Seyahatte Ekonomi Yapmak için 10 Yöntem!


Uçak biletini çok önceden satın alacağınızı tahmin ederek bu konuya girmiyorum bile. Yolculukta nelere boşuna para harcamamanız gerektiğinden bahsedeceğim şimdi.

Euro'nun, Dolar'ın Türk Lirası'nı epeyce ezdiği bu dönemde yurt dışına çıkmak cep yakıyor. Eminim. Kendi seyahatlerimde de uyguladığım bazı noktalarda size yardımcı olabilirim.

1. Havaalanından kesinlikle para çekmeyin. Döviz almayın, bozdurmayın. Havaalanındaki bankamatiklerin kuru bile şehirdekilere göre daha yüksekmiş Prag'da öğrendim.

2. Seyahat sigortasını, tur şirketlerinden satın almayın. İnternette çok daha uygun fiyatlı seçenekler bulacağınızdan eminim. Aile boyu seyahat sigortası yaptırmayı unutmayın.

3. Ekstra bagaj ücretini gözardı etmeyin. Bazı havayolu şirketleri bagaj ya da yemek satar, bazısında bunlar ücretsizdir. Uçak bileti satın alırken son dakikada eklenen ücretleri kontrol edin. Mümkünse sadece el bagajı ile yolculuk yapın; 4 kişilik aile kişi başı 10 kilodan 40 kilo eşya taşıyabilir.

4. Uçaktaki yemeklerden satın almayın. Evde sandviç hazırlayabilirsiniz, kurabiye yapabilirsiniz. Çocukların yemeyeceği yiyeceklere boşuna para verip satın almayın. Sonra onlar yemeyince 'ziyan olmasın' diye kendiniz yiyerek boş yere kalori de toplamayın!

5. Duty Free, her zaman en ekonomik olmayabilir. İnternette birçok ürünü ucuza bulmak mümkün, evet ön araştırmaya değer...

6. Araç kiralamayı düşünüyorsanız çocukların araç koltuklarını yanınıza alın. Günlük ya da haftalık araç koltuğu kiralamak durumunda kalmazsınız. Üstelik havayolu şirketleri oto araç koltuklarını ücretsiz taşıyor!

7. Seyahat boyu diye satılan ürünlerden uzak durun. Kısacası, kendi ürününüzü kendiniz hazırlayın. 100ml aşmayan kapaklı şişeler ve kaplar bunun için yeterli. Evde kullandığınız şampuan, krem, losyon ne ise bu kapların içine doldurun yeter. Bir sır daha; otellerde bulunan küçük boy şampuan kapları da iş görür...

8. Yurt dışındayken kullanabileceğiniz bir telefon, internet paketi satın alın. Ya da teknoloji detoksu yaparak sadece oteldeki ücretsiz internetten faydalanın. Hem beyne, hem de cebe iyilik olsun...

9. Kredi kartı kullanırken yerel kur üzerinden alışveriş yapın. Nakit çekin ve mümkünse kredi kartı kullanmayın.

10. Eşe dosta buzdolabı magneti, hediyelik eşya satın almayın. Seyahatteki zamanınız kısıtlı ve değerli, onu yenilikleri görerek, tadarak harcayın. Kime ne alsam diye gezinerek değil. Zaten sık sık seyahat edince anlamını yitiriyor her defasında hediye almak ya da vermek.

Sizin kullandığınız başka yöntemler var mı?


Not: Yazımı beğendiyseniz veya başkalarının işine yarayacağını düşünüyorsanız, lütfen paylaşın... Teşekkürler!


Devamını Oku »

Saklama Rehberi

                                          

Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Grand Hyatt İstanbul’da 2018’e Unutulmaz Bir Başlangıç Yapın



Grand Hyatt İstanbul, bu yıl da hem noel hem yılbaşı için hazırladığı birbirinden güzel menülerle misafirlerini bekliyor.  Gas Brothers ve Utku Yurttaş yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müzikleri çalacaklar. Gece, Gas Brothers’ın perküsyon show’unun da yer aldığı performans ve after party ile devam edecek.

Noel Menüsü, Grand Hyatt İstanbul’da...

Grand Hyatt’ın içinde bulunan 34 Restoran, içinde leziz hindinin de olduğu Noel Yemeği özel menüsü ile 24 Aralık Pazar günü aile kutlamaları ya da arkadaş buluşmaları için ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 24 Aralık akşam başlayan ziyafet 25 Aralık Pazartesi günü öğlen ve akşam da devam ediyor.  Kişi başı 218 TL olan menü için önceden rezervasyon gerekiyor.



Yılbaşı gala yemeği ve eğlencesi...

Yeni yıla sevdikleriyle beraber güzel bir başlangıç yapmak isteyenleri 34 Restoran’ın deneyimli şeflerinin elinden çıkan geleneksel Türk ve Akdeniz mutfağının lezzetlerinden oluşan açık büfe bekliyor.

Gas Brothers ve Utku Yurttaş’ın yılbaşı yemeği süresince jazz, piano ve 70’lerden günümüze popüler müziklerin çalacağı gece, Dining salonunda Gas Brothers’ın performans sergileyeceği, perküsyon show’unda dahil olduğu after party ile devam edecek. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam edecek after party, yılbaşı ücretine dahil.

34 Restoran’da, 31 Aralık Pazar günü saat 20:00’de başlayan ve gece yarısı 02:00’ye kadar sürecek olan yılbaşı gala yemeğinin kişi başı fiyatı limitsiz yerli alkol içecekler 518 TL, limitsiz yerli & yabancı içecekler dahil fiyatı ise 618 TL. Minik misafirler için de kişi başı fiyat 318 TL.



Keyifli geçen yılbaşı gecesinin ardından 1 Ocak Pazartesi günü saat 12.00-16:00 arasında 34 Restoran’daki brunch’ta arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle yeni yılın ilk gününü kişi başı fiyatı 218 TL olan brunch ile keyifli bir şekilde geçirebilirsiniz. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Çocuklarla Tren Yolculuğu



Daha önce Alaz ile epey uzun yol tren yolculuğu yaptık: İtalya'da, İsviçre'de. Çok kolaydı... En güzel yolculuk şekli çocuklar ve çocuklu aileler için...

Beliz ve Alaz işin içine girdi mi... İkisi de birbirini ayartma yaşında iken üstelik, Japonya'nın altını üstüne hızlı trenler ile getirdik geçen bahar. Birini ben yanıma aldım, diğerini babaları yanına aldı. Bu yüzden genelde fazla sorun yaşamadık, özellikle uyku saatine denk getirdiğimizden tren yolculuklarını.

Melek gibiler, tütütüt!
En son birkaç gün önce Zürih - Paris arasını tren ile katettik. Evet en güzel yolculuk şekli, yakın mesafe için en hızlı belki *havaalanı işin içine girmediğinden*, en eğlenceli kesinlikle. Üstelik eşya, sıvı kısıtlaması yok!

Bizim en büyük şansımız ya da şanssızlığımız 4lü koltuğu seçmekti. Birisi anneanne yanında, diğeri benim yanımda oturdular. Boya yaptılar, yemek yediler, uno oynadılar, neyse ki az da olsa uyudular; ama yolculuk 4 saat sürdüğünden son bir saat artık zıvanadan çıktılar. Hem giderken, hem de dönerken...



Yan tarafta oturan ailenin 1-1,5 yaşlarındaki kızı, koltukta anne/baba üzerinde gezindi, yerlerde emekledi, yürüdü, yemek yedi, babasıyla animasyon filmi izledi. Annesi uyudu, babası uyudu, kendisi uyumadı bir türlü. Fakat, gıkı da çıkmadı sayılır birkaç bağırış dışında...

Çaprazımızda oturan dört kişilik aile, 6 yaşlarında erkek 8 yaşlarında kız, Monopol tarzı bir oyun oynadılar yol boyunca anne ve baba ile hep birlikte. Bir ara erkek olan kıpırdandı; kız kitap okudu. Bizden çok eğlendikleri kesin...

Benimkiler de melekti son saate dek. Trunki çantalarına doldurdukları oyuncakları ile oynadılar. Son saat sesleri yükselmeye, kahkahaları fazla gıcık olmaya başladı. Djyon'dan trene binen Fransız bir adam kaş-göz işaretleri yapıyordu suratıma. O bana söylendikçe, ben çocuklara 'sus, pus' diye söylendim. Ben çocuklara söylendikçe, çocuklar daha çok azıttı. Kesinlikle eminim herkesin birbirini tetiklediğinden...

Sonuçta, yol sonunda tehditler havada uçuyordu. Polisle korkutmalar da cabası. Beliz'i kucağımda oyalarken, Alaz'ı kendi haline bıraktım. Neyse vardık sonunda Paris'e...

Henüz yolun başında...
Dönüşte ise, sesleri fazla çıkmaya başlayınca babası Beliz'i yanına aldı ve trende gezindiler. Alaz tek başına kalınca kedi yavrusu gibi oluyor. O sebeple genel anlamda tek çocukla yolculuk çok kolay, biri bebek iki çocukla yolculuk kolay; ama biri 3 diğeri 6 olmuş; birbirini azdıran iki çocuk ile yolculuk etmek bu ara epey zor. Ya da ben otoriteyi yeterli kuramıyorum!

Tabii bu beni seyahat etmekten alıkoymuyor. Yılbaşı ve Şubat tatili için planlar yaptım bile!

Manzara!

Trenle yolculuk için önerebileceklerim; 

  1. Trene son dakika binmeyin; bavul yerleştirme, yer bulma, oturma, ortama alışma devresi geçsin. Stres olmasın kimse...
  2. Yanınızda yiyecek-içecek getirin. Trende kafe oluyor; ama çeşit çok az.
  3. Bol miktarda oyun, oyuncak getirin; boya, kağıt-kalem, oyun hamuru, yap-boz, eşini bulma oyunu, uno, okuyabilenler için kitap, küçükler için uyku örtüsü, oyuncağı, varsa emziği yanınıza alın. 
  4. Trene binmeden önce enerjisini kullanmasını sağlayın. Trende ise diğer vagonları gezin, hareket edin.
  5. 4lü masalar hem iki kardeşin birbirini oyalaması için güzel, hem de ortak aktivite yapmak için. Öte yandan biri uyumaya çalışırken diğeri onu uyutmayabilir de. Tren saatine ve çocukların yaşına göre koltuk seçin.



Çocuklarla tren seyahati


Not: Tüm fotoğraflar ben, Deniz Sütlü Özgül'e aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayın...
Devamını Oku »

Lizbon'da 3 Gün - Devamı


Lizbon'da birinci günümüz için buraya bakın.

Lizbon 2inci Gün:



Pazar sabahı kahvaltı için yakınlardaki Fabrika Lisboa’ya gittiğimizde henüz kapıda birkaç kişi vardı sıra bekleyen. Açılmasına dakikalar vardı henüz ve hepimiz merakla kapı önünde asılı menüden ne yiyeceğimizi seçtik bu sırada.



İçeriye girince muhteşem kokular bizi sarhoş etti. Taze ekmek kokusuna, fırından yeni çıkmış kruvasana kim hayır diyebilir ki? Küçük bir mekan olduğundan masalar hemen doldu. Bizim çocuklar ikinci siparişlerini bile verdi. Dekor ise beni çok etkiledi; eski elektronik eşyalar ile çevriliydi her yanımız. Çocuk dostu yiyecekler olan; ama hareket açısından çocuklara uygun olmayan mekanda kahvaltımızı edip hemen çıktık. Biz kapıdayden masamız dolmuştu bile!



Yürüyerek, Castelo de S Jorge’ye (St George’s Castle) hafifçe tırmandık. 28 No’lu tramvay da buradan geçiyormuş; ama biz yürümeyi tercih ettik. Çocuklar da zorlanmadı yokuş yukarı olsa da. Kaleye giriş ücretli, manzara muhteşem. Biz öğleden önce gittiğimizden hiç sıra beklemedik. Öğleden az sonra çıkarken ucu görünmeyen uzunlukta bir sıra vardı. Lütfen erken gidin!

Kalenin kapalı alanı pek yok; müthiş güzel bir Lizbon manzarası var. Çocukların koşturacağı geniş alanlar, tırmanacağı mini ağaçlar ve yapılar ile dolu. Yerler taş olduğu için bebek arabasını sürmek biraz problemli. Girişe yakın bir yerde bırakmak zorunda kaldık.

Lizbon Kalesi'nden manzara
Kale içinde eski Portekiz savaşlarından biri, Battle of Toro, canlandırılıyordu kostümlü ve gerçek silahlarla. Bizimkiler tüfekler patlayınca sesten rahatsız oldular. Bu sebeple gösteriyi uzaktan izledik. Kale duvarlarının üzerinde yürümeye ve gerçek topların üzerine çıkmaya bayıldılar demiş miydim?



Kalenin içinde bir kafe, kafe içinde de tuvalet bulunuyor. Etrafta tavus kuşları da geziniyordu.



Sonrasında, Cais do Gas’taki iskeleden vapura bindik ve Tagus’u geçerek Cacilhas’a vardık. Çocuklarla keyifli bir yolculuk oldu deniz üzerinde, tıpkı İstanbul Boğazı gibi… Beliz, pusette uyuyakaldı deniz üzerinde. Biz de vapurdan inip R. Ginjal boyunca kıyıdan Ponto Final Restoranı’na doğru yürüdük.

Restorana doğru ilerlerken...

Restoranın yeri ;)
Almada’daki bu restoranın müthiş manzarası ve yeri beni cezbetmişti; ama Pazar günü öğle ve sonrası yer bulmak çok güçtü. Rezervasyonumuz olmadığından, epey sıra bekledik. Çocuklar sahile inip kumda oynadıklarından dert olmadı. Biz de bir şişe Porto şarabı açtırıp masa boşalana dek peynir-şarap takıldık. Bazen tatilin en güzel anı böyle plansız zamanlar olabiliyor.


Balık ürünleri bize, kuru fasülyeli pilavlı güveç de çocuklara iyi geldi. Ardından biraz daha kumda oynadılar, zorla ayırdık mekandan. Arayabiliyorsanız mutlaka rezervasyon yaptırın ya da uzun süre beklemeyi göze alın. Mutlaka gidin yani...

Tatilin en keyifli anı demiş miydim?
Akşam üzeri tekrar vapurla karşıya geçip Pharmacy ve Health Museum’a vardık. Beliz o sıra ağlama krizlerine girdiğinden müzenin bahçesinde otur(a)madık. Ön taraftaki parka ait balkondan manzaraya baktık; ama park öyle pisti ki çocuklar her yeri ellediğinden ya da yerlere oturmak istediklerinden orada da fazla kalamadık.



İlk akşam gittiğimiz Praça do Comercio Meydanı’na gittik. Orada doya doya koşturup, oyun oynadılar ve yerlere oturabildiler. Güneş batınca geçici evimize doğru yola koyulduk. Öğle yemeğini epey geç vakitte yediğimizden akşam yemek istemedi kimse. Marketten süt ve meyve aldık acıkan olursa diye...

Meydanlarda koşturmak da keyifli...

Lizbon 3üncü Gün:


Meşhur 28 No'lu tramvay
Son günün sabahı uyandığımızda Beliz’in gözü çapaklanmıştı. Neredeyse açılmıyordu sarı iltihaptan ötürü; ama keyfi yerindeydi ve hatta kendisiyle dalga geçiyordu aynaya bakıp. Çocuklar illa ki tatilde hastalanırlar, değil mi? Eşyalarımızı toplayıp önceki gün kahvaltı ettiğimiz mekana gittik; ama ne görelim! Pazartesi günü kapalıymış… Biz de ilk sabah gittiğimiz evin dibinde bulunan Lizbon’un en eski pastanesine oturduk yine. Bakınız Lizbon’da ilk gün...


Çocukla Lizbon’da yapılacakların en başında gelen Oceanario’ya gitmek üzere metroya bindik ilk kez. Akşam uçağımız olduğundan eşyalarımızı yanımıza almıştık, akvaryum girişindeki dolaplara kilitledik.



2017’de TripAdvisor kullanıcıları tarafından Dünya’nın en iyi akvaryumu seçilen Oşinaryum, Oceanario de Lisboa’ya 3 yaş altı ücretsiz girebiliyor. Akvaryumun bulunduğu bölge, deniz kıyısında bir alana kurulu. Hatta burada deniz üzerinden giden bir teleferik, büyük alışveriş merkezleri, çocukların oyun oynayabileceği alçak süs havuzları ve fıskiyeler var.



Herkes tarafından büyük ölçüde önerilmesine rağmen açıkçası Japonya, Sydney ardından akvaryum çok ‘harikulade’ gelmedi bana. Tabii ki Avrupa’nın en iyisi olabilir. Çocuklar için müthiş güzel bir deneyim. Akvaryumun sunduğu ‘Sleeping with the sharks - Köpek balıklarıyla uyumak’ oldukça eğlenceli bir opsiyon olabilirdi aslında.



Akvaryum ardından metro ile kolayca Lizbon Airport’a, havaalanına vardık. Geniş, ferah, modern ve ücretsiz puset servisi olan havaalanından Zürih’e döndük. Portekiz’i de ayak bastığımız ülkeler kategorisine koyduk...

Havaalanında belgesel yayını, hoş değil mi?
Anlık ayrıntılar ve daha fazla fotoğraf için İnstagram'da #GezginAnneLizbon etiketine bakınız. İlk gün de aşağıda görüldüğü gibi geçti... Buradan okumaya devam ediniz...


Notlar:

* Yazımı beğendiyseniz veya başkalarının işine yarayacağını düşünüyorsanız, lütfen aşağıdaki düğmelere tıklayarak paylaşın... Teşekkürler!

* Tüm fotoğraflar ben, Deniz Özgül'e aittir. Lütfen kopyalamayın...

* Anlatımdaki görüşler benim kendi görüşümdür, reklam içermez...

Devamını Oku »

10 Kasım ve Latin Alfabesi


Yurtdışına ilk kez çıktığımda, yıllardır çeşitli vasıtalarla İngilizce öğrensem de, Londra'da trene bindiğimde hiç birşey anlamadığımı farketmiştim.

İlk iş olarak, hemen bir İngilizce kursuna yazıldım. Çeşitli ülkelerden, Avrupa'dan, Asya'dan sınıf arkadaşlarım oldu.

---

2014'te Zürih'e taşındığımızda 6 aylık hamileydim. İlk çocuğa kreş, ev yerleştirme, doğum, lohusalık, yeni bebek, yeni ülke derken bu kez 'Danke schön' haricinde kelime bilmediğim yeni bir dili öğrenmeye sıra geldiğinde 10 ay olmuştu taşınalı. Almanca kursuna başladım. Çeşitli ülkelerden, Avrupa'dan, Asya'dan sınıf arkadaşlarım oldu.

---

Her iki ülkede de katıldığım yabancı dil kurslarında dikkatimi çeken, Latin Alfabesi kullanmayan ülkelerden gelen insanların ne kadar zorlandığıydı. Harika meslekleri de olsa, müthiş derecede akıllı ve başarılı insanlar da olsalar alfabesi, harfi, yazının farklı yönden okunması hepsini çok zorluyordu.

Oysa bizim için ne kadar kolaydı herşey. Mustafa Kemal Atatürk'e bir kez daha hayran kaldığım zamanlardandır bu anlar. Bizi, bizden hızlı gelişen dünyaya hazırlamıştı. Hem de daha biz doğmadan...

Harf Devrimi, 1 Kasım 1928'de Atatürk'ün önderliğinde yapıldı. Atatürk, devrimi şu sözlerle tanımladı:

"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel, ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan bu yana kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak zorundasınız. Anladığımızın belirtilerine yakın gelecekte bütün dünya tanık olacaktır. Buna kesinlikle inanıyorum."

Keşke her baba evlatlarının geleceğini Atatürk kadar iyi ön görebilse ve evlatları onlarca yıl sonra bile babalarını minnetle anabilse.



Alıntının kaynağı : http://www.dildernegi.org.tr/TR,609/harf-devrimi---1-kasim-1928.html

Devamını Oku »

3 Günde Lizbon...


Portekiz’in baş kenti Lizbon’da Eylül ayında 3 gece geçirdik çocuklarla. Yeterli miydi? Evet...

Kalacak yer için eski şehrin ortasında, Tagus Nehri'ne yürüme mesafesinde bir ev seçtik.

Lizbon İlk Gün:



Havaalanından şehir merkezi yakın; ama dikkat edilecek bazı noktalar var. Örneğin, ‘gelen yolcu’ önünde taksi kuyrukları çok uzun. Üstelik normal fiyatın 2-3 katına götürüyorlarmış şehre. Ya ‘giden yolcu’ bölümüne çıkıp taksiye binin, sıra beklemezsiniz. Ya da Über, şahane hizmet sunuyor. Yalnızsanız, eşyanız yoksa metro da şehrin içine dek ulaşıyor.



Akşam saatlerinde vardığımız Bairro Alto bölgesindeki eve yerleştikten sonra, ev sahibinden tüyolar aldıktan sonra (okumaya devam edin, anlatacağım) akşam yemeği için dışarıya çıktık. Zürih ile 1 saat, İstanbul ile 2 saat farkı var. O sebeple erken acıktık biraz.



Ev sahibi yemek için turistik merkezin dışına çıkmamızı önerdi. Hem kalite hem fiyat açısından. 'Dışarıdan bakın, neresi kalabalıksa oraya girin' oldu ilk öneri. Her şehirde işler! Yalnız, Lizbonlular akşam 8’den önce yemeğe gitmezler. Yer bulmak için daha erken gidin. Biz de tarihi şehrin az dışına çıktık yürüyerek. Daha doğrusu tırmanarak merdivenleri. Puseti evde bırakmamız iyi olmuş, Beliz yürüdü genelde.



Afrika mutfağının ağırlıklı olduğu bölgeye gittik. Restaurante Cantinho do Aziz, açık havada bulunan masaları ve kalabalık olması ile tercih ettiğimiz mekan oldu. Civarda aynı tarzda başka yerler de var. Muz kızartması, tavuk, dana ile karışık yoğun soslu yemek ardından herkes mutluydu.



Ara sokaklardan gezinerek Comercio Square’e vardık. Burası çok geniş bir alan ve trafiğe kapalı. Çocuklar koşturdular, uçakta oturdukları zamanın acısını çıkardılar. Ardından karşıya geçip Cais das Colunas’da gitar çalan adamı dinledik denize bakarak. Portekiz’in eski limanlarından birinin olduğu bu yer, çok da romantik aynı zamanda.



Yakındaki metro istasyonuna uğrayıp toplu taşıma için en ekonomik yöntem olan şehir kartlarından satın aldık. İçine de bir miktar para koyduk. 6 yaş ve üzeri için de bilet gerektiğinden, ilk kez Alaz’a da bilet satın aldık!



Eve dönerken, trafiğe kapalı olan caddelerde, Rua Augusta ve yan sokaklarında yürüdük. Dondurma molası verdik, yol üzerindeki bir marketten de süt aldık.

Lizbon 1inci Gün:




İlk kez evde kaldığımız halde, kahvaltı için yiyecek birşey getirmemiştim/almamıştım. Kaldığımız yere çok yakın Confeitaria Nacional, 1829’dan beri hamurişi tatlı, çikolata yapan bir pastane aslında. Tam kahvaltılık! Kendimizi içeriye atıp ne görüp beğendiysek yedik. Belem tatlısından da! Bu pastanenin en güzel yiyeceklerinden biri Noel zamanı yaptıkları kuru meyveli kekmiş, bilginize...



Sonrasında tramvaya binip Belem’e gittik. Yolun en heyecanlı anı, San Francisco’daki Golden Gate köprüsünü anımsatan Ponte 25 Abril köprüsü altından geçerkendi. 1966 yılında Lizbon’un iki yakasını bağlamak için yapılmış.

Arkamda; Ponte 25 Abril Köprüsü



Deniz Müzesi önündeki durakta indik, sahile doğru zeytin ağaçlarıyla gölgelendirilmiş parklar ve tur otobüsleri arasından geçerek yürüdük.

Zeytin ağaçları



Denizciler için yapılan Padrao dos Descobrimentos - Discoveries Monument - Keşifler Anıtı'nı gezdik. Portekiz keşiflerini başlatan denizci anısına yapılan bu anıtın içine girmek mümkün ve hatta üst kattan aşağıya bakında dünya haritası görünüyor, yerde…



Fakat, kıyıya yanaşan yengeçler bizim çocukların ilgisini herşeyden çok çekti. Yüzlerce yengeç gördük Torre de Belem’e yürürken.



Bu kısımda keyifle yürümek, güneşlenmek, kafelerden birine oturmak yapılacaklar arasında. Yat limanını geçince, Belem Kulesi’ne ulaşılıyor. Tagus Nehri’nin ağzını korumak için 1500’lü yılların başında inşa edilmiş. Belem Tower önünde uzun bir ziyaretçi kuyruğu vardı. İçeride göreceklerimiz 2 saat beklemeye değmez diyerek kule önündeki kumda oynayan, deniz kabuğu ve midye toplayan, güzel taşlar arayan çocuklarımızla takıldık. Hava harikaydı. Büyük depremden önce bu kule denizin içinde kalıyormuş, şimdi ise kıyıda.



Bir öneri de, Maat’tan bisiklet kiralayarak civarı gezmek. Maat Enerji Müzesi ve benimkilerden daha büyük yaşlardaki çocuklar için oldukça ilgi çekici. Belem’de Denizcilik Müzesi de bulunuyor gezmek için. Tarihi denizcilik üzerine kurulu Portekiz’de gezmek istediğim tek müzeydi açıkçası.
Bir bilgi, her ayın ilk Pazar günü müzelere giriş ücretsiz. Siz yine de önceden internet sitelerine bakın.



Bölgede bir de Belem Sarayı var. İçi ve dışı ayrı güzelmiş eğer mimari yapılar ilginizi çekiyorsa. Biz bu sarayı es geçerek Pasteis de Belem, Belem Pastanesi diyelim, kuyruğuna girdik. Ev sahibinden öğrendiğimiz başka bir şey de, Pasteis de Belem tatlısını, custard denilen krema dolu puf hamurişi, burada yememiz gerektiği. Belem dışındaki bölgelerde aynı tatlıya Nata deniliyor. Birkaç yerde yedik ve en güzeli gerçekten de Pasteis de Belém’de satılıyor. Belki de henüz ılık olduğundan, çok çok taze yani...

Pastane hep böyle yoğun...
Önünde oldukça uzun sıra var, yerini kaçırmanız imkansız. Fakat sıra çok çabuk ilerliyor, beklemekten vazgeçmeyin…


Sonra bir otobüse atlayarak Jardim da Estrela’ya gitmekti amacımız. Olmadı. Çünkü otobüs belli bir yere kadar gitti ve diğer otobüs Cumartesi günleri çalışmıyordu durakta verilen bilgiye göre. Bu sırada Beliz de uyuduğundan, sahilden Cais de Sodre’ye yürüdük. Yeni amacımız Mercado da Ribeira ya da orada yazanı söylersek Time Out Food Market’e girip öğle yemeği yemekti.

Food Market
İçerideki atmosfer görülmeye değer. Geniş masalar, her mutfaktan farklı ürünler, barlar, içecekler, yemek atölyeleri, akvaryumda dev yengeçler… Bayıldık! Hemen bir yer kaparak oturduk; çünkü hem çok kalabalıktı hem de Alaz midye diye tutturmuştu. Yemekleri yememiz belki bir saati buldu; Cumartesi - öğle vaktinden kaçının! Neyse ki Beliz tüm süre boyunca uyurken biz de yüksek masalarda Alaz ile 1e1 vakit geçirebildik.

Yemeklerimizi beklerken haritadan oyun üretmek
Midyeyi gören Alaz iştahla açtı kabuklarını; ama ‘Anne bunun pilavı nerede?’ demeyi de ihmal etmedi… Alaz’ın yeni ve farklı yiyecekleri deneme hatta seçme cesareti benim çok hoşuma gidiyor. Seyahatlerin ona kattığı büyük bir özellik… Bence...


Market ardından, Jardim Dom Luis’te oyun parkı molası verdik. Zaten Beliz de uyanmıştı. Her parkta, her köşe başında canlı müzik duymak çok ilginç geldi bize. Muhteşem güzel…

Sonrasında Elevador da Bica’nın yolunu tuttuk yukarıya çıkmak için. Şehrin bazı yerlerinde ücretli ya da ücretsiz, tarihi ya da market içinde alelade asansörler oluyor birkaç on/yüz metre yukarıya çıkmak için. Ev sahibinin bir önerisi de asansör kullanarak yukarıya çıkmak ve geze geze sokaklardan aşağıya yürümekti.

Asansör/Elevador
Neo-gotik tarzdaki bu tramvay (elevador diyorlar) bizi Chiado bölgesine götürdü. Oradan Rua da Rosa’ya daldık, Pink Street, Pembe Sokak. Burası Fado - Portekiz halk müziği - dinlemek için önerilen bir sokak. Tam bir barlar sokağı aslında. Bu yüzden fazla ilerle(ye)meden çıktık ve Luis de Camoes meydanına vardık. Bu bölge 16ıncı yüzyıl şarilerinin, yazarlarının takıldığı mekanlar ile dolu. Rua Garrett girişindeki Cafe a Brasileira bu yüzden çok ünlü. Masa boşaldığı an doluyor.

Biz yol sonundaki ünlü dondurmacıya uğrayacağımızdan kafeye girmedik. Sokak sanatçılarını izleyerek yolun sonuna dek yürüdük. Gelados Santini aradığımız yerdi. Girişinde sıra olan dondurmacı!

Sezonun dondurması limondu. Bayıldık! Karamelli de harika ve adını ilk kez duyduğumuz, anlamını bile bilmediğimiz farklı tatlar da denedik. Mutlaka gidin, biz ertesi gün gene gittik :)

Santa Justa Asansöründen manzara
Buradan aşağıya doğru yürüyerek, ev sahibinin ‘Önünde gece-gündüz, her saat sıra var, Santa Justa Asansörü’ne binmeseniz de olur’ uyarısını dinlemedik, sıraya girdik. Dondurma yediğimizden hiç birimiz sıradan şikayetçi değildi ilk 10 dakika. Sonra yanımıza genç biri gelip birşey söyledi. Anlamadık. 5 dakika sonra tekrar gelip bu kez İngilizce söyledi, anladık!

Bizi bulunduğumuz yerden çıkararak sıranın en öne götürdü; çocuklulara öncelik. Belki 1 saat beklememiz gerekecekti; ama sayesinde hiç beklemeden -ilk 15 dakikayı saymazsak- tarihi asansöre bindik. Çocuklu olmamızın avantajı...

Manzarayı takmayanlar...
1902’de yapılan tarihi asansör, tek kişi tarafından çalıştırılıyor. Yani asansörü çalıştıran kişi, binenlere bilet de kestiği için sıra ilerleyemiyor ve uzun. Güzel yanı, asansöre binmek zorunda değilsiniz, yürüyerek yukarı çıkmak da mümkün. Asansör üzerindeki terasa çıkmak için ek ücret isteniyor. Değer mi? Keyfinize kalmış… Biz çok eğlendik terasta. Yere oturup, çaprazdaki otelin terasındaki düğünü izledik, dans ettik falan. Aşağıda göremediğimiz parkları, noktaları aklımıza yazdık. Sonra da cadde üzerindeki üst geçitten geçerek Carmo Arkeoloji Müzesi’ne vardık.



Gotik mimarinin eseri bu müzede mumyalar, seramikler ve iskeletler var. Giriş ücreti 4 Euro ve gezi süresi 30 dakikayı aşmıyor. Önündeki meydan, Chafariz do Carmo, tropik ağaçlar ve tarihi çeşme bulunan bir alan. Yine bir grup, canlı müzik yapıyordu. Biz de yere oturup çocukların kuşları koşturmasını izledik bir süre.



Ardından asansörle aşağıya inip Rossio Meydanı’na vardık. Birşey yapmak için pek halimiz kalmamıştı; ama akşam güneşini kaçırmak da istemiyorduk. Meydanda kuş kovaladı çocuklar, top oynadılar bir süre. Sonra yakındaki eve uğrayıp yemek öncesi 30 dakika dinlendik! Baba şekerleme yaptı, anne instagrama daldı ve çocuklar çizgi film izlediler.

Televizyonu kapatırken kıyamet kopmasın diye onlara Figueira Meydanı’ndan TukTuk denilen elektrikli-pilli araçlara bineceğimizi söyledik. Normalde şehir turu yaptırıyormuş bu araçlar; biz ise Jardim da Parada’ya gitmek istiyorduk meşhur burger yemek için. Adamların bizi geri çevirdiğini anlayan çocuklar mızmızlanmıştı ki, birisi bizi istediğimiz yere 15 Euro’ya götürmeyi teklif etti. Otobüs, tramvay ve hatta taksi kesinlikle daha ekonomik olacaktı; ama çocukların tuktuk üzerindeki mutlulukları görülmeye değerdi...

Lizbonlular arasına katıldığımız park

Jardim da Parada, park, yarı Portekiz yarı İngiliz bir anne önermişti. Bahçedeki kafede şehrin en iyi hamburgeri yapılıyordu, Imperial bira vardı. Çocuk oyun parkı mevcuttu ve ortadaki havuzda su kaplumbağaları yüzüyordu. Daha ne olsun? Turistlerden uzak, lokaller arasında bir öğle ya da bizimki gibi akşam yemeği için ideal, Jardim da Parala ve içindeki kiosk.

Bina mozaikleri her yerde...
Yemek ve parkta oyun sonrasında müthiş ünlü ve tarihi 28 no’lu tramvaya binerek, turistik yerlerden geçerek kaldığımız yere vardık.



Anlık ayrıntılar ve daha fazla fotoğraf için İnstagram'da #GezginAnneLizbon etiketine bakınız. Son iki gün de aşağıda görüldüğü gibi devam etmekte... Buradan okumaya devam ediniz...




Notlar:

* Yazımı beğendiyseniz veya başkalarının işine yarayacağını düşünüyorsanız, lütfen aşağıdaki düğmelere tıklayarak paylaşın... Teşekkürler!

 * Tüm fotoğraflar ben, Deniz Özgül'e aittir. Lütfen kopyalamayın...

* Anlatımdaki görüşler benim kendi görüşümdür, reklam içermez...

Devamını Oku »