Tatil Ardından Tatil



Bu sene herkesten en çok bunu duydum; çocuklarla tatil ardından dinlenmek için tatile ihtiyaç duyuyormuş ebeveynler. Baksanıza okullar açıldı diye bayram yapıyor tüm anneler :)

Kaçııın! Geliyorlar...
Bizde de durum çok farklı olmadı geçtiğimiz yaz. İki çocuk, iki ebeveynin tüm enerjisini emiyor gün doğumundan gece yatana dek. Öyle ki, öğle uykusuna yatırdığım anlarda onlardan önce ben uyuyakaldım hep. Sabah erken kalkıyorlar; her yerde koyu renk perde ya da evdeki gibi panjur olmuyor çünkü. Akşam ise yemekler geç yeniliyor, akşam yürüyüşü yapılıyor, kuzenler biraraya gelince yatma eylemi sakinlik değil yatak üzerinde azma şeklinde gelişiyor. Ee zaten bilirsiniz geç yatan bebe, erken kalkar. Bu sayede mızmızlık gün içinde had safhada yaşanıyor ve bu da beni en çok yoran şey oldu bu yaz…



 Öte yandan, eğer ki denize yürüme mesafesinde kalmıyorsak mutlaka bir hamallık pozisyonu giriyor işin içine. Kovalar, kürekler - elbette hepsinden 2’şer adet - kolluklar, havlular - neyse ki şu ince mikro fiber havluları keşfettik - şapkalar, güneş kremleri, atıştırmalıklar, suluklar, simitler, deniz yatakları derken herkesin eline taşıması için bir şeyler de versek, yine de görünen köy bir torba dolusu oyuncak taşıdığımızdır.

Kandırılmış anneanne!
Bir de psikolojik yorgunluk var; mısırcı geçer mısır isterler, midyeci geçer midye isterler, günde 5 vakit dondurma isterler, bazen külahta diye tuttururlar bazen de çubukta olsun derler. Her oturduğumuz yerde ice-tea isterler. Bakkala gazete almaya girsem peşimden gelip ne kadar renkli ve gereksiz şeker varsa her birini tek tek isterler. Bunların her birinin neden o an yenilemeyeceğini bir bir, her gün, günde birkaç kez anlatmak oldukça yorucu. Sonunda modern ebeveynlikten çıkıp ‘ben öyle diyorsam öyledir, ısrar etme’ dedirtirler. Tabii yorgunsalar, açsalar bu isteklere verilen ‘hayır’ yanıtı ardından son ses bağırırken Japon çizgi filmindeki kızlar gibi havaya gözyaşı da fışkırtırlar. Yanımızda büyük annelerden biri ya da teyze ya da dede varsa; olay genelde istekleri yerine getirilerek kapatılır.

İstediğini koparan bakışı
Benim elbisem!


Hem park, hem dondurma, hem de 2 ayrı tahteravalli
Yani sorun, yeni bir sorun haline dönüşür. Bu kez 'Sen git dinlen, ben dedemle kalırım.' ya da 'Ben teyzemin elini tutacağım' gibi kafasında hesaplar yapar kimi. Bir süre sonra elinde bir dondurma veya renkli bir cisim ile belirir. Surat genelde 'Bak, sen almıyorsun; ama ben aldırdım' ifadesine bürünmüş bir sırıtkanlık barındırır. Tabii o öyle gelince, küçük benim yanımda ise ve ona birşey alınmamışsa yine bir kıyamet kopar. Doğaldır.

Kokoş!
Tam 15 gün denize yürüme mesafesinde kaldığımız evde - dikkat bu kısımda baba da yok - bahçede bir hamak vardı. Kim misafir geldiyse, o hamağa uzanıp selfie çekti. Çocuklar günde birkaç kez kendilerini sallattırdılar. On beşinci gün sonunda eşyaları topladık, evden çıkacağız; 'Anne ya, bir biz yatamadık şu hamakta!' dedim anneme.

Son günün son 5 dakikasında herşeyi bırakıp o hamağa yatıp sallandım. Bir de selfie çektim. İnstagrama koydum, sanki tüm tatil, her gün hamakta sallanmışım gibi...

İşte sol yanda gördüğünüz selfie de birşeye benzese...

O sırada bir yerlerden sudocrem bulan çocuklarım, önce ellerini bir güzel bulamışlar. Sonra ben selfie çekerken gelip 'Anne bacağına krem sürüyoruz' diye bacağımı bulamışlar. Ben de o sırada 'Oh ne güzel gökyüzü, güneş yüzüme yüzüme vuruyor, çocuklar da bacağıma bakım yapıyor' diye düşünüyorum tabii.

Sıkılınca kremden, daha doğrusu krem bitince sıkıldıklarından ellerini oraya buraya sürmüşler. Tabii sudocrem bu kolay kolay çıkmaz. Her yere bulaşmış. 'Anne elimizi temizleyemiyoruz' deyince olayın farkına vardım. Günün geri kalan kısmında beyaz beyaz gezindik ailecek!

Yani demem o ki, arada bir şu çocukları birine bırakıp kafa mı vücut mu dinlendirsek?

Yoga yapsam rahat yok!

Haydi özgürce boya dedik, masa-sandalye boyadılar!
Köpeğe bile rahat yok!
Lokmaları götürürlerken...
Devamını Oku »

BritMums Blogger Konferansı

Heyyo! Bir hayalim bu ay sonunda gerçekleşmek üzere...


Alaz doğduğundan beri hatta öncesinde hamile iken başladım blog okumaya. Annelik ve bebek üzerine... Yoksa taa 11 senedir blog geçmişim var yazar olarak.

BritMums, İngiltere'de yaşadığım yıllarda, danıştığım tek adresti ve sayesinde birçok blog tanıyıp, faydalandım. Hatta İsviçre'ye taşınsam bile takip ettiklerim var içlerinde. Hamilelik ardından, lohusalığı, bebek hastalıklarını, çocuğun ek gıdaya geçişini, ilk adımları ne zaman attığını, kreşe başlamasını falan hep bloglar ve yazarları ile birlikte yaşadım. Türkiye'den de Blogcu Anne vardı o zamanlar, tabii hala da var...

Kısacası bir blog yazarı olarak, blog okumayı da seven biri olarak yıllardır takipteydim bu anneler grubunu. Geçen sene katılamamıştım konferansa, bu sene baktım çocuklar da büyüdü. Kimseye sormadan aylar öncesinden aldım biletimi. Kafama koydum katılmayı.

Umuyorum kısmet olacak ve bu sene 7incisi düzenlenen #BML17'ye, ben de blogcu olarak katılacağım. Hayranı olduğum blog yazarları ile tanışacak, blog yazmak dışında bloga dair işleri -reklam vs-, sosyal medya yönetimini, SEO olaylarını, başarı hikayelerini ve blogu kitaba çevirmeyi de öğreneceğimi umuyorum. Program müthiş dolu. Akşamında Thames River partisi de var.

Fırsatınız ve ilginiz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

BritMums

Devamını Oku »

Çocuklar ile Lizbon Seyahati


Lizbon'da 2 seneden fazla yaşamış bir annenin pratik önerilerini buldum Lizbon gezimiz öncesinde. Umuyorum yolu düşenlere faydası olacaktır...

İspanya'ya komşu olduğunu düşünürsek, çocukların sokaklarda koşturduğu, geç saatlerde yemek yendiği, müthiş güvenlikli 'Health&Safety' unsuru çocuk parklarının olmadığı; ama halkın çocuklara kucak açtığı bir yer olarak kafamda canlandırdım Lizbon'u.

Bebek arabası getirme!

Normalde her şehir gezisine puset götüren biri olarak bu öneri ve 2.5 yaşındaki Beliz beni düşündürdü. Lizbon'un taş döşeli sokakları, tıpkı Prag gibi, küçük tekerlekli pusetler için uygun değilmiş. Kaldırımlar ise darmış. İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulu olduğu söyleniyor Lizbon'un. Ağır bebek arabaları da dar kaldırımlar ve yokuş yukarı ittirmeler için zor olabilir.

Lizbon annesi, sling ve kanguru tarzı bir taşıyıcı getirmemizi öneriyor; ama 15 kiloluk Beliz'i sanıyorum bu şekilde taşımak oldukça güç olur. Sırta takılan bir taşıyıcı sanıyorum işimizi görür.

Kalacak yeri iyi seç!

Şehir apartmanlar ve oteller ile dolu diyor. Fakat, çok az sayıda otel aileler için yeterli büyükteymiş. Bu sebeple mümkünse apartmanda kalmamızı öneriyor. Böylece küçük çocuklarla daha rahat edebiliriz. Mutfağında yemek hazırlayabilir, erken kalkan çocuklara kahvaltı yaptırabiliriz. Ya da bebekler uyuduktan sonra kendimize çay/kahve yapabiliriz. Lizbon'un Chiado bölgesindeki bir otel, eğer uzun süreli kalmak istiyorsanız, oldukça çocuk dostu. Bakıcıları, çocuk kulüpleri, içinde mutfağı bulunan odaları ve oyun alanları ile Martinhal Family Luxury Apartments bütçesi yüksek olanlar için müthiş güzel bir opsiyon.

Biz 3 gecelik seyahatimiz için airbnb'den bir apartman ayarladık. Her yere yürüme mesafesinde 1 yatak odası ve ranzası bulunan şu evi seçtik.


Çocuklara porsiyonlar!

Lizbon çocuk dostu bir şehir olsa da, restoranlarda mama sandalyesi ve çocuk menüsü olması yaygın değilmiş. Fakat, her yemeğin 'meia-dose' denilen porsiyonu bir çocuk için oldukça yeterliymiş. Menüde bulunan blitz, günün çorbası, bebeklere ve çorba seven küçük çocuklara önerilir.

Menülerde ayrıca omlet, içinde balık veya et bulunan hamur işleri, kroketler çocuklara uygun opsiyonlardan birkaçı.


Toplu taşıma...

Lizbon'un metro sistemi çok iyi; fakat geniş bir ağa sahip değil. Henüz. Bu sebeple genelde otobüs, taksi ve konakladığınız yere göre 28 no'lu tramvayı kullanabilirsiniz.

Bebekler, takside anne/baba kucağında yolculuk yapabilirler Lizbon'da. Fiyatları da ekonomik olduğundan 4 kişilik bir ailenin toplu taşıma yerine taksi kullanması akıllıca olur. 28 no'lu tramvay sizi şehir merkezinde görülmesi gereken hemen her yere götürür; kalabalık olmasından ötürü yan kesicilere dikkat!

İlgili anne: https://onetinyleap.com/
Devamını Oku »

Gezgin Anne'ye Sor: İsviçre'de Nerede Yaşayalım?

Bana gelen e-postaların başında, 'İsviçre'de nerede yaşalım?' ya da 'Zürih'te nereye taşınalım?' gibi yanıtları birçok kriter içeren ve herkese göre farklılık gösteren sorular geliyor.

Öncelikle belirtmeliyim ki, işinizin olduğu yer önemli. İstanbul'dan taşınıyor olsanız bile, günde 3 saat trafik çekmeye alışkınsanız bile, hayat kalitenizi arttırmak için İsviçre'ye taşınıyorsanız şayet, bu okul-ev, iş-ev arasını en fazla 30 dakika ile sınırlamalısınız. Bence. Tabii bu taşıta da bağlı; kimi trenle, kimi arabasıyla gidip gelir. Kimi şehir içinde tramvayı kullanır, kimi yürür, kimi koşar ya da bisiklete biner.

Herkese uygun reçetem yok ne yazık ki.

Ağustos 2017'de Swissinfo'da çıkmış bir yazıya göre İsviçre'nin yaşamak için en iyi yerleri belirlenmiş. Yani bana neresi olursa olsun, diyenler varsa belki bu listeden faydalanabilirler.

Zürih, Luzern, Zug ve Geneva göllerinin kıyıları tercih edilmesi gereken yerler olarak belirlenmiş. Bu kriterler de ev sahibi olma, çalışma, nüfus, kantona ya da belediyeye göre farklılık gösteren vergi oranları, toplu taşıma, güvenlik ve okul, hastane, doktor, kültürel organizasyonlar kalitesine göre belirlenmişler.

Ülkede belirlenen ilk 10 yerleşim yerini aşağıdaki haritada bulabilirsiniz:

Kaynak: swissinfo.ch

İsviçre'nin doğusundaki, Almanca konuşulan kesimi ağır basmış görünüyor. İtalyan kesimindeki Comano ve Vezia, Ticino kantonunda yükselen ev fiyatlarından ötürü ilk 10'dan düştüğü belirtilmiş. Makalenin orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Zürih'te yaşamanın maliyeti İstanbul'dakinden %152 fazla!

İstanbul'daki aylık giderlerinizi Zürih'le veya başka bir şehirle karşılaştırmak isterseniz bu linke bakınız.

Bizim Zürih'e taşınma hallerimiz burada.

Yurtdışında yaşamak ile ilgili kararsızlıklarınız varsa lütfen bu yazımı da okuyun.

Elbette İsviçre şart değil; Çocuk Yetiştirmek için En İyi Ülkeler yazımda bahsettiğimiz gibi.

Devamını Oku »

Pixers ile Mekanları Değiştirelim mi?


İlk evimizi Londra’da kurduk eşimle. Mortgage ve resmi işlemlere öyle çok para yatırdık ki, evin içinde yaşamamız için o sırada en önemli ihtiyaç olan boya-badana yaptırmaya paramız kalmadı. Fakat o şekilde yaşayamazdık da… Biz de kendimiz yapalım en güzeli, diye düşündük. DIY - do it yourself (kendin yap) İngilizlerin sürekli yaptıkları bir işti ya da hobi diyelim. Araştırdık, soruşturduk; Youtube’da videolar izledik, boyalar-fırçalar satın aldık. Her akşam işten geldikten sonra, hafta sonları neredeyse tüm gün evin tek tek her odasını boyadık. Tabii, profesyonel olmadığımız ve vaktimiz kısıtlı olduğu için bu işlem tam 3 ay sürdü! Beklemediğimiz işler ortaya çıktı, bir günde yaparız dediğimiz işleri bitirmek günleri aldı. Çok sıkıldık, çok yorulduk, çok da tartıştık. O zaman iç mekan tasarımı ve kişiselleştirmesi yapan Pixers'ı bilseydik, onlar tarafından önerilen desenleri görseydik, kesinlikle badana yapmaya tercih ederdik.

Birkaç sene sonra Alaz’a hamileydim ve bebek odasını hazırlarken tekrar boya(t)mak niyetinde değildik. Yine de gönlümüz duvarları sade, düz renk boya ile çıplak bırakmaya razı gelmedi. İşte o zaman farklı çözümler aradık; duvarlara desenler, resimler yapıştırabilirdik. Bebek odası olacağı için, o bebek de bir süre sonra emekleyeceği, yürüyeceği için sürdürülebilir bir çözüm olmalıydı. Resimler kolaylıkla çıkmamalı, yırtılmamalı, temizlenebilmeli ve gerekirse çıkarılıp farklı bir yere yapıştırılabilir olmalıydı.


Şanslıyız ki, sonsuz sayıda desenlerin ve resimlerin satıldığı pazar yeri Pixers’i o zaman keşfettik. Sınırsız seçenekleri olduğundan tipik Disney karakterleri, temaları ve renkleri dışına çıkabildik. Çocuk odası olacağı için hijyenik ve güvenli olması çok önemliydi. Neyse ki Pixers’in ıslak bezle silinebilen hatta yıkanabilen resimleri de bulunuyordu. Çevreye ve sağlığa önem verdiği için, çevre dostu teknolojileri kullanıyordu. Ekolojik seçenekleriyle bebeğimizin günün büyük vaktini uyuyarak geçireceği odada aynı zamanda ortamın da sağlıklı olacağından emindik.

Pixers’ın kullandığı Pixerstick, kolayca yapıştırılıp, gerektiğinde yeri değiştirilebilen, dayanıklı, uzun ömürlü ve yapışkan bir malzemedir.

Biz de Pixers’den dilediğimiz büyüklükte ve renkte resimler seçtik çocuk odası için. Kargo geldiği gün de büyük bir heyecanla odasında istediğimiz yerlere yapıştırdık babasıyla. Diyebilirim ki tüm bebek alışverişi ve hazırlığı aşamasının en zevkli kısmıydı odasını duvar resimleri ve çıkartmalar ile süslemek.


Oğlum doğduktan sonra ilk haftadan itibaren uyku ritüelinin bir parçası haline geldi duvardaki o resimler. Her uyku öncesi, odasını baştan başa geziyorduk; duvardaki tilkilere, tavşanlara, ağaçlara, baykuşa, file ve kedilere iyi uykular diliyorduk. Dayanıklı ve uzun ömürlü ürünler olduğundan, oğlum büyüdüğünde, yatağın yerini değiştirdiğimizde resimleri yerlerinden kolaylıkla çıkartıp farklı yerlere yapıştırdık. Taşınırken de sevdiği kısımları söktük, yeni evimizdeki yeni odasına yapıştırdık. Belki de tanıdık duvarlar sayesinde, yeni eve uyum konusunda hiç zorluk yaşamadık.


Son zamanlarda yaşadığımız evin beyazımsı duvarlarından sıkıldık, biraz değişiklik yapalım diyorduk. Kiralık ev olunca dilediğimiz şekilde ve renkte boyayamıyoruz İsviçre’de. Duvar resimleri - Pixers geldi aklıma. Şöyle evi bir güzel renklendirsem mi dedim... Tek sorun Pixers’in internet sitesine girdim mi saatlerce çıkamıyorum. Seçim yapmak öyle güç ki!


NOT: Yazı ve görüşler bana aittir, sponsor link içerir.
Devamını Oku »

Nasıl Bir Parti İstersiniz?



Mesleğini mutluluk terapisi olarak gören insanlara bayılıyorum. Hem kendileri çok şanslılar, hem de onlarla iş sebebiyle yolu kesişenler.

Blog yazmak bana, temalı bebek/çocuk partileri ve özel gün organizasyonları hazırlamak da Nalan Hanım’a terapi. Üstelik kendisi aynı zamanda blog da yazıyor ve blogunda kişiye özel temalı partileri adım adım nasıl hazırladığını anlatıyor.

Hazırladığınız partideki her insanın mutlu olması ve ardından o günü mutlulukla hatırlaması ne muhteşem değil mi?

Organizasyon işine başlama:
Yakın bir arkadaşının ricasıyla, oğlunun diş buğdayı parti organizasyonunu yapmış ilk olarak Nalan Hanım. Hobi olarak başladığı bu iş, talepler doğrultusunda gelişmiş ve Nalan Hanım’ın gerektiğinde 7/24 ilgilendiği, severek yaptığı ve mutlu olduğu bir meslek haline gelmiş. 7 yıldır bu işi yaparak hazırladığı parti süs ve hediyelikleri ile özel günlerin mutlu anlarına ortaklık ediyor ve üstelik bu işten de keyif alıyor.

Çalışma alanları:
Sadece diş buğdayı ve doğum günü parti organizasyonları yapmıyor Nalan Ünal, aynı zamanda söz ve nişan töreni, bekarlığa veda partisi, kına gecesi, baby shower partisi, doğum odası süslemesi, temalı parti organizasyonları, temalı parti süsleri ve parti hediyelikleri de hazırlıyor. Gerektiğinde parti mekanını bizzat kendisi süslüyor.

Standart bir paket uygulaması yapmak yerine, tercih edilen ürünlere göre ve tercih edildiği şekilde hazırlık yapıyor. Bazen talep edilen ürünleri kargoyla gönderiyor, bazen de mekan yerinde kurulumu kendisi yapıyor. 

Nişan Partisi

Çalışma şekli:
İlk aşama, temanın ne olacağına karar vermek ve temada kullanılacak renkleri tespit etmekle başlıyor. Bu aşamada müşteri ile birlikte ilerliyorlar. Bir doğum günü organizasyonu için çalışacaksa, tema seçiminde çocuğun eğilimlerini göz önünde bulunduruyor. Çocuğun en çok severek izlediği bir çizgi film karakteri veya en çok sevdiği hayvan ya da en çok sevdiği bir obje tema konusunu oluşturabiliyor. İşte bu çok hoşuma gitti. Hepimiz standart Disney temalarından sıkılmadık mı zaten?

Sonrasında temada kullanılacak olan renkler belirleniyor. Genellikle ikili veya üçlü renk kombinasyonlarını tercih ediyor. Önemli olan konu, renklerin uyumlu birlikteliği...

Daha sonra etiket çizimlerini hazırlamak için bilgisayarın başına geçiyor. Farklı grafik tasarımı programlarını kullanarak istenilen ürünleri hazırlıyor. Fotoğraf baskısı için ise, yüksek çözünürlükte, örneğin stüdyoda çekilmiş fotoğraflar olmasına özen gösteriyor. Bu şekilde istenilen boyutta baskı, renk dağılması olmadan net bir şekilde alınabiliyor.

Tüm çizimler bittikten sonra, boyutlar kullanılacak olan ürüne ve adedine göre ayarlanıp baskı aşamasına geçiliyor. Kesimleri, çizimlerin boyut ve şekillerine göre özel aparatlarla veya maket bıçağıyla kendisi yapıyor Nalan Hanım.

Daha sonra şeker büfesini hazırlamak için, dikiş makinesinin önüne oturuyor ve tercih edilen renklerde, büyüklükte ve kumaşta şeker büfesi örtüsünü dikiyor. Kurdeleleri de seçilmiş renklerde hazırlıyor. Gördüğümüz üzere çok da kolay bir iş değil bu aslında.

Örneğin bir diş buğdayı partisi için hangi ürünler hazırlanmakta?
Afiş, hediyelik lavanta keseleri, hediyelik şişeler, etiketli hediye çantaları, etiketli diş buğdayı kaseleri, parti şapkaları, etiketli ve kurdeleli cupcake çubukları, çubuklu konuşma kartları, fotoğraf çekim çerçevesi, kağıt pompom çiçekler, şeker büfesi için pileli örtü ve şeker kavanozları. Tabii en keyifli kısım ise bu ürünlerin yerlerine yerleştirilmesi...



Piyasada, özellikle doğum günü ve baby shower partileri kıyasıya mücadele ederken çok fazla sayıda organizasyon firması bulunması kaçınılmaz gerçek. Nalan Hanım’a sordum, diğer temalı parti hazırlayan organizasyonlardan farkınız nedir?

'Hazır ürün satışı yapmıyorum, sürecin başından sonuna dek tüm hazırlık aşamasını kendim yapıyorum ve tüm ürünler isme özel etiketli ürünler.’ diye yanıtladı. Yani toptancıdan alıp masaya koymuyor Nalan Ünal.

Partilerin ev sahibi için de eğlenceli, sorunsuz ve kolay geçmesini sağlayan böyle organizasyon şirketlerinin bulunması ne güzel değil mi?

Nalan Ünal’ın organizasyon şirketiyle birlikte çalışmak, partiler hakkında daha fazla bilgi almak ve sosyal medya hesaplarına ulaşmak için internet adresi de burada: https://www.nalanunal.com.tr
Devamını Oku »

Zürih'te Lübnan Restoranı - Le Cedre



İlk kez yılbaşı yemeği için Zürih Anneleri toplanıp gittik Le Cedre'ye. Bayıldım; ama çocuklarla gidilecek bir yer gibi olmadığından tekrar gitmeyi erteledim.

Birkaç farklı adreste Zürih'te; ama ben Bellevue'dekinden bahsediyorum. Bazısında dansöz çıkıyormuş, lütfen karıştırmayalım :)



Geçen akşam da doğum günü, yaz sonrası buluşma falan derken bir baktık bayram yemeği oldu bize. Biz annelere... Bayram yemeğine yakışır şekilde donattık masayı elbette.

Mezelerden ana yemeğe yer kalmadı. Çok açken giderseniz bazı siyasi partiler gibi masayı fazlaca donatabilir, üzerine baklavayı yiyemeyebilirsiniz. Üstelik diğer masalar sizi parmakla gösterebilirler. Tabii İsviçre'de bulunduğunuzdan bütçeniz de sarsılabilir. Lütfen dikkat!


Şimdi gitmişken mutlaka ve mutlaka yemeniz gereken mezeler... İçli köfte mesela aynı bizimki gibi. Fakat, seviyorsanız kesinlikle enginar yemeden dönmeyin. Sorun, soruşturun, dili bilmiyorsanız yukarıdaki fotoğrafı gösterin; ama enginar yemeden çıkmayın Le Cedre'den. İtalyan güzel yapıyor, bizdeki dolması tartışılmaz ya da annemin yaptığı etlisi nefis olur; ama burada da denemeniz önerilir.

Mezeler güzel, ana yemeğe geçelim derseniz; karışık ızgara tercih edin. Nefis... Baklavaya yer bırakın ve bitmesi ihtimaline karşı önceden sipariş edin. Yemek sonrası taze nane ile yapılan çayı da öneririm.



Kısacası, Zürih'te aradığımız Türk lezzetlerini biz Lübnan restoranında bulduk. Belki siz de bulursunuz...

Birkaç Not: 

  • Öğleleri 15:00'e dek ve akşamları 18:00'dan sonra yemek servisi başlıyor diye bir rivayet var. 
  • Mutlaka gitmeden önce rezervasyon yaptırın, kapıdan geri çevrilen çok kişi gördüm.
  • Akşam 8'den sonra Le Cedre'de çocuk görmedim hiç, mama sandalyesi koyacak yer olmayabilir. Biz çocuksuz gittik, bilginize...
  • Bazı çalışanları Türkçe anlayabiliyor, dikkat!

NOT: Benim kendi görüşlerimi içerir.

Devamını Oku »

Yavru Vatan’da Harika Bir Tatil Planı



Yazın son zamanlarına doğru geldiğimiz şu günlerde halen tatile çıkmayanlar, tatil planı hazırlığına giriyor. Henüz tatile çıkamadığım için ben de planlar yapmaya başladım. Yazın güneşli günleri geçmeden tatil fırsatını kaçırmak istemiyorum. Güzel ülkemin her köşesi ayrı bir tatil cenneti olarak bizleri büyülüyor. Ama bu sene farklı bir yer olarak Kıbrıs’a gitmek istiyorum. Ülkemizin bir parçası olan Kıbrıs’ı gezmek, tanımak ve tatilimi o topraklarda geçirmek istiyorum. Farklı yerlerdeki güzellikleri keşfetmek oldukça eğlenceli olacak.

Kıbrıs’a hiç gitmemiş biri olarak, tatilimi bir rehber eşliğinde mi, yoksa kendi başıma keşfederek mi geçirmeliyim henüz kara veremedim. İnternet sayesinde Kıbrıs ile ilgili epeyce bilgiye sahip oldum. Kıbrıs’ı gezmek, tarihi yerlerini keşfetmek, güzellikleriyle tanışmanın yanı sıra serin sularında denizin tadını çıkarmak istiyorum. Tatilimi geçirmek için en iyi seçenek her şey dahil bir otel olacak. Düşünmem gereken çok şey var. Uçak bileti bulmak da bunlardan biri. Kıbrıs’ta yapılacak bir tatil için yapmam gerekenleri düşününce tatilimi Kıbrıs Turları ile yapmak daha mantıklı görünüyor. Turlarda her şey planlanmış olabiliyor. Uçak biletinden oteline, gezilecek yerlerden yapılacak aktivitelere her an planlanmış olarak bize sunuluyor. Turları seçersem sadece bana uygun pakete karar vermek olacak. Kıbrıs’ta Mng Turizm ile çok fazla otel seçeneği var. Aqua park otelleri, sanatçılı oteller, spa otelleri, uçak promosyonlu oteller gibi birçok seçenek yer alıyor. Tatil için harika bir tercih olacak olan Kıbrıs’ta, tatili eğlenceye dönüştürecek her şey düşünülmüş. Akdeniz’de harika bir adada tatil yapacak olmak beni çok heyecanlandırıyor. Araştırmalarıma göre Kıbrıs, doğaya saygılı, cana yakın insanlara sahip. En önemlisi de yılın neredeyse tamamında güneşli günler yer alıyor. Ülkemizde yazın son günlerine gelmek üzere olmamıza rağmen daha tatile çıkmayanların rahatlıkla tercih edebileceği bir yer Kıbrıs.

Kıbrıs’a rahatlıkla giriş çıkış yapabiliyor olmak zahmetli uğraşlardan da bizi kurtarıyor. Vize ve pasaporta ihtiyaç olmadan gidip tatilimizi yapabiliyor olmamız da büyük bir fırsat. Türk memleketi olan bu muhteşem adayı hepimiz gidip görmeliyiz. Lüks otelleri, kartpostallık muhteşem plajları, diğer yurtdışı ülkelerine göre çok daha ekonomik olması, eğlence dolu olması beni cezbeden asıl nedenler. Ayrıca burada yabancılık hissi yaşamayacak olmam da ayrı bir güzellik olacak. Çünkü Türklerlerin yaşadığı Kıbrıs’ta herkes Türkçe konuşuyor olacak. Buradaki otellerin çoğunluğu 5 yıldızlı olduğu için kötü denilecek bir oteli bile yokmuş. Hepsi fotoğraflarda görüldüğü gibi lüks ile yapılmış. Kıbrıs’a gidip şeftali kebabını da denemek için sabırsızlanıyorum.

Not: Bu yazı sponsor link içerir ve içerik bana ait değildir.

Devamını Oku »

Hoşçakal Londra!


Bu yazımı, tam 3 sene önce yazmışım Londra'dan... Henüz bitirmedim diye yayınlamamışım; ama şimdi farklı düşünüyorum. Bitmese de, Londra'dan taşınmadan önceki son yazım, Ağustos 2014'ten, aşağıda...

---

Evi, arabayı sattık ve bir haftadır Londra merkezde, Pimlico'da - Victoria'ya 5 dakika yürüme mesafesinde - airbnb.co.uk aracılığıyla bulduğum 1+1 evde yaşıyoruz. Her zaman olduğu gibi başta herşey çok güzeldi.

İlk gün sabahtan pusete, indi-bindilere gerek kalmadan South Kensington'a gittik Alaz'la V&A Müzesi'ne. Yazısı bu linkte. Öğle yemeği ardından da evimize kolayca geri döndük. Böylece evde, yatakta bir öğle uykusu uyuyabildi. Akşamında babayla buluşup Southbank'e gittik evlilik yıldönümümüz şerefine. Tabii bizden çok Alaz eğlendi desem yeri. Onun da yazısı burada. Eve dönüş geç de olsa kolay oldu Londra merkezde yaşayınca pardon kalınca...

İkinci gün doktor randevumuz vardı. Eski evimizin muhitine varmadan önce Alaz'a hamileyken katıldığım doğum kursundan iki arkadaşla buluştuk. Elbette doktor sebebiyle Alaz'ı arkadaşlarından, oyundan ve oyuncaklardan ayırmak zor oldu; ama dondurma alırım sana diye rüşvet teklif edince itirazını kesti. Yanımıza gene puset almadım; ama bu kez sıcaktan ve biraz uzun yürüme mesafesinden ötürü Alaz oldukça yoruldu. Birkaç defa önümü kesip kucak istedi. Ben kendimi zor taşıyordum açıkçası, neyse iyi dayandı. Akşamında bir arkadaşım geldi, evde vakit geçirdik.


Üçüncü gün, Cuma, Alaz'ı Sloane Square'de bulunan Cadogan Hall'de bir tiyatro oyununa götürdüm. Eski evin muhitinden gelmeye kalksam en az bir saat sürecek yolu, Alaz'ı pusete atarak yürüdüm. 'What the ladybird heard' isimli kitaptan uyarlanan aynı isimli çiftlikte geçen oyun, Alaz'ın bir saat pür dikkat verip izlediği ve çok beğendiği; ama İngilizce'den ötürü bazı yerleri anlamayıp bana sormak durumunda kaldığı güzel bir aktivite oldu. Hikayeyi merak edenler için birisi burada anlatmış.

Dışarı çıktığımızda hafif bir yağmur başlamıştı. Sloane Square'de bulunan John Lewis mağazasına girdik. Atıştırma ardından oyuncak katını gezdik. 'Posh posh' insanlar gördük. Alaz oyuncak istedi, önceki gün kamyonda giden oyuncaklarına üzüldüğünden tren setinin bir parçasını aldım. Ona buna, bize yeni eve birşeyler bakayım derken, bir baktım çocuk uyumuş pusette. Ben de fırsat bu fırsat diyerek mağazanın tamamı olmasa da bazı köşelerini gezebildim rahatça. İki saate yakın uyudu, benim belim ve ayaklarımda hal kalmayınca kasaya yöneldiğim vakit uyandı. Eve dönüşte yürüyecek halim kalmamıştı, otobüse atladım. Alaz'a da 'Eve gidip ayaklarımızı uzatıp televizyon izleyelim' dedim. Şimdi ne zaman yorulsa bu cümleyi söylüyor. O akşam da Pimlico sokaklarında takıldık Alaz'ın akşam uyku saatine dek.

Uyku saati demişken, son aylardaki Türkiye ve İsviçre seyahatlerimiz, taşınma, Londra'da havanın kararması gece 11'i bulunca Alaz'ın uyku düzeni tepeteklak oldu desem yeri. O nedenle arada zorlanmıyor değiliz...


Dördüncü gün, hafta sonuydu. Planımızda Cumartesi günü National History Museum'daki dinazorları Alaz'a da göstermek, sonrasında da Hyde Park'a geçmek vardı. Pazar da Barbican'da Digital Revolution sergisine gidecek ardından da Brick Lane ve Old Spitalfields Market'i gezecektik, gezdik de. O günleri de ayrıca anlatmak isterdim resimlerle; ama Pazar günü Southbank'te çantam ve içinde resimleri çektiğim telefonum çalınınca resimler de gitti...

En çok da ona üzülüyorum; anıları tekrar düşünmek için zamanımızın yetmediği dünyada, en azından resimlere bakarken birşeyler hatırlıyor insan, bir de yazılarla...

Neyse, ondan sonraki günlerimiz de dolu dolu; ama...

Ağustos 2014
Devamını Oku »

Bebeğinize İsim Bulmanıza Yardımcı Olabilecek 15 İpucu



Kız veya erkek bebeğiniz için, benzersiz ve harika bir isim mi arıyorsunuz? 

Hamileliğinizin son dönemlerine girerken ve sevinciniz kat kat artarken, ihtiyacınız olacak şeylerin en minik ayrıntısını dahi tahmin etmeye çalışırsınız. Listenizi hazırlarken, stresli hissetmemeye çalışmak ise daha da zorlaşmaya başlar. Bunların arasına, yeni doğan bebeğiniz için bir isim bulma gerginliğini de ekleyebilirsiniz.

Yapılacaklar listenizde "bebek adı bulma" maddesine bir OK işareti koymanıza yardım edelim!

Sizin ve eşinizin isim fikirleri üretmek için birlikte çalışması en iyi yollardan bir tanesi. Her biriniz, belirlediğiniz isimler ile listelerinizi oluşturabilirsiniz. Listelerinizi tamamlamak için birbirinize birkaç gün verebilir, ve sonra fikirlerinizi bir araya getirebilirsiniz. İşte bu fikirler için size yardımcı olabilecek ipuçları:

  • İpucu 1: Soy ağacınıza bakın

Ailenizin tarihinde gerçekten benzersiz ve ilginç isimler bulabilirsiniz. Bu, ismi anlamlı kılar ve popüler bebek isimleri listelerinin en üstündeki isimlerden kaçınmanız için uygun bir yol olabilir.

  • İpucu 2: Bir oyun yapın

Her gün üç yeni insan ile konuşmak için bir hedef oluşturun. Markette, lokantada, kafeteryada, otobüste... Yakınınızdaki kişi ile küçük bir sohbet başlatın ve ismini öğrenin. Bu şekilde ilginç isimler duyabilirsiniz ve listenize eklediğiniz isimleri iki katına çıkarabilirsiniz.

  • İpucu 3: Çevrenizdeki yerleri düşünün

Cadde isimlerine, en sevdiğiniz restoranın adına, eşiniz ile ilk randevunuzun yerine, parklara veya diğer tarihi / önemli yerlere bakın.

  • İpucu 4: Doğaya bakın

Deniz kenarında mı yaşıyorsunuz? Deniz, Ada... Dağların veya ormanın yakınında mı? Arın, Aral, Berk, Doğa... Doğaya bakarak ve ilham alabilirsiniz.

  • İpucu 5: Aşk haritanız

Balayı yeriniz, bebeğinizi tasarladığınız yer, çift olarak seyahat ettiğiniz ilk yer, tanıştığınız şehir veya kasaba - Lara, Fethi(ye), Ada(lar), Fatih, Başak(şehir) - burada çok fazla potansiyel var.

  • İpucu 6: Diğer dillerde isimler

Diğer ülkelerdeki ebeveynlerin kullandığı popüler isimlere bakın. Bu isimlerin birçoğunun Türkçe'de karşılıkları olabilir.

  • İpucu 7: Biraz ürkütücü olabilir ama...

Mezarlığa gidin ve eski mezar taşlarını kontrol edin. Mezarlıkların arasına girmek istemiyorsanız, kayıtları inceleyebilirsiniz.

  • İpucu 8: Hobilerinizi düşünün

Mesela bir kuş gözlemcisi iseniz, en sevdiğiniz kuş mükemmel bir bebek adı olabilir - Kartal, Martı, Baykara - ilginç ve eşsiz isimler bulabilirsiniz.

  • İpucu 9: Eski Türk filmlerini izleyin

Eski Türk filmlerinde ilginç isimlere rastlayabilirsiniz.

  • İpucu 10: Zamanda geriye gidin

Günümüzün en popüler isimlerini birçok internet sitesinde bulabilirsiniz, ancak geçmişte hangi isimlerin popüler olduğunu da araştırın. 10 yıl, 20 yıl... Gidebildiğiniz kadar geriye gidin ve ailelerin o yıllarda hangi isimleri tercih ettiklerini inceleyin.

  • İpucu 11: En sevdiğiniz öğretmenleriniz

Unutmayın, kabuğunuzdan çıkmanız ve sizin mükemmel bir müzisyen olmanız da, sekizinci sınıf öğretmeniniz payı çok büyük. Bebeğinize onun adını vererek onurlandırabilirsiniz.

  • İpucu 12: En sevdiğiniz sporcular

İbrahim Kutluay, Selçuk İnan, Oğuzhan Özyakup... seçim sizin. Sportif bir çocuğunuz olmasını isteyebilirsiniz. Özellikle erkek isimleri için tercih edilen bir yol olsa da, “Potanın Perileri”ni unutmamak gerek.

  • İpucu 13: En sevdiğiniz dizi film karakterleri

Bir İkinci bahar hayranıysanız; Meriç, Gülsüm, Medet... Ya da bir Aşk-ı Memnu hayranıysanız; Nihal, Peyker…

  • İpucu 14: En sevdiğiniz yazarlarınız

Kitaplarını okuduktan sonra mükemmel hissettiğiniz bir yazarın ismini bebeğinize vermek, ona her seslendiğinizde de mükemmel hissetmenizi sağlayabilir. Orhan Pamuk, Elif Şafak, Nazım Hikmet…

  • İpucu 15: En sevdiğiniz çiçekler veya ağaçlar

Gülleri, papatyaları veya kadife çiçeğini sever misiniz? Çiçeklerin arasından gerçekten de güzel isimler bulabilirisiniz. Özellikle kız isimleri için mükemmel olabilir.

Son Oyun:

Eşiniz ile birlikte hazırladığınız tüm isimleri bir torbaya koyabilir ve içinden seçebilirsiniz. Seçilen ilk isim bebeğinizin ilk adı, ve seçilen ikinci ismi ikinci adı olabilir.

Önemli olan şey, bebeğinizin isminin sizin için özel bir öneminin olması, zaten bu şekilde inanılmaz derecede benzersiz olacaktır.

Not: Bu yazı sponsor link içerir ve içerik bana ait değildir.

Devamını Oku »