Ören'de Nerede Kalmalı? Neler Yapmalı?


Annemin köklerinden dolayı çocukluğumun ilk yazları hep Ören’de geçmişti. İskele’de çay / gazoz içmeye götürürdü dedemle anneannem. Ya da Öğretmen Evleri’nde denize girerdik. Fakat en çok Ören’i severdim.

Tek katlı ve bahçeli evler vardı hep. Denize nazır çay bahçeleri ya da gazino derdi anneannem, onlardan vardı. Trafiğe kapalı yolda koştururduk. Kocaman ağaçları tüm yolu gölgelerdi ve de sincaplar gezerdi dallarında. Uzun ve kumlu plajına merdivenlerle inilirdi, plajında duşları ve denize uzanan geniş, uzun bir iskelesi vardı. Denize atlardık. Suyu garip bir şekilde önce sığ, sonra derin, sonra tekrar sığlaşırdı. Bu yüzden hiç tekne olmazdı civarda. Ayaklarımızı suya soktuğumuzda buz keserdi, uyuşurdu soğuktan. Yaz ortası da olsa akşamları hırka giyerdik mutlaka, serindi.

Ören - 2018 - Hala plajdan yeşil görebildiğimiz yer...
İşin güzeli Ören hala aynı. Sincap sesleri ve ağaçlar var. Denizi hala sığ; ama artık ılık. Nasıl olduysa hala ağaçlar arasında tek katlı ve bahçeli evler var; ama artık çoğu oldukça eskimiş. Bakımsızlar ya da satılıklar. Diğer her şey aynı çocukluğumda anlattığım gibi. Eksik yok, fazla var. Örneğin, halk plajının yanı sıra şezlonglar var ücret alınan; ama isteyen gidip şezlong önüne de kendi havlusunu serip ücretsiz oturabiliyor. Birkaç beach club (plaj kulübü - nedense hepsi İngilizce!) var; girişi ücretsiz, iskelesi ve güneşlenme terası olan. Biri Ayaz Beach; ki eski hali çok daha iyiydi bu sene beğenmedim ve gitmedik. Diğeri Martin Lounge; giriş ücretsiz - şemsiye ve gölgelikler 30-50 TRL arasında değişiyor. İskelesindekiler daha pahalı olabilir. Artı yeme-içme dışarıdan getirilmiyor ve bir bira 17-18 TRL, Türk kahvesi 6 TRL ve Ayvalık tostu 12-15 TRL arasında.

Gün batana dek denizden çıkmayanlar...
Blue Side Beach Cafe; 3 şezlong ve hamak veriyor. 35 TRL; iki tam gün gittik ve 3 çocuk uyutabildik yani. Yiyecek içecek fiyatları hemen hemen aynı; Türk kahvesi 5 TRL gibi. En uygunu ise Rose Beach Cafe; 3 şezlong ve şemsiye için 25 TRL verdik. Yiyecek içecek fiyatları diğer mekanlarla hemen hemen aynıydı. Bir de duyduğum Paprika Beach var; oraya bir türlü gitmek kısmet olmadı. Seneye?

Blue Side Beach Club
Bir gün de Pelitköy, Otantik’e gittik. Şezlong ücreti çok ucuzdu; ama soda-limona 10 TRL çoktu! Denizi de kötü ayrıca...

Ören ve civarında her zaman her yerden ücretsiz denize girmek mümkün. Kendi güneşliğini kendin götürebilirsin istersen...

Ören’de Kalınacak Yerler:

Plaj konusunu açığa kavuşturduysak gelelim konaklamaya…

Akşamları Ören tam şenlik yeri
Uzun süreli gidiyorsanız, lüks aramıyorsanız, canım isterse kendim pişirip kendim yerim, çamaşır makinem de olsun diyorsanız apart tarzı yerler öneririm. Biz son 2 yazdır tek katlı, bahçe içinde, plaja 3 dakika yürüme mesafesinde Ören Örtur Evleri’nde kaldık. Klima bozuk, tv oldukça eski - açmaya gerek duymadık bile, bulaşık makinesi yok, internet kötü; ama biz orayı çok sevdik. Kahvaltı haricinde, yemekleri dışarıda yedik zaten. Akşamları balkon püfür püfürdü, çocukları uyutup serinledik, düğün kapanış şarkıları dinledik :-)

Karakaş Otel ise Ören’de kalınabilecek en keyifli ve konforlu otellerin başında geliyor. Kalan arkadaşlarımız çok methediyor, kahvaltısı da güzel. Denize nazır aile odaları da var.

Karakaş Otel'in manzarası ve Örtur Evleri de denize yürüme mesafesinde
Havuzlu otel tercih ederseniz Hotel Club Fiord’u önerebilirim. Düğünleri ve 3 yıldızlı olmasını göz ardı etmeyin, beklentinizi düşürün. O zaman keyif alırsınız.

Idahan Otel, diğerlerine göre plaja daha uzak bir aile işletmesi. Beklentilerinizi düşük tutarsanız memnun kalırsınız.

Ören’de daha birçok ufak işletme bulmanız mümkün. Henüz bir Antalya, Bodrum, Çeşme değil ve büyük oteller yok. Bence kıymetini bilin. Çünkü hala klimasız akşamları içimizi serinletiyor. Ben de annemin çocukluğu ardından benim de çocukluğumun geçtiği yerlere çocuklarımı götürebilmenin keyfini çıkarıyorum ailemle.

Yapmadan Dönme:

Ören’e gitmişken; yan yana dizili büfelerden Gol ya da Agino'da Ayvalık tostu ya da kumpir yeyin, el işi incik boncuk satın alın, bu sene yeni açılan balıkçı ağlarıyla süslenmiş sokak arasındaki balıkçıda papalina ısmarlayın kendinize.

İskele'den Öğretmen Evleri'ne...
İskele’ye yolunuz düşerse; çocuk parkı önündeki kafelerde birşeyler için. Orası liman olmadan ve doldurulmadan önce denizin dibindeydi ve anneannem beni 1 Temmuz’da oraya götürürdü. Kabotaj Bayramı’nda denizdeki yağlanmış direğe tırmanmaya çalışan gençleri izlerdik gazoz yudumlarken.

Eniştenin Yeri - sağ üst kat pencere önü bizim favori masa
İskele’de Enişte’nin Yeri’nde balık-rakı-kalamar gecesi yapın. By Doğan’da çocuklara mercimek çorbası içirin, siz de dönerin tadına bakın. Midye dolma ve köşedeki çocuklu büfede kokoreç önerilir.

Edremit’e doğru sürün arabayı. AVM-leri es geçin ve Tahtakuşlar Müzesi’ne gidin. Dev kaplumbağayı gösterin çocuklara. Çamlıbel Köyü’ndeki mezarlıktan geçerken Tuncel Kurtiz’e selam söyleyin. Saklıbahçe’de mola verin, serinleyin. Yemeğe giderseniz yer ayırtın… Vaktiniz varsa Hasan Boğuldu ve Sütüven şelalelerine uğrayın.

Çamlıbel Köyü
Zeytinli Köyü’ne uğrarsanız tiyatrocu Hasibe Eren’in kardeşinin yeri Onurcan’da kiremitte köfte ya da balık deneyin. Nefis… Mekan da öyle; ama küçük çocuklar için Saklıbahçe daha düz ayak olur.

Bir Ören tatilini daha geride bıraktığımızdan bu saydıklarımı yapmayı iple çekeceğim bir sene boyunca.

Engelsiz...
Engelsiz...
 Engelsiz çocuk oyun parkları ve yüzme havuzu ile de takdirimi aldı Burhaniye, Ören ve İskele.

İskele'de bir öğretmenin elişi atölyesi

Blue Side'da öğle uykuları - 3 çocuk

Teyze ile Ören iskelesinden balık tutmaca

Tüm görüşler ve fotoğraflar bana aittir. 

Devamını Oku »

Çocuklar Küçük Diye Seyahatleri Erteliyor musunuz?


Çocuklarıyla seyahate çıkmayan ailelerin en büyük bahanesi, çocukların yaşı.

‘Yaşı çok küçük, hatırlamaz…’ ya da ‘Yaşı çok küçük, anlamaz’. Halbuki daha önce de yazdığım gibi, müthiş abartılı doğum günleri yapmak farklı mı? Onları da büyük ihtimalle hatırlamayacaklar.

Çocuklar hatırlamaz diye bazı şeyleri erteleyerek, aslında kendi hayatımızdan kendi seyahat anılarımızı mahrum bırakıyoruz. Bir daha ben ya da sen 30, 35, 40 yaşında olacak mıyız?

Çocuklar bu seyahatleri hatırlamayacaklar belki; ama sen hatırlayacaksın. Ben hatırlayacağım. İtalya’daki süs havuzlarının başında dondurma yalayıp dans ettiğini, San Francisco’daki deniz aslanlarına bakarken aklının çıktığını, Gran Canaria’da garsonlar ona ‘çikito’ dediklerinde onun da ‘Halo!’ demeyi öğrendiğini, Japonya’daki budist tapınaklarını ziyaret edenler gibi ellerini kavuşturup ağzını suyla yıkadığını, Malta’da karaya vuran deniz analarını elleriyle toplayıp denize attığını, Londra’daki akvaryumda vatozların üzerindeki cam köprüden geçerken korkudan koynuma saklandığını ben gülümseyerek hatırlıyorum ve yeri geldiğinde ona da anlatıyorum. Bazen videosunu, fotoğrafını gösteriyorum. Bazen kendisi de hatırlayıp devamını bana anlatıyor.

Geçmişimiz neyse geleceğimiz de odur derler; bence geçmişte anlatılanlar geleceği de şekillendiriyor. Yoksa neden 7 yaşında Meksika’ya gitmek ve balina köpekbalığı (whale shark) görmek için dalgıç olmak istesin? Küçük olan bile bir sabah kahvaltıda 'Avustralya neredeydi anne?’ diye aklına gelip sorsun. Alaz bizim öğrencimiz oldu (hala da öyle), Beliz de Alaz’ın öğrencisi bu hayatta.

'Nasıl olsa hatırlamayacaklar’ hayatı deneyimlememeleri için geçerli bir neden mi?

Uçakta
Çocukken sürekli bir yerlere giderdik biz de; ama çok uzaklara değil. İlkokul yıllarında en iyi hatırımda kalanlar da o uzaklara nadiren yaptığımız yolculuklar oldu; biri Konya ve Beyşehir idi, diğeri de Antalya’nın şelaleri. Ramazan olduğunu anımsıyorum; çünkü yolda, Burdur’da iftar için yemek molası vermiştik. Fotoğraflar olmasa bile ne yediğimizi hatırlıyorum. Dönüşte Pamukkale’ye uğradığımızı da...

En çok üzüldüğüm, böyle bir seyahati neden anneanne/babaanne/dede ile yapamadım? Yaz tatillerinde onlarda çok sık kaldım, güzel anılarım da var tek tük hatırımda; ama özel bir yolculuk yapsaydım onlarla, keyifle hatırlayacağım daha çok anım olurdu sanki. Geçen sonbahar Paris'e anneanneleriyle birlikte gittiler örneğin. Beliz küçük; ama eminim Alaz bunu ileride de hatırlayacak.

Ne yazık ki eskiden tatil, yolculuk, seyahat çok nadir kullanılan terimlerdi. Yazlıklar vardı zaten. Gezmeye gerek yoktu. (O da ayrı bir alem) Birçok aile maddi sebeplerden dolayı da seyahat edemezdi, hala da öyle çok aile var.

Önceliği geçinmek olanları değil; önceliği araba almak, ev almak, bir ev daha almak olanları kastediyorum. Ne çok şey kaçırıyorlar hayatta… Ne çok gülümseten anısı olacak bir yerlerde halbuki.

Çocuklar, diyordum. Oyuncak değeri bile bilmeyen bir nesile ilerisi için verebileceğimiz tek şey gülümseten anılar, üzerinde - arkasından konuşacağımız mutlu fotoğraflar, deneyimlerle dolu, hayata anlam katan unutulmayacak hatıralar… O yüzden ertelemeyin. İleride pişman olmayın. Onlar unutsa bile biz unutmayacağız ve bazen yorucu da olsa, buna kesinlikle değer…

Devamını Oku »

Avrupa'da Yaşamak


Yurt dışında yaşamak bal kaymak mı? diye 11.5 senedir yaşadığım yurt dışındaki hayata dair bir yazı yazmıştım.

Geçen gün aklıma geldi, vaktim vardı, keyifli ve enerjiktim. Çocuklar okuldaydı, Almanca kursum yoktu. Zaman boldu. Yürüyüş yaparken karşıma o 'ucube' dedikleri heykellerden biri, hatta alası çıktı. Kafamda ampül yandı! Ben de ilk videomu çektim...

Aşağıda görebileceksiniz. Hatalarım, yanlışlarım, cümlenin sonunu getirememelerim olmuştur, affola...

Avrupa'da Yaşamak İstiyorum. Hemen. Şimdi...

Avrupa'da yaşamak ile ilgili öyle çok soru geliyor ki, kimisi çabalıyor gerçekten. Kayda değer bilgi de toplamış. Danışıyor.

Kimisi 'Sen ne iş yapıyorsun orada?' diye direk giriyor senli benli. Bana iş bul diyor beni İK Avrupa Müdürü sanabiliyor. Bazısı 'İsviçre vatandaşı olmak istiyorum ne yapayım?' diyor. Bilmiyor ki ben İsviçre vatandaşı değilim. Burada doğup büyüyen, 25 yaşındaki genç bir kızın bile vatandaşlık sınavını geçe-me-diğini bilmiyor. Çünkü laf olsun diye soruyor. Ya da araştırıp okumak yerine kestirmeden kolaya kaçıyor.

Yeni üniversite bitirmiş birisi yazdı (ismi bende saklı): Diplomam şuradan, nereye başvurayım da işe gireyim İsviçre'de yaşayıp vatandaş olayım diye. Dedim ki, bu iş öyle kolay değil. İsviçre vatandaşı olmak istiyorsan 12 sene kesintisiz burada yaşayacaksın, Almanca'yı ya da Fransızca'yı su gibi bileceksin ve vatandaşlık için yapılan sözlü-yazılı sınavı geçeceksin. Hemen yanıt geldi: 'Evlenip geleyim o zaman!'


Diyorum ya, kanımızda mı var nedir? Her şeyde - her işte kolaya kaçtığımız için biz adam olamıyoruz... Bu arada merak edenler olursa, evlilikte de en az 5 sene burada yaşamanız gerekiyor ve sonra aniden bir gün ya da gece, her hangi bir saatte, polisler kapınızı çalıp İsviçre vatandaşıyla evli olduğunuza dair didik didik arama yapıyorlar. Sizi Almanca / Fransızca / İtalyanca (yaşadığınız kantona göre) sorguya çekiyorlar. Kolay mı geliyor uzaktan bilmiyorum... Yakından, işin içinde olunca pek öyle değil. Gerçekten evli, çocuklu arkadaşlar var kursumda ve onlar bile çekiniyorlar bu sorgudan.

Neresi olursa olsun bu ülkeden gideyim mantığındaysanız bazı olanaklar var duyduğum. Örneğin bebeği ABD'de doğurun hala Trump izin veriyorsa, en kolay oturma iznini öyle alırsınız. Ya da çok paranız olabilir, bastırıp ev alırsınız istediğiniz ülkede. Ankara Antlaşması'nı kullanarak İngiltere ya da Almanya opsiyonlarını deneyebilirsiniz. O konu nasıl işliyor bilmiyorum, hiç sormayın. Ya da Kanada'da okula yazdırın çocuklarınızı, oturma izni veriyor-muş.

Biz iş bularak İngiltere'ye gittik. Detayını merak eden buradan öğrenebilir. En makulu da Türkiye'de çalışırken yurt dışı bağlantısı kurup iş aracılığıyla gitmek.

Başardınız, bir şekilde yurt dışında yaşamak üzere teklif aldınız. Nasıl geleceğim? Orada ne yapacağım? Çocuklar, ailem diye kaygı duyanlar da çok. Haklı olarak yerleşik düzeni bozmak, yumurta kapıya dayanınca, öyle kolay olmuyor. O zaman gelin bir kez de benden dinleyin:



Ne dersiniz?

Aşağıya yorum bırakın, sorularınızı diğer yurt dışında yaşayanlarla birlikte yanıtlayalım...

Devamını Oku »

Çocuklar için Kodlama Oyunları


Kidlo App'tan birisi benimle iletişime geçip, 'Çocuklara yönelik kodlama oyunlarımızı denemek ister misiniz?' diyene dek kodlama oyunları olduğunu bilmiyordum açıkçası. Ben hızlı teknolojiye azıcık uzak bir ebeveynim kabul ediyorum.

Çocuklarım için iPad, iPhone ve televizyona karşı 'ne kadar geç yaşta başlarsa o kadar iyi' ya da 'ne kadar kısıtlıysa o kadar iyi' yaklaşımında olduğum için birkaç gün boyunca hiç ilgilenmedim o gelen maille. Sonra Malta tatiline gidecektik ve gerekli olursa diye Herr Ö. (eşim) telefonuna birkaç çizgi film indirdi. Aklıma geldi; 'Dur ben de şu oyuna bakayım' dedim. Telefonuma indirdim ve o gece başladım oynamaya.

Ki ben kim, telefonda oyun oynamak kim?! Herr Ö. bu kodlama olaylarını benden iyi bildiğinden o da göz ucuyla bakıp, biraz oynayıp 'iyimiş' diyerek yorumda bulundu. Sonra bir gün Alaz'a verdim. Ba-yıl-dı... Gerçekten reklam diye yazmıyorum.

Geçen gün instragramda kodlama oyunlarıyla ilgili bir paylaşım altına bu konuda yazınca mesajlar gelmeye başladı hangi oyun diye. Özelde yazdım ve buraya da not düşeyim istedim...

Kidloland, http://www.kidloland.com/ okul öncesi çocukları için İngilizce şarkılar, masallar, oyunlar bulunduran bir uygulama. Eğlendirirken öğreten cinsten, üstelik İngilizce.

Aynı markanın diğer ürünü Kidlo, http://www.kidlo.com/ ise eğlendirerek kodlama öğretiyor. Benim denediğim de bu üründü. Matematik sevmeyen; ama bilgisayar oyunu seven çocuklar için eğlenceli bir ürün olacağından eminim. Ana sınıfı ve ilkokul çocuklarına daha çok hitap ediyor.


Artı, ben öyle vurdulu kırdılı oyunlar, bombalı-öldürmeli animasyonlar yerine çocukların bu tarz kafa çalıştıran oyunlar oynamasından yanayım. Tabii hala önceliğim sokak oyunları olsa da, bazen teknolojik oyunlar da gerekiyor. Haberim yokken okuldaki iPad'de oynatılmak üzere sene sonu gösterisi hazırlamış ilkokul 1'inci sınıf çocuğum var!

Bu arada Alaz'ın öğretmeni de yaz tatili için matematik ile ilgili birkaç oyun önerdi. Parmakla saymak yerine kafadan pratik matematik hesabı yapsın diye. Onları da toparlayıp şu linkte listeleyeyim.

'Küçük Çocuklara Yönelik Teknolojik Oyunlar' da seyahatlerde son aşama kurtarıcımızdı. Linki burada bulunsun.

Not: Ücretsiz sponsor link içerir. Görüşler bana aittir.
Devamını Oku »

Bir Uçak Yolculuğu Ardından...


Zürih Havaalanı’nı hiç bu kadar kalabalık görmemiştim. Hafta içi bir gün seçmemize rağmen oldukça yoğundu. Her noktada sıra vardı desem yeri...

Neyse ki uçuştan 2 saat önce havaalanına vardığımızdan stres yaşamadık. Pasaport kontrolden geçerken Almanca ‘Çocukların babası nerede?’ diye sordu görevli. Yanımda muvafakatname türü bir belge vardı neyse ki. ‘Babaları daha sonra bize katılacak’ dememi yeterli buldu. Belgeye gerek kalmadı.


Sabah 8’de evden ayrılmamız gerekmişti ve erkenden uyanan çocuklarım olsa da, uçağa binince Beliz uyuyakaldı. Ya da uyanınca çikolata vereceğim demiş olabilirim. Alaz çikolata sevmediğinden pek oralı olmadı. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz tüm uçak çocuklu aile doluydu. Sanmıyorum ki çocuksuz biri olsun. Yoktu, eminim...

Artı, ailelerin hemen hemen tümü bizim gibi çocuklarını yurt dışında büyüten, iki dilli yetiştiren ailelerdi. Kimi Türkçe konuşuyor, kimi Almanca, kimi Türkçe anlamıyor falan tam bir karmaşa. Çünkü, uçak yerinde durmayan ve bağıran çocuklar ile doluydu ilk anlarda. Zamanla sakinleştiler, duruldular, tekrar cozuttular.

İnerken, biz en son sıralarda olduğumuzdan, yerlerin ve koltuk aralarının pisliğini sormayın. Oyun hamurları, cipsler, içecekler, sakızlar, şekerler, boya kalemleri, kağıtlar; her yer her yerdeydi açıkçası.

Ankara aktarması seçtik bu kez. İstanbul’da koştur koştur yetiştiğimiz rötarlı uçaklar, uzun sıralar, pis tuvaletler ve kalabalık yerine şu an Ankara’da Esenboğa Havaalanı iç hatlarda klasik müzik eşliğinde bu yazıyı yazıyorum. Alaz ile Beliz ise oradan oraya koşturup önümdeki çocuk oyun alanında oynuyorlar. Daha doğrusu diğerler çocuklara azmanlık yapıyorlar.

İkisi bir arada oldu mu sormayın eşkiyalıklarını... Özellikle Beliz! Parkta bulunan küçük çocuk anneleri tutuştu. Benimkiler yerlerde sürünmeye alışık olduklarından, sürünüyorlar burada da. Diğer çocuklar da peşlerinde. Anneler tepelerinde ‘Oğlum pis orası, oğlum yere oturma, oğlum yapma, gel sana video açayım, annecim çekil oradan!’ Kadıncağız sinir oldu. Çocuk da oturup video izlemiyor, bizimkilerin peşinde, onlar ne yaparsa yapmaya çalışıyor tabii. Videodan daha eğlenceli oldukları kesin.

Tabii diğer anneler de haklı bir bakıma çünkü oyun alanı, pis. Pis olmasa da tozlu. Çünkü biz Türkler çok temiziz! Çocukların üzeri şimdiden leş gibi oldu.

Devamı:

Ankara Esenboğa iç hatlarda çocuk oyun alanı

Yaklaşık 4 saatlik bekleme ardından Edremit uçağına bindik. Çocuklara birer lolipop verdim kulakları acımasın diye, onlar yorgunluk ve lolipop sayesinde sessiz ve sakin dururlarken uyuyakalmışım. Birden telefona gelen mesaj sesiyle irkildim. Uçak kalkmak üzereydi ve yan koltuktaki adam hala mesajlaşıyordu. Kimsenin de uyardığı yoktu. ‘Pardon, telefonunuzu kapatır mısınız?’ dedim. Adamın yüzüme bile bakmadan ‘Tamam’ diyerek telefonunu kapatması ve uçağın tekerleklerinin havalanması arasında birkaç saniye var. Etraftaki insanlara baktım. Her uçakta bana denk geliyor böyle telefonu kapatamayan bir zat! Her uçakta da çekinmeden uyarıyorum.


Devamını Oku »

İsviçre'den Kiş Tarifi



Ülkelerin Yemek Kültürleri yazımda bahsettiğim gibi, yaşadığım yerlerin beğendiğim yiyeceklerini de alıp bizim evin hallerine ekliyorum. Özellikle 2 çocuklu hayatta yapabileceğim tarifleri ve elbette yedireceğim tarifleri.

Bu kiş ya da tart tarifi de epeydir evin sevileni, benim de 'signature' yemeğim oldu.

Hikayesi...

İsviçre'de ıspanaklı tarta, Spinatwahe deniyor. Genellikle Cuma akşamları evde yapılan yemekmiş; çünkü Katolik dinine göre eskiden insanlar Cuma günleri et yemezlermiş. Balık yerlermiş. Ee tabii İsviçre dağlarında balık bulmak kolay değil, bu sebeple peynirli tartlar yenilmeye başlamış.

Günümüzde hala Cuma günleri, lokal fırınlarda, pastanelerde 'Wahetag' diye tatlı - tuzlu, meyveli - sebzeli tartlar bulmak mümkün.

Videoda da söylediğim gibi, peynir yemeyen çocuklarım peynir yer oldular. Ispanak yemeyenler de eminim ıspanak yiyeceklerdir...

Hamur Tarifi...

En altta videosunu görebilirsiniz...

Ben İsviçre'de marketlerde satılan 33cm ya da 35cm çapındaki hazır hamurlardan kullanıyorum; 'Kuchenteig' olarak geçiyor Almanca adı.

Kendi hamurunuzu yapmak isterseniz;

200 gr un
Bir tutam tuz
75 gr tereyağı (küçük parçalara bölünmüş)
100ml soğuk su

En son suyu ekleyecek şekilde yapışkan bir hamur elde edin. Yuvarlak hale getirin ve streç film ile sarıp 30 dakika buzdolabında bekletin.

Not: Ben hamurunu kendim hazırlamadım hiç, o yüzden bol şans... Başka sitelerden de denenmiş hamur tariflerine bakabilirsiniz.

Kiş Tarifi...

300 gr Gruyer peyniri (rendelenmiş) ya da orta sertlikte peynir
200 ml süt
200 ml krema (ben genelde unutuyorum ve yoğurt koyuyorum)
2 yumurta
300 gr donmuş ıspanak (çözülmüş ve suyu sıkılmış)
Bir tutam muskat cevizi
İsteğe göre tuz, karabiber vs...

Fırını alt-üst olacak şekilde 200 C'de ısıtın. Hamuru yağlanmış tepsiye serip üzerine kürdanla birkaç delik açın. Önce yumurtayı, sonra diğer malzemeleri karıştırıp hamurun üzerine dökün.

30 dakika pişirin. Genelde üstü kızarmış ve sertleşmiş oluyor.

Soğumasını bekleyin, ılık ya da soğuk servis yapın.

Alternatifler...

Ispanak yerine en üste haşlanmış kuşkonmazları dizdim bir keresinde. Bir kere de kavrulmuş pırasalı yaptım; ben çok sevsem de ev ahalisi burun kıvırdı ona. Başka bir seferde de yarı pişmiş sosisleri dilim dilim çevresine dizip saat gibi yaptım.



Ayda en az 1-2 kez yapılır ve bizim evin yaz-kış favori yemeği budur. Misafir geldi mi kesin yaparım zaten. İsviçre'nin bize katkılarından biri...

Afiyet olsun...

Diğer tarifler için 'Gezgin Anne Tarifleri' etiketine bakın.

Devamını Oku »

Gezgin Anne Dükkan - İkinci El Çocuk Giysileri


İlk bebeğimiz Alaz için, 'Bizim oğlumuz her şeyin en iyisine, en güzeline, en kalitelisine, en ilkine layık' diyerek bir servet harcadık. İlk anne-baba, taze, tecrübesiz ve görmemiş!

Baktık ki etrafımızdaki İngiliz aileler, çocuklarına arkadaştan - komşudan eşya buluyorlar. Duyduk ve şaşırdık da! 'Cık cık cık' dedik karı - koca. Koca zaten benden pimpirikli o ara...

Bebek doğdu, herşey 'Brand New'... Doğduğu günden beri içine etti tabii aldıklarımızın. Mothercare marka kakalı tulumlar, Mamas&Papas marka kusuklu battaniyeler... Sonra ek gıda lekeleri, tuvalet eğitiminde batan batana... Bilirsiniz işte!

İkincinin kız olacağını öğrensek de 'yeni bebek' alışverişi yapmadık. Abisine zaten en kaliteli, en güzel, en moda, en cici-bici olanları almıştık. İki ailenin de ilk erkek torunu olduğundan akrabalar da donattı epey. Artanları versem de atsam da Beliz'e yeteri kadar vardı. Tek sorun; biri yaz ortası, öbürü kış başı doğmuştu. Kışlık tulumlar, ayakkabılar haliyle olmadı.

Bu kez ikinci kez anne-baba oluyorduk ve bir bebenin bir şeyi ne kadar süre kullandığını çok iyi biliyorduk. En fazla 3 ay!

O yüzden de masraf yapmadık kar tulumları ve ayakkabılar dışında. Her şeyi ailede/etrafta kızı büyüyenler verdiler. Alaz'dan küçülenler vardı zaten, e hediye de geldi süslü püslü kız elbiseleri. İkinci el satın almaya da gocunmadık açıkçası, bulduğumuzu kaçırmadık... Örneğin bu aşağıdaki 2 kıştır giydiği ceket, Reima marka, çok iyi bir Finlandiya markası ve ikinci el satın aldım.


Ne yazık ki, her güzel şeyin sonu olduğu gibi güzelim ceketlerin de, tulumların da sonu geldi bebeler büyüyünce. Çoğu eşyalarını dağıttım; ama bazıları kıymetli, sakladım. Bir kısmı da gerçekten bana servete mal olduğundan satmaya karar verdim. Burada alıcı bulmak kolay, insanların ulaşması da kolay. O sebeple öncelikle Türkiye'de şansımı denemeye karar verdim. Çünkü yağmurluk gibi çoğu bebek eşyasını Türkiye'de bulmak hala zor. Bize geçen hafta misafir olan Hepşenler ailesi, burada görür görmez yağmur tulumu satın almışlar bebelerine örneğin. Açıkçası haberim olsaydı bizdekini verirdim; ama sonradan anlattılar.

Neyse, ben de Türkiye'de yaygın olarak satılmayan, kaliteli ve belli başlı bazı küçülen giysileri, kamp - kayak için gerekenleri ikinci el satmaya karar verdim. Türkiye'ye gelirken getirebilirim, gelen-giden olursa gönderebilirim. Bavul ticareti :)

Tek olumsuz yanı, satılan şey geri alınamaz. Çünkü İsviçre'den geliyor. O nedenle küçük gelme ihtimaline karşı bebeniz küçükken satın alın, diye önerebilirim. Zaten henüz pek çok ürün yok. Beliz büyüdükçe eklenecek...

Ürünlere buradan göz atabilirsiniz:

Gezgin Anne Dükkan: https://gezginanneshop.blogspot.com/


Devamını Oku »

Londoner Oğlum & Heidi Kızım / Bölüm 3




Bölüm 1

Hyde Park - Londoner
Londra'da doğan ve 4 yaşına dek kibarlıktan kırılan oğlum... Annem, 'Siz Alaz'ı Londra beyefendisi gibi yetiştiriyorsunuz' derdi. Neden biliyor musunuz? Oğlum, Türkiye'ye geldiğimizde hep başka çocukların kurbanı olurdu da ondan... Devamı: http://www.gezginanne.com/2014/08/londoner-oglum-heidi-kzm.html

Bölüm 2

Zürih - Heidi
Zürih'te doğan, abisi tarafından yetiştirilen ve ikinci çocuk kızım... Peşinde gerçek anlamda koştururken; biri mi çarpacak, merdivenden mi düşecek, köpeği mi sıkıştıracak, elini asansöre mi sokacak diye düşünüyorum. Devamı: http://www.gezginanne.com/2016/07/londoner-oglum-heidi-kzm-bolum-2.html

Bölüm 3

Her zaman güvenli sular arar.

Bölüm 1 ve 2 ardından yıllar geçti. Alaz (7) hala Londra beyefendisi mi? Hayır... İngiltere'deki arkadaşlarımızın yetiştirdiği çocuklarla kıyaslarsak; daha kaba çıkar kesinlikle. Türkiyedekiler'e göre ise daha kibar... Londra aksanı BBC İngilizcesi yerine, gırtlaktan çıkan Almanca kelimelerle birlikte olsa da, İngilizcesi Peppa Pig sayesinde, hala iyi.

Ağaçlara tırmanıyor, 25 dakika yürüme (ve yokuş) mesafesindeki okuluna kendisi otobüsle ya da scooter ile gidebiliyor. Başka bir ülkede olsaydık bunları yapmasına kesinlikle müsade etmezdim sanıyorum. Beliz ile birlikte, sadece ikisi, kapının önündeki parka oynamaya gidiyorlar örneğin. Benim çocukluğumdaki gibi 'sokakta' bir çocukluk geçirdikleri için memnunum.

Kendine güveni oldukça yüksek; ama aynı zamanda utangaç olabiliyor. Öğretmenlerine ve arkadaşlarına (diğer çocukların evlerine gittiğinde) saygılı olduğunu duyduk; bizim evde her zaman olmasa da bunlar bizi sevindiriyor. Dün doğum günü partisi yaptık ve bir arkadaşı (hatta en sevdiği ilk 3'te) maddi durumları iyi olmadığı için hediye getiremedi. Alaz 'Sorun değil' dedi örneğin. Diğer 6 çocuk da 'Niye?' demediler. Bu olgunluğu okulda mı öğretiyorlar nedir?

Futbol, basketbol gibi tipik erkek oyunları yerine yüzmeyi, legoyu ve resim yapmayı tercih ediyor. En sevdiği mekan havuzlu otel... 'Gene mi Türkiye'ye gidiyoruz? Her tatil Türkiye'ye gitmek zorunda mıyız?' çıkışlarına seyahat konusunda ikna gerekiyor. Çünkü Mısır'a veya Amerika'ya gitmek en büyük isteği bu ara.

Öte yandan dağlar kızı Reyhan, prensesliğe geçiş yaptı 3 yaşından beri. Günde kaç elbise değiştiriyor, sayamıyorum. Büyüdükçe, biraz kibarlaştı o da: 'Lütfen, teşekkür ederim ya da afiyet olsun (eline sağlık diyeceğine)' en favorileri. Dağlara tırmanabiliyor: Hafta sonu dağda da tüm gün kucak istemeden, yorulmadan keyifle bize eşlik ediyor. Tamam kabul edeyim, bazen keyifle değil mızmızlıkla da ilerliyor. Yine de Malta'da bizimle günde 10 kilometre yol yürüyebildi örneğin. 

Gözünde yaş, her an bekliyor gibi. Özellikle ben ya da babası kızdık mı? Off.. Nasıl bir gurur varsa, yaşlar gözünden fışkırıyor. Yere düşse, dizi kanasa, kolu acısa bu kadar ağlamıyor. Canı Alaz kadar 'tatlı' değil. Abisi ne yaparsa o da onu yapmak istiyor; tırmanıyor, yüzüyor, piyano da çalarım diyor. Bale yapıyor ve orman okulunda ateş yakıyor son birkaç aydır ve ikisini de çok seviyor. Dans etmeye ve şarkı söylemeye bayılıyor; tipik kız! 

Resimleri ise şahane! Ben öyle çizemem... Günde en az bir saatini resim yapmaya harcıyor.

Evde eğer ki sesi çıkmıyorsa kesin bir şeye zarar veriyor. Ya makasla kıyafet kesiyor, ya yerleri-duvarı boyuyor ya da Alaz'ın ödevini veya legosunu karıştırıyor. Yüzde 100... Eğitemedik bir türlü.

Seyahat etmek konusunda ise, hala git gel yaşıyor. Hem kuzenini görmek için uçağa binmek Türkiye'ye gitmek istiyor, hem de evi özlüyor. Yatağını, kendi düzenini ve tokalarını, elbiselerini, yalnız kalıp birşeyler yapma özgürlüğünü arıyor. Günlük gezilerde bile 'Eve gidelim artık' dediği oluyor.

İtiraf etmem gerekirse, Alaz'a 3.5 yaşına dek gösterdiğim ilgiyi Beliz'e veremediğimden, seyahatler sırasında ilgi evdekine göre bazen daha az olduğundan özlemlerini doğal buluyorum. Alaz'a seyahatte attığımız her adımı açıklardık, Beliz çoğu zaman rüzgarla savruluyorum hissine kapılıyor eminim... Yine de evdeki haritada 'Süd Afrika burası' diye göstermesi beni mutlu ediyor. 

Önümüzde ikisiyle tek başıma yapacağım bir seyahat var. Artık daha rahatım; pencere kenarı kavgasına ve ortada oturmaya alıştım...

Canlarım... 3>

Devamını Oku »

Grümpi - Futbol Turnuvası


İsviçre'de ilkokul hayatına katılmamızla birlikte yeni bir şey daha öğrendik bu hafta sonu. Grümpi denilen keyfi, her yaş ve cinsiyete açık futbol turnuvasını...

Alaz'ın okulundan form geldiğinde, sadece okul içi sınıfların maç yapacağı bir müsabaka diye düşünmüştüm. Hatta ben de bir gün gönüllü veli olup bu turnuva sırasında meyve büfesinde çalışacaktım. Eşim de takım tişörtlerini yapmaya gönüllü oldu. Oğlanı da cebren ve hile ile takıma yazdırdık; Die Coolen Kickers'a...

Benim gönüllü çalıştığım meyve standı
Neden cebren ve hile? 

Açıklayayım... Beden eğitimi derslerinde bazen top-lu oyunlar da oynuyorlar ve biri (ya da birkaçı) bizim oğlana 'Sen top oyunlarında hiç iyi değilsin. Bizim takımda oynama!' demiş. O zamandan beri oğlanı top oynatamadık; ne futbol ne voleybol ne de basketbol. Ne zaman gündeme getirsek 'Ben top oyunlarını sevmiyorum, hiç iyi değilim' dedi durdu aylardır. O yüzden bu form geldiğinde takıma girmek istemedi hiç. Ben de 'Mecburi, herkes gidiyormuş' dedim.



İlk antremanda bu beyaz yalanım ortaya çıktı tabii sınıfın yarısı gelmeyince... O zaman da 'Form Almanca'ydı ya ben yanlış anlamışım' dedim. Bizim oğlan gözlerimin önünde ilk kez futbol oynamaya başladı böylece...

Neyse ki koçları harika insanlardı. Alaz'ı da sarıp sarmaladılar. Topa değmekten bile kaçınan oğluma ayrımcılık yapmadılar (tabii ki favorileri değildi; ama onu, ona çaktırmadılar).

Turnuva Günü

Die Coolen Kickers
Turnuva geçtiğimiz hafta sonu oldu. Babalar grubu, kızlar - erkekler ayrı ya da karışık takımlarda, kadın antrenörleri, her yaştan insanı futbol oynarken gördük. İnstagram'da da paylaştım makyajlı ve futbol ayakkabılı genç kızları.

Maçtan önceki akşam, 'Ben takımda olmasam eminim kazanırlar, ben oynarsam kaybederiz' diye söylenip kalbimizi sızlattı Alaz. Pek nazlanarak gittik okula maç günü sabahı. Okul dediysem; yiyecek - içecek standları, piknik alanı, oyun alanı, kum parkı, şişme havuzlar ve müzik yayını ile tam bir panayır yeriydi. Futbol dediysem, yarım saha kadar büyük alanda 15 dakika süren çift kale maç idi. Belirteyim; hava sıcaklığı İsviçre için normalin yani 30'un üzerindeydi...

Gururlu anne
Elbette takımda 3-4 adet çok iyi oynayan çocuklar vardı. Kaleci ve golleri atanlar da onlardı. Fakat dediğim gibi koç-lar çok iyi olduğundan, tüm çocukları birer dakikalık sırayla oyuna soktular çıkardılar. Kimse gocunmadı. Kızları defansa yerleştirdiler ve 4 maçın ilk oyunlarını 5-0 ve 4-1 kazandılar. Öğle arasında sıcağın, yorgunluğun ve havuzun etkisiyle öğleden sonraki ilk maçı kaybettiler. (Alaz'ın demesine göre hile yapmışlar herkesi sakatlayıp; beyaz yalan) İkinci maç ise uzatmalara kaldı, penaltılarda kaybettiler... Bir iki çocuk penaltı atamadıkları için ağladı; ne yazık ki aferim demekten başka elden bir şey gelmedi. Biraz şekerli içecek biraz da jelibon vermek dışında.

Alaz ise eve gidelim diye ağlıyordu artık yorgunluktan. Yaklaşık 7 saattir, sabah 10'dan beri sahadalardı. Neyse sonra 3. ve 4. sırasının belirlenmesi için bir maç daha oldu. Birkaçı, Alaz dahil, 'Oynamak istemiyoruz' dediler. Oyun sırasında fikirlerini değiştirip oyuna katıldılar tabii.

Sonuçta bizimkiler komşu ilçeler dahil 8 ilkokul birinci sınıf arasından 3. oldular.... Akşam 18:00'da diğer tüm takımlarla birlikte madalyalarını aldılar...

Hepsini tebrik ediyorum. Çok heyecanlandık maçlar sırasında ve gururlandık elbet. Alaz en kötü oynayanlardan hatta ayağına birkaç kez top değenlerden olsa da, takım kazanınca o da kazanmış oldu. Ayrıca takım ruhunu tatmış olduğu için sevindim. Üstelik bir sonraki sene için 'Belki gene oynarım, futbolu azıcık daha sevdim' dedi. Sanıyorum kendisine güveninin (az da olsa) gelmesi beni en çok mutlu eden şeydi.

Bu da günün ve maçın özeti:



NOT : Tüm fotoğraflar bana aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayınız...

Devamını Oku »

Çocuğun Tek Ebeveyn Tarafından Yurt Dışına Çıkarılması


Temmuz ortasında okullar kapanınca çocuklarla tek ebeveyn olarak Türkiye'ye geleceğim. Şimdiye dek, tek başıma onlarla çok sayıda yolculuk yaptım ve pasaport kontrol aşamasında hiç bir sorun yaşamadım. Kimse babaları nerede diye sormadı yani.

İlk kez babası yanımızda yokken Alaz ile yolculuk yaparken araştırmış, telaşlanmış ve hazırlanmıştım. Bu konuda yazılarım:

1 - Yurt Dışı için Muvafakatname

2 - Yurtdışına Çıkarken Ebeveynlerden Biri Yanımızda Değilse Ne Olur?

Geçenlerde İsviçre'de yaşayan bir annenin çocuklarıyla tek başına yolculuk yapacağını ve bu yüzden eşinden 'onay' imzası aldığını öğrendim. Anlaşılan son yıllarda bu konuda Avrupa biraz daha tedbirli olmaya başlamıştı.

Bu konuda genel bir Avrupa Birliği kuralı yok. Her ülkenin uygulamaları farklı. Çıkış ülkesi ve giriş ülkesi uygulamaları da farklı olabilir bu sebeple.

Üstelik eğer bir şekilde pasaport kontrolde sorunla karşılaşırsanız ve çocuğun babasının/annesinin ya da her ikisinin de iznine dair elinizde yeterli döküman yoksa, uçağınızı kaçırabilirsiniz. Bu durumda bilet ücretini sizden başka kimse de vermeyecek...

Bunları okuyunca ve görünce biraz tırstım açıkçası. Şimdi uygun döküman buldum; birkaç dilde (Almanca, İngilizce ve Türkçe dahil) onu doldurup babanın da imzasını alıp yola öyle koyulacağım. Ne olur ne olmaz... Ya da İngiliz deyimiyle 'Better safe than sorry'...

Dokümanın linkini aşağıda sizinle de paylaşacağım. Muvafakiyet belgesi ile ilgili diğer sorular için yukarıda linklerini paylaştığım yazılarıma bakabilirsiniz. Çok kıymetli yorumlar da birikti yıllardır...


Amerika, Avustralya, Birleşik Krallık ve resmi dili İngilizce olan diğer ülkelerden (ya da ülkelere) yolculuk için buradaki örneklere bakabilirsiniz.

Avrupa Birliği ülkeleri için buradan bilgi alabilirsiniz.

Benim kullandığım dökümanın linki:

- Tek bir ebeveyn ile birlikte seyahat eden çocuklara muvafakat belgesi burada.

- 18 yaşından küçük tek başına, velisi olmadan seyahat eden çocuklara muvafakat belgesi de burada.

Not: Yazımı beğendiyseniz veya başkalarının işine yarayacağını düşünüyorsanız, lütfen paylaşın... Teşekkürler!

Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan