olduğu 100 yıllık taş duvarlar ile kaplı yeraltı banyosu. Birbiriyle bağlantılı 3 tahta havuzdan oluşuyor. Masaj jetleri, baloncuklar çıkaran alanı, vücudun farklı bölgelerine masaj sağlaması en güzel yanı. Üstelik bazı kenarlarda banklar ve hatta yataklar var su içerisinde. Bu yeraltı kısmında, su altında müzik duyulan meditasyon havuzu, buhar banyosu, sauna da bulunuyor. Islak ve kuru farklı temalarda saunaların bulunduğu Irish Roman Bath denilen bölüm ve masajlar ise ekstra ücretli.

Diğer seçenek ise Zürih’i panoramik izleyebileceğiniz terastaki sonsuzluk havuzu. Kar, yağmur yağarken dağları izleyip üşümeden, termal su içinde ve açık havada bulunmanın keyfi ayrı.

Terastan manzara

Katlar arasında bir de ufak bistro var; Procecco veya Lassi içmek için ya da nefis tartlarından yemek için mola verebilirsiniz.

1 yaşından itibaren çocukların da girebildiği termal banyolar için maksimum yaş sınırı yok. Her gün sabah 9 - akşam 10 arası açık. Hafta sonları kalabalık oluyor ve öğleden sonra kapıda bir süre beklemeniz gerekebiliyor. Irish Roman Bath’a sadece 16 yaş ve üzeri girebiliyor. Salı günleri ise 'Ladies Only’...

Günlük giriş ücreti 36CHF, 7 yaş altı ücretsiz. Dilerseniz mayo ve havlu kiralayabiliyorsunuz. Daha önce kaldığımız, bira şişeli avizeleri ve dev kitaplığıyla aklımızda yer eden B2 Boutique Hotel misafirleri için spa bölümüne direk geçiş var.

Yaz günü gittiğimizde keyfi ayrı...

Alaz ile ilk gittiğimizde 3 yaşında yoktu; açık havadaki sonsuzluk havuzunda epey güzel vakit geçirmiştik; ama aşağıdaki loş termal banyoyu sevmemişti. Ben de o sıralar Beliz’e hamile olduğumdan kapalı spa ve saunada çok vakit geçirmemiştim. Mevsim de yaz olduğundan terastaki termal havuz favorimizdi.

Teras havuzuna çıkış, eksi 10 dereceye yani...

Bu kez kar yağarken, annem, Alaz ve 2 yaşındaki Beliz ile beraber gittik. Hava buz gibi olmasına rağmen açık havadaki havuzdan ayrılamadık. Buhar sebebiyle bazı anlar göz gözü görmüyordu. Çocuklar ise havuz dışına çıkıp suya atladılar sürekli. Onlardan sıçrayan sular ile benim başım ve kulaklarım donuyordu halbuki!

Yer altındaki spa alanında da daha uzun süre vakit geçirebildik bu kez. Ark şeklindeki taş ve tuğla tavanların altında, tahtadan geniş havuzlar birbirinin içine geçili. Üç farklı bölümde farklı bölgelere masaj yapan su çıkışları var. Hatta oturduğunuz yerde bile su masajına maruz kalıyorsunuz.

Hafta sonu sabahtan gittiğimizden çok kalabalık değildi. Öğleden sonra çocuklu ailelerin sayısı artmaya başladı. Rahatlama amacıyla çocuksuz gidecekler için hafta içini ve akşam saatlerini öneririm. Evlilik yıldönümü için gelenlere de :)

Otel ve Spa, otel sitesinden alıntı fotoğraf

Orta yaş üzeri çiftler çok olduğu kadar, gençlerin de sayısının fazla olması en ilgincime giden şey oldu. Biz kendi ülkemizde kahve - yemek için biraraya gelirdik üniversite zamanı. Oysa burada üniversiteli gençlerin kız/erkek arkadaşlarıyla veya kalabalık grup olarak da termal banyolara geldiğini gördüm. Kültür farkı olsa gerek. Bizim çocuklar da belki böyle alışacaklar…

Duş ve giyinip-soyunma alanları da oldukça geniş ve kullanışlı. Bebekler için bez değiştirme bölümü de var. Değişik bir deneyim için mutlaka gidin.

Anneanne ve torunlar; su 37 hava -10 derece...

* Termal banyolar için ayrıntılı bilgi burada: http://www.thermalbad-zuerich.ch/

* Daha önceki gezimiz için bu yazıya bakabilirsiniz: http://www.gezginanne.com/2014/06/zurihten-bildiriyorum.html

NOT: Fotoğraflar bana aittir, lütfen izinsiz paylaşmayın...


Devamını Oku »

İsviçre Siren Sesleriyle İnliyor!

Yaklaşık 15 dakika önce siren sesleri duyulmaya başladı. Hala da devam ediyor. Neyse ki nedenini biliyorum...



İsviçre, bugün 1 Şubat'ta ulusal siren sistemini kontrol ediyor. (Normalde her sene Şubat'ın ilk Çarşamba günü)

Ülkede 7200 siren var; acil bir durumda tüm ulusu bilgilendirmek için. Doğal afetler, seller, nükleer enerji santralinde acil durum veya savaş tehdidine karşı bu sirenler ile halk haberdar edilecek.

Sirenler aslında 2. Dünya Savaşı sırasında yerleştirilmiş. İsviçre, barajlarının bombalar yüzünden tehdit altında olduğuna karar vermiş. Soğuk savaş sırasında ise siren sisteminin dayanıklılığı arttırılmış. Paranoyak İsviçreliler, iki ateş arasında kalmaktan ve nükleer ataklardan korkuyorlarmış. Savaşlar bitse de sistem varolmayı sürdürüyor.

İki çeşit siren sesi var. İlki genel bir felaket uyarısı için, 1 dakika boyunca sürekli uyarıyor. İkincisi ise, baraj yakınlarında oturanları olası bir sele karşı uyarmak için, 12 kez yirmi saniye süren kesikli siren sesi.

Her Şubat ayının ilk Çarşamba günü sirenler tüm ülkede test ediliyor. Genel felaket uyarısı için öğle 13:30'da başlayıp yarım saat sürüyor. Baraj yakınlarında ise saat 14:00 sonrası siren testi yapılıyor.

Sirenlerin ne gün ve saatte test edileceği günler öncesinden haber veriliyor gazetelerde ve televizyonlarda. Yine de ilk kez duyanlar için heyecan verici olabilir. Yapmanız gereken ise, İsviçreliler gibi olayı kaile almamak ve işinize devam etmek.

Ya da benim gibi oturup bu konuda birşeyler karalayabilirsiniz.

Ya Alarm Gerçekse?

Eğer bu genel alarm sesini duyduğumuzda Şubat'ın ilk Çarşamba günü değilse, felaket kapımızda demektir. Radyodan açıklamaları ve talimatları dinlemememiz, komşuları uyarmamız ve söyleneni yapmamız gerekiyormuş.

Baraj çevresinde duyulan sel uyarısını yani kesikli sireni duyarsak, talimat beklemeden kaçmamız gerekiyor!

2007'de Bern'deki Aare Nehri tehlikeli seviyeye ulaştığında sirenler çalmış ve alarm gerçekten de verilmiş.

Tabii artık 21. yüzyılda siren yerine daha modern şeyler de kullanılmalı değil mi? Yeni bir cep telefonu uygulaması, Alertswiss sistemi, ile doğal felaket veya terör atağı durumunda uyarı ve talimatlar telefonumuza mesaj ile gelecek. 2018'de kullanımda olacak deniyor.

Kaynak: http://www.thelocal.ch/20170127/switzerlands-annual-siren-testing-whats-it-all-about

Devamını Oku »

Frau* Notları: Ölmeden Önce Görülecek 1000 Yer...

Geçen gün Zürih'in en ünlü kitapçılarından Orel Füssli'de karşıma çıktı bu İngilizce kitap: '1000 Places To See Before You Die'. Genelde buralarda Almanca dışında kitap bulmak zor da bu sebeple İngilizce olduğunu belirttim.

          

'Londra'da en çok neyi özlüyorsun?' diyorlar arada. İşte ilk 5'e girer bu kitapçı gezinme, doya doya kitaplara bakma, oturup birkaç sayfa kitap okuma, hatta okurken de kahve içme olayı.

Bir keresinde Zürih kitapçılarında Alaz ve kuzenleri çocuk kitaplarına bakıyorlar diye satış görevlisinden azar işittiler. Yeni taşınmıştık Zürih'e de, nasıl bozulmuştum! Neyse işte Londra'da kitapçıda gezinmek çok başka bir şey. Anlatılmaz, yaşanır...

Neyse, bu kitap New York Times Best Seller listesinde 1 numarada. Bu tarz kitapları satın almıyorum; çünkü Google'da aratınca zaten karşıma çıkıyor bu tarz listeler. Bir de İngilizce kitaplar çok pahalı Zürih'te. Herşey pahalı da, kitapları Amazon.com'dan almak epey avantajlı oluyor burada. Halbuki Londra'da '3 al 2 öde' türü kampanyalar olurdu en çok satanlarda bile. Sırf bu yüzden bile gidilir.

Tabii kitabı görünce dayanamadım. Haydi bir sayfa açayım bakalım neresi çıkacak dedim içimden merakla. Daha birinci hakkımda 'Kyoto' çıkmaz mı?

Kyoto: Bir zamanlar Japonya'nın başkenti olan şehir. Budist tapınakları, bahçeleri, sarayları ve tahta evleriyle ünlü hem de. Honshu Adası'ndaki bu yer geyşaları ile de nam salmış.

Fakat asıl önemlisi, bizim 2017'deki uzaklara gidelim temasında seçtiğimiz ülke Japonya! #12Ayda12Gezi hedeflerinin 2017 için ikinci kesinleşmiş planı. (İlki Şubat'ta Ischgl Avusturya'daki kayak tatili) Japonya'ya gitmişken de zaten Kyoto görülmeden dönülmez, değil mi? Tesadüfün bu kadarı diyerek şunu önereyim; karşınıza çıkan bu tür kitaplarda siz de bir sayfa çevirin. Fakat, ilk açtığınız sayfa önemli ona göre... 'Bu sayılmaz!' demek yok! (Kitaba bakmak isterseniz soldaki resmi tıklayın)

Ayrıca düşündüm de, ölmeden önce göreceğimiz o 1000 yere gidip, görmek sanıyorum bir ömür boyu gezmek demek. Normal bir insan, işi seyahat olmadığı sürece, senede kaç kez yeni bir şehir görebilir ki? Bakınız geçen seneki ilk #12Ayda12Gezi amacıma ulaşmıştım. Hatta yılda 12 yeni şehir görebildim diye kendimi şanslı hissettim. Ya siz?

Mühendislik kafama sorarsak:
16 yaşımda dünyayı gezmek bilincine varsam ve 60 sene bunu gerçekleştirsem bile; (yazar burada 76 yaşından sonra yılda 12 kez seyahat edemeyeceğini öngörüyor) yani:

60 (sene gezmek) x12 (yılda yapılan gezi sayısı) = 720 yapıyor. Biraz zorlama ile 1000'e çıkabilir belki ne dersiniz? Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler... :)


* Frau : İsviçre'de ve tabii Almanca'da kadın demek.

Devamını Oku »