Bir Günde Londra!


Aslında 30 saat Londra'daydık; ama 6 saatini otelde uyuyarak geçirdiğimizden 24 saate tekabül ediyor.

Uçağımız Londra saati ile 10:40'ta Luton Havaalanı'na indi. Valizimiz olmadığından, bir el çantası ve bir sırt çantası ile yolculuk yaptığımızdan, hemen havaalanından çıktık.

Luton Airport: Havaalanından çıkmadan önce tren biletini alırsanız, Luton Airport Parkway denilen tren istasyonuna dek servis, ücretsiz. Aksi takdirde 4 yaş üzeri, ücretli. Kişi başı 2.10 İngiliz Sterlini. Luton havaalanında yenileme çalışmaları ve çevresinde inşaatlar devam etmekte.

Southbank'ta Elsa ve şirinler
Şehre vardığımızda, London Blackfriars İstasyonu'nda indik. İşe gidip gelirken kullandığım, her gün geçtiğim istasyondu. Tabii şimdi yenilendiği için çok da modern olmuş. Burada indikten sonra Southbank'ten London Eye'a doğru yürümeye başladık. İkimiz de 'İngilizce' duyuyor, duyduklarımızı anlıyor olmaktan ötürü çok mutluyduk. İsviçre'de genelde duyulan dili anlamıyorum ya ben!

Gri Londra'da kırmızı otobüs izleme
Oxo Tower'ı geçince, Thames Nehri sularının çekildiği kumlara heykeller yapanları izledik. Alaz'ın çok ilgisini çekti. Ardından National Theatre önündeki ufak kayalık görünümlü taşları sordu. 'Sen bunlara tırmanamıyordun', deyince koşup tırmandı neşeyle. Southbank Centre altında kaykay, paten kayanları gösterdim. Eskiden merakla izlerdi. Hafta sonu kurulan ikinci el kitapçılara bakıp, öğle yemeği için eski komşumuz hem arkadaşımız ile buluşmak için Giraffe'a yöneldik. Tabii ben her yeri Zürih gibi sandım; Londra'da kapıda, masaya oturmak için sıra olduğunu ve bunun için isim aldıklarını nasıl da unutmuşum!

Çocuk dostu şehir, Londra
Giraffe sonrasında hep birlikte London Eye'a doğru ilerledik. Alaz onu sorup duruyordu nerede diye! Jubilee Gardens önündeki sokak sanatçılarını izledik bir süre. Ardından çocukları oldukça korunaklı, dışarı bile kaçamayacakları oyun parkına saldık.

(Tabii biz bu arada arkadaşlarımızla hasret giderdiğimizden, oturup sohbet ettiğimizden bu kısım uzun sürdü, siz bu sürede Sea Life Aquarium veya Westminster, Big Ben hatta St James's Park ve Buckingham Palace'a yürüyebilirsiniz. Evet, hepsi yürüme mesafesinde...

Lego Batman ve hayranı
Akşam üzeri onlardan ayrılıp Hungerford Bridge'den geçerek Trafalgar Square'e yürüdük. National Portrait Gallery de burada. Meydanda yine sahne kurulmuştu ve bir takım kutlamalar vardı. Oradan Leicester Square'e (lestır diye okunur) yöneldik. Çünkü biri dünyanın en büyük Lego mağazasını görmek için can atıyordu. Kapısında 20 dakika bekledik, sıra vardı. Sonra içerde doya doya lego baktı. Sondaki videoda detaylı görebilirsiniz. Kendi fotoğrafımızı çektirip lego olarak almak istedik; ama öncesinde randevu almak gerekiyormuş, bilginize...

Trafalgar Square
Oradan Chinetown'a el sallayıp Picadilly Circus'a yürüdük. Tube'e (metroya tube deniyor) bindik ve otele gidip fazla eşyaları bırakıp yarım saat içinde tekrar çıktık.

Aslan Kral, Lion King müzikali
Akşam 19:30'da Covent Garden'da olmamız gerekiyordu Lion King / Aslan Kral müzikali için. Ucu ucuna yetiştik; ama bu sırada akşam yemeği yemeye zaman kalmamıştı. Müzikalin arasında atıştırmalık birşeyler aldık. Dil İngilizce, sahne uzak, biz balkondaydık. Sabah 6'dan beri de ayaktaydık. Yine de akşam 10'da Alaz hala pür dikkat izliyor, 'istersen uyu' dememe rağmen kucağıma yatmayı reddediyordu. Hatta Elsa ile ilgili bazı esprileri bile yakalamış!

22:30 gibi Covent Garden'da sarhoş kızlar, turistler ve müzisyenler arasından geçerek metroya atlayıp otele gittik. Metroda Alaz'ı gören şaşırıyordu; çünkü Londra'da akşam 8'den sonra çocuklar ortalıkta olmazlar pek. Alaz tabii ki metronun sallantılarına karşı koyamadı ve uyudu ya da yorgunluktan bayıldı.

Otel odasında Lego!
Otele varınca ben kendimi yatağa atarken, o oturup Lego yaptı! Saat gece yarısıydı yatmaya ikna ettim.

Sabah 6'da ben gözümü açtım, saat farkı diyelim... Benden 5 dakika sonra da Alaz uyandı. Kalkıp lego yapmaya devam etti. Holiday Inn Kensington'da kaldık; oda çok küçük, tipik sıkıcı bir otel odasıydı; ama kahvaltı muhteşemdi. Peynir, domates, taze meyve ve tabii ki fasülye, sosis, kızarmış ham ve domates ile tipik English Breakfast da vardı. Bu otelde kalmanın en iyi yanı müzeler bölgesine, Science Museum, Natural History Museum ve V&A Museum'a yürüme mesafesinde olması. Bu sebeple, otelden çıkıp Cromwell Road'da 5 dakika yürüyüş ardından Doğal Tarih Müzesi'ne girmek için bekliyorduk.

Natural History Museum, mavi balina
Eskiden böyle değildi; müzeye girerken çantaların içine bakılıyor, gerekirse üst-baş aranıyor, tek tek içeriye alınıyor ziyaretçiler. Bu yüzden sabah saatlerinde kapıların önünde uzun sıralar olabiliyor.

Natural History Museum
İçeriye girdikten sonra ilk işimiz dinazorların yanına gitmekti; ama o sırada devasa mavi balinanın yanında bulduk kendimizi. Ardından insan vücudunun işlemesi bölümünden geçtik. O sırada komik aynalar olur ya, onlara takıldı Alaz. Nasıl güldü kendine anlatamam!

Nihayet, dinozorlara geldik. Tabii bir tadilat söz konusuydu bu kısımda. T-Rex'in sesi yankılanıyordu. Alaz elime yapıştı. 'Anne, gidelim burdan!' Dinozor görmeye gelmiştik ama? Onun gerçek olmadığını anlattım, çizgi filmlerdeki gibi olduğunu falan. Tabii karşısında ağzını açan, bağıran ve hareket eden dev bir T-Rex görünce, Alaz çığlığı bastı. Halbuki ondan küçük yaşta bir kız, önünde babasına poz veriyordu!

Alaz'ın korkulu rüyası

Alaz'ı koşar adım dışarı çıkardım. Diğer dinozorlara bakmadı bile. Siz bakın; ama harika bir bölüm. Sonra olaylar şöyle gelişti:

Anne: 'Şimdi hangi bölüme gidelim?'
Alaz: 'İnsanın nasıl oluştuğuna bakalım mı? En çok onu merak ediyorum'
Anne: 'OK!'

Natural History Museum, Dünya'nın oluşumuna doğru
Tekrar insan vücudunun işlemesini gösteren bölüme geldik. Bu kısımda anne ve baba, sperm ve yumurta hatta bebeğin doğal yolla doğumu detaylı olarak anlatılıyor. Bakınız en sondaki video...

Alaz: 'Bunu demedim, ilk insan nasıl oluşmuş?'
Anne: 'Hmm. Sanıyorum onunla ilgili de birşeyler bulabiliriz'

Sonra dünyanın toz bulutu ve ateşten oluştuğu bölüme gittik. Evren, yanardağlar, depremler, dünyanın oluşma evreleri derken yanında evrim teoreminin anlatıldığı bölümü gördüm. Milyon yıllara göre kafatası iskeletlerini yerleştirmişler ve en üstte de insanın iskeleti var.

Natural History Museum, Evrim?
Anne: 'Bak Alaz, bu çizgiler 7 milyon yıl öncesinden bugüne doğru zamanı gösteriyor. Bunlar da kafatasları. En üsttekini tanıdın mı?'
Alaz: 'Hı hı, insan!'
Biraz daha inceledi. 'Hmm, anladım' dedi. 'İlk insanı anladın mı nerden gelmiş?' dedim. 'Evet, artık gidebiliriz' dedi. Başka da birşey konuşmadık.

Kensington'da dolaşıp metroya atladık gene. Vakti olan Victoria &Albert Museum veya Science Museum'u da görmeli mutlaka.

Favori mekanım
Covent Garden'daki en sevdiğim kitapçıya gittik. Hem kahve içtim, hem kitap baktık; Stanfords. Pazar günü her yerin açık olması ne muhteşemdi - Zürih'le kıyaslamaca!

Civardaki alışveriş mağazalarında indirim vardı; ama yanımızda bir kol çantası, bir sırt çantası bir de lego ve kitap içeren torba olduğundan, valizsiz seyahat ediyorduk, alışveriş yapamadık. Sokak sanatçılarını izledik ve Apple Market'e açılan kendisini yıllardır çok beğendiğim, hatta evimde imzalı kitabı olan Jamie Oliver'ın yerinde yemek yedik.

Covent Garden
London Transport Museum'a götürdüm Alaz'ı. 'Bak burası senin en sevdiğin müzeydi, hatırladın mı?' Giriş ücreti olan nadir müzelerden; ama Londra'da yaşıyorsanız bilet almaya değer. Bir yıl içinde aynı biletle sayısız kez ziyaret etmek serbest.

Öğlen 15:00 gibi St Pancreas International'dan Luton'a gitmek için trene bindik. Buradan Belçika ve Fransa için Eurostar hızlı trenleri de kalkıyor. Yanındanki King's Cross'tan da İngiltere'nin kuzeyine giden trenler kalkıyor.

Luton Airport
Alaz sonunda kucağımda uyuyakaldı. Havaalanında bu yüzden biraz huysuzdu; yemek ve içmek istemedi. Uçakta ben kitap okurken, o da yeni legosu ile oynadı. İsviçre'ye inince saat farkından zaman kaybetmiştik; ertesi sabah okulu olduğundan koşar adım trene binip evin yolunu tuttuk.

Trende 'Anne, ben Londra'yı çok özledim şimdiden' dedi...

Aşağıdaki videoda gezimizin özetini de izleyebilirsiniz...


Devamını Oku »

Frau'dan Notlar!

İsviçre'de yaşamaya dair notlarım...



  • Geçenlerde Alaz'ın öğretmeni ile toplantı yaptık. Yaşıtlarından 1 sene erken başladı Kindergarten denilen ana sınıfına ve şimdi eğer hazırsa seneye ilkokula başlayacak. Fakat ben, yaşına uygun gitsin diye bir sene daha Kindergarten okumasını önerdim. Öğretmeni ise bu sene başlayabilir, dedi. İkna oldum mu olmadım. Çünkü çocuğumuz kafaca hazırmış, öğretmeni daha iyi yorumladı tabii; ama fiziksel ve duygusal olarak tam orda değilmiş. Çünkü 1 yaş, 5-6 yaş grubu için büyük bir fark.

Neyse, o bize görev verdi. Alaz sabah okula kendi gidecek, okuldan kendi dönecek. 900 metre yol, bir cadde de geçiyor. Yaşı 5.5 henüz...

Evde istemediği işleri de yapacak. Örneğin mutfakta bulaşık makinesi boşaltacak, odasını toplayacak, sofrayı düzgün bir şekilde kuracak, çamaşırlarını yerleştirecek, kendine meyve hazırlayacak, vs... Çünkü okula başladı mı istediği dersi dinleyip, istemediğini dinlememek, ödevlerini yapmamak gibi bir şansı olmayacak.

Dün başladık ciddi ciddi görev dağılımına ve okula yalnız gidip gelmesine. Daha önce de keyfi olarak okula gidip gelmişti yalnız; ama genelde babası bırakıyor, ben gidip alıyordum.


  • Bu sabah e-posta geldi okuldan. Seneye ilkokul 1'den itibaren okul binası değişiyor. Çocukların da okula yayan gitmesi bekleniyor, tüm yol da yokuş yukarı. Bizim evden okula yürüme mesafesi tam 2 kilometre olacak, yokuş yukarı. Şimdiden, bir sonraki öğretim yılı için çocuklara eşlik edecek gönüllü veli topluyorlar. Her sabah iki veli eski okul bahçesinden belli bir saatte ayrılacak ve çocuklar da yolu öğrenene dek, ilk 3 hafta, veliler eşliğinde okula tırmanacaklar. Her güne ayrı bir veli olsun, demişler. Biri biziz, bakalım kaç gönüllü çıkacak?


  • Bir de doktordan randevu istedim, genel kontrol için. Bana 2 ay sonrasına randevu verdi. İsviçre işte... Doktorlar bile part-time çalışıyorlar. 



Devamını Oku »

En Keyifli 15 Yunan Adası

Yaz geliyor. Uzun tatil programı yapamayanlar ya da güneyde tatil beldelerinden kısa kaçamaklar yapmak isteyenlerin aklına gelen ilk yerler tabii ki Yunan Adaları. Denizin mavisi, kumsalın beyazlığı, mimarinin eşsiz örnekleri ve de tabii meşhur Yunan sofraları 1 ya da 2 saatlik uzaklıkta, tabii ki bizi çekiyor. Yunan Adaları her mevsim dünyanın dört bir yanından turistleri kendine çekiyor. Tanıtımları, farklı havası ve eğlencesi ile rutin tatillerin dışına çıkmak için işte size 15 Yunan Adası önerisi…



Sakız (Chios)
Çeşme’den feribotla 50 dk, hızlı katamaran ile 20 dakika sonra Sakız adasındasınız. Sakız Adası, Yunan dilinde mastika adı verilen sakız ağaçları ile meşhur. Harika mezeler, uzolu sofralar ve mis kokulu ev yapımı sabunlar size mistik bir atmosfere çağırıyor.

Santorini
Santorini adasına Bodrum’dan Kos Adası’na geçerek aktarma ile gidebilirsiniz. Bu arada kısa süre de olsa Kos adasına da uğramış olacaksınız. Dilerseniz kendi teknenizle de gidebilirsiniz. Dik bir yamaç üzerine kurulu kar beyazı evleri ve ç,v,t mavisi çatılarıyla ünlüdür. Diğer adalar gibi kalabalık, telaşlı değil, sakin ve huzur doludur. Yakınlarda balayı planlarınız varsa, bu ada tam size göre!

Midilli (Lesvos)
Yunan adaları arasında en büyük ve güzel adalardan biri olan Midilli'ye Ayvalık’tan günlük feribot seferleriyle sadece 90 dakikada ulaşabilirsiniz.

Osmanlı Çarşısı’ndan hediyeler alabilir, Barbaros Hayrettin Paşa’nın memleketi Ayasos’u gezebilir ve ünlü seramikleri hayranlıkla izleyebilirsiniz. Midilli Adası; doğası ve tarihi güzellikleriyle ön planda olan ve Türkiye’ye yakınlığı açısından da popüler bir ada konumundadır.

Patmos (Batnaz)
En kutsal Yunan adası olan Patmos, mimari olarak bizim hiç de yabancı olmadığımız Bodrum’u andırıyor. UNESCO Evrensel Miras Anıtı listesinde yer alan Patmos, Hıristiyanların 7 hac bölgesinden birisi. Bodrum'dan 20 dakika süren bir feribot yolculuğu ile Kos Adası'na gidebilir, buradan aktarma yaparak 2 saat 35 dakika süren bir yolculukla Patmos'a gidebilirsiniz.

Mykonos
Yunan adalarına gitme amaçlarınızdan birisi de doyasıya eğlenmekse Mykonos sizin için en doğru yerdir. Türk ve yabancı turistler sabahlara kadar süren eğlenceler için Mykonos’u tercih ediyor. Beyaz badanalı evleri, çiçeklerle süslü daracık sokakları ve turkuaz rengi deniziyle bu ada sizleri bekliyor.

Samos (Sisam)
Beyaza boyanmış klasik Rum evleri, Kuşadası’ndan hızlı feribot ile 50 dakika, normal feribot ile 75 dakikada sizi bekliyor. Yunanistan’ın en çok turist alan adalarından biri olan Samos Adası denizi ve doğal güzellerikleriyle ünlü. Hera Antik Tapınağı, ünlü matematikçi Pisagor’un kasabası, tertemiz plajlar, yemyeşil doğa hepsi Samos’ta sizi bekliyor.

Delos
Parlak anlamına gelen Delos, ada olarak tam bir arkeoloji hazinesi gibi.

Mitolojik Tanrı Apollon ile mitolojik Tanrıça Artemis’in doğum yeri Delos’un etrafı daire şeklinde adalarla çevrilmiş. Süslü evler, tapınaklar ve açık hava müzesi görüntüsüyle Delos, görülmeye değer. Ancak Delos adası üzerinde yerleşim yok. Bu adaya Mykonos’dan günübirlik tekne turları ile gidebilirsiniz ancak adada kalmak yasak. Belli bir zamanda ayrılmanız gerekiyor.

Rodos

Rodos, tam anlamıyla medeniyetlere, ünlü şövalyelere ev sahipliği yapmış doğal güzelliklere sahip bir Yunan adası. Marmaris’ten Rodos’a artık 2 saat 30 dakikada değil, hızlı katamaran ile sadece 1 saatte ulaşabilirsiniz. İsterseniz şirin plajlarda, isterseniz lüks tatil mekanlarında yılın 300 gününü güneşli geçiren Rodos adasında tam bir tatil cennetini hissedebilirsiniz.

Simi (Symi)
Simi adası, yamaç üzerine kurulmuş tam bir neoklasik yerleşim örneğidir. Büyüleyici bir limana sahip olan Simi Adası’na iki şekilde ulaşabilirsiniz. Bodrum-Simi ya da Datça-Simi feribotları ile. İsterseniz Simi Adası’na Kos Adası’ndan da Yunan feribotları ile geçebilirsiniz.

Paros

Paros; zeytin ağaçları, üzüm bağları, eğlence mekanlarıyla hem uygun fiyatlı hem de unutulmaz bir tatil imkanı ile ulaşılabilir bir Yunan Adası’dır. Tertemiz plajları, sakin ve sevimli köyleri, beyaz badanalı evleri ve korunmuş doğallığıyla gelenleri etkiliyor. Jet sosyetenin tatil durağı olmasa da, Yunanlıların ve orta yaş üstü kaliteli Avrupa turistlerin tercih ettiği güzel bir ada. Sakız Adası’ndan Mykonos’a, oradan da feribotla Paros’a geçmek mümkün.

Hydra (Eşek Adası)
Hydra’ya gidecekseniz motorlu taşıtlarınızı unutun; atla, eşekle mistik bir yolculuğa çıkın. Feribottan iner inmez, yan yana kafe ve restoranlarla dolu, büyük parke taşlı, şirin, kalabalık bir limanı var. Adaya, Atina’daki Pire Limanı’ndan ya da güneyde Peleponnes yarımadası üzerindeki Porto Heli ve Ermioni limanlarından kalkan deniz otobüsü ile ulaşabilirsiniz. Yolculuk, Pire limanından yaklaşık 2 saat, Porto Heli ve Ermioni limanlarından ise 30 dakika-1saat arası sürüyor.

Skiathos

Yemyeşil doğası, ormanı, sessiz sakin koyları ve en tepede bir kilise ile Skiathos, bir tatil cenneti olabilir. Özellikle de köylerindeki restoranlarda sunulan eşsiz Ege lezzetleri, damaklara hitap ediyor. Hatta şunu ekleyelim; Pierce Brosnan ve Meryl Streep’in oynadığı ‘Mamma Mia’ filminin çekildiği ada.

Zakintos
Tertemiz denizi, temiz sahilleri, eğlencenin doruklarına çıkılan tavernalarıyla Zakintos’ta tatile doyarsınız. Özellikle de doğa sporlarına düşkünseniz, bir haftasonu Zakintos’a kaçmalısınız. Ama tabii biraz zahmetli. Adaya iki türlü ulaşım sağlanıyor. İlk alternatif Atina’dan kalkan uçaklar ile direkt olarak gitmek. Diğeri ise Atina’dan otobüsle 5 saatlik yolculuğun ardından Kyllini’den kalkan feribota binmek. Feribot yolculuğu 1 saat sürüyor.

Naxos

Apollo’nun tapınağının dev kapısı sizi karşılayacak, daracık sokaklar, çiçeklerle süslü evleri sizi kendine hayran bırakacak. Arkeoloji müzesi ve 2600 yaşındaki Apollo Heykeli sizi geçmişe götürürken, eşsiz plajlar sizi kendine hayran bırakacak. Bu kadarla da kalmayacak manastırlar, kaleler, katedraller gerçekten görülmeye değer bir arkeoloji hazinesi. Gece hayatı çok parlak olmasa da, kafa dinlemek için ideal bir ada. Ulaşım ise maalesef Türkiye’den direk olamıyor. Kuşadası’ndan Samos’a, Bodrum’dan Kos’a, Çeşme’den Sakız’a, Ayvalık’tan Midilli’ye, Kaş’tan Meis’e ya da Marmaris’ten Rodos’a geçerek, buradan gemi ile Naxos’a geçiyorsunuz. Deniz yolu yerine uçakla da gidebilirsiniz. O da uçakla Atina ve Atina’dan Pire Limanı’na ve ancak oradan Naxos’a geçebilirsiniz.

Fotoğraf: Santorini'den...
Devamını Oku »

En Temiz Ülke Hangisi?



Londra'dan ayağımızın tozuyla dönüp sabahında ne yöne baksak 'temizlik yapan adamlar' gördük. Zürih'te bahar temizliği başlamış sanki. Yaşadığım için demiyorum ama, şimdiye dek gezdiğim en temiz ülke İsviçre. Bence...

Londra'da dün Luton Havaalanı'nda yere birşey düşürsem alıp çantama koyamayacak durumdaydı ortam. Bazen İstanbul'daki iki havaalanında da böyle durumlara denk geldim ne yalan söyleyeyim. Tabii sorun kalabalık olması en başta.

Geçenlerde Japonya'ya gideceğimizi söylediğim karşı komşum; 'Hiç endişelenme çocuklar için, çok temiz ülke. Tıpkı İsviçre gibi' dedi.

Bu sabah da, bir belediye işçisi otobüs duraklarının isimlerinin yazılı olduğu tabelayı elindeki bezle siliyordu. Bunca yıllık hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm sanki. Ardından Alaz'ın okula ilerlerken adamın biri köpüklü sulara batırdığı fırçayla tren alt geçidinin duvarlarını siliyordu. Mis gibi deterjan kokusu geldi burnuma. Selam verdim.

Tren alt geçitleri genelde hiç geçilesi yer olmaz malum kokulardan; ama farkettim de bizim mahalledekinde 2.5 senedir ne koku ne de yerde çöp gördüm. Tabii şehir merkezindeki farklı olabilir diyeceğim; ama Zurih HB'deki alt geçit de çarşı. Işıl ışıl, Pazar günü bile hareketli ve bal dök yala hesabı. Havaalanı da öyle eğer denk geldiyseniz. Fakat Fransa, İsviçre ve Almanya sınırındaki Basel Havaalanı için aynı şeyi söyleyemem.

Neyse, bahar geldi, temizliği de başladı. Temizlik yüzünden çocuklarla gezmekten çekinen bir aileyseniz, İsviçre bu konuda endişelenmeniz gereken son yerlerden biri. Her tatilde hastalanan çocuklarınız varsa şu yazıma bakınız.

Sadece 'bence İsviçre' değilmiş. Direk katılımcıların oylayabildiği ve sonuçların her an değişebileceği Ranker sitesinde de, İsviçre dünyadaki en temiz ülke olarak başı çekiyor şu an. Ardından Norveç, İsveç, Estonya, İrlanda ve Yeni Zelanda geliyor. Seyahat ederken sizin için hijyen önemliyse, dikkate almaya değer.

Not: Ülke sıralaması Mart 2017'de şu siteden alınmıştır. Her an değişiklik de gösterebilir.

Devamını Oku »

Londra'da Yapılacaklar Listesi...


Hafta sonu Alaz ile Londra'ya kaçıyoruz. Şş iyice anne düşkünü olan Beliz'in haberi yok henüz!

Parklar...
Mart 2015'te gitmiştim en son. Tam iki sene olmuş. O seyahatimde biraz kalabalık, kaba ve boğucu gelmişti Londra. Halbuki ayrılırken hiç öyle değildi... Bu yüzden bir süre Londra'ya gezi ayarlamayı düşünmedik. Ta ki... Alaz meraklanana dek:

"Anne ben nerede doğdum? O zaman neden Londra'da yaşamıyoruz? O zaman benim hep İngilizce konuşmam gerek. Çok özledim Londra'ya gidelim mi?"


Aldık biletleri iki gün, bir gece geçireceğiz Londra'da. Aklımda gitmek istediğim dünya kadar yer var. Görmek istediğim dünya kadar arkadaş. Fakat zaman kısıtlı olduğundan çok fazla bir şey beklemiyorum. Bir de yanımda Alaz olacağından, tek ebeveyn ile ilk Türkiye dışı tatil olacağından çok meraklanıyorum. Tüm sorumluluk üzerimde!

Covent Garden'a gidip, marketin etrafında gezinmek, şovları, gösterileri izlemek istiyorum. Bu kısma Alaz da bayılacaktır; ama alışveriş için dükkanlara girdiğimde 'Anne ben sıkıldım, hadi gidelim' diyeceğinden adım kadar da eminim.

Bakınız emektar puset ve sırt çantam
Aklınızda olsun Covent Garden'daki bu çay evinde, çay yapıp ikram etmiyorlar (dı); ama binbir çeşit çay satıyorlar. Üstelik bir sokak ardında Belçika midyeleri ve biraları ile eskiden ziyafet çektiğimiz Belgo var. Belki Alaz'ın canı midye ister?

Ayrıca kitapçılarda gezinmek istiyorum. Biliyorum Alaz da oradakileri sever; hem tanıdık kitapları görecek -evde yüzlerce İngilizce kitabı var- hem de oyun alanı, çay-kahve alanı olacağından biraz vakit geçirmek isteyecektir.

Dün gibi hatırlarım, Alaz uyurken kitap okuduğumu
Tek korkum dayanamayıp çok fazla kitap satın almak! Zürih'te İngilizce kitap bulmak zor, üstelik çok da pahalı. Neyse ki Amazon var. Dilediğin kitabı dilediğin dilde hem de en ekonomik fiyata satın almak için. Reklam yapmıyorum, gerçekten öyle! Hatta kendi kitaplarımı kindle üzerinden almaya başladım, İngilizce olanları. Yoksa, hala Türkiye'den yazılı kitap taşıyorum, Türkçe tabii ki...

Çocuk kitapları
2014 yazında Alaz ve kuzeni Londra kitapçılarında birkaç saati bu yukarıdaki gibi geçirebiliyorlardı. O yüzden birkaç saat taze kitap koklayabilirim, Alaz da ses çıkarmaz diye umuyorum.

China Garden, çin lokantası bu sokakta!
Sene 2006-2007 belki? Sevgili kocamın abisi, bizi ziyarete Londra'ya geldi. Bizden eski Londralı aslında, üniversite sonrası dil öğrenmek için bir süreyi orada geçirmiş. Birçok farklı işte gönüllü çalışmış, birçok kursa gitmiş, insanlarla tanışmış vs.

Bizi China Garden'da bir Çin Lokantası'na götürdü. Masa örtüsü hani eskiden bahçedeki masalara serilen naylon çiçekli gibi, üzerine bir de ince kağıt seriyorlar silmeye gerek kalmasın. Tabaklar melamin. Şekerle pişirilmiş bütün ördekler cam önünde başaşağı duruyor falan... Hani dışardan adım atılacak gibi bir yer değil. Biz anlamayız diye, menüyü elimizden kaptı ve kendisi tüm siparişleri verdi. Yemekler ortaya geldi, biz kaseye önce pirinç ve üzerine istediğimiz yemeği koyuyorduk. Yemeklerin görüntüsü muhteşemdi. Nasıl lezzetliydi her biri!

Daha sonra Türkiye'den kim gelse oraya götürdük. Herkes ilk servis olayını garipsese de sonrasında parmaklarını yediklerinden hala anlatır dururlar. Tabii işin ilginci o yerin adını bir türlü öğrenemedik. Ne adresini, ne adını. O çin mahallesinin ana sokağında bir yerde; ama sağda mı solda mı? Her defasında restoranların dibinden gidip girişinden yeri tahmin etmeye çalıştık, her defasında doğru yeri bulduk; ama ismini bulamadık.

Bu yüzden Alaz da isterse oraya gidip tatlılı ekşili tavuk, kızarmış ördek ve mısırlı çorba yemek isterim.

Elbette Southbank'te yürümek bir başka yapmak istediğim. Hava yağmasın, çok da esmesin yeter ki... Alaz London Eye'a binmek ister mi? Oradaki Sea Life akvaryuma girmek ister mi bilmiyorum. Vaktimiz kalır mı onu da bilmiyorum. Neyse ki Haziran'da tekrar gideceğiz...

Atlıkarınca kuruldu mu acaba?
Southbank yazları böyle cıvıl cıvıl, lunapark gibi. Burada sevdiğimiz Giraffe vardı, çocuk dostu harika bir restoran. Bir de Meksika restoranı vardı favorimiz, Las Iguanas belki de oraya gideriz?

Hyde Park'ın bir bölümünden...
Tabii hava güzel olursa St James' Park veya Hyde Park molaları da veririz? Zaman yetmezse, yaza kesin, çocukların su ile oyunlar oynandığı bölümler açılmış da olur.

Fakat Natural History Museum, mutlaka uğrayacağımız yerlerden biri. Oteli özellikle oraya yakın seçtim. Sabah gözümüzü orada mı açarız bilmiyorum?! O dinozor görülecek... Hala İngiltere'deki tv kanallarının çizgi filmleri izlendiğinden ve en favorisi Andy'nin dinozor hikayeleri olduğundan ve o program da Doğal Tarih Müzesi'nde çekildiğinden, gitmemiz şart.

Bir de Mary Poppins'de beğendiğim Alaz'ın izleyici performansını, daha ileri boyuta taşımak için Lion King - Aslan Kral - müzikaline bilet aldım. Hem de Cumartesi akşam matinesi... Bakalım Alaz onu da beğenecek mi?

Anne-oğul bu gezimiz nasıl olacaktı? Geride kalan Beliz neler yapacaktı? Yakında... Blogda...

Çoluk Çocuk Londra yazım da işinize yarayabilir gezi öncesi...

Devamını Oku »

Rekor Paylaşım!

Dün bizim Migros 'un kafesinde gördüm. Hem İsviçre'de, hem Türkçe ana sayfa, hem de kişi tanıdık olunca bir an "n'oluyo?" dedim... ❗️ #isvicre 'nin ne kadar özgür bir ülke olduğunu yazmışlar hem Almanca hem Türkçe. "Her kim demokratik İsviçre'de yaşamak istiyorsa, yararlandığı değerlerin arkasında durmalı ya da İsviçre'yi terketmelidir" demişler... ❗️❗️"Referandumda #Evet oyu verecekseniz ülkenize dönün" yani... ❓❗️Şimdi kimi kızdı, kimi biz de sizi istemeyiz deyip bayrak indirdi ya da Antalya portakalını sıkıp suyunu döktü vs... ❗️ ❗️Gerçek şu ki, ben de bu adamlar gibi düşünüyorum. Sen Avrupa'da işçisin ve oyunu işçi partisine veriyorsun ama söz konusu Türkiye olunca oyunu yaşamadığın bir ülkede hem de sağ partiye veriyorsun. Tezat 1... ❗️❗️Özgürlük, daha iyi yaşam koşulları ve çocuklarına iyi bir hayat vermek için başka ülkelere gelmişsin; ama kendi ülken için gericilik isteyip evet diyorsun, haberin var mı kendi ülkende özgürce yazıp çizenler hapislerde? Okullar din ve Arapça öğretiyor AMA senin - benim çocuklarımıza kimse burda zorla hristiyanlık öğretmiyor, İngilizce-Almanca-Fransızca öğreniyorlar küçük yaşta beyinleri yıkanmıyor. ❗️❗️❗️Neyse yazacak çok şey var. Bence "Türkiye'de yaşamayan T.C. Vatandaşlarının oy hakkı olmamalı"bile... yaşamadan ahkam kesmemek için... AMA ❗️🇨🇭 Madem oy kullanıyoruz o zaman #hayır tabii ki ... #blick #gazete #zaytung #isvicre @blick.ch #switzerland
A post shared by GezginAnne (@gezginanne) on


Bu sabah, İsviçre'de bir gazetede anasayfada Türkçe olarak bir haber okuyup paylaştım... Paylaşım ve beğeni rekorları kırdı. Kimileri alkışladı, kimileri 'Ne var yani 5 yaşındaki çocuğuma Arapça öğretiyorum' diye övündü... Kimi de işine bak, blogunu yaz bu konudan sana ne dedi...

Bu konudan bana ne değil, 1. Çünkü senin kadar ben de T.C. vatandaşıyım. Benim ailem de orada yaşıyor ve eminim ben senden daha çok okuyup biliyorum o yaşadığın veya yaz tatilinde gittiğin ülke hakkında. İstersen yarışalım? Neden evet diyorsun mesela?

Yorumlarda Kur'an dan mı bahsetmediler, yoksa başörtüsünden mi? Yorumları kendiniz okursanız daha iyi görürsünüz... Her birini tek tek okudum, teşekkürler vakit ayırıp yazdıklarınız için... Sorun şu ki kimse okuduğunu anlamıyor. Ben yukarıdaki paylaşımda Kur'an demiş miyim? Başörtüsü demiş miyim?...

Sonra, yurtdışında yaşayıp 'elbet hakkımız var, oy kullanırız o bizim ülkemiz' diyorlar. Tabii yasalara göre de böyle, dünyadaki her ülke böyle ama ben BENCE demişim. Bence hakkımız yok. O zaman sen niye başka ülkede yaşıyorsun git kendi ülkene demezler mi adama? Hı?... Gitsene? Dönsene?

Hollanda konusunu açarsak; Hollanda vatandaşı olmak için T.C. vatandaşlığından çıkmak gerekiyor. Yani Hollanda için fabrikada temizlikçi de olsan, mühendis de, müdür de; sen ya Hollanda vatandaşısın, ya da değilsin. Adam da 'madem çok meraklısın ülkene, git' demiş. Nesi yanlış? Bakınız önceki paragraf...

Almanya da Hollanda gibi, çifte vatandaş kabul etmiyor (du). Almanya'da 15 sene yaşadıktan sonra benim halam Türkiye'ye döndü ve Almanya vatandaşlığını bu yüzden kabul etmedi. Oturma iznini bile kaybetti. Yani 'kendini birşey sanma, vatandaşı değilsen her ülke gerektiğinde seni sınır dışı da edebilir'. Ha elbet beni de! Ben de İsviçre vatandaşı değilim, olmak için 10 sene var hatta önümde; adam bana da gerekirse 'git' diyebilir. Yeter ki gidebileceğimiz her türlü görüşü kucaklayan bir ülkemiz olsun...

Üstelik bir kısım da Türkiye'de 'Suriyeli' istemiyoruz demiyor mu? Aynı hesap değil mi? Türk milliyetçi ise, Fransız da milliyetçi, Alman da gerekirse.

Evet Avrupa'da Hristiyanlara yönelik kilise okulları olduğu gibi laik okullar da var, yani din dersi olmayan. Özel değil, devlet okulu üstelik. Türk okulları da var Türkçe öğreten. Musevi okulları da var. Yani yaşadığın ülkenin din dersi zorunlu değil...

Ayrıca 'Zaten Avrupa bizi sevmiyor' çok duygusal geliyor bana. Sen beni sevmek zorunda değilsen ülkeler niye birbirini sevsin? Bizi istemiyorlar... Niye istesinler? Bir sebep göster!

İngiltere-Fransa ezeli rakip, aç tarihini oku. İsviçre ne Almanya'yı ne de Avusturya'yı seviyor. Ülkelerin politik ilişkileri farklı düzeyde, sevgiye bakmıyor genelde bu işler paraya bakıyor. Ekonomin iyiyse, dış ilişkilerin düzeyliyse dost olmak kolay!

Basın özgürlüğü Türkiye'de olmayabilir; ama Avrupa'nın çoğu ülkesinde var. Demokratik devlet gazeteye çemkirip 'Ne biçim haber yaptın, geri al bu lafını' demez. Basın özgürlüğü çünkü.

İngiltere'de yaşarken en çok dalga geçilen kraliyet ailesi ve başbakan (o sıra Tony Blair) idi. Karikatürler, köşe yazıları, tv yorumları... Çünkü basın özgür. 'Ben Kraliçe'yim beni eleştirme!' diyemiyor Kraliçe bile...

Neyse... Kısaca lütfen yazılanı, doğru okuyalım. Birbirimizin fikirlerine önem verelim. Kim ne açıklamak isterse de yorumlarda okumaya hazırım.

Hepinize sevgiler...

SON BiR NOT:
Bu paylaşım ardından 10larca izleyici beni takip etmekten vazgeçmiş. O sayı hiç önemli değil, ama önemli olan kendinden farklı düşüneni başkalaştırmak. Beni silerek, benim düşüncelerimi görmezden gelerek, herkes kendin gibi düşünüyor zannederek bir yere varılmaz. İşte bu demokrasi değil.

Bu konu sana düşmez, diyenler için blog yazarlarının bu konuda aslında söylemesi, yazması gerek. İçtiği suyun markasını bile İnstagram fenomenlerine danışan bir dünya insan var. Onlar asıl bunları yazmalılar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, olmuyor. Rejim değişikliği, tüm gücü bir kişinin elinde tutması ve ardından bir gecede internet yasağı gelince kime, nerede anlatacaksınız hikayelerinizi?

Okuduğunuz için teşekkürler. Kafanızda soru işareti yaratabildiysem ne mutlu bana...





Devamını Oku »

Yeni Bir Yarışma!

Geçen gün bir e-posta aldım.

'... bab.la çevrimiçi sözlük ve dil platformu için çalışıyorum. Her sene gerçekleşen Uluslararası Değişim & Deneyim Blogları yarışmamız başladı! Bu sene yarışmamızın adını Bloggers Abroad olarak değiştirdik. 
Bu vesileyle sizi Bloggers Abroad 2017 yarışmasına katılmaya davet ediyorum.'


Bloggers Abroad 2017 by bab.la and Lexiophiles

Daha önce de birkaç yarışmaya katılmıştım; ama bu kez ilk defa uluslararası düzeyde bir yarışmaya katılıyorum. Üstelik dil platformu olması da beni farklı bir kategoriye soktu. Dünyadaki farklı ülkelerden, farklı dillerde yazılan ilk 100 blog arasında bulunmak oldukça heyecan verici.

Ben bu 100 blog arasında bulunduğum için çok mutluyum... Oy vermek isterseniz aşağıdaki dünya üzerine tıklamanız ve Gezgin Anne'yi bulmanız yeterli...

BA17 - Vote for this blog!

Teşekkürler...

---
---

NİSAN 2017 GÜNCELLEME:

Kazanamadım; ama ezilmedim de. Oylarınız için çok teşekkürler.

Dünya'da 100 yabancı dilde yazılan blog arasına girmek ve 30. olmak da güzel...


Devamını Oku »

Zürih Karnavalı


İsviçre küçük bir ülke, Zürih çoğu şehirden küçük bir şehir; ama yine de karnavalı, festivali eksik kalmıyor.

Geçen sene gittiğimiz Fasnacht’ın çocuklara özel günüydü ve Niederdorf tarafındaydı. Bu kez Pazar günü ailecek gittik; yetişkinler ve çocuklar için olanına. Ne yazık ki pek masum değildi. Özellikle ön sıradaysanız o cadılardan biri mutlaka saçınızı çekiyor, üzerinize konfeti atıyor, çocukları kucaklayıp kaçırıyor. Beliz’in ödü koptu; ama cadıların attığı veya eline verdikleri şekerlere de hayır demedi.

Eve gelince farkettim ki içimiz de dışımız kadar konfeti dolmuş!

Zürih 2017

Tarihçesine bakarsak; Almanya ve İsviçre ülkelerinde baharın gelişini kutlamak için Şubat sonu Mart başı yeralan bir karnaval. Kimi Hristiyanlıktaki fasting yani bir çeşit oruç zamanını başlatıyor dese de, bu geleneğin ritüellerinin Hristiyanlık öncesine dayandığı da söyleniyor, bakınız Wikipedia. Karanlık kış günlerinin kötü ruhları kovuluyor, çiftçiler ürünleri için ılık hava diliyor ve şeytani ruhlar yer altına gömülüyor.

Zürih Fasnacht 2017

Geçen sene eğlenceli ve komik geçen karnavalın neden bu sene cadılara ve korkunç karakterlere büründüğünü anladık böylece. İsviçre’de Luzern çok güzel kutluyor bu karnavalı. Zürih’te de 3 gün sürüyor kutlaması. En son Basel’de 72 saat durmaksızın kutlanıyor: Pazartesi sabah 4’ten Perşembe sabah 4’e dek ve Avrupa'nın en iyi 50 festivali içinde!...

Kostümler, maskeler, guggenmusik ve konfetiler eşliğinde bir karnavala denk gelmek için yapmanız gereken İsviçre’yi bahar öncesi ziyaret etmek.

Buyrun fotoğraflar ile Zürih karnavalına siz de katılın.


Zürih Fasnacht 2017


Zürih Fasnacht 2017


Zürih Fasnacht 2017
Luzern en büyük festival, Perşembe başlıyor ve 6 gün sürüyor. Basel'de 6 Mart'ta başlıyor ve kapanışı yapıyor. Karnaval çılgınları için linklere bakınız.

Luzern... Fotoğraf: https://newinzurich.com/
Basel... Fotoğraf: https://newinzurich.com/
Devamını Oku »

Çocuk Dostu Zürih Belvoir Otel'de Kahvaltı



En sevdiğim öğün kahvaltı, Pazar kahvaltısı ya da brunch diye tabir ettiğimiz bol muhabbet, çay ve kahve içeren kalabalıkla daha güzel olan aktivite.

OLAY 1

Yaklaşık 1.5 sene önce, İsviçre'de büyümüş, İtalyan kocası ve Polonyalı annesi olan karşı komşum ikiz kızlarına hamileydi. Lisede Almanca öğretmenliği yapıyordu; ama son hamilelik haftalarını oğluyla evde geçirmek için doğum iznine ayrılmıştı. Bunun şerefine, beraber kahvaltıya gittik tüm komşularla.

Beliz'in de 1. doğum günüydü o gün. Hatta bunun muhabbeti olunca Beliz'e üzerinde mumuyla ufak bir dilim pasta da ikram ettiler. Masamızda iki küçük çocuk için mama sandalyesi hazırlanmıştı. Diğerleri ile birlikte ben de kontinental kahvaltı istedim; peynirsiz, sadece ekmek, kruvasan ve farklı reçel çeşitlerinden oluşan, portakal suyu ve yanında kahve/çay içilen bir kahvaltı çeşidi.

Aylardan Kasım'dı; ama mükemmel bir hava vardı dışarıda. Güneş, tavandan yere cam olan yemek salonunda gözümüzü kamaştırmıştı. Zürih Gölü'nün ve Alp Dağları'nın manzarası ise muhteşemdi. Herkes çok memnun kaldı.

İlk doğumgününün bir kısmında anneanne ile

OLAY 2

Eşimin doğum günüydü. Henüz birkaç gün önce tatilden döndüğümüzden hala yorgunduk ve Zürih'ten uzaklaşmaya niyetimiz yoktu. 'Hafta sonu kahvaltı için Belvoir'e gidelim' dedim. Cumartesi olduğundan açık büfe kahvaltı servisi yoktu; ama kontinental bize yetti. Hatta çocuklara ekstra portakal suyu da ikram ettiler. 

Yaz olduğundan bahçede oturmuştuk. Geçen geldiğimde farketmediğim çocuk oyun parkının yanında. Biz karı-koca rahat bir şekilde kahvaltı ederken, çocuklar da gözümüzün önünde az ileride oyun oynadılar tüm sabah.

Oyun parkının bir kısmı

OLAY 3

Zürih'te epey Türk arkadaşım oldu. Şanslıyım. Gerek blog sayesinde, gerek de Almanca kursları... Her birimizin çocukları var; kimimizinki devlet okulunda kimimizinki özel okulda, kiminin kursu var, kiminin küçük çocuğu derken sonunda buluşmak için bir sabah uydurabildik. Kahvaltı için tabii ki. Yine aklımıza gelen yer; Hotel Belvoir oldu. Yer bulmak, Pazar harici pek sorun olmuyor.

Şubat sonu olmasına rağmen nefis bir hava vardı. Bu kez bir süre içeride, daha sonra da henüz masaların kurulmadığı - ama üç küçük çocuğun sıkılmasını engellemek için - bahçeye çıktık. Gerek çalışanların ilgisi, gerekse çocuk parkı ve her bütçeye hitap eden mutfağı ile herkesi memnun bıraktı. Benim zaten 3üncü gidişimdi yukarıda anlattığım gibi. Manzara ise şansıma yine harikaydı...

Zürih annelerinin bir kısmı

Kapıdaki posterde Michelin restoranı olduğunu da gördüm. Henüz akşam yemeği için denemedim; ama özel günlerde güzel bir opsiyon olabilir.

Kontinental kahvaltı kişi başı 14 İsviçre Frankı, İsviçre standartları ve şahane manzara için çok uygun bir fiyat. Pazar günleri saat 11'den itibaren brunch olduğundan hem fiyatlar farklı hem de önceden yer ayırtmak şart. Fakat, Pazar sabahı 9'dan önce giderseniz kişi başı 28 Franka kahvaltı -brunch değil- etmek mümkün. Çocuklar da ücretsiz.

Belvoir Swiss Quality Hotel konaklamak için, Zürih merkezinde olmasa da çok güzel opsiyonlardan biri. Önünden otobüsle veya yakındaki tren istasyonunu kullanarak 15 dakika içinde şehir merkezinde olabilirsiniz.

NOT: Bu yazı reklam amaçlı hazırlanmamıştır. Benim kişisel görüşümdür...

Devamını Oku »

Oradaki Maaş Bize Yeter mi?

Bu aralar yurtdışında yaşama ihtimali olanlardan çok fazla aldığım bir soru bu: Maaş bizim x kişilik ailemize yeter mi?



İngiltere ve İsviçre konusunda kabaca hesaplarım olsa da, her ailenin her farklı kaleme ayırdığı bütçe var. Kimi alışverişi çok sever, kimi evde yemeyi tercih eder, kimi haftada 3-5 akşam dışarıda yiyelim der, kimi çocuklarını özel okula göndermek ister kimi benim gibi her ay seyahat etmek ister... Bu sebeple ben kendimi yeterli kaynak olarak görmüyordum ve bana umut bağlayanlara net yanıt veremediğim için üzülüyordum.

Japonya ile ilgili bir bilgi ararken tesadüfen karşıma bir internet sitesi çıktı: Numbeo.com

Cost of living, yani yaşadığınız ya da yaşamak istediğiniz yer ile ilgili ev kiralarından, markette satılan 1 litre süt ücretine dek günlük giderlere ait bilgiler veriyor. Benden çok daha doğru ve güncel olduğu kesin :)

Dünyadaki 6363 şehir için, Mart 2017'ye ait birçok ürün fiyatını şimdiden bulabilirsiniz. Hem yaşamayı düşündüğünüz şehir için, hem de farklı bir ülkeye veya şehre seyahat etmeden önce masraflar hakkında bilgi verecektir.

Son güncel ücretler

Artı o şehre ait fiyatların dünya çapında hangi aralıkta olduğunu da gösteriyor. Yani ortalama altında mı üstünde mi gibi...

İngiltere'de yaşamak ve aylık giderler hakkındaki yazılarım için bu linklere bakabilirsiniz: 

Devamını Oku »