İsviçre Klasiği; Patates Rösti


Rösti, Bern'deki çiftçilerin kahvaltısı olarak yenilirmiş. Zamanla Bern'den İsviçre'ye, İsviçre'den de dünyaya yayılmış patatesli bir tarif. Hala kahvaltıda servis edildiği gibi, İsviçre ulusal yemeği olarak öğle ve akşam yemekleri menülerinde de var artık.

Avrupa'da markete gidip patates almak dert. Çünkü onlarca çeşit patates var. Her defasında 'Hangisini alacağım?' diye kara kara düşünürüm. Moru, kırmızısı, sarısı, kahverengisi, turuncusu, siyahı... Neyse ki İsviçre'de paket üzerinde yazıyor; raclette, baking, cooking, waxy potatoes, vs...

Raclette; bir diğer ünlü İsviçre yemeği yanına kaynatılan minik patatesler
Baking; fırında pişirmek için olanlar
Cooking; yemek içine konulanlar, etli patates yemeği gibi hani bizde en çok kullanılan mesela...
Waxy; mumlu olanlar bir nevi kremamsı ve sert, pişince şekli bozulmaz, patates salatası için...
Sweet potatoes; tatlı patates, nefis bir lezzet bence ve içlerinde en faydalı olan sanıyorum.

NOT: Öncelikle, waxy patates şeklini piştikten sonra da koruduğundan ötürü rösti için tercih ediliyor. Bildiğimiz patatesle yapmanız halinde parçalanana dek haşlamayın.

Bir çeşit patates

Hazırlanışı:


  • Patatesler kaynamış tuzlu suda haşlanır. Suya bir bütün sarımsak da atarsanız çeşnili olur. Haşlama süresi patatesin büyüklüğüne ve cinsine göre değişir. Çiğ kalmasın; ama aşırı pişirmeyin de.
  • Piştikten sonra ılık olunca kabuklarını soyun. Bir saklama kabına koyun ve soğuyunca buzdolabına kaldırın. Bugünlük işiniz bitti! 
  • Ertesi günü dolaptan çıkarın ve patatesleri rendenin büyük tarafıyla rendeleyin. İçine tuz, karabiber, kırmızı biber ekleyip karıştırın.
  • Tavaya tereyağı koyun bolca, patatesleri döküp 5 dakika karıştırarak pişirin. Sonra spatulayla bastırıp üzerini dümdüz yapın ve 15 dakika boyunca dibi kıtır kıtır kızarana dek orta ateşte (ellemeden) pişirin. Sonra bir geniş tabak yardımıyla tersini çevirecek şekilde ayrı bir tabağa alın.
  • Tavaya yine tereyağı koyun. (*) Bu kez kızarmamış tarafı aşağıya gelecek şekilde patatesi koyup 15 dakika daha pişirin.

Üzerini peynirle, maydanozla, domatesle, kıtır etlerle, kızarmış soğanla ve hatta buradaki gibi göz pişmiş yumurta ile zenginleştirmek sizin tercihinize kalmış.

Afiyet olsun...



(*) Bu kısımda da tavaya soğan, peynir konulabilir. Servis ederken bir kez daha ters yüz yaparsınız.

Yabancı arkadaşlardan öğrendiğim diğer tarifler için buraya bakınız


Devamını Oku »

Blausee - İsviçre


Bernese ya da Berner Oberland bölgesinde koşa koşa Oeschinensee’yi görmeye giderken, epeydir duyduğum ve görmek istediğim Blausee’nin yol üzerinde olacağını düşünmemiştim. Bir baktım tabela ve yanında otopark. Milli park gibi büyük bir giriş kapısı üzerinde Blausee yazıyor.

Demek ki seyahat öncesi civarda ne var ne yok bakmaya vakit yoksa, yol kenarındaki tabelaları okumak şartmış :-)

Teknede gezinti
Bu doğal park, İsviçre’deki diğer yerlerin aksine girişi ücretli bir park. Fakat, göl üzerindeki altı cam tekneyle gezinti, ücrete dahil. Yürüyüş parkurları, ateş yakma noktaları, piknik alanları, Blausee Müzesi (bir oda aslında), çocuk parkı, restoran, büfe ve tuvaletler de var parkın içinde. Bir de 3 yıldızlı, saunalı otel…

Bu güzel suda niye kimse yüzmüyor, tabela da yok diye düşündük. Sadece alabalıkların yüzmesine izin verildiği internet sitesinde yazılı. Kocaman alabalıkları avlamak da yasak!

Biz de önce gölün rengine hayranlıkla bakıp, diğer Asyalı turistler gibi bol bol fotoğraf çekip tekneyle gezinti yaptık. Sonra büfeden yiyecekler alıp göl kıyısında oturup yedik. Beliz ve Alaz ayaklarını suya soktular. Çok soğuktu elbet su! Arabaya dönüşte de ana yürüyüş rotasını değil, patikalardan birini tercih ettik. Patikalar bebek arabasına uygun değil.



Tüm günü sıkılmadan rahatlıkla geçirebileceğiniz gibi, bizim yaptığımız gibi 2 saat kalıp Oeschinensee’ye de uğrayabilirsiniz.

Öte yandan gölün rengini ayrı tutarsak İsviçre’de çok daha güzel yerler de var :-)

Alabalıklar

Piknik alanları

Otel ve restoran
Daha fazlası da aşağıdaki videoda...


Devamını Oku »

Zürih'te Ücretsiz ve Çocuk Dostu Bir Aktivite


Öncelikle, Zürih'in ana tren istasyonu olan Hauptbahnhof'a gidiyorsunuz. Kısaca Zurich HB, deniliyor.

Sonra, istasyon içine girip nasıl olur da bir tren istasyonu bu kadar temiz olabilir diye düşünürken kendinizi birçok büfe ve tren saati gösteren ekran arasında buluyorsunuz. Bu istasyondan Almanya, Fransa, Avusturya ve İtalya'nın çoğu şehrine trenler gidiyor.

Cadde ile aynı kat olan giriş katında, platform 9 ve 10'u bularak en uç noktasına doğru ilerlemeye başlıyorsunuz. 9 ve 10 numara tam orta olduğu için yoksa diğer platformlardan da trenleri izlemek mümkün.


İngiltere'de 'Health & Safety' sebebiyle yanına yaklaşılmasına izin verilmeyen bir alanda buluyorsunuz kendinizi.

En uç kısmın üzeri açık; ama yağmur yağarsa biraz geride, üzeri kapalı alanda durabilirsiniz. Yanınızda getirdiğiniz veya istasyondan aldığınız abur cuburlar ve içecekler ile bir köşeye oturup gelen - geçen, bağlanan - çözülen, yolcu - kargo trenlerini izlemeniz mümkün.

Alaz ve arkadaşı tren izlerken...

Trenler, ülkelere ve şirketlere göre farklı renklerde ve farklı kat sayısında olabilir. Örneğin İsviçre içinde işleyenler 3 katlı, Luzern - Bern - Basel - Zürih arasındakilerde çocuk oyun alanı bulunan vagon da var. (Family Area deniliyor) Hızlı Paris trenleri veya Milan'a gidenler de tek katlı oluyor çoğunlukla.

Rahatlıkla 1-2 saat geçirebileceğiniz, oldukça işlek bir istasyon. Üstelik ücretsiz bir aktivite. Aynı trenleri kuşbakışı olarak Prima Tower'ın 35. katındaki Clouds Bistro'dan da izleyebilirsiniz.

Tren aşığı küçük çocuklar için daha güzel yapılacak bir şey olamaz. 3 yaş üzeri için daha uygun; çünkü platformdan tren yoluna atlama veya düşme riski az.

İster trenlere düşkün bir yetişkin olun, ister bir çocuk eminim Zürih'in bu köşesini çok seveceksiniz. İstasyonun alt katı yağmurlu günler ve soğuktan kaçmak için ideal. Her şeyi bulabileceğiniz bir alışveriş merkezi de denilebilir. Üstelik Zürih'te Pazar günü açık olan nadir yerlerden...

Çocuklarla tren yolculuğu önerilerini bu linkte, Zürih - Lugano tren yolculuğunu şu linkte bulabilirsiniz.

Devamını Oku »

Tayland - Chiang Mai Hakkında Her Şey!



Tayland'a ilk kez giden biri için ilk durak Bangkok veya beyaz kumlu plajlar mı olmalı yoksa az bilindik yerler mi?

2016'nın en iyi şehri seçilen Chiang Mai, Tayland'ın kuzeyinde, 1296'da kurulmuş bir şehir. Üstelik Tayland'ın en eski şehri ve Lanna Krallığı'nın başkentiymiş. Old Town denilen merkezi, su dolu kanallarla çevrili, tapınaklar da bu bölge içinde ve toplamda birkaç saatte yürüyerek gezilebilir.

Chiang Mai'ye Ulaşım:

Bangkok'tan, Phuket'ten ve Krabi'den günde birkaç kez Chiang Mai'ye uçak var. Yolculuk Bangkok'tan yaklaşık 1 saat sürüyor. Tren opsiyonları da var; ama yolculuk süresi bir günü bulabiliyor. Bu yüzden zaman önemli ise, uçakla yolculuk avantajlı.

Chiang Mai Havaalanı oldukça küçük ve şehre arabayla 10 dakika uzaklıkta. Aileyseniz taksi en güvenli, başkaları ile paylaşılan kırmızı kamyonet (songthaew) en ucuz, tuktuk en yöresel olan.

Chiang Mai'de Gezinirken:

Songthaew trafiği
Tuktuklar haricinde bir de songthaew denilen arkası açık kamyonetler oldukça popüler. Küçük çocuklarla pek güvenli gelmeyebilir; ama büyükler için emniyet kemersiz maceralı bir gezi eğlenceli olabilir.

Old city denilen merkezi, bebek arabasıyla dolaşmak için uygun. Yine de mümkünse kanguru kullanmak daha kolay ve rahat olur. Tabii bebeğin yaşını göz önünde bulundurarak...

Ping Nehri üzerinde botlarla da gezinmek mümkün.

Chiang Mai'de Nerede Kalalım?
Otel ayarlarken aile odalarının her otelde bulunmaması ilginç geldi. Genelde bir odaya tek bir çocuk kabul ediliyor. İki çocuklu iseniz, 2 ayrı oda tutmanız gerek ki, Chiang Mai'de biz de öyle yapmak durumunda kaldık. Bir yandan iyi de aslında; jet lag yüzünden biri uyandığında herkesi uyandırmamış olacak.

Chiang Mai'de bazı lüks oteller, büyük odalı dahi olsa çocuklar için pek uygun değildi. Sonuçta koşacaklar, etrafın güvenli olması şart. Diğer konukları da rahatsız etmemeliler üstelik. Guesthouse denilen, konuk evleri, hem çocuklara uygun hem de oldukça ekonomik. Ben çocuklular için önerilen bir oteli; Lanna Tree Boutique Hotel'i ayırttım önce. Sonra Gategaa Village'i daha çok beğendim nedense, belki de odaları daha büyüktü ya da havuzu...

Şehrin dışına çıkmak isterseniz, Chai Lai Orchid yeşillikler arasında, nehir kıyısında, fillerin yürüyüş güzergahında, aile dostu bir eko resort.

Chiang Mai'de Neler Yapalım?

Çocukla da gezilir
1- Old town denilen kanallarla çevrili merkezini, mümkünse yürüyerek gezinmek.

2- Tapınakları ziyaret etmek...

Her tapınağı gezecek kadar vaktimiz olmasa da Wat Chiedi Luang, Wat Pan Tao, Wat Phra Singh ve Wat Chiedi Man merkezde, görülmesi önerilenler arasında.

3- Pazarları gezmek

Tüm günü tapınaklarla gezerek kültürel açıdan ruhumuzu doyurduktan sonra sıra geldi akşam pazarlarına... Chiang Mai Night Market ve Saturday/Sunday Night Market el işi ürünler, sokak yemekleri ve daha birçok güzellikler için görülmesi gereken yerlerden. Nimmanhaemin Caddesi üzerinde butik dükkanlar bulunuyor. Gün batımına doğru kuruluyor.

4- Doi Suthep'i görmek...

Bölgenin en önemli, Tayland'ın en eski tapınağı, dağın üzerindeki Wat Doi Suthep. Buraya turla, tuktukla ya da Tay halkı gibi kırmızı kamyonet songthaew ile gitmek mümkün. En tepeye varmak için 300 basamak merdiven çıkmak ise şart. Fotoğrafçıların gün doğumu ya da batımında gitmeleri öneriliyor. Bu bölgede ayrıca Chiang Mai Hayvanat Bahçesi de bulunuyor ve gece safarileri düzenleniyor.

5- The Chiang Mai Ulusal Müzesi'ni dolaşmak

Lanna Krallığı'nı daha iyi anlamak için birkaç saati burada geçirmek gerekiyor. Oldukça bilgilendirici ve yağmur yağarsa vakit geçirmek için en güzel yer.

6 - Elephant Nature Park'a gitmek...

Sırf buraya gitmek için Chiang Mai'ye gidiyorum desem? Burası 1990'lardan bu yana, hayvanları zor koşullarda çalışmaktan kurtarıp onlara doğal alanlarında yaşamaları için sağlıklı bir çevre sağlayan bir kamp. Üzerine insanlar bindiği için sırt ağrıları çeken filler de, sirklerden alınan filler de burada. Üstelik yüzlerce evsiz kedi-köpek için de yakın civarda barınaklar kurmuşlar. Bir tam günü orada geçirmeyi planlıyoruz; filleri tanımak, beslemek, yıkamak nasıl bir tecrübe olacak bakalım?

Doğal Fil Yaşam Parkı

7 - Wiang Kum Kam'ı dolaşmak

Ping Nehri kıyısındaki batık şehir. Sel basınca terkedilen eski Chiang Mai merkezi. Arkeoloji sevenler için görülmesi gereken yerlerden; üstelik turistik merkezde değil yani daha sakin. Yürüyerek gezmek çok uzun zaman alacağından at arabasıyla rehber eşliğinde gezmenizi öneriyorlar.

8 - Masaj yaptırmak

Fah Lanna Spa uygun fiyatlı şehirdeki en güzel masaj için önerilen bir spa, pek popüler olduğundan önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Akşam pazarlarında da şubesi bulunuyor. Blind massage, yöresel olarak öneriliyor. İsteyene masaj kursları da var.

9 - Nehirde gezinti yapmak

Eskiden Scorpion Tailed River Cruise nehri gezdirirken konukları da şehir ve Tay tarihi ile bilgilendirirmiş. Sahibinin (70+) sağlık sorunları olduğundan artık müzede duruyor akrep kuyruklu teknesi. Ping Nehri gezisi yapmak için birçok opsiyon hala var.

10 - Çocuk parkına da gitmek tabii ki!

Buak Haad Park, eski şehrin güneybatısında çocuk oyun alanı da bulunan bir park, yeşil alanları ve kafesi de var. Üstelik giriş ücretsiz ve Taylılar ile tanışmak için en uygun yerlerden.

Art in Paradise, 3D Müze
11- Bonus - Art in Paradise, 3D Sanat Müzesi'ni ziyaret etmek...

Yağmura denk gelirseniz, ya da sıcaklar bunaltırsa üç boyutlu eserler içeren bu müzeye gidin. Eminim çok eğleneceksiniz...

Chiang Mai'de Nerede, Ne Yiyelim?

Avakado kızartma, Trip Advisor'dan alıntı...

Tayland yemekleri denilince akla ilk olarak sigara böreğinin minik hali, spring rolls, ya da pad Thai gelir. Bir de pirinç! Bu bölgedeki tatların, Bangkok ve güneyine göre daha farklı olduğu söyleniyor. Baharatı bol yemeklere hazır olun.

💬 Khao Soi, hindistan cevizi ve körili çorba üzerinde noodle ya da et. Çocukların bayılacağı söyleniyor.

💬 Egg Noodle Curry, yani yumurtadan yapılmış makarnanın köri soslu hali.

💬 Sai Oua, spicy sausage, acılı sosis.

💬 Roti, ince ve katlı pankekler genelde et ve pirinç ya da meyve yanında servis ediliyor.

💬 Thai sausage, domuz eti ve pirinç karışıma baharat eklenmesi ile yapılıyor.

💬 Khao Yum, Tayland'ın en sağlıklı yemeği olarak biliniyor. Pirinç salatasına hindistan cevizi, yeşillik, balık püresi ve baharat eklenerek hazırlanıyor.

💬 Nam Prik, rice cracker olarak bilinen pirinç cipsleri yanında servis edilen acılı sos.

Akşam marketleri

En çok önerilen mekanlar ise;

1 - Juicy 4U; en güzel taze meyve sularını ve vejeteryan yiyecek opsiyonları bulacağınız ilk adres.

2 - Food4Thought; fantastik kahve, vegan, vejeteryan ve et severler için uygun bir restoran; Avocado Fries, dürüm sandiviçler ve salatalar öneriliyor.

3 - Blessed Food; tipik Asya mutfağı; cashew chicken - fıstıklı tavuk deneyin...

4 - David's Kitchen; özel bir kutlama yemeği için lüks bir restoran arıyorsanız işte burası tam yeri.

5 - Cafe Arte; kahvede 1 numara diyor Tripadvisor yorumları.

6 - Zoe in Yellow, Zoe Garden; açık havada, bir şeyler içmek ve canlı müzik dinlemek, Taylılar ile tanışmak için gidilebilecek barlardan. Çocuklular erken saatleri tercih etsin :)

Chiang Mai pazarlarını gezdiren, tanıtan ve sonra aldıkları ürünle Thai usulü yemek pişirmesini öğreten birçok yemek kursu var Tayland'da. Eğer yemeyi ve Tay yemeklerini seviyorsanız, bunlardan birine katılmanız unutulmaz bir anı olur.

Önemli Noktalar:

Chiang Mai ve tapınak

💥 Chiang Mai, Budist bir şehir olduğu için özellikle tapınak ziyaretleri sırasında giyinmenize dikkat etmeniz gerekiyormuş. Şort, tayt ve askılı yok.

💥 Alışveriş yaparken pazarlık edin; ama el emeğine de saygı göstermeyi ve hak edenin değerini vermeyi unutmayın.

💥 Elephant Nature Park biletlerini gitmeden önce internet üzerinden satın alın. Yer kalmayabiliyor!

💥 Kırmızı kıyafetle gezinen monklar (keşişler) ile, MCU Buddhist University Chiang Mai kampüsü ve bazı tapınaklarda ücretsiz muhabbet etme şansınız oluyor. Siz onlara dilediğinizi soruyorsunuz, onlar da size!

💥 Tayland'da pirinç bazlı tüm yemekler sağ elde kaşık, sol elde çatal yardımıyla yenirmiş. Çatal ağza sokulmaz sadece yardım amaçlı kullanılır. Chopsticks ve bıçak verilmediyse, istemeyin. Sticky rice, yapışkan pirinç sağ elle, yani parmaklarla yenirmiş. Sol elle yemek yenilmez, ayıp!

💥 Yemeğe davet edildiyseniz, davet eden ya da masadaki en büyük kişi siparişi verir ve hesabı ödermiş. Bölüşelim demek ayıp kaçarmış. Bahşiş bırakmak şart değil; ama istiyorsanız bırakın.

💥 Buddha heykelleri yanında, heykele sırtınızı dönmeyin, yani arkanızı dönüp selfie çekmeyin. Yanından uzaklaşane dek geri geri yürüyün.

💥 Tapınaklara monk denilen turuncu giysili keşişler geldiğinde ayağa kalkın. Kesinlikle onlara dokunmayın. Anneleri bile tapınak içindeyken dokunmazmış. Yanlışlıkla değmek bile onların uzun süre temizlenmelerine sebep olurmuş.

💥 Tapınak ziyareti sırasında şapka, gözlük ve ayakkabılarınızı çıkarın. Telefonun sesini kısın. Eşiğe basmayın, üzerinden atlayın ve gürültü yapmayın. Ağlayan ve mızırdanan çocukları hemen tapınaktan dışarıya çıkarın. (Sanıyorum en çok bunu yapmamız gerekecek!)

Not: Fotoğraflar Pixabay'dan alıntıdır...

Devamını Oku »

Dünyayı Gezmeli Evcilik Oyunu

Normalde seyahat dışındaki konulara blogda yer vermiyorum aslında. Bu kez istisna olarak bizim evde bu akşam oynanan bir evcilik oyununu anlatacağım. Konusu, otel-tatil-dünya turu olduğundan buraya yazmaya karar verdim; çünkü fark ettim ki seyahatlerimiz çocukların oyunlarını bile etkiler olmuş...

Evcilikteki halleri

Bugün tüm gün dışarıdaydık; Alaz sabah 8'de okula gitti - kendi başına otobüse binip -, Beliz'i 9'da orman okuluna bıraktım ve spora gittim. Alaz 12'de çıkıyordu ve 'Anne bugün beni sen al' deyince kıramadım; sporda oyalanıp onu okuldan alıp yakındaki Park im Grüne'ye gidip yemek yedik ve Migros'tan -evet İsviçre'nin en ünlü marketi - alışveriş yaptık hızlıca. Çünkü öğleden sonra saat tam 1'de Beliz'i ormandan almamız gerekiyordu. 2'de de başka bir semtte Alaz'ın yüzme kursu başlıyordu. Tabii havuzda biri yüzer diğeri bakar olmamak için sabahki spor ve duş ardından öğleden sonra 2 saat daha havuzda çocuk eğlendirdim. Akşam 4:30'da eve vardığımızda üçümüzün de pili bitmişti.

Gelelim Oyuna...

Eve girer girmez Alaz ödevini yaptı ve hemen Beliz'e dönüp 'Sen telefonunu al anne ol, ben iPadimi alayım baba olayım. Bir de bebek bulalım' diyerek odalarına koştu. Bu arada telefon, oyuncak plastik cep telefonu, iPad de bir çeşit atarimsi oyuncak, gerçek iPAd değil; ama o öyle sanıyor. Neyse...

Konuşmalarına kulak kabarttım; anne-baba-bebek deyince falan genelde bizi taklit ediyorlar. Sonra dolaptan çanta almaya geldiler, tekrar odalarına gittiler, hararetli konuşmalar geçiyordu aralarında. Sonra bir baktım Alaz içi dolu bir sırt çantası takmış, elinde pusula, kafasında gözlük. Beliz, omzunda dolu bir çanta, kafasında tokaları, bebek arabası iterek ve pusulaya bakarak evi oda oda gezmeye başladılar. Sonunda salonun koltuğu yanında durdu ve Alaz 'İşte burası, Avustralya'ya geldik.' dedi.

Başladılar çantalarını boşaltıp eşyaları salonun farklı köşelerine yerleştirmeye. Otelde kalıyorlarmış, dünyayı geziyorlarmış. Planları yokmuş; ama sonra Meksika'ya gideceklermiş. Ben de otel sahibi oldum da öyle öğrendim detayları.

Oyuncak tabak-çanaklar, kitaplar, bebeklerinin oyuncakları bile var çantada; aktivite çantası hazırlamışlar oyuncak bebeğe otelde sıkılmasın diye :-) Her şeyi yerleştirdikten sonra Alaz bitti, deyip oturdu. Beliz, çantasından Alaz'a ait bir parça daha çıkarıp ona doğru elinde salladı. Alaz, 'Ogf bak bunu unutmuşum' deyip alıp yerleştirdi. Gözlem doğru, ben de her otel odasına girince ilk iş eşyaları yerleştiririm...

Alaz, 'Yerleştirdik her şeyi. Ben şimdi iPadde iş yapacağım. Sen biraz git' dedi Beliz'e. Aradan 5 saniye geçmeden de 'İşim bitti, şimdi biraz oyun oynayayım' dedi. Beliz de telefonunu aldı eline, oturdular.

'Siz otelde oturmaya mı geldiniz?' diye sordum. Avustralya'yı gezmişler, yorulmuşlar, oturmuşlar. Her yeri gezip en son Meksika'ya gideceklermiş. 'Bebeğe birşey lazım mı? Bebek yatağı hazırlayayım mı?' dedim. 'Yok, o bizimle yatar' dediler. (Normalde onlar da tatilde bizimle uyumak istiyorlar ya)

'Kaç çocuğunuz var?' dedim. Beliz 2, Alaz 4 dedi. Sadece ikisini yanlarında tatile getirmişler, öbür ikisini evde bırakmışlar küçük oldukları ve çok ağladıkları için halası ve kuzeni bakıyormuş (Bu kısmı nasıl uydurdular bilmiyorum. Böyle birşey olmadı hiç bizde çünkü)

'Hmm, iyi taktikmiş. Ben de çok ağlayan çocuklarımı evde bırakayım bir dahaki sefere' dedim.

Aradan zaman geçti başka oyunlara daldılar. Yemek yedik. Sonra salonu öyle dağınık bırakmasınlar diye 'Otelin sezonu bitti, kapatıyoruz. Siz de hesabı ödeyin ve odayı boşaltın' dedim. (Anne olarak söylesem, bir itiraz bin itiraz işitirdim) Çantasından bir kart çıkarıp 'Kredi kartıyla ödeyeceğim!' dedi. Ödeyip, toplandılar ve pusulayı ellerine alıp yön baka baka odalarına, Japonya'ya gittiler. Hemen eşyaları çıkarıp odaya yerleşirken Alaz 'Bak bebek, ben küçükken buraya tatile gelmiştim annemlerle, o zaman bu lego oyuncakları yapmıştım. Hala burada sen oyna diye bırakmışlar' diye anlattı oyuncak bebeğe. Beliz de hemen onun gibi anlatmaya çalıştı; ama lafını kesti Beliz'in 'Hayır, sen bebektin o zaman. Hatırlamazsın' dedi. (Kaba adam!)

Sonra bana gelip 'Japonya'daki otel odamız çok dağınık, neden toplu değil?' diye hesap sordular! Ben de otel sahibi olarak odaların çocuk dostu olduğunu, bu sebeple oyuncaklarla doldurulduğunu söyledim. Ayrıca 'Otelimiz eko resort olduğundan, hava kararınca ışıklar kapanacaktır. Lütfen pijamalarınızı giyin. Birazdan çocuk kulübünde kitap okunacak' diyerek yatak olaylarına da giriştim sinsice.

Sonra laf bir şekilde gemiye geldi. 'Buradan Meksika'ya gemiyle mi gideceksiniz?' dedim. Alaz, 'Meksika çok uzun sürer gemiyle. Bir planımız yok, dünyayı geziyoruz. Buradan gemiyle Tayland'a geçeriz.' dedi.

Sonra yatağa geçtiler...

Bu oyunun her anını aklıma yazmak istedim; ama eminim birçok enteresan cümleyi de unuttum. Merakları, ilgileri ve gezmeleri çok olsun... Rüyalarında Meksika'ya varsınlar...

NOT:
Alaz'ın sene başından beri tüm hayali Meksika'ya gitmek ve walhai denilen balina köpek balıklarını görmek. Meksika takıntısı oradan. Çünkü bu tür köpek balıkları ile Meksika Cancun yakınlarında yüzmek mümkünmüş. Hatta büyüyünce dalgıç ve sualtı fotoğrafçısı olup balina köpek balıklarıyla yüzmek istiyor. Buraya not düşelim, belli mi olur?

Hmm... Beliz de denizkızı olmak istiyor büyüyünce. Neden olmasın?!

Devamını Oku »

Kocanızı Las Vegas'a Gönderir miydiniz?


İş için canım...

Ne işi olabilir ki orada demeyin. Ciddi ciddi bir konferans mesela?

Şu Vegas'ta çılgınca geçen, hani herkesin sabah uyandığında akşam ne olduğunu hatırlamadığı filmlerden sonra kumarhaneleri ile ünlü Las Vegas birçok insanın 'ya gitmeli ya kaçınmalı' listesinde yer almıştır sanırım. Elbet orası da normal bir şehirdir herhalde canım. Dermişim... Öyledir, değil mi? Normal normal insanlar sabah uyanır, kahvaltı eder, işe gider, eve döner, çocukları vardır. Değil mi?

Hmm...Peki o zaman niye oraya 'City of Sin' (Günah şehri) diyorlar acaba?

Teklif...

Her şey, Mr B'nin 'Las Vegas'ta bir konferans var, annenleri ayarla. Sen de benimle gel' demesiyle başladı. Yıllardır ilk kez hem de! Önce, 'Çocukları daha aynı şehirde bile başkasına bir gece bırakıp gitmedik, bırak ülkeyi, ayrı kıtaya gidilir mi?' diye geçti kafamdan. Dikkate almadım. Sonra 'Neden olmasın? 3-5 günden birşey olmaz, zaten okulları da var' dedim. Ben de giderdim, hem yeni bir şehir görmüş olurdum. Hem de kocamla çocuksuz birkaç gün geçirme şansımız olurdu. İlk kez... Hem Grand Canyon'u görmek istiyordum belki fırsat bu fırsattı.

Anneme sordum, kayınvalidelere sorduk. Herkes emekli; ama herkes çok meşgul. İşleri var. Sonra '2 çocuk sorumluluğunu alamayız' gibi nedenleri var sanki biz uzaydan, büyümüş bir şekilde geldik. 'Orası İsviçre! Başına bir şey gelirse? Dil bilmeyiz. Buraya (Türkiye) bırakın, gidin.' dediler.

Türkiye'ye bırakabilecek olsam, Las Vegas'a da götürürdüm zaten. Okulları var diye götüremiyoruz. Ayrıca İsviçre'de başlarına bir şey gelme olasılığı, Türkiye'dekinden çok daha düşük. Siz bizi sokakta nasıl büyüttünüz? Yaz tatillerinde anneannede/babaannede nasıl bıraktınız, bilmiyorum. Torun, çocuktan kıymetli mi? Onu da bilmiyorum. Henüz torun sahibi değilim :-)

Neyse, olmadı. Ben 'şartlar elvermediği için' kocamla Las Vegas'a gidemiyorum sonuçta. Hani öyle 'bucket list'imde olacak bir yer değil kendisi; ama ayağına gelen fırsatları değerlendirmek de güzel olurdu. Neyse...

Hani bizde derler ya, 'İyi adamdır, ne kumarla, ne içkiyle ne karı-kızla işi olur' diye... Neyse ki kocam da ne kumarla, ne çılgın havuz başı partilerle, ne bedava içkilerle, ne de masanın tepesinde şov yapan kızlarla işi olacak bir insan değil.

Fakat, hakikaten Las Vegas'ta konferans mı olur, ck ck ck...


Devamını Oku »

Frau* Spor Denemelerinde - Devam

'Yaş alıyorum, çocuklarım daha çok küçük. Annemi görüyorum sürekli 'Ben yaşlandım, yapamıyorum, oram buram ağrıyor, yoruluyorum' diyor. Aktif bir insan olduğu halde. E annem benim kadarken ben üniversiteye gidiyordum. Benimse 3 yaşında bir çocuğum var; daha bana ihtiyaçları var. Diye düşündüm ve sağlıklı bir şekilde yaşlanmayı hedef alıyorum. Amacım kilo vermek değil, olsa güzel olur tabii; ama fit olmak ve 20 yıl sonra çocuklarıma hala fiziksel olarak yetebilmek.

Bu yüzden düzenli spor olayını hayatıma katmam gerek 2018'de.'
Yazmışım, tam 6 ay önce. Az önce 3 haftadır devam ettiğim spor salonundan geldim.
Hava şahaneydi, güneşli.
Arkadaşım kahveye çağırmıştı.
Sabah Beliz'i arabadan çıkarıp ormana bırakırken sağ omzum tutuldu.

Yine de gittim ve o BBP denilen ve 1 saat boyunca nefes nefese, ter içinde kaldığım derse girdim. Kendi kendimi tebrik ediyorum; Eylül 1'den beri ciddi anlamda haftada 3 kez, en az bir saat spor salonuna gidiyorum. Eğer uyarsa derslere katılıyorum. Ki yukarıda bahsettiğim BBP'yi, step tahtası üzerinde canımı çıkarsa da kaçırmıyorum.

İşin güzeli, sınıfta benden 10-20 yaş büyükler var ve benden çok daha iyi yapıyorlar. Hemen İsviçre kanı demeyin, Türkler de var! Evet, yanlış anlamadınız... Kaslı, aktif, sportif Türk kadınları... Onları görünce ırkımı ve genlerimi de suçla(ya)mıyorum ve bana doğal motivasyon oluyor.

Yürüyüşü çok seviyorum ve 'güzel havalarda spor salonuna kapanmak yerine yürürüm' derdim; ama mecburiyet olmayınca evde işim var, bloga bakarım, çok yorgunum diye kendi kendimi yeterince motive etmediğim oluyordu. Bu dersler sayesinde, ilerlemek için kendimi gitmeye zorluyorum.

Ayrıca, aylık ücret ödediğim için de bir mecburiyet hissediyorum tabii ki. Yakında blogu, gezmek ve tozmak değil de spor haberleriyle doldurursam şaşırmayın :-)

Yazımı, uygulamaya çalıştığım başka bir cümle ile bitiriyorum:
“Uzun yaşamak için yarısını yiyin, iki kat yürüyün, üç kat gülün, sınırsız sevin.”
Tibet Atasözü

Bizimki tek hocayla + bundan daha hızlı :-)

Devamını Oku »

Çocukla Tayland Seyahati


'Tayland? Hem de çocukla! Yok canım…'

‘Tayland’da çocukları gözden ayırmamamız gerek biliyorsun. Özellikle Bangkok'ta cadde ve sokaklarda. Çok kalabalık ve tuktuklar ile motorsikletler kural tanımıyormuş’ dediğimde Mr. B’nin gözleri faltaşı gibi açılmıştı.

İnsanların emeğinin karşılığını alamadığı ülkelerin başında diye ve seks turizmi sebebiyle mağdur kadınlar yüzünden 10 küsür senedir Tayland’a gitmeye ikna edememiştim onu. Ta ki bugüne dek...
Zaten Tayland hep balayı için düşünülmüş bir ülke gibi gelir kulağa tıpkı Maldivler gibi. Ya da sırt çantalı gezginler için idealdir, özellikle full-moon partileriyle ünlü. Peki ya aileler? Küçük çocuklu ailelere de yer var mı Tayland’da?
Göreceğiz...

Tayland’da yaşamış bir annenin önerilerini paylaşacağım. Özellikle bir Asya ülkesine çocukla gitmeye çekinen ailelerin korkularını, endişelerini yaşamış bir anne kendisi. O yüzden çocuklarla her seyahatte olduğu gibi bunda da planlama önemli.

Çocukla Tayland Seyahati Planlama:

Bangkok

1- Tayland; ama neresi?

Araştırırken fark ettim ki Tayland çok büyük bir ülke. Başkent Bangkok, görülmesi - deneyimlenmesi gereken şehirlerin başında. Kuzey Tayland ise başka bir alem; Chiang Mai örneğin. Birçok farklı deneyimi yaşayabileceğiniz nadir şehirlerden.

Ya adalar? Andaman Denizi’ndeki Krabi ya da Phuket mi? Yoksa Tayland Körfezi’ndeki Koh Samui mi? Phi Phi, Koh Lanta, Koh Lipe veya Ko Phangan mı?

Hangisi daha çocuk dostu söyleyeyim; Chiang Mai, Krabi ve Phuket. Diğerlerine çocuklar gitmez mi? Gider elbet; sadece full-moon ‘dolunay’ zamanını tercih etmezseniz...

2- Zaman demişken...

Tayland’da nereye gideceğiniz kadar ne zaman gideceğiniz de önemli. Aralık ve Ocak en popüler ve en kalabalık zamanlar. Nisan, Tayland’ın en sıcak olduğu zaman. Gerçekten, aşırı sıcak!

Mayıs ve Ekim arası muson yağmurları zamanı yani düşük sezon. Genelde yağmurun 1-2 saat şakır şakır yağdığı ve ardından güneş açtığı söyleniyor; ama hava bu belli mi olur? Muson zamanı, adaların en tenha ve ucuz olduğu zamanlar. Çocuklar 32 derece hava sıcaklığında yağan yağmura aldırış ederler mi sizce?

3- Sağlık, her şeyin başı.

Tayland’a gitmeden doktorunuza hangi seyahat aşılarının gerekip gerekmediğini sorun. Çocuklar için farklı aşılar önerebilir, yetişkinlere de pekiştirme dozu gerekebilir. Bizim doktordan öğrendiğim Hepatit A kesin gerekli, artı jungle- denilen kısımda konaklamak için Tifo (Tifüs) de Tayland’a gelmeden 2 hafta önce yapılsa iyi olur denilen aşılardan. Bu aşılar Türkiye için de gerekli aşılardan aslında ve 2 yaş altına yapılması uygun değil.

Tayland için malarya ve kuduz da önerilmekte. Maymunlardan uzak durmalısınız tabii. Bir de parti gençliği grubundaysanız Hepatit B...

4- Korunmak için gerekli şeyler...

Hemen de yanlış anlamayın! Kılıç - kalkan demiyorum elbette :-)
  • Sivrisinek en büyük sorunların başında geliyor. Taşıdığı hastalıklar sebebiyle dünyada her sene 700 bin insanın ölmesine neden oluyor. İnanılmaz değil mi? O yüzden tropik iklimlerde sivrisineklerden korunmalıyız. Bu sebeple Bebekler için sinek kovucu yazıma göz atabilirsiniz. Yakın zamanda Phuket’te bulunan kardeşim doğal (yani Deet içermeyen) hiçbir sinek ilacının etkili olmadığını söyledi. Sinek ısırdıktan sonra bazı kaşıntı önleyici ilaçlar almışlar. Doktorunuza danışın… Ya da yetişkinler ve çocuklar için Deet içeren sinek kovucu kullanabilirsiniz.
  • Bir başka yöntem de ‘permethrin’ ile uygulama yapılmış kıyafetler giymek. Bu ürünler belirli bir yıkamaya dek sivrisinek, kene vs türü haşerelere karşı vücudu koruyor. Dezavantajı ise oldukça pahalı ürünler olması. Permethrinli tişört, normalin 3-5 katı fiyatına satılıyor ve belirli bir yıkama ardından etkisi kalmıyor. Fakat; araştırmalara göre kendi sinek savar ürününüzü kendiniz yapabilirsiniz; kıyafeti asın, ıslanana dek Deet içeren sinek kovucu ilaç sıkın. 30 dakika kadar bekleyin ve kuruyunca giyin. Mis gibi kokmayacak; ama sivrisinekleri uzak tutacağı kesin. Deet nedir derseniz, o da bu linkte.
  • Sadece sineklerden değil, güneşten de korunmak gerekir. Bu sebeple çocuklara, uygun güneş kremlerinin nasıl sürülmesi gerektiği yazıma bakabilirsiniz. Güneş gözlüğü ve şapka da yanınızda olması gerekenler.
  • İlk yardım çantanız bulunsun. İçinde; ishal ilacı, alerji ilacı, yanık kremi, termometre, antibiyotik, ateş düşürücü, ağrı kesici, yara bandı, antiseptik krem ve varsa düzenli kullandığınız ilaçlar da olsun.
  • Ailenizden birinde yiyeceklere karşı alerji varsa, Thai dilinde o yiyeceğin ismini kağıda yazıp yanınızda bulundurun ve restoranlarda gösterin. Varsa ilacını yanınıza alın.
  • Bebekle seyahat edecekseniz hazır süt, bez, yüzme bezi ve pişik kremini de getirmeyi unutmayın.
Kuzey Tayland

5- Seyahat sigortası olmadan asla...

‘Eğer seyahat sigortası yaptırmaya bütçeniz yetmiyorsa, seyahat etmeyi göze almayın!’
Özellikle çocuklu seyahatlerde geçerli bir slogan. Yapacağınız tüm aktiviteler ve tüm aile bireyleri için sigortanızın geçerli olduğundan emin olun.

6- Bebekler ve çocuklar için en gereklileri unutmayın.

Bangkok sokaklarında ihtiyacınız olan bebek arabası değil, sling ya da kanguru. Baby Björn, bizim her seyahatimizde olmazsa olmazımızdı çocuklar doğru düzgün yürüyene ve taşıyıcı limitlerini aşana dek. Sling için boyutu aşanlar ve öğle uykusu uyuyanlar için de hafif bir baston puset şart.

7- Ulaşım: Planlarken, bir yerden bir yere gitmenin en uygun şeklini bulun.

Bir motorsiklete atlayıp bebekle dağ, tepe gezmeyi kim istemez?! Taylı anneler yapıyor da bizim neyimiz eksik? Onlar alışmış, gelin biz mantığımıza yatanı seçelim. Senin mantığına o yatıyorsa bunda sorun yok tabii…

Tayland’da tuktuk, otobana çıkmadığınız sürece çocuklarla binebileceğiniz ilginç araçlardan biri. Güvenemem, derseniz otobüs en ekonomik, taksi de aile için oldukça uygun fiyatlı bir opsiyon. Adalar arasında feribot, uzun sandallar ya da sürat motorları opsiyonlarından feribot en güvenli olsa gerek. Bangkok içinde en uygun ulaşım şekli ise skytrain (BTS) ya da metro.

8- Tayland’da ne giysem?

Kışın bile hava sıcaklığının 25 derece üzerinde ve güneşli olduğunu düşünürsek, fazla kıyafet taşımaya gerek olmadığı apaçık.

Birkaç elbise, mayo, tapınak ziyaretleri için uzun pantolon/etek/kollu tişört, şapka, güneş gözlüğü ve terlik/sandalet yeterli. Biz muson yağmurlarına denk gelebileceğimizden birer yağmurluk da atarım çantaya. Zaten çok eşya almaya gerek yok, yapılacak alışverişe de bagajda yer kalsın, değil mi?

Heyecandan unutuyordum; çocukları havaalanında, uçakta ve bekleme anlarında oyalayacak birkaç küçük oyuncak ve kitap da yanımıza alacağız tabii...

Bangkok,
Bangkok, yüzen market

9- Tayland sokak yemekleri...


Yesek mi yemesek mi? Güvenli mi? Hastalanır mıyız? - Ki bir tatilde en istenmeyen şeydir - Kanımca, yerel ekonomiyi desteklemek, yörenin kültürünü deneyimlemek için evet; en ekonomik, otantik ve lezzetli yiyecekler tatmak için evet. Sanıyorum evet-ler baskın çıktı...

Dikkat edilmesi gerekenler ise; buz kullanmayın ya da şişe suyundan yapıldığına emin olun. İçme suyu olarak şişede su tüketin. Buzlu, renkli içecekler almayın (sanırım 3 yaşındakini ikna etmem zor olacak), yiyeceklerin gözünüzün önünde ve iyice piştiğinden emin olun. Sebze ve meyvelerin kabuklarını soyup tüketin. Her yerdeki kural, önü kalabalık olanı tercih edin...

10- Keyif alın, koşturmayın...

Sanıyorum en güzeli kendini gülümseyen insanların ülkesinde akışa bırakmak. Hatta cep telefonlarını bile gerekli olmadıkça açmayın. İzleyin, görün, dinleyin, bakın, tadın, koklayın ve çocukların hayret ettiği noktaları kaçırmayıp zihninize kaydedin. Çünkü… hiç kimse anılarımı benden çalamaz...

Devamını Oku »

Oeschinensee - İsviçre'nin Harikulade Bir Gölü


Diyorum ki Tanrı İsviçre’yi özene bezene yaratmış. Ne yöne gitsem ‘Böyle muhteşem bir tabiat olamaz’ diyorum. Son gözdem, Eylül’ün ilk haftasonu gittiğimiz Berner Oberland bölgesinde bulunan Oeschinen Gölü.

Zürih’ten arabayla yola çıktık ve Bern üzerinden güneye dönüp Thun Gölü kıyısından da güneye sürdük. Kandersteg’e bu muhteşem göle ulaşmak için ilerlerken sol yanımızda bulunan Blausee’yi farkettik ve hemen durup önce o güzelliği keşfettik. Linki burada...

Kandersteg teleferik yakınındaki park yerlerinden birine arabayı park edip, günlük 5 CHF, teleferik biletlerini aldık; tam 28 CHF, Halbtax geçerli - yani %50 bilet ücreti ödüyorsunuz. İsviçre’de yaşayan herkese Halbtax almasını öneririm, gerçi şimdi Swiss Pass oldu adı sanıyorum. 6 yaş altı ücretsiz, üstü Junior card ile ücretsiz. Junior card çıkarmak için İsviçre’de yaşamanız gerekiyor.

Teleferik sonrasında patikanın başlangıç yeri
Teleferik ile yukarı çıktığınızda birçok trekking patikası işareti göreceksiniz. Biz saat 3 olduğundan ve direk göle gitmek istediğimizden kafeterya önünden göl işaretini izledik. Dağ zirveleriyle çevrili patika sonrasında yol ikiye ayrıldı; sol taraf panoramik manzaralı göle giden yol, sağdaki de göl kıyısına giden yol. Soldan gidip sağdan dönelim diye düşündük.

Yolda şelale manzaraları ve ağaçlar arasında ilerledik bir süre. Biz gittiğimizde kuruydu; ama bir nehir üzerinden de yürüyerek geçtik. Farklı mevsimlerde epey su aktığına şüphem yok!
Tabela üzerinde yazan yürüme sürelerine, yanınızda çocuk ya da yavaş yürüyen varsa itibar etmeyin. Bir süre daha ine çıka ilerledikten sonra şüpheye düşüp gerçekten göle mi gidiyoruz diye de endişelenmedik değil. Yol, bebek arabasına uygun değil, toprak yol. Birden karşımızda dağ ve aşağıda gölü gördük…

Müthiş an ve aşağıya inen patika

Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere rengi müthişti. Türkis blau, diyor İsviçreliler yani turkuvaz. Instagram noktası da koymuşlar manzara için. Bir de kulübe var yemek/içmek için.
Gölü gördükten sonra aşağıya, göl yanına inmemiz gerekti ve bu yol pek kolay değil. Beliz -3.5 yaş- göle iniş kısmında biraz zorlandı; ama idare etti. Beliz’in yaşıtlarına göre kondisyonunun çok daha iyi olduğunu belirtmem gerek; çünkü Alaz o yaşta bu yolu yürümezdi!

Göle vardıktan sonra sağımıza doğru kıyıdan ilerledik; çünkü bu yolun bizi plaja götüreceğine emindik. Evet, çok sıcaktı 25 derece bir Eylül günü; ama neden kimse yüzmüyordu? Bir süre göle paralel yürüdük ve göl manzaralı restorana ulaştık. Plaj için bir süre daha yürümemiz gerekiyordu; ama Beliz yorulmuştu haklı olarak ve itiraz ediyordu. Sonunda kıyıda oturduk ve göle girmeye hevesliler mayolarını giydiler. Fakat, neden kimse yüzmüyordu? Gölde canavar varmış diye geyik yaparken suyun buz gibi olduğunu anladılar. Mr B hariç hiçbirimiz yüzmedik. Çocuklar ayaklarını sokar sokmaz, ‘Donduk' diye dışarı çıktılar. E tabii dağın kıyısında buzlar dururken göl suyunun ılık olmasını bekleyemezdik. Gerçi yine bir dağ gölü Caumasee’de çok rahat yüzmüştük.

Evet görüldüğü gibi su soğuk...
Restoran önünden sandal kiralayıp gölde gezinti yapmak da mümkün; ama son teleferik saat 5’te olduğundan bizim vaktimiz yoktu. Bu kez panorama yolundan tırmanarak değil, en kısa patikadan teleferiğe döndük. Yine hafif yokuştu; ama diğerine göre çok daha kolaydı çıkması. Üstelik bebek arabasına da uygun.

Beliz'in kamerasından...

Tavsiye eder miyim? Evet… Kesinlikle. Yanız daha çok vakit ayırın derim. Piknik de yapabilirsiniz ve hatta balık da tutmak mümkün - restorandan izin belgesi alarak-.

Oeschinensee
Göl kışın donduğundan, tahmin ederim, Aralık ve Ocak aylarında üzerinde buz pateni yapılıyormuş. Gitmeden önce internet üzerinden kontrol edin.

Ayrıca, Temmuz-Ağustos haftasonlarında araç park yerinde yer bulmak zor olabiliyormuş. Erken gitmeniz önerilir.

 NOT: Fotoğraflar soldaki 3 kişiye aittir. Lütfen izinsiz kullanmayınız. 
Devamını Oku »

Touring Bird; Seyahati Deneyimlerle Buluşturuyor...

Google'ın son projesi, seyahat için...



Touring Bird, aktivite bazlı bir platform ve Google desteğiyle hizmetimizde...

Seyahatlerin artık deneyimler üzerinden paylaşıldığını yazmıştım daha önce. Paris'e gittim, Eyfel'i gördüm değil artık amaç. Amaç, Paris'te bir akşam Fransız aileyle yemek yedim. Paris'in Instagramlık köşelerini gezdim, demek. Çünkü artık herkes geziyor... Hatta herkes çoluk çocuk geziyor...

Geçen sene Japonya, bu sene başında Fas gezilerimize birçok tur ve aktivite ekledik. Tabii bu turları ve aktiviteleri araştırmak, hangisi güvenilir bulmak, bilet almak, çocuklara uygun mu diye ayarlamak kolay değil. Zaman ise değerli. O yüzden Google Area 120 projesi kapsamında geliştirilen ve tüm aktiviteleri bir uygulamada toplayan 'Touring Bird - T.BD' oldukça değerli bir proje biz gezginler için.

İçeriğinde ücretsiz turlar, lokal tipler, çocuklu ailelere özel geziler de içeren uygulamada henüz 400 katılımcı var ve çoğu Amerika'da olan 20 şehir önerileri bulunuyor. Proje bu şehir ve katılımcı sayısını arttırmak için hala aktif olarak çalışıyor. Eminim Londra, Roma, New York, Paris, Amsterdam, Berlin, Prag, Toronto ve diğer Amerikan şehirleri ardından sıra İstanbul'a da gelecek...

Travel & Leisure dergisinin konuyla ilgili yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bol deneyimli ve aktiviteli seyahatler...


Devamını Oku »

Nerelere Gittik?

  • Almanya
  • Amerika
  • Avustralya
  • Avusturya
  • Belçika
  • Çekya
  • Dubai
  • Fas
  • Fransa
  • Galler
  • Hollanda
  • Ingiltere
  • Ispanya
  • Isviçre
  • Italya
  • Japonya
  • Kuba
  • Maldivler
  • Malta
  • Portekiz
  • Türkiye
  • Yunanistan