Datça'da Nerede Kalmalı?



Datça'da konaklama denilince akla ilk olarak pansiyonlar geliyor. Büklerde deniz kıyısına dizili oda kahvaltı hizmeti sunan pansiyonlar... Tabii 2009'da böyleydi en azından.

Şimdilerde ahşap evler çıkmış, birkaç koyda havuzlu oteller de varmış. Ben de gelecek haftaki gezimiz için kalacak yer ararken, ona buna öneri sorarken, bunları bir bir yazayım da başkalarına da faydası olsun diye düşündüm.

Pansiyon seven olur, bahçeli ev tercih eden olur, çocuğu denizden korkuyordur havuzu da olsun diyen olur, merkezinde kalmayı veya büklerinde konaklamayı isteyen olur. Yaptığım sıralama önemli değil bu sebeple. O zaman buyrun benim Datça'da konaklamak için her çeşitte yer barındıran önerilerime...

  • Palm Bay Beach Hotel
Karaincir koyunda, nefis kumsalı olan, bebeklere ve küçük çocuklara uygun sığ denizi bulunan bir otel. Üstelik havuzu da var. Oda artı kahvaltı hizmeti sunuyor. Bazı yorumlar akşam yemeklerinin çok iyi olmadığını belirtmiş, bazısı beğenmiş. Datça merkeze arabayla 10 dakika. Odaları da çocuklu ailelere uygun olacak şekilde geniş ve ferah imiş.

Palm Bay Beach Hotel

  • Citi Hotel
Benim seyahat ederken en çok danıştığım TripAdvisor'a göre Datça'nın en iyi oteliymiş. Merkezde olması deniz olanaklarını azaltmıyor; çünkü mavi bayraklı plajı da var. Kahvaltısı nefismiş; ama bazı odaları çok küçükmüş. Arabası olan Datça'da günlük geziler yapabilir; olmayan da yürüyerek Datça merkezi gezebilir.

Citi Hotel

  • Flow Datça Surf & Beach Hotel
Datça - Marmaris yolu üzerindeki bu otel, kafa dinlemek için harikaymış. Yemekleri güzel, odaları ve bahçesi güzel, plajı nefis, havuzu temiz bir yer arıyorsanız burası uygundur. Fiyatların biraz yüksek olduğu belirtilmiş bir de. Tüm gün plajda yatmak yerine sörf öğrenmek de ekstrası.

Flow Datça Surf & Beach Hotel

  • Hayıtbükü Ahşap Evleri
Bir arkadaşım bayılmış buraya hem de henüz gitmeden. Taş ve ahşap olmak üzere iki çeşit odaları var. Yemekleri de çok güzelmiş. Plaja yürüme mesafesinde; ama bana oda fiyatları oldukça yüksek geldi.

Hayıtbükü Ahşap Evleri

  • Masal Gibi
Datça Mesudiye'de bulunan bu pansiyon da oldukça sevimli. Adı üzerinde masal gibi :) Bir arkadaşımın önerisi. Ovabükü ve Hayıtbükü koyları arasında, plaja 5 dakika yürüme mesafesinde, odalar zeytin ağaçları içinde. Küçük çocuklu aileler için de önerilmekte. Üstelik evcil hayvan da kabul ediyor.

Masal Gibi

  • Orcey Otel
Datça merkezinde, çocuklu aileler için önerilen başka bir güzel otel de burası. Yemekleri güzel; ama oda fiyatları biraz yüksekmiş. Önünden denize girilebiliyor. Akşam yemekleri için Datça'daki restoranlara da yürüme mesafesinde...

Orcey Hotel

  • Yalı Suites

Dağ havası, kahvaltıda köy ekmeği ve odaların denize yakınlığı nedeniyle tercih ediliyormuş. Odalarda mutfak olması küçük çocuklu aileler için bir avantaj olsa da otelin yemekleri de nefismiş. Engelli konuklar için olanakları da olan bu otel, Palamutbükü'nü tercih edenler için güzel bir seçenek.

Yalı Suites

Sizin Datça'da konaklama önerileriniz varsa yorum yazarsanız biz de öğreniriz; ama tabii meşhur olmasın, huyu suyu bozulmasın diye kendinize saklamak istiyorsanız orası ayrı ;) 

Not: İlk fotoğraf Palm Bay Beach Hotel'e aittir, diğer fotoğraflar booking.com sayfasından alınmıştır.
Devamını Oku »

Olympos Kampı 2016



Antalya’daki Alternatif Okullar Karenin Dışında Çocuk Kampı hakkında çok soru gelince, Kuşadası ve İzmir ayaklarını geçip yaz tatilimizin ortasından başlıyorum anlatmaya. Daha önce nasıl bir kamp olduğunu blogda paylaşmıştım.

Benim heyecanıma arkadaşlarım da katılınca bizim her yaz yaptığımız 7 çocuklu yaz tatilimiz AntalyaBodrum ve Çeşme ardından bu kez Olympos kampına denk geldi. Çok da iyi oldu. Hepimiz ilk etapta ‘Yaşasın çocuklar müzik, elişi yaparken biz de havuzda rahat rahat laflarız’ gibi düşünsek de biz de çocuklar kadar yoğunduk Eylem Hanım sağ olsun bizi hiç boş bırakmadı.

Ulupınar'da balık tutma çalışması
Biz çocukların yaşları gereği 4-6 yaş grubuna katıldık. Bize uygun tarihlere çadırlı kamp değil, butik otel denk gelmişti. Önce küçük çocuklarla daha rahat ederiz diye sevindik. Sonrası yazının devamında...

Kampın yer aldığı otele vardık, 3 eğitmen ve Eylem çocukları alıp gitti. Oh ne ala derken, bünyenin alışık olmadığı sıcaklarda kendimizi havuza atalım derken, havuzun belli saatleri olduğunu duyduk. İşletme değil, kampın kuralı. Çocuklar atölye çalışmasına boyunları bükük gitmesinler, onların gözleri arkada kalmasın diye. Onlar gidince biz kaçamak yapıyorduk bazen.

Ateş başında masal - kitap saati
Otelle ilgili pek çok soru işareti var kafamızda, çok memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğim. Bazı küçük işletmeler, o sezonu kurtarma peşinde gibi geliyor bana. 'Bu gelen müşteri nasıl olsa parasını verdi, memnun ayrılmasa da olur, seneye gelmese de olur, ne kadar kazıklarsam o kadar iyi’ gibi bir hava seziyorum. Halbuki herkes memnun ayrılsa, bir daha tatile gelse, yakınlarına önerse…

Olympos Angels Garden
Olympos Angel Garden da, Eylem sayesinde bizi memnun etmeye çalışsa da çok konuksever bir işletme değildi. Odalar tahtadan ve çok sıcak. Tabii Ağustos ayında Antalya'da olmanın getirdiği bir şey bu. Klimayı tüm gün açık bıraksak da oda serinlemiyordu. Beliz’i öğle saatlerinde odada uyutamadım. Yollarda falan uyudu, onda da yarım yamalak uyuduğundan öğleden sonraları çok huysuzlanıyordu.

Aslında oteli, kamptan ayrı tutmakta fayda var.

Cam işleyen Alaz
Minübüslerle - kamp tarafından ayarlanmıştı - her gün Olympos veya Çıralı’ya gittik. Oradaki fiyatlar ve imkanlar ile otelinki kıyaslanamazdı. Otel, tavus kuşlarının gezindiği çok doğal bir alanda, horoz sesleriyle uyanıyorsunuz, ayağınızı bastığınız yerde tavuk yumurtası olabilir, orman içinde tahta platformlu yoga alanı var, akşam çocuklar uyuduktan sonra havuza girmek hoş, etraf yemyeşil, havuzu temiz; fakat bebek dostu değil. Prizler, kablolar, ortadan geçen nehir yatağı, tahta merdivenler, etrafı açık havuz falan derken Beliz’in peşinden çok koşmak durumunda kaldım(k). Alaz’ın yaş grubu için ise uygundu ve harikaydı.

Adrasan'ın denizine herkes bayıldı
Otel konusunda sıkıntılar yaşayan tek bizim grup değildi. Bu sebeple Eylem, Alternatif Okullar, Karenin Dışında Çocuk Kampları’nı seneye Çıralı’da gerçek çadırlarda konaklamalı olacak şekilde devam ettirecek. Öylesi çok daha güzel olur belki, çocuklar sabah 5’te uyanıp caretta caretta deniz kaplumbağalarını izleyebilirler.

Keçiler, koyunlar ve çocuklar
Bizim kampın planı oldukça yoğundu 4-6 yaş grubu için, çocukların havuz vakti günde 2 kez yarım saatti. Her defasında mızırdanarak çıktılar havuzdan: ‘Bu ne biçim tatil? Ben havuza girmek istiyorum, gitmeyeceğim’ falan demeye başladılar. Yine de birbirlerinden görüp de atölyeye gittiler mi şarkıların sözleri uzaktan kulağımıza geliyordu. Arada gidip izliyorduk da. Eğlendikleri kesin! Öğrendikleri şarkılar da hala hatırımızda...

Tabii bu arada otelde yani kampta televizyon yok, iPad - iPhone vs ile oyun oynamak yasak. Bu hepimize çok iyi geldi. Çocuklara baştan kuralları söyleyince bir kez bile sormadılar neden yok diye... Akıllarına gelmedi hiç televizyon, iPad.

Kimi çocuklar kayalara tırmanırken tam bir profesyonel gibiydi
Kampın en sevdiğim başka bir özelliği de, uzunca bir çocuk masası yapmaları. 4 eğitmen ve çocuklar yemeklerini alıp (yemek miktarı ve çeşidine biz aileler karışıyoruz tabii) masalarına geçtiler ve çok güzel sohbetli, kahkahalı yemeklerini yediler. Kendi hızlarında… Alaz’a ‘Hadi ye, tabağını bitir’ demek zorunda kalmadığım 5 gün yaşadık. Ne ala! Ailelerin çocuklara zorla yemek yedirmesini istemiyordu Eylem, ki bu konuda çok da haklı. Çocuklar mutluydu, biz mutluyduk. İşin garibi hepsi de tabaklarını temizledi; çünkü aktivite peşinde koşarken acıkıyorlardı.

Gelelim yemeklere... Kamp boyunca akşamları 2 çeşit sıcak yemek, 2 çeşit soğuk yemek, salata ve karpuz çıktı. Bazen de çorba. Öğlen de bunların yarısı kadar çeşitte yemek. Yemekler çok lezzetliydi; ama otelin hazırladığı menü dışında farklı yiyecek istesek tosttan başka birşey yoktu. Otelin yeri de yürüyerek bir yerlere gidilecek gibi değil, çocuklar ilk ve son gün yemek olmadığından aç kaldılar diyebilirim. Bebekler için açık sütü bardağıyla satıyorlardı örneğin. Markası da Dimes! Elbette market bulduk mu kendimizi kaybettik :) Tabii bunların kampla değil, otel ile ilgisi var...

Yemek aralarında meyve ve keçi pekmeziyle yapılmış kek oluyordu çocuklar için. Kah denizde, kah havuz başında atıştırıyorlardı. Hatta bir defasında börek de vardı. Beliz dibindeki peynirleri bile yemişti, oradan biliyorum nefis diye. Sanıyorum bunları, kamp eğitmenleri hazırlıyordu.

Oteldeki aktivite alanı
İlk gün çocuklara farklı görevler verildi; kimine sabah uyandırma, kimine akşam yatma vakti geldiğini söyleme, kimine havuzdan çıkma zamanı diye bağırma, yemek vakitlerini, masal vakitlerini hatırlatma gibi. Sabah zil çalarak kapı kapı gezen çocukların sesleri hala kulağımda...

Ormanda sabah yogası
Tabii biz horozlar ile gün doğarken uyanıyorduk. Çocuklar oteldeki aktivite alanı ve havuz dışında, her gün bir yere gittiler, genelde ailelerle birlikte. Kaya tırmanışı yaptılar, at binmeye gittiler, dondurma yaptılar, Olympos Antik kentini gezdiler, ormanda eğitim yaptılar, köy evine keçileri - koyunları sevmeye ve beslemeye gittiler, bir sabah ormanda yoga yaptılar, Ulupınar’da oltaya yem takıp balık tuttular, cam atölyesine gidip elleriyle boncuk yaptılar. Her gün Olympos veya Çıralı sahilinde birkaç saat denize girdiler. Son gün de Yanartaş’a çıkıp sopalara taktıkları sucukları pişirip yediler. Tabii hep beraber yaptık bunları, bu sebeple dedim ya dolu dolu geçti günler.

Her çocuk, o aktiviteyi yapması için teşvik ediliyor; ama çocuğa ısrar edilmiyordu. Baskı yoktu. Örneğin Alaz ata binmek istemedi ve Olympos'ta kayalara tırmanmayı ise gaza gelip gönülsüzce denedi. Birkaç adım tırmanıp indi.

Ata binenler ve gönülsüzce at izleyenler
Akşam 9’da ateş başındaki masal saatinde gözleri kapanıyordu çoğunun. Uyumak istemeyenler de çoğunluk psikolojisine uyup, 'Yatma vakti' diye bağıran arkadaşlarının gazıyla odaya gidiyorlardı. Hava kararınca çocukları uyutup 10 gibi bahçede buluşuyorduk tüm anneler, babalar. Gelsin kahveler, gitsin biralar! Eylem’le de eğitim sohbetleri yapıyorduk bazen. Hava da serinliyordu gece 1’e, 2’ye dek muhabbet uzuyordu. Mışıl mışıl uyuyordu çocuklar da. Sabah horoz sesine dek...

Yanartaş'a tırmanış ardından sucuk ödülü
Kamp hakkındaki ilk eleştirim ki arkasından konuşmuyorum Eylem’e de söyledim bunları; sürekli bir yerlere yetişmek durumundaymışız hissine kapıldık. Çocuklar da öyle. Çok dolu dolu geçti, tabii bir de bende bebek olunca ve ilk 2 gün baba da aramıza katılamayınca yoruldum 40 derece sıcakta çocuk peşinde koşmaktan. Yine de çok güzeldi. Hani olsa bir daha gideriz, değil mi?

Bazı şeyleri kadar eleştirsem de, sonunda bakınca çocuk - yetişkin hepimizin çok eğlendiği ve öğrendiği bir 5 gün geçirdik. Yanartaş'a çıkan patikada en az yarım saat boyunca yardımsız tırmanan çocuklarımız ailelerini şaşırttı örneğin. Herkes mutlu ayrıldı kamptan; onu da whats-up grubundan biliyorum :)

Artısı eksilerinden çok bu güzel kampta emeği geçen tüm öğretmenlere ve tabii başta Eylem’e kocaman teşekkürler. Bizim dönemin müthiş uyumlu kamp arkadaşlarına da sevgiler…

Biraz daha fotoğraf:

Olympos Antik Kenti

Kaya tırmanışı için hazırlanan Alaz

Ormanda doğa eğitimi

Yaramazlık ardından öğüt anı

Olta bekleyen küçük balıkçılar

Ulupınar, Antalya'nın en serin köşesi miydi ne?

Yanartaş'ta tırmanma ardından soluklanma

Bizim her yazki kalabalık grubumuz

Çocuk masasında yemek

Otelin kedisiyle aşk

Yanartaş'a tırmanan ve gıkı çıkmayan minikler

Hep dostluk kazanır

Not: Tüm fotoğraflar bana, kampa katılan eğitmenlere ve ebeveynlere aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayın.

Devamını Oku »

Datça : Bademi, Bükleri ve Can Yücel'i...


Datça'ya en son yıllar önce gitmiştik eşimle. O zamanlar çocuklar yoktu. Bodrum'dan feribota atlamış, merkezinde araba kiralamış, bükleri gezmiş idik: Palamutbükü, Hayıtbükü, Ovabükü, Karabük... Canımız nerede isterse orada denize girmiş, ne zaman isterse o zaman yemek yemiş, hatta kalacağımız yeri de gezerken bulmuştuk. Mesudiye ve Palamutbükü arasına hayran kalmıştık. Sadece yatmak için kullandığımız için de şu an adını bile hatılamadığım bir pansiyonda konaklamıştık.

Datça'nın mükemmel plajları...

Nefis mezeleri vardı. Akşam balık yemiştik plaja yakın bir yerde. Hatta çocuklu aileler vardı etrafımızda. Yemek sonrası ise kahvede oturup dizi seyrediyordu herkes. Belki biz de birer bira alıp sahile oturmuştuk yıldızları izlemeye.

Datça
Knidos Antik Kenti

Eski bir Yunan şehri olan Knidos antik kentini gezdik. Yolları virajlı olsa da, yarımadanın en ucunda olsa da, Datça'da görülmesi gereken yerlerin başında. Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, antik tiyatroları, güneş saati ile insanı büyülüyordu. Ege ve Akdeniz'in birbirine karıştığı bu antik limanda denize girmek de serbestti. Biz gittiğimizde akşamüzeriydi ve çok güzeldi.

Datça
Knidos Antik Kenti

Aylardan da Eylül'dü. Yaz olmasına rağmen nasılsa Akbük'te yağmura yakalandık. Yağmurda yüzmemiştik diye atladık denize tabii.

Datça'nın sokakları

Son gün de Eski Datça'yı gezmiştik. Taş evleri tezgahlarda sergilenen oya işleri, atölyelerle dolu birbirinden şirin sokaklar. Can Yücel'in evi geziye açık değildi. İnsan Datça'da şair olmaz da ne olur?

Biliyorsunuz ki Bodrum'a sık sık gidiyoruz. Bu kez de çocuklarla Datça'ya gidelim diyoruz. Datça genelde sakin bir yer, kafa dinlemek için, çocuklu aileler için, emekliler için öneriliyor. O zaman biz de bu kez çocuklarla bir gezip gelelim...

Datça ve Can Yücel

Yazımı da anlamlı dizelerle bitireyim:

En uzak mesafe ne Afrika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan,
En uzak mesafe, iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan...
 Can Yücel , "En Uzak Mesafe"

Datça
Knidos Antik Kenti

Not: Tüm fotoğraflar bana aittir, izinsiz paylaşmayınız...

Devamını Oku »

İyi Bayramlar!



Ailenizle, sevdiklerinizle birlikte, mutlu, huzurlu bir bayram olsun.

Bize bayram tatili yok, çoluk çocuk İsviçre'deyiz, bekleriz...
Devamını Oku »

Yavaş Ebeveynlik


Yavaş ebeveynlik diye bir kavram var ya, herşeyin çocuğun hızında gitmesini öngören. Koştur koştur yapmadığımız bir ebeveynlik türü. Bu ara ben de herşeyi Beliz'in hızında yapmaya başladım.

Babycentre, Alaz'a hamileliğimden beri takip ettiğim haftalık veya aylık bülten gönderiyor çocuklar şöyle yapar, böyle yaparsa bunu uygulayın falan diyor. Beliz için de çok meraklı dönemi, dışarıya çıkınca onun hızında gidin herşeyi inceleyecektir falan diyordu.

Son haftalardaki hastalıklar sebebiyle koşturmaya halimiz de yok zaten. Bu sebeple, Beliz'in hızında, yakın civarda hava alıyoruz. Bu sabah da çimlere ulaşmaya çalışan kabuksuz salyangoz yani sümüklüböcek gördük. Onun çimlere ilerleyişini izledik oturup yanına. Düşündüm o ara, gerçekten de kreşe başladığı an hayatında bir daha bu sümüklüböceği izlemeye vakti olacak mıydı?

Sonra kuşları kovaladı, yerde sümüklüböcek aradı; ama birkaç tanesi acele eden insanlar tarafından ezilmişti bir şekilde yolun ortasında.

Sabah Alaz'ın evden çıkışı sırasında 'hadi'ler ortalıkta uçuşuyor. Okula git, kursa yetiş, yemeğe yetiş, sonra sınava yetiş, işe yetiş... Sürekli bir yerlere yetişiyoruz. Çocukları da yetiştiriyoruz. Tatilde bile uçağa yetiş, otelde kahvaltıya yetiş, dondurma saatine yetiş diye geçiyor zaman bazen.

O yüzden Beliz'in hızı bana da iyi geldi bu ara. Hem bu sayede yanımıza bebek arabası almadan çıkıyoruz, hem de kucak istemesine gerek kalmıyor. Ne demiş Babycentre, güzelce yürümeye başladığında pusetsiz çıkın evden! Al sana mecburi yavaş ebeveynlik...

Siz de adımınızı atarken dikkat edin bu aralar, malum sonbahar ve yağmur sümüklüböceklerin ve salyangozların favorisi.


A photo posted by GezginAnne (@gezginanne) on
Devamını Oku »

Gezgin Anne Pegasus Dergisi'nde...

Ağustos ayı boyunca Pegasus Havayolları ile uçtuysanız, vakit bulup da magazine şöyle bir göz gezdirdiyseniz benim yazıma da denk geldiyseniz ne ala!

Ne tesadüf ki ben de Ağustos'ta tam 3 kez Pegasus ile Türkiye içi ve İstanbul - Zürih uçuşlarına denk geldim. Hediye bilet değildi, inanın :) Alaz'a kendi resmini dergide bulup gösterdiğimde çok şaşırdı. Şimdi hangi uçağa binersek içinde yazım, resimlerim var mı diye bakacak...

Derginin resimleri aşağıda sırayla var. Bayramda Zürih'e geleceklere duyurulur! Dergide yer alan hali, 'Çocuklarla Zürih'te Gezilecek 10 Yer' yazımın çok kısaltılmış olanı, malum vuruş ve kelime sayısı önemli... Orjinal ve uzun olanı yakında blogda...







Devamını Oku »

Tüp bebek ne kadar sürer?


Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu tüp bebek tedavisi süresi hakkında bilgi verdi.
Tüp bebek tedavisi, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanan yardımcı üreme yöntemidir. Yardımcı üreme yöntemleri arasında başarı oranı en yüksek yöntem, tüp bebek tedavisidir. Bu tedavi yöntemi sayesinde ülkemizde her yıl 3 milyondan fazla çiftin yüzü gülmektedir.

Tüp bebek tedavisi, aşamalardan oluşmaktadır. Uygulanacak tedavi yöntemlerine ise, çiftin kısırlık sebepleri tespit edildikten sonra karar verilmektedir. Bu sebeple de tüp bebek tedavisinin süresi, her çifte göre farklılık göstermektedir. Ancak klasik bir tüp bebek yöntemi, genellikle başından sonuna kadar bir ayda tamamlanmaktadır.

Tedavinin ilk aşaması: Muayene ve doktorla tanışma
Bu aşama, tedavinin ilk aşamasıdır. Çift, doktora tıbbi geçmişi, cinsel hastalıklarını, ne kadar gebelik denediklerini, yaşam koşullarını, geçirilmiş operasyonları anlatılır. Ardından çifte çeşitli tetkik ve muayeneler yapılır. Kısırlık sorunu tespit edilen çifte ikinci aşama için randevu verilir ve tedavi yöntemleri belirlenir. Yaklaşık olarak bir gün süren bir aşamadır.

Tedavinin ikinci aşaması: Yumurtalıkların uyarılması
Tüp bebek tedavisinde anne adayının yumurtalıklarının uyarılması için çeşitli hormon ilaçları kullanılır. Bu sayede bir adet döngüsünde elde edilebilecek yumurta sayısı arttırılır ve gebelik şansı yükselir. Bu aşama yaklaşık olarak 12-15 günde tamamlanmaktadır. Bu aşamada anne adayının sık sık merkeze gitmesi ve yumurtalıklarının durumunu kontrol ettirmesi gerekmektedir. Yeterli olgunluğa erişen yumurtalar için çatlatma iğnesi yapılır ve 36 saat sonra yumurta toplama aşamasına geçilir.

Tedavinin üçüncü aşaması: Yumurta toplama aşaması
Yumurtaların toplanması yaklaşık olarak 15 dakikada tamamlanmaktadır. Bu aşama genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Anne adayı herhangi bir şekilde ağrı ya da acı duymaz. İşlemden sonra birkaç saat merkezde dinlenir ve ardından evine gidebilir. Bu aşama ile eş zamanlı olarak baba adayı sperm örneği verir.

Tedavinin dördüncü aşaması: Döllenme
Anne ve baba adayından alınan üreme hücreleri laborauvar ortamında mikroenjeksiyon ya da klasik yöntemle döllendirilir. Ardından gelişmeleri için inkübatörde muhafaza edilir ve bu alanda 3 ya da 5 gün izlendikten sonra en kaliteli olan embriyo tespit edilir ve embriyo transferi aşamasına geçilir.

Tedavinin beşinci aşaması: Embriyo transferi
Embriyo transferi, tüp bebek tedavisinin en kısa sürede tamamlanan işlemidir. Yaklaşık 10 dakikada embriyo transferi yapılır. Anne adayı hiçbir ağrı ya da acı duymadığı için anestezi yapılmaz. Anne adayı merkezde birkaç saat dinlendikten sonra evine gidebilir.

Tedavinin son aşaması: Gebelik testi
Embriyo transferi yapıldıktan sonra çift 12 gün boyunca serbesttir. 12 gün sonra gebelik testi yapılır ve tedavinin başarılı olup olmadığı tespit edilir.

Kaynak: http://www.aliosmankoyuncuoglu.com/tup-bebek-tedavisi-kac-gun-surer/
Devamını Oku »

Tatilde Beslenme...



Öncelikle belirteyim ki ben çoğunuz gibi evde yoğurt mayalayan bir anne değilim. Hiç olmadım değil, bir kez denedim, yapışkan birşey olunca bir daha denemedim. Hatta Alaz normal yoğurt kesinlikle yemez, meyveli veya vanilyalı haricinde yoğurt ağzına sokamadım bebekliğinden beri. Zorladığım ya da kandırdığım oldu; ama öğürdü. Yemesin daha iyi!

Tatil köyünde bile yoğurt mayalayan anneler bildiğimden konuya yoğurtla giriş yaptım. Bir de ikinci çocuk konusu var tabii bizde. İlkinin üzerine titremeler, ev yapımı yemekler - yoğurt hariç - çikolata / şeker ile 2 yaşından önce tanıştırmamalar derken, ikinci çocuğu olanlar bilirler ki bu kısıtlamalar sadece ilk bebeye mahsustur.

Otelin çocuk menüsünden seçtikleri

İkinci bebek, kendi kendini büyütür. Büyüğü örnek alarak... Abisi dondurma mı yiyor, daha 1 yaşında dondurma ister. Hem de birkaç yalamalık değil, kendine özel. 18 aylık olmadan Algida amblemini biliyordu. Bu tatilde 20 aylıktı ve her sabah dedeyle simit alırken, bir de dondurma aldırıyordu kendine. Eve gelince de o dondurmayı yemek için kendini yerlere atıyordu çığlık çığlığa. Elbette tatilde de olsak kahvaltıdan önce dondurma yenmez. İlk olarak o yumurta bitecek!

Bir dondurma yetmez!

Benim takıntım da sabah yumurtası. Onu yesinler de, gün içinde başka birşey yemeseler de olur :-) O yüzden tatilde nerede olursak olalım, sabah ilk işim yumurta yedirmekti. Sonra da canları ne isterse onu yediler...

Açıkçası ben Türk yemeklerinin içine düşerken, onlar sıcaktan olsa gerek acıkmadılar bile! Beliz öğle uykusuna öğle yemeğinden önce yatıyordu. Daha doğrusu uyuyakalıyordu çoğunlukla. Bu yüzden uyku öncesi ve sonrası bol meyve ve süt ile günü geçiriyordu. Akşam yemekleri de bazen geçe kalıyordu; ya acıkmış olup tabağı süpürüyorlar ya da yorgun olup yemeyi reddediyorlardı. Bu kez gece sütü imdadıma yetişiyordu.

Şansımıza bahçesi olan, bahçesinde domates, biber, salatalık yetiştiren akraba ve tanıdık evlerinde kaldık. Sabah gözlerini açar açmaz tarlaya atıyorlardı kendilerini. Sonra da bağından koparıp yiyorlardı ne buldularsa. Böylece sebze ihtiyaçları da dalından ağıza şeklinde kaynağından sağlanıyordu.

Dalından domates koparıp yemiş!

Beliz'e özel yemek yapmadık. Otellerde sorun olmadı hiç yemekler; çünkü mutlaka onlara göre de birşey vardı. Hiç yoksa makarna oluyordu her öğün. Yazdığım gibi, bol bol meyve yemelerini sağladım. Gerisi kar kaldı yanlarına.

Alternatif Okullar'ın Antalya, Olympos kampında (artı parantez bu kampı detaylı olarak hem de ballandıra ballandıra yazdım burada) çocuk masası, ebeveyn masasından farklıydı. Yemek olayının karmaşaya ve kargaşaya dönüşmesini, annelerin müdahalesini istemediklerinden çocuklar kendilerine hazırlanmış masada oturup yediler yemeklerini. Uzaktan izleyince, 'Haydi oğlum, haydi ye, yerine otur da ye, çok konuştun biraz da ye' cümlelerini 5 gün 3 öğün benden duymadığı için oldukça keyifliydi bizim oğlan yemeklerde. Hatta tabağına ne koyduysam yedi, bitirdi. Belki masadan son kalkandı; ama mutluydu.

Öte yandan ne yazık ki Alaz bu tatilde meyve suyuna biraz fazla sardırdı. Özellikle tercihi de soğuk çay, ice tea, oldu. Hatta Beliz bile 'aysti' istiyordu abisini birşey içer görünce. Eskiye göre iyi olan ise, meyve suyunu yemekle birlikte içmesiydi. Eskiden yemek öncesi tümünü içer, yemeğe yer kalmazdı midesinde doğal olarak. Bu yaz yudum yudum yemekle beraber içti içecekleri. Şimdiki amacım bu meyve suyu olayını unutturmak. 'Suyunu bulamıyorsanız, meyvesini yiyin' de sloganım!

Beliz de dondurmaya fena kaptırdı kendini. Nerede çubuk görse dondurma diyor. Sonra da olur-olmaz yerlerde ve saatlerde 'Dondu, dondu' diye ağlamaya başlıyor. O da kış mevsimiyle birlikte unutulup gider diye umduğum bir alışkanlık...

Kısacası, tatilde yemeyen çocuk problemi derseniz bende var. Hem de iki adet...

Yemek gelene dek iPhone

Ne yapmalı derseniz? 

Tartışmayın. İnada bindirmeyin. Abur-cubur, meyve suyu, dondurma türü şeyler midelerini dolduruyor hemen ve asıl yemeğe yer kalmıyor. Bunları da tatilde çocuktan uzak tutmak imkansız neredeyse. Meyve, ayran, yoğurt veya süt ile suyunu ihmal etmeyin. Kuru yemiş türü faydalı abur cuburu önerin. Gerisi eve dönünce toparlanır.

Gece açlıktan uyanır diyorsanız da uyku öncesi muz verin. Hem uyku getiren besinlerden, hem sağlığa faydalı, hem de karnı tok tutar. Hemen her çocuk da muza bayılır...

Bunlar da bizim yemeli-içmeli fotoğraflarımızdan birkaçı...

İzmir'e gelip de Sevinç Pastanesi'ne uğramamak olmaz!

Bazen bu da işe yarıyor, birbirine yedirmece oyunu!

Selçuk'un göbeğinde bir çöpşiş molası

Kampta yemeği bitiren tren vagonu oluyordu!

Yanartaş'ta kendi sucuğunu pişirmek ve yemek, acılı bile olsa! Evet, o gece sade sucuk yiyerek uyudular mesela...

Bilmem kaçıncı Antalya ice-tea müsabakaları!

Bodrum'da; balık gelene dek deniz börülcesi ile idare edilebilir. Beliz'in uykulu olduğuna bakmayın, yemek ardından fasıl eşliğinde kalça sallıyordu :-)

İçine düştüğüm yemekler yani göbek-i sebebim...

NOT: Tüm fotoğraflar bana aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayın! Teşekkürler...
Devamını Oku »