Müzik Anneye İyi Gelir...


Çocuklar uyuduktan sonra kulaklıkları tak ve balkona çık...

Geçtiğimiz bahar, erkenden uyuyan 1 yaşındaki kızımı yatırdıktan sonra akşam yürüyüşüne çıkardım. Bu sene 2.5 yaşında olduğundan, erken yatmayı reddedip abisiyle kudurmayı tercih ediyor…

Bir akşam yemeğinden sonra ortalığı toplarken, ‘Bu çocuklar ne güzel erkenden uyuyordu, yürüyüş yapabiliyordum’ dedim eşime. O da ‘Haydi gitsene, ben hallederim onları’ dedi. Otuz saniye sonra kapıda, spor ayakkabılarımı giyiyordum. Çocuklar ‘İyi eğlenceler’ dilediler, attım kendimi sokağa…

Kulağımda sevdiğim, eskilerden bir müzik, tempolu yürümeye başladım. Yeşermiş, hatta çiçeklenmiş bahar dalları arasında. Akşam güneşi vuruyordu bazı camlara, renkler müthişti. İyi ki ‘Mutfağı toplayayım, çocukları yatırayım, yere saçılan yemekleri temizleyeyim’ dememiştim bu kez. Biliyorum o işlere dalınca, böyle bir saatlik bir yürüyüşe halim kalmıyor. Bu yürüyüş beni her açıdan tazeleyecek de olsa…

O günden beri akşamları kollamaya başladım, fırsat yaratmaya. Kulaklıklarımı takıp enerji dolu şarkıları dinlemeye ve yürümeye. Yürüyüş yapmak mı, yoksa müzik dinlemek mi kendimi daha iyi hissettiriyor bilmiyorum; ama bu ay regl öncesi kocama ve çocuklara sinirlenmedim, nefret dolu sözler de etmedim. Kavga bile çıkarmadım! Bu bile birşey, değil mi?

Oxford Üniversitesi yayınlarından biri ‘Music, Health and Wellbeing’: Müziğin nasıl hissettiğimiz üzerinde etkisinin olduğunu kanıtlıyor. Müzik terapisi varmış örneğin, ben hiç duymamıştım. Hangi tarz müzik dinlediğin o anki ruh halini gösteriyor. Bizde de ‘Müzik ruhun gıdasıdır’ sözü var hepimizin bildiği.


Geçen gün Almanca dersinde, Almanların %78’inin bir müzik aleti çalmadıkları, müzikle birebir uğraşmadıkları konusu açıldı. İsviçreli öğretmenim, kendi iki çocuğuna özel ders aldırarak, her ikisinin de ikişer enstrüman çalmasını desteklemiş. ‘Yıllarca tatile gidemedik, özel müzik derslerine ve öğretmenlerine bütçe ayırdık’ diye anlattı bize.

Eğitim sistemine göre, çok özel yeteneğin yoksa bir müzik okuluna gidemiyorsun ve normal okulda verilen müzik eğitimi standart ve yetersiz. Bizim de çocukken öğrendiğimiz gibi, blok flüt çalmak ve biraz nota öğrenmekten ibaret.

Müzik...

Hazır ve nazır, duygulara hitap eder, insanı meşgul eder, zihni başka yöne çeker. Fizikseldir, elastiktir. Sosyaldir, konuşmayı açar, davranışları etkiler, kişilik geliştirir.

Müziği dinleyen de, çalan da o anki ruh halinden uzaklaşıyormuş. Doğru! Gençken çok müzik dinlerdik, lise ve üniversite yıllarında. Nasıl da mutlu hatırlarız kendimizi? Sonra iş hayatı, müziğe vakit ayıramama ve çocuk sahibi olma ardından sadece ‘Ali Baba’nın çiftliği ve Mini Mini Bir Kuş’ ile sınırlı olan birkaç yıl geçiririz. Müzikten uzaklaştıkça da hayallerimizden uzaklaşırız sanki.

Bana öyle oldu en azından. Elbette her zaman evde bangır bangır müzik çalamıyoruz ya da müziği son ses açıp dans edemiyoruz. Açsak bile, ‘Gummy Bear aç anne!’ yorumu geliyor.

Yürüyüşe fırsat bulamasanız bile, çocuklar uyuduktan sonra kulaklıkları takıp sevdiğiniz bir şarkıyı yüksek sesle açın ve balkona çıkın 10 dakika. Eminim çok hoşunuza gidecek…

Bu yazım ilk olarak Nisan 2017'de Alternatif Anne'de yayınlanmıştır.

Fotoğraf : Tokyo 2017 seyahatinden... 
Devamını Oku »

Çocukla Tokyo Seyahati


Tüm Japonya gibi Tokyo da çocuklarla gezmek için en uygun şehirlerden biri; güvenli, temiz ve çocukların ilgisini çeken çok şey var...

Öncelikle;
  • Tokyo, dünyanın en kalabalık ve büyük şehri. Bu sebeple kalacağınız mevkiiyi önemle seçmeniz gerekir. Biz Shinjuku, Keio Plaza Hotel’de kaldık.
  • Çocuklarla gezerken ‘her şeyi’ yapmaya çalışmayın. Jet-lag, hava değişimi, trene/metroya inip binme, kalabalık, farklı yiyecekler zaten onlar ve sizin için hayli yorucu olacaktır.
Gün 1...

Narita Havaalanı - Tokyo - Shinjuku

Öğle vakti indiğimiz havaalanı, Narita idi. Şehirden yaklaşık 1 saat uzaklıkta. Hızlı trenle Shinjuku’ya varıp otele yerleştiğimizde akşam üzeri olmuştu. Yorgunluğa rağmen kendimizi toparlayıp sokaklara attık.

Yey! Japonya'dayız...
Sadece yürüyerek, hava kararana dek Shinjuku’da gezindik. Etrafımızı, insanları, şehri keşfetmeye çalıştık. Çocuklara uygun bir restoranda yemek yedik. 7-Eleven bulup para çektik, süt ve meyve satın aldık. Otele dönünce duş ardından erkenden yattık; saat 21:00 gibi.

Shinjuku sokakları
7-Eleven, her şehirde, semtte hatta her tren istasyonunda var; süt, ekmek, meyve gibi günlük ihityaçlar için her gün uğradık. Nakit para çekmek için de atm-sini kullandık.

İlk gece beni uyku tutmadı; dolunay! Çocuklar ve baba uyudu… Ta ki gece yarısına dek. Çünkü normal şartlarda o saatte evimizde akşam yemeği yiyorduk. Tuvaleti gelen Beliz uyanınca, herkesi uyandırdı. Odanın ışıklarını loş olacak şekilde ayarladık; biraz ekmek yediler ve süt içtiler. İki saat yatak muhabbeti ardından herkes uyudu; ertesi sabah 8:30’da perdeleri açıp uyandırdım.

Gün 2...

Şansımıza havada güneş parladığından ışıl ışıldı. Beliz, gözlerini açmakta zorlansa da Alaz sayesinde uyandı. Jet-lag’i kısa zamanda atlatmak için kalkmaya mecburduk...

Kahvaltı, 33.katta...

  • Japonya’da hiç bir otelde kahvaltı satın almadım:

1- Çocuklarla oturup yemek epey vakit alacaktı,
2- Kahvaltıda sunulan yiyecekleri farklı bulup yemeyebilirlerdi,
3- Pahalıydı,
4- Kahvaltıdan sonra uykularının gelme olasılığı ve mızmızlanma aşaması başlayabilirdi...

Bu yüzden İsviçre’den bir kutu kahvaltılık mısır gevreği götürdüm valizde. Uyanır uyanmaz (genelde 7-8) her sabah birer kase süt ile birlikte yediler, biz de yeşil çay içtik. Ardından tren/metro istasyonlarındaki pastanelerden ekmek, kurabiye, kek, poğaça, pizza türü birşeyler satın alıp 9 gibi yola koyulabiliyorduk. Kişi başı 20-30 bin Japon yeni kahvaltıya vermektense, tüm aldıklarımız o kadar tutuyordu. Hem vakit, hem nakit...

Asakusa

Senso-ji Temple
İlk sabah tren biletlerini ve Suica kartı (İstanbul kart gibi) ayarlama sebebiyle biraz vakit kaybettik. Sonrasında metro ile Senso-ji Temple’ı ziyaret etmek üzere Ginza metrosuyla Asakusa’ya vardık: Tokyo’nun en renkli, büyük ve popüler Budist tapınağı. Pazar günü olduğundan oldukça kalabalıktı. Özellikle sakin Zürih ardından bize öyle geldi belki…

Kimono/yukata giyimli ziyaretçiler, kiraz çiçekleri, budist tapınağı ritüelleri derken şaşkınlık ve hayranlık dolu iki saat geçirdik. Tapınak ritüellerine katıldık biz de; silindir kutu sallayıp içinden çıkan çubuktan yazıyı karşılaştırıp falımız yazılı kağıdı bulduk. Bakınız videosu burada. Ardından onu katlayıp diğer dileklerin arasına astık Alaz ile birlikte. Bu ritüeller Alaz'ın ilgisini çekti tüm Japonya seyahati boyunca.


Tapınak ve heykeller, göldeki kırmızı balıklar, açık havada olmak çocukların da hoşuna gitti ve sıkılmadılar. Girişteki market bölümü kalabalık olduğundan o kısmı epey hızlıca geçtik. Öğle vakti içecek-yiyecek satan büfeler kurulmuştu. Serinlemek için çocuklara buzlu ve renkli içecekler, bize de yengeç ızgara ardından yeşil çaylı dondurma aldık.

Tokyo Skytree

Nehir ve Tokyo Skytree
Tokyo Skytree’ye doğru yürümeye başladık. Yol üzerinde çocuk oyun parkı görünce biz banklarda dinlendik, A ve B de parkta Japon çocukları ile kaynaştılar. Sumida River yanında yürüyüş parkurları ve çocuk parkları mevcut. Tokyo Tower'ı da içeren panaromik fotoğraf isterseniz bu kuleye mutlaka çıkın. Edo Tokyo Museum da bu bölgede.

Ueno

Asakusa’dan birkaç metro durağı sonrası Ueno Park. Sakura zamanı piknikler yani hanami, yapılırmış. İçinde Japonya’nın en eski hayvanat bahçesi, müzeler ve tapınaklar ile göl de bulunuyor.

Sakuralar altında hanami yapanlar
Herkesin çok övdüğü Ueno Park, İsviçre’den sonra belki de, bana çok muhteşem gelmedi açıkçası. Yine de hanami yapanları görmek ve bu geleneği anlamak için gitmemiz iyi oldu. 

Ameyoko Market
Parktan çıktıktan sonra sokağın başında ‘The National Museum of Western Art’ pankartı asılı sokağa daldık: Ameyoko Market. Paralel ve dikey birçok sokak hem trafiğe kapalı hem de muhteşem renkli. Alışveriş yapmak için mağazalar, kafeler, restoranlar ile dolu… Kendimizi Japon atıştırmalıkları satan çok büyük bir mağazada bulduk. Burası önemli; çünkü tekrar gelmek istediğimiz ama zamanımız kısıtlı olduğundan gelemediğimiz bir noktası Tokyo’nun.

Japon snacks

Yummy restoran
Ayakkabıları çıkarıp yere oturduğumuz, masamızdaki ızgarada deniz ürünlerini kendimiz pişirdiğimiz harika bir restoran bulduk: Taitō-ku, Tōkyō-to. Civarda birçok restoran var, keyfinize göre ve google değerlendirmesine göre girin birine. Biz öyle yaptık… Tokyo’nun restoranlarını, diğer Japonya şehirlerinde çok aradık sonrasında.

Tipik metro kudurması
Her akşam olduğu gibi metro ile Shinjuku’da otele döndük ve 7-Eleven’dan sütümüzü alıp otele geçtiğimizde hava kararmış oluyordu.

Gün 3...

Shibuya Starbucks 2. kat
Shibuya

Otuz üçüncü katta mısır gevreği ardından, çok merak ettiğimiz Shibuya Crossing’e gitmek için sabah 9’da yola koyulduk. Dünyanın en kalabalık yaya geçidi olarak biliniyor Hachiko. Sabah 9 ve akşam 5 saatlerinde en yoğun ve yayalar birbirine çarpmıyor bile… Burası önemli; dünyanın en kalabalık şehrinde, en yoğun saatlerde metroları üstelik bebek arabasıyla kullandık; ama kimse bize değmedi bile!


Bu yaya geçidinin manzarası en güzel Starbucks ikinci katından izlenir demişlerdi. Biz de kahvaltıyı orada yaptık. Starbucks’da normal yiyecekler buluruz sanmayın; sandviçlerin içinde bile balık var!

Pachinko, oyun alanları
Ardından Inokashira Dori sokağına dalıp, trafiğe kapalı ara sokaklarda gezinirken tabii bu arada çocuklar Japonya’da en sevdikleri yerle tanıştılar: Pachinko. Slot machines, yani parayı atıyorsun oyun oynuyorsun ya da kolu çevirip top alıyorsun. İçinden oyuncak çıkıyor. Bu mekanlarda yüzlerce oyun aleti ve top veren kutulardan var. Yüksek sesli, hareketli müzik de cabası. İşin ilginci annem yaşında teyzeler, iş çıkışı gelen takım elbiseliler, okul çıkışı gelen kız çocukları… Kısaca tüm Japonlar orada! 200-300 Yen diye diye epey bir harcadık biz de :-)

Yoyogi Park - Meiji Shrine 

Tipik park halleri
Tokyo Metropolitan Children’s Hall’e gitmekti niyetimiz; ama tadilat sebebiyle kapalı olduğunu öğrendik ve Yoyogi Park’a doğru yürüdük. Çok geniş alandaki bu parkta çocuklar koşturdu serbestçe, ağaçlara tırmandılar, kargaları taklit ettiler. Havuzlarının güzelliği beni büyülemedi; ama belki festivale denk gelirseniz sizi büyüler...

Meiji Shrine

Tahtalara yazılı dilekler; 'Trump'tan kurtulalım' diyen de vardı!

Budizm öğreniyorlar...
Hemen kuzeyindeki Meiji Shrine’e vardık. Görkemli, yüksek ve kırmızı kapıların altından geçtik. Burada tapınak ziyareti kurallarını öğrendik bir de. Önce suda ellerini ve ağzını yıkıyorsun. Sonra içeriye girip dilek diliyorsun. İstersen bozuk para atıp, ellerini çene altında birleştirip biraz da eğiliyorsun selam verir gibi. Bu sırada tahta levhalardan satın alıp dileğini yazıp duvara asabilirsin. Bazı yerlerde ağaca da asılıyor.

Sokak yemekleri
Huzurlu Inner Garden
Beliz’in uyuyakaldığı bir ara da, Meiji Shrine Inner Garden’ı gezdik, yeşillikler içinde bir Japon bahçesinde samurayın çıkardığı su hala akıyor. Gezinin en huzurlu anlarından biriydi. Girişi ücretli.


Park çıkışında Omotesando caddesine daldık. Sokağın başında okonomiyaki dükkanı görüp denemek için satın aldık. Öğle yemeklerini sokak yemeklerinden seçtik genellikle. Farklı lezzetleri deneyimleyebildik ve yolda, parkta, nehir kısıyında, meydanda yani açık havada yediğimizden çocuklar ile daha kolay oldu. Tabii şansımıza hava hep güneşli ve ılıktı Nisan sonunda.


Harajuku

Omotesando, ilginç mimari yapıları ve lüks alışveriş merkezleri ile ünlü. Harajuku’nun trafiğe kapalı ara sokaklarında birçok butik mağaza da var. Tabii biz kendimizi mağazalar yerine baykuş kafede bulduk. Yaklaşık bir saati evcilleşmiş baykuşları okşayarak geçirdikten sonra Takeshita Street’te sokak yemeklerinden tattık. İşte o caddenin sonuna vardığımızda yağmur da başladı. Metroya atlayıp Shinjuku’ya vardık.

İğne atsan yere düşmeyen sokaklar
Shinjuku

Akşam yemeği için, Omoide Yokocho (Hatıralar köşesi) sokağını bulduk. Yanyana dizili küçük yeme-içme yerleri. Nevizade’nin mini hali sanki. Yakitori, yani şişe geçirilmiş ızgara yiyecekleri ve saki için geliniyor buraya. Mekanlar o kadar dar ve küçük ki, bebek arabasını içeri sığdırmak imkansız. İş çıkışı demlenen Japon amcaların arasına karışıp kendimize bir yer bulduk. Menü tamamen Japonca! Lokanta sahipleri İngilizce bilmiyorlar, epey bir zorlandık işaret dili ile çözdük; çünkü at eti falan da var menüde!

Omoide Yokocho

Gün 4...

Roppongi Hills

Maman ve Beliz
Günün ilk gezisi Roppongi Hills oldu. Modern iş hayatına karıştık bir süreliğine sevgili eşimin çalıştığı yerin Tokyo ofisine giderek. Günlerdir Japon yemeklerine burun çeviren Beliz’e Avrupa yemekleri buluruz diye düşünmüştük. Yıllar önce Southbank’te rastladığımız ünlü örümcek, Maman da oradaydı şansımıza.



Tokyo Tower

Civardaki Sakura-zaka Park’ta robot parkı da bulunuyor çocuklar için. Alaz’ın ısrarı ile Tokyo Tower’a çevirdik rotamızı. Bize kalsaydı onun yerine Tokyo Midtown’da Ritz Carlton otelin 45. katına çıkar, Tokyo Tower’lı bir Tokyo manzarasına bakardık. Öneririm...

Kart, bizden önce eve gelmişti

Kırmızı Tokyo Tower
Minato’ya dek yürüyüp, arada yolumuza çıkan parklara ve 100 Yen dükkanlarına girip sonunda 333 metre yüksekliğindeki Tokyo Tower’a ulaştık. Alaz’a bir posta kartı satın alıp resim çizdirdik ve eve yolladık. Bunu Sydney’de yapmıştık ilk kez, gelenek oldu ardından...

Odaiba Özgürlük Heykeli
Odaiba

Rainbow Bridge’den geçen, havadan giden ve insansız çalışan metroya binmeden olmaz, dedik. Kendimizi el yapımı ada, Odaiba’da bulduk. Özgürlük Heykeli bile yapmış Japonlar buraya. 19uncu asırda Amerikan donanması için yapılan bu ada, şimdilerde futuristik mimarisi ile alışveriş ve eğlence merkezi. Legoland dahil birçok tema parkı ve müze de bulunuyor. Biz de kısa bir yürüyüş ardından güneşi sahilde batırıp, avm-lerden birine daldık *Beliz’in tuvaleti sebebiyle* Yemeği de orada, çocuklara uygun fast-food ile geçiştirdik.

Rainbow Bridge

Gün 5...

Chiyoda - İmparatorluk Sarayı


Son günümüzün ilk durağı Imperial Palace. Geniş caddeler geçtiğimiz, etrafında geniş su kanalı ve içinde çok büyük bahçeleri olan; ama içine girilmeyen - çünkü hala imparator orada yaşıyor - turist dolu güneş altında yanmalık bir alan. Bahçelerin yanı sıra müzeler de bulunuyor.

Saraydan çok sıcağı hatırlarım...
Her yanını gezmek istesek tüm günümüzü harcamamız gerekirdi; bu sebeple bir kısmını görüp Ginza’ya kaçtık.

Ginza

Bento box
Alışveriş mağazaları, üniversite öğrencileri ve Hello Kitty Ginza'da. Yorumlarda okuduğum Mitsukoshi Ginza Store’u bulduk ve alt katına indik. Bento box cenneti… Bu kısımda insan yiyeceklerden dolayı aklını kaçırabilir. Nitekim biz de çıldırdık! Sonra bentolarımızı alıp çatı katına çıktık. Açık ve kapalı alanda masalar bulunuyor, çocuklar için oyun alanı var, bebek için emzirme, bez değiştirme yerleri de bulunuyor bu mağazada.

Hello... Kitty!
Ginza sokaklarında ünlü bir kırtasiyeci olan İtoya'dan origami kağıtları ve suşi silgilerden aldık, hediyelik. Sonra da metroya atlayıp elektronik dünyasının merkezi Akihabara’ya vardık.

İtoya, faydalı hediyelikler... 
Akihabara



Electronic Town diye de bilinen Akihabara sanıyorum Türklerin en çok ziyaret ettiği yerdir. Bakınız ilk fotoğraf oradan... Kat kat, tepeleme dolu dükkanlarda yok, yok. Elektronik her şeyin yanı sıra, elektronik olmayan herşey de var: Don Quijote en ünlüsü. Japonya gezisini burada sonlandırıyor olsaydık birkaç valiz daha gerekebilirdi eve dönüşte.

Akihabara’da maid cafe denilen mekanlar ve manga severler için Tokyo Anime Centre ilginç yerler. Maid kafeler, kostüm giymiş Japon genç kızların bazı evlerin bazı odalarında kahve, masaj ya da sohbet servisi yaptıkları yerler. Hemen her sokakta birkaç maid bulunuyor ve çalıştıkları kafelere yönlendirme yapıyorlar. AKB48, 48 pop şarkıcılı kadından oluşan müzik grubunun mağazası da burada.

2'den 72'ye...
Elbette oyun oynanan -slot parlour- yerlerden burada da var. Her isteyen giriyor, yaş sınırı yok. Taito Station bizim girdiğimiz yerdi ve 3D - üç boyutlu- oyunlar bile var. Bakınız videosu burada. Japon anime serisinden uyarlanan Gundam Kafe’de, Gundam temalı yiyeceklerle ve Alaz’ın gözyaşları ile geceyi bitirip otele döndük.

Tokyo'da geçirdiğimiz 5 gece ardından ertesi sabah shinkansen denilen ilk hızlı trene binecek ve kuzey batıdaki Kanazawa şehrine gidecektik.

Evin her yerinden hala çıkıyor bu toplardan...

Tokyo’da çocuklarla yapılacak çok fazla şey var, vaktimiz kalmayanlara da buradan bakmanızı öneririm: https://mylittlenomads.com/tokyo-with-kids

* Tamam kabul, çocuklar için pek de özel birşey yapmadık Tokyo’da. Fakat, restorana oturmadığımız müddetçe, uykuları gelmediği ve yorulmadıkları anlarda, onlar da her yaptığımızdan ve gittiğimiz yerden zevk aldılar diyebilirim.

Diğer yazılar:

Çocukla Kanazawa
Çocukla Kyoto
Çocukla Hiroshima
Çocukla Hakone
Çocukla Japonya - özel notlar
Japonya’da Kaldığımız Oteller
Japonya’da Nerede, Ne Yenir?

Devamını Oku »

Praha yani Prag Yolcuları Dikkatine...


Prag, Çek Cumhuriyeti'nin başkenti. Herkesin gidip gördüğü muhteşem şehir. Bir ben gitmemişim, bir de arkadaşlarım B. ve F.

Bu sene bizim özel yılımız, yaşımızdan ötürü. Çocukları kocalara bırakıp, işi-gücü-yemekleri ayarlayıp atladık gittik Prag'a. Çocuklar babaları ile 2/24 vakit geçirdiler o hafta sonu. Babalar da çocuklarıyla. Ne güzel 'bonding' yani bağlanma oldu aralarında. Ne güzel bir tatil oldu biz annelere de, bir çeşit 'Anneler Günü' hediyesi yaptık kendimize tabii kocalarımız sayesinde. Teşekkürler babalar; B. ve Ö. ve M.

Uçak mevzu...

Türkiye'den gelenler oldukça ekonomik ve uygun uçuşlar ile Prag'a İstanbul'dan direk indiler. Türk Hava Yolları ve Pegasus uçuşları günün normal saatlerinde...

Ben Zürih'ten gittiğim için ve Japonya seyahatimizden ötürü bilet satın almayı son ana bırakınca göz yaşartıcı direk uçuş fiyatlarıyla karşılaştım. Swiss Air sadece direk uçuyor Zürih'ten bilginize...

Neyse ki Air Berlin var. Berlin Tegel aktarmalı, hatta aktarma arası 1 saat olan uçuşlar ile Prag'a yarım günde ulaştım. Çocuklar olmadığından aktarmaları başarı ile yönetebildim; ama çocuklar olsaydı aradaki az zamandan ötürü oldukça paniklerdim. Çünkü, bu şekilde uçak kaçıranlar olmuş.

Epeydir uçakta dergi okumuyordum, bana çok iyi geldi bu yolculuk...

Havaalanına ilk inen bendim bizim grupta. Biri schengen ülkelerine, diğeri, schengen dışı ülkelere hizmet veren iki adet Terminal var. Arkadaşlarımı bulmak için Terminal 1'e gittim. Bu sırada 'Geliş Kapısı' yanındaki turizm ofisinden de bilgiler topladım...

Para mevzu...

Bulunduğunuz ülkeden Çek korunası getirmek en avantajlısı bildiğim kadarıyla. İkinci en uygun opsiyon ise, bankamatiklerden banka kartıyla koruna çekmek. Ben de havaalanındaki bankamatikten 'para çekme' tuşunu seçtim. Karşıma çıkan ekranda minimum 10.000 korunayı görünce şaşırdım. Kapatıp, google'dan 'günde ne kadar Çek korunası harcarım' diye baktım...

Herşeyi nakit ödemek taraftarı olduğumdan, günde ortalama 1000 Çek Korunası bana yetiyordu; yemek, içmek ve ulaşım için. Yani 150 TL ya da 40 Avro... Dikkat otel ödemesi ve hediyelikler hariç...

Havaalanından para çektim mecburen çünkü otobüse binerken nakit gerekliydi. Daha sonra fark ettim ki şehirden para çektiğimle havaalanından çektiğim arasında büyük fark vardı. Yaklaşık 400 Koruna fazladan ödemiştim havaalanında. Bilginize...

Avro ödemeye kalkarsanız, ki her yer kabul ediliyor; ama iki katı ödemek durumunda kalırsınız. Yani, kandırılma tehlikesi var, dikkat!

Havaalanı - Şehir Ulaşımı mevzu...

Turizm ofisinden gerekli bilgiyi aldıktan sonra; dilini bilmediğimiz, ilk kez gittiğimiz bu ülkede metrolarlar otobüslerler uğraşmak yerine 'airport express' kullandık. Kişi başı 60 Korona ile şehrin merkezindeki tren istasyonuna dek gitmek mümkün. Yolculuk, yaklaşık 30-40 dakika sürdü. Biz, yanımızda valiz ve çocuk olmadığından oradan otele - nehrin karşı tarafındaydı otelimiz (yani kale tarafında) geze geze 2 saatte yürüdük. Dükkanlara girdik, birşeyler yedik, fotoğraf çektik, vs... O yüzden iki saati buldu yani yoksa çok daha kısa sürer.

Dönüşte ise, artık şehri avucumuz gibi bildiğimizden, evet 2 gün sabahtan akşama şehirde yürümek yeterli bunun için, otele yakın metro istasyonuna gidip 90 dakikalık bilet aldık. Metro son durağından da otobüse bindik ve bir saatte havaalanına vardık. 90 dakikalık yetişkin bileti 32 Korona idi. Önemli nokta ise, bileti satın aldıktan sonra ilgili makinelere okutup üzerinde tarih ve saat yazmasını sağlamanız. Yoksa bilet geçersiz...


Prag'da metro, tramvay ve otobüs taşıtlarını kullanmak zor değil. Şehir içinde genelde her yer yürüme mesafesinde eğer yürümekten ve kalabalıktan hoşlanırsanız...

Su mevzu...

Benim için en önemli şeylerden biri; o şehirde çeşme suyu içiliyor mu? Gitmeden önce araştırmıştım internetten, gidince de otel görevlisine sorduk. Gönül rahatlığı ile sularımızı çeşmeden doldurduk. Aksi takdirde 'Tap water' denilen çeşme suyundan bile restoranlar ücret alıyorlar.

Ne yazık ki İsviçre'deki ve Japonya'daki gibi adım başı çeşme yok su doldurmak için. 250ml'lik bir şişe su da 50 -60 Korona. Su buldunuz mu doldurun...

Restoran - Kafe mevzu...

Gittiğimiz yerlerde, insanları kaba bulduk tabiri caiz ise... İsviçre'de de öyle çok kibar değiller; ama Japonya ve Türkiye sonrası, hatta eminim Amerika sonrası 'dövseydiniz bari' diyesi geliyor insanın garsona...

Oteldeki görevliye önceden bahşiş verip, bize, yerel tatları yiyebileceğimiz, turistik olmayan, kendi gittiği yerleri tavsiye etmesini söyledik. Kız hakikatten çok güzel yerler önerdi. İlk gece hem yiyecekler, hem hesap, hem de garsonların tutumu iyiydi. İkinci gün, mecburen daha turistik mekanlarda yemek yediğimizden, aynısını bulamadık.

Trdelnik, aslında Macar kökenli...

Kale ve eski şehir merkezinde, yemekten önce ekmek vs geliyor. Onlardan gereksiz ve çok fazla ücret alıyorlar, bilginize. Bir de bazı yerlerde bahşişi, kişi başına servis ücreti olarak alıyorlar. Yani 3 paralık yemeğe, 8 para verebilirsiniz, dikkat... Bir öğlen minimum yemeği yiyerek maksimum ücreti ödediğimizden yazıyorum bunları :-)

Bazıları Çek dilinde birkaç kelime konuşmanın garsonları gülümsettiğini yazmış; ama bilemiyorum... Denemek isterseniz, şuradan birkaç kelime ve cümle öğrenebilirsiniz.

Orada yaşayan birinden tavsiye, bira 40-50 Korona arasında. Daha fazla ise, oradan kaçın... Kahve ise 80 Korona civarında.

Bira için. Trdelnik'in tadına bakın. Akşam yemeklerinde gulaş ve ördek pek meşhur. Bir de kızarmış peynir sevdik biz... Prag'da yiyecek içecek önerilerimi ve mekanları burada yazacağım...

Hava durumu mevzu...

Mayıs ikinci haftası hava durumu yağışlı diyordu; ama şansımıza bir damla yağmadı. Güneşli, bulutlu geçirdik iki günümüzü. Avrupa olduğundan, kat kat giyinmek en uygunu.

Yerler arnavut kaldırımı tarzında olduğundan topuklu ayakkabı hiç uygun olmaz. Terlik de rahat olmaz...

Şehir mevzu...

Prag, tarihçesi göz yaşartıcı bir şehirmiş. Ücretsiz şehir turları var, mutlaka katılmaya çalışın İngilizce veya İspanyolca. Öyle güzel bilgiler öğrendik ki, kitapta yazsa bu kadar aklımda kalmaz... Rehberimiz Amerika'dan gelip Prag'a yerleşmiş bir İngilizce öğretmeniydi. Üç saat süren yürüyüş turu ücretsiz; ama tur sonunda kişi başı 5-10 Euro bahşiş vermek uygun.

Charles Bridge üzerinde...

Ya çocuklar?...

Açıkçası, çocuksuz gittiğimiz için memnun kaldım. Şehrin eski mahallerleri, dar sokaklardan oluşuyor. O sokaklar, trafiğe kapalı da olsa oldukça kalabalık. Hani iğne atsan yere düşmüyor tarihi mekanlarda. Bebek arabası ile zorlanırdık diye düşünüyorum. Taşlı sokaklarda Maclaren baston pusetlerin tekerlekleri yerlerinden çıkabilir. Prag Kalesi'ne tramvay çıkıyor, ama bizim gittiğimiz gün maraton olduğundan yayan çıkmak zorunda kaldık. Çoğu da merdivendi.

Kısacası yürüyebilen çocuklar ile Prag'a gitmek hiç dert değil. Slingdekiler için de okey; ama 2-4 yaş arası biraz zor olabilir puset gerektirdiğinden ve henüz uzun mesafe yürüyemediğinden...

Prag'la ilgili diğer püf noktaları da bu yazımda...

Ve biz...

Devamını Oku »

İtalya Seyahati için İpuçları



İtalya çok güzel bir ülke. Çocuklarla gezmek için de en uygun ülkelerin başında geliyor bence...

2 yaşında bir çocukla ve hamile bir kadınla gittiğimiz 10 günlük İtalya seyahatimizde dikkate alınması gereken noktaları listeledim:
  • Kalacağınız yerle önceden iletişime geçerek havaalanından nasıl ulaşabileceğinizi öğrenebilirsiniz. Çocukla yolculukta önceden yapılan planlar seyahat süresini kısaltır, huzuru arttırır.
  • Ağır bir bebek arabasıyla sakın Vittoriano Anıtı'na girmeyi düşünmeyin. Yüzlerce basamak var.
  • Alaz'a tesadüfen kırmızı renkte sweatshirt giydirmiştim o tatilde. Gözümüz her daim üzerindeydi; ama kırmızı sayesinde sürekli kendini belli ediyordu. Kalabalık yerlerde parlak renkli giysiler seçmek aklınızda olsun...
  • Roma'da hatta tüm İtalya'da umumi tuvalet yok gibi. Bu nedenle müzeler, anıtlar, kafeler tuvalet ihtiyacını gidermek için en uygun yerler.
  • Yanınızda çocuk varsa İtalya'da her kapı açılır. Palatine Hill'den Colosseum'a geçiş kapısı kapalıydı. Bizden öncekileri geri çevirmişlerdi; ama puseti gösterip sorunca bizim çıkmamıza izin verdiler. Böylece Colesseum'a kestirmeden girmiş olduk.
  • Sade makarna da olsa, pişirme usulü, yağı değişik gelebiliyor çocuklara alışkın olmayınca. Restoranda ısmarladığınız yemeği yemiyor diye üzülmeyin, yedekte bir alternatif olsun tatildeyken. Eve dönünce tekrar bildiğiniz gibi yapar, düzeninizi oturtursunuz birkaç günde.
  • Gün içinde kalacak yere dönme imkanınız yoksa yanınızda en az 1 takım yedek kıyafet bulunsun. Her meydanda havuz, çeşme var; bırakın oynasınlar...
  • Yaş kaç olursa olsun ıslak mendil yanınızda bulunsun.
  • Vatikan'a sabah erken saatlerde gidebilirseniz çok az sıra olduğu söyleniyor. Gerçi biz oradan ayrılırken öğleden sonra 2 gibi, hiç sıra kalmamıştı.
  • Kılık kıyafet uygun olması gerekiyor Vatikan müzelerine girmek için. Askılı tişörtler, şort ve mini etek giyenler geri çevriliyor diye duydum.
  • Hamileliğin ilk 3 ayındaki hormon değişiklikleri ve aşırı yorgunluktan ötürü kültür ve şehir gezileri yerine sırtüstü yatabileceğimiz bir tatil çok daha akıllıca olabilir. 
  • Yorgun ve aç küçük bir çocukla mücadele gerçekten sabır işi. Birkaç kez rahat etmek için kestirme yol denediyseniz -ipad açmak gibi- , o beğendiği yolu ne yapıp ne edip elde etmek isteyeyecektir her defasında.
  • İtalya'da trenle seyahat oldukça avantajlı ve kolay. Çocuklu aileler için kesinlikle öneririm. Gitmeden önce biletleri internet üzerinden satın alırsanız ekonomik fiyatlara çok rahat yolculuk yapabilirsiniz.
  • Genelde en merkezi yerde veya istasyon yakınlarında Turist Information kioskları bulunur. Buradan harita temin edebilir, yol-yordam sorabilirsiniz.
  • Fırsat bulduğunuzda çocukların, diğer çocuklarla iletişim kurmasını sağlayın. Onların aralarındaki diyaloglar öyle eğlenceli oluyor ki, anlatamam. Üstelik çocukların kendine güveni için de, enerji atmaları için de önemli.
  • Floransa'da da kafe ve restoran tuvaletlerini kullanmak mecburi. Merkezde bir veya iki yerde umumi tuvalet vardı. Bez değiştirmek için tuvalet yerine parkları kullanmayı tercih edin. Erkek çocuğunuz varsa da bir küçük su şişesi ihtiyaç anında iş görür.
  • İtalya'da, otobüs, tren ve metro biletleri kullanacağınız gün platformda bulunan bir makineye sokup deldirtmeniz veya işaretletmeniz gerekiyor ceza yememek için. Aksi takdirde biletleriniz geçersiz.
  • Bilmediğiniz yemekleri sipariş ederken garsona nasıl pişirildiği, içinde neler olduğunu sormak akıllıca olur. Özellikle hamileyken peynirin pastörize olup olmadığı, çiğ yumurta bulunup bulunmadığı da sorulmalı.
  • Üçüncü kez bahsetsem de... İtalya ve Roma'da umumi tuvalet bulmak zor. Kafeleri, müzeleri kullanın. Tuvalet eğitimini yeni tamamlamış çocuğunuz varsa da boş şişe, bez ve ıslak mendil bulundurun. Portatif tuvalet aparatı da her daim yanımızdaydı bizim.
  • Alaz'ın her gezimizde birşeyler öğrenmesi bizi çok mutlu ediyor. İtalyanca kelimeler öğrenip insanlarla iletişime geçmesi gibi... Bebekliğinden beri yaptığımız yatırımın karşılığını görmek güzel. Ne demişti annem: Herkes çocuk büyütür, önemli olan o çocukla insan içine çıkabilmektir :) 


İtalya seyahatimizin ayrıntılarını gün be gün şu linklerden görebilirsiniz:
Devamını Oku »

Prag için Seyahat Önerileri

Ayağımda Japonya tozları duruyor olabilir; ama ben yarın Prag'a gidiyorum. Bu kez Alaz ve Beliz evde kalıyorlar. Yani çocuk dostu/mekanı öneriler bulunmayabilir aşağıda...



Birkaç Çek'e sorduk.

Prag'da nerelere gitmeli, neleri görmeli?
  • Bir bira alıp Prag'ın açık hava bahçelerinde yani bira bahçelerinde diyelim (beer garden) manzara izle. Letenske Sady (Letna) müthiş manzarası ve Stalin anıtıyla en favorilerdendir, dediler...
  • 22 numaralı tramvaya bin, müthiş manzaralı yollardan ve Vinohrady semtinden geçerek Praque Castle - Prag Kalesi'ne çık, dediler... Unesco koruması altındaki bu kalede bir zamanlar Çek Kralları yaşarmış.
  • Merkezi gez; ama komşu semtlere de uğra. Örneğin Karlin, Vinohrady, Letna ve Holesovice görülmeye değer, dediler...
  • Nisan ve Ekim ayları arasında Pazartesi'den Cumartesi'ye kurulan farmer's marketleri (köylü pazarı) gez, sunulan yiyeceklerin tadına bak, alışveriş de yap. Hafta sonu Náměstí Republiky meydanındaki güzeldir, dediler...
  • Rengarenk fotoğraflar çek, Lennon Wall'ı gör - 1980'lerden kalan özgürlük ve kominist rejime karşı şehrin simgesi - aşk dileyen kilitleri, değirmeni ve yakındaki su cinini keşfet, dediler...
  • Old Town Square'in arnavut kaldırımlı sokaklarında kaybolana dek yürü, dediler...
  • Astronomical Clock, ünlü astronomik saat meydanda her gün sabah 9 - akşam 9 arasında saat başı çalar, denk gelirsen bak, dediler...
  • Prag denilince akla gelen, Charles Bridge'in üzerinden mutlaka geç; ama sabah erken veya akşam geç. Sokak sanatçılarına ve manzaraya hayran kalırken yankesicilere de dikkat etmeyi unutma, dediler...
  • Jewish Quarter'ın geçmişi taa 13. yüzyıla dayanır. 6 adet sinagogu ile Avrupa'da bulunan en güzel korunmuş gettolardan biridir. Bu bölgedeki restoranlar da muhteşemdir, dediler...
  • Müthiş manzaralar için Petrin Park içindeki Petrin Gözlemevi'ne çık; ama fünikülere binmeden önce bilet satın almayı unutma, dediler...
  • Kampa Island güzeldir, bu adadan Prag Kalesi'ne bak, dediler...
  • Ücretsiz yürüyüş turları var, katılsana dediler...


Prag'da neler yemeli?

Chlebíčky – Üzeri açık sandviçler. Geleneksel klasik olanları Jan Paukert 'de gurmeleri de Sisters Bistro'da bulunuyor.

Přeštice domuz ve Přeštice sosis – En lezzetlisini Nase maso'da yemeli.

Trdlinks denilen silindir şeklindeki tatlı hamurişi, sokak satıcılarında bulunurmuş.

Kafka ve Einstein'in da konuk olduğu Cafe Louvre'a uğra.

Kahvaltı için 1983'ten kalma Cafe Savoy, kendi birası ve tipik Çek yemekleri için de Lokal, denenmeli.

Bira da sudan ucuzmuş, bilgimize...


Çek dilinde bazı önemli kelimeler ve cümleler;

Merhaba: “Dobrý den” / Samimicesi: “Ahoj”
Lütfen: “Prosím”
Teşekkürler: “‘Děkuji”
Af edersiniz: “S dovolením” or “pardon”
Bira lütfen: “pivo prosím”
Çek Cumhuriyeti'ni sevdim: “Miluji Českou Republiku”
Hoşçakal: “Na shledanou” / Bye: “Čau”


NOT: Fotoğraflar, Pixabay'dan alınmıştır...
Devamını Oku »