Saldım çayıra…


‘Aileler ilk çocuğa aşırı ilgi, ikinciye gerektiği kadar ilgi gösterirler’ diye okumuştum bir yerde. Gerçekten öyleymiş…

Uyku hali…
Birinci doğmadan önce Tracy Hogg’un ‘Baby Whisperer’ kitaplarını hatim etmiş, hangi sorunda nereye başvuracağımı fosforlu kalemle çizmiş, aralarına notlar koymuştum. Hastaneden eve geldiğinizde yatırın kendi yatağına, başlayın uyku eğitimine diyordu. Kendi kendine uykuya dalan; ama 40 dakikadan fazla uyumayan nurtopu gibi bir çocuğumuz oldu. Gece uykusu öncesinde her akşam, banyo, pijama, kitap, resimlere-böceklere iyi geleceler dileme faslı yaptığımız halde gecede 4-5 kez uyanırdı. Uyku eğitimi ancak 2 yaşındayken bitmişti, deliksiz uyumaya başladı; ama sabah 6’da ayaktaydı kaçta yatarsa yatsın!

İlkine uyku düzeni uyguladık, uykuyu sevmeyen bir çocuk oldu. İkincisini kucakta mı uyutsak, bizimle mi, nasıl uyusun diye karar veremediğimiz kızım, emeklemeyi geçip sıralamaya başladı. Ne uyku öncesi banyo yaptırdık, ne de kitap okuduk. İlk 2 ay sürekli ağladığından üzerimde taşıdım. Sonrasında kendi yatağında kendi kendine uyur oldu. Geceleri de 1 veya 2 kez uyanıyor üstelik.

Meme ve emme konusu…
İlkinde hastane odasındaki ilk gece emziremiyorum, emmiyor diye ağlamıştım. Eve çıktıktan sonra yine Tracy Hogg üsulü 3 saatte bir emer diye ağlamasını açlık harici başka şeylere yordum hep. Ya da 3 saat oldu, acıkmıştır artık emmesi gerekir diye düşünüp uykusundan uyandırdım! Ek gıda yemiyor diye yaşından önce gece sütünü bile kestim. Bu şartlarda bile memeyi ve emmeyi çok sevdi, hatta yemek sevmedi. Hala sevmez, zorla yer.

İkincide doğumdan sonra süt hemen geldi, sanırım vücut süt üretimini hatırladı. Ağladı mı emzirdim, saate bakmadım. Geceleri uyandığında kimseyi uyandırmasın diye dayadım memeyi. 6ıncı ayında başladığımız ek gıdaya bayıldı. Memeyi gündüz aramaz oldu. Zorla emziriyorum hatta uyku arasında. Yaşına dek de zorlayacağım gibi.

Kendi kendine yetebilse…
İlkinde, sabah uyansın da sevelim diye bebeğimizin gözünün içine bakardık. Dayanamaz dürterdik. Gözünü açtı mı kucaklar, sevmek için yarışırdık. Aktivite yaratmak için oyunlar oynatır, kitaplar okur, o kurstan bu kursa koştururduk. Dönsün, yürüsün diye ailecek seferber olmuştuk! Kendi kendine 5 dakika kaldı mı, yanına gider, kucaklardık. Bunların sonucunda, 2 yaşına geldiğinde kendi başına iki dakika durmayan bir yavrumuz vardı. Sonra da niye kendi kendine oynamıyor hala diye yakınıyorduk. O yüzden kardeş yaptık hatta. Birlikte oynasınlar da biz rahat rahat çay içelim dedik. 4 yaşına geldi, hala tüm gün ‘anne, anneee, anneee, baba, baaabaaaa, baaabaaa’…

İkinci saldım çayıra hesabı oldu. Gerçekten saldık yere, baktık işimize. Dönmeye başladı kendi kendine. Bir gün farkettik popoyu kaldırmış emekliyordu. Hatta eve gelen kargo kutusunu yürüteç yapmış evi turluyordu 8 aylık olmadan! Kendi kendine oynar, debelenir, durur. Hani sanki anne sen beni doyur, yatır gerisini ben hallederim diyor bize. Sabah uyandığında gözümü bile açmadan oyuncak atıyorum yatağına, oynuyor. Kimse tepesinde dikilmiyor, abisi hariç! Üstelik hiç bir kursa gitmedik birlikte, en büyük aktivite abisi ve abisinin oyuncakları…

Hastalık durumunda…
İlkinin burnu tıkansa internetten araştırır, genelde olumsuz hatta ölümcül vakalara denk gelir, hemen doktordan randevu alırdım. Aşı günlerinde babasıyla birlikte doktora giderdik, o aşıdan ağlayınca babasının da benim de gözlerimize yaş dolardı.

İkinci ise, evde okula giden abi olduğundan ve o abi saat başı oraya buraya değen ellerini kardeşinin ağzına soktuğundan daha sık hastalanıyor doğal olarak. İlk dört gün bekliyorum, 5. gün hala iyi değilse doktordan randevu alıyorum. İnternette semptom araştırmasına hiç girmiyorum. Merak ettiyseniz hiç bir aşı gününde babası bizimle doktora gelmedi.




Zaman Kavramı:
İlk bebekte saatler geçmezdi, günler bitmezdi. Ne kadar farklı aktivite yapsak da günler birbirinin aynıydı sanki. Akşam olsa da babası gelse diye pencere önünde bekler dururduk.

İkinci bebek aramıza katıldığından beri günler, aylar koşturuyor mu ne? Ne çabuk hafta sonu geldi, ne çabuk yaz geçti bitti! Nasıl 10 ay oldu? Neredeyse yaşı geldi diyoruz. İngilizce’de ‘time flies’, Türkçe’de ‘su gibi geçti’, aynen öyle…

Ya ben?
Eğrisi, doğrusu ben çok farklı olmasam da değiştim. Birincinin üzerine titredim; ikincinin de üzerine titriyorum; ama daha farklı. İlkinde bebek hakkında çok kitap okumuştum, çok araştırmıştım. İkincide hiç okumadığım halde bildiklerimi ve daha önce okuduklarımdan kendime pay çıkardıklarımı sentezleyip uyguluyorum sanırım; çünkü herşey yolunda gidiyor.

Temizlik ve hijyen konusunda daha rahatım. Küçük olan, kusuklu kıyafetlerle geziyor, bazen yıkamayı unutuyoruz haftada bir kez banyo yapıyor. Yere düşen yiyecekleri üfleyip ya da yıkayıp verebiliyorum eline tekrar. Yemek yesin diye şarkılar söylemiyorum, kaşığı uçak yapmıyorum. Baktım ki püskürtüyor, ne kadar yediğine bakmadan mama sandalyesinden indiriyorum. Babasını arayıp ağlamıyorum yemiyor bu diye.

Gereksiz yere kıyafet almıyorum; abisinden kalanları (o sebeple de erkek zanneden çok oluyor) ve hediye gelenleri giyiyor. Oyuncak hiç almadım daha! Yaşı gelmeden legolarla oynuyor diye pimpiriklenmiyorum. Uykusunu, hastalığını, yemeğini kendime daha az takıntı yaptığım için daha mutluyum.

Ve ikisini de çok sevebiliyorum. Doğumdan önce ikinciyi ilki kadar sevemeyeceğimi zannederdim, şimdi küçüğe, acaba abini de bu kadar çok sevdim mi derken buluyorum kendimi bazen. Annelik ne garip… !


Not: Bu yazım ilk olarak Alternatif Anne'de Eylül 2015'te yayınlanmıştır.
Devamını Oku »

Dünyanın En Güzel Salıncağı

A photo posted by GezginAnne (@gezginanne) on


Geçen günkü LützelSee gezimizde, en güzel manzaralı salıncaklardan birine bindi Beliz. Yukarıdaki resimde görüldüğü üzere...

Ne dersiniz? Sizce de çok güzel değil mi?

Sizin en güzel manzaralı salıncağınız nerede? Varsa resmini de bizimle paylaşır mısınız?
Devamını Oku »

İsviçre Berschner Şelalesi

Berschner

Hafta sonu yapılabilecek kısa bir gezi Berschner'e gitmek. Yürüyüş ya da tırmanış yolu boyunca ufak birkaç şelale ve hızla akan nehir ardından 46 metre yükseklikten dökülen dramatik bir A kategorisinde şelaleye vardık.

Heidiland bölgesinde yer alan Berchis'e gitmek araba ile Zürih'ten 1 saat sürüyor. Toplu taşıma tren ve otobüs ile 1 saat 20 dakika. Bahar aylarında İsviçre şelaleleri en görkemli halini aldığından, karlar eridiği için suyun debisi yüksek, Nisan-Mayıs ayları ideal. Fakat Ekim'e dek de gidilebilir. Yaz sıcak geçiyorsa kuruma ihtimali yüksek...

Biz Berchis köyüne arabayı parkedip, sarı tabelalar ile belirtilen yürüyüş rotasını izlemeye başladık. Bebek arabası ile gitmek zor olacağından, Beliz'i sırt taşıma çantasına yerleştirdik. Ne şanssızlık ki, yağmur yağıyordu ve Alaz yürüyüşü yapmak istemiyordu. Başında...

Küçük şelaleler ve nehir yanından asıl olaya giderken... 

Köyden, dağlara doğru birkaç dakika yürüdükten sonra nehrin üzerinden geçip ineklerin arasına daldık. Bu sırada Alaz'ın keyfi yerine geliyordu yavaştan.

Nehrin yanındaki az eğimle yükselen patikadan ormana girdik. Gidiş dönüş normalde 2.5 kilometre sürüyor; ama biz yer yer Beliz'i yere saldık, diğer zamanlarda da 4.5 yaşındaki çocuk hızında ilerledik. Bu yüzden yol daha uzun sürdü.

İsviçre inekleri
Yolda karşılaştığımız İsviçre inekleri..

Biz Mayıs ortasında gittiğimizden nehir gürlüyordu. Ağaçlar yemyeşildi. Şelaleye yaklaştıkça yağan yağmurun da etkisiyle taşlar kayganlaşmaya başladı. Alaz'ın elinden ben tuttum, baba da Beliz'i sırt çantasında taşıdı; bu kısım eğlenceli olduğu kadar heyecanlıydı da. Henüz patikalar tam açılmadığından, bir tarafta nehire inen uçurum diğer yanda Alaz'ı sıkı sıkı tutuyordum. Fakat bu tehlikeli yerler birkaç dakika sürüyor. Gerisi yürüyen çocukla çok rahat yapılır.

Şelale nefisti! Antalya'dan sonra sanıyorum ilk kez böyle bir şelale görüyordum. Yağmur yağması ise olayı daha bir dramatikleştirdi sanki.

Ta ta! Şelaledeki mutluluğum :) İlk resimdeki köprüdeyiz...

Dönüşte farklı bir yolu seçtik. Yol üzerinde dağ çilekleri vardı. Alaz ile ikimiz tadına baktık.

Açık ve ağaçlık bir alanda atıştırma molası verdik. Beliz çok mutlu oldu ayakları yere basınca. Yol daha geniş olduğundan köye dek de genelde yürüdü. Tabii bu sırada yağmur da dinmişti.

Atıştırma molası

Yol ve nehir üzerindeki minik şelaleler

Heidi kızım

Churfirsten mountains
Berschis ve Heidiland, Churfirsten dağları

Bunlar da Hansel ve Gretel kardeşler... Köye yaklaştık!

Playshoes marka tulumlarını giydirdiğimden ikisi de yerlere düşüp kalksalar da ıslanmamışlar ve üşümemişlerdi.

Arabaya vardığımızda tulumları çıkardık, Beliz'in ayakkabıları ıslak trekking olayına uygun olmadığından sadece ayakkabıları ve çorapları ıslanmıştı. Onları değiştirip araba ile yola koyulduk.

Köyde ve yürüyüş yolu etrafında yemek-içmek için birşey yok. Tuvalet de... Bu sebeple acıkan minikler için yol üzerinde bir servis noktasında, Glarnerland'da durup ihtiyaç molası verdik.

otoban autobahn
Otoban altı yaya geçidi

İsviçre'nin bu yol üzeri noktaları birbirinden keyifli çocuklar için. Özellikle içinde Marche varsa. Biz kahve içerken onlar da çocuk oyun alanında kendilerinden geçtiler.

Civarda gezilecek başka bir yer de Walensee, Walen Gölü. Yanından geçerken görürsünüz rengi muhteşem...

Not: Tüm fotoğraflar bana aittir.

Devamını Oku »

Yine Gittik: Lucerne Swiss Transport Museum


İsviçre'ye taşınır taşınmaz ilk müze gezimiz Luzern'deki İsviçre Ulaşım Müzesi'ne olmuştu. Yani, Verkehrshaus der Schweiz ya da Lucerne Swiss Transport Museum.

Şurada o gezimizi ballandıra ballandıra detaylarıyla anlatmıştım.

İstikbal her zaman göklerde...

Geçen Pazar günü, İspanyol ve Avusturya kökenli arkadaşlarımızla da aynı müzeye gittik. Sonuçta çocuk dediğin her sene büyüyor ve ilgi alanı değişiyor. O sebeple bize aynı müze de olsa, Alaz için 1.5 sene öncesine göre oldukça farklı bir deneyim oldu.

Nasıl mı? 

Çoğu noktayı, hiç bir detayı hatırlamadı. Geçen defa ayrılamadığı inşaat bölümü ile hiç ilgilenmedi. Denizaltı ve uçaklar, trenlerden daha çok ilgisini çekti. Müzenin açık hava bölümünde bulunan lokomotifli tren yerine yapay gölde pedalla çevrilen botlara binmek istedi bu kez.

Pedalla giden botlar, health & safety sıfır :)

Hatta bizi bırakıp kendi başına oradan oraya koşturdu. Bu ne özgüven?! Neyse ki İsviçre güvenli bir yer yoksa birkaç kez kayboldu diye panikleyebilirdim.

Taşıtların olduğu bölümü es geçtik örneğin. Gerçek bir uçağın içine bindik sanki hiç binmiyormuşuz gibi :-) Tabii bir de o zamanlar karnımda olan Beliz şimdi su kenarına gidip 'cup cup' yapıyordu. Sanıyorum bahçedeki zamanımı Beliz'in suya girmemesi için uğraşmakla geçirdim.

Eski favori tren ile yeni favori denizaltı

İki farklı yaşta, ilgi alanları farklı çocuklarım olunca bir ara gruptan ayrıldık Beliz ile. Karnını doyurdum; çünkü diğer iki oğlanın gözü yemek görmüyordu. Beliz taşıtlardan çok kenarındaki ipleri çekiştirmekle, yürüyen merdivene koşmakla ya da yazdığım gibi bahçedeki havuza taş atmakla vaktini geçirdi. Alaz ise bu kez sergilenen taşıtların yanında neler yazdığını soruyordu bana. ''Burda ne diyor? Anne ne yazıyor? Peki burda ne yazıyor?'' Bir bir...

Nasıl gidiyor bunlar çözemedi Beliz...

Beliz için açık havada oynamak çok daha eğlenceliydi. Alaz binaların içine girmeyi, bazı şeyleri - örneğin okyanus ve dibini gösteren şema- detaylı olarak öğrenmeyi de istiyordu. Öğle uykusu saatinde Beliz'i babasına verip, Alaz ile başbaşa dolanabilmek de çok keyifliydi. Hatta o ara pedallı bota bile bindik.

Köprüde yürümek hatta koşmak

Müzeden ayrılmak, doğrusu çocukları müzeden ayırmak çok zordu. Şehirde kek ve dondurma yeme sözü verdik. Luzern'i pek gezemesek de bu kez, Reuss Nehri kıyısında oturduk ve muhteşem köprüsü Kappelbrücke'de yürüyebildik.

Köprü bridge
Luzern'i sevdiren yer, Kappelbrücke

Bu gezinin başka bir önemi de hep gördüğümüz; ama hiç denk gelemediğimiz içinde çocuk oyun alanı bulunan trene denk gelmemiz. Evet, vagonlardan biri ailelere ayrılmış. Alt kat bebek arabaları için. Üst katta ise oturma yerlerinin yanı sıra kaydırak, ufak bir gemi içeren oyun alanı mevcut. Alaz kadar ben de çok şaşırdım görünce. Beliz ise yol boyu o kaydırağa çıkıp kaydı. Sanıyorum her trene bindiğimizde kaykay diyecek bundan böyle!

Luzern-Zurich
Bir tren vagonunun ikinci katı


Müzenin ayrıntıları için buraya buyrun.

Not: Tüm fotoğraflar bana aittir, lütfen izinsiz paylaşmayın.

Devamını Oku »

Çocuklarınız için doğal bir gelecek: KÖY

Yemyeşil bir doğada hayatı keşfederek büyümek çocuklarınızın en doğal hakkı. Yapılan araştırmalara göre doğa ile iç içe büyüyen çocuklar, apartmanların içine sıkışarak yaşayan çocuklara göre pek çok avantaja sahip oluyor.

Philadelphia Çocuk Hastanesi, Gastroenteroloji ve Beslenme Bölümü doktorlarından Dr. Burdette ve Dr. Whitaker,  açık havada zaman geçiren çocukların fiziksel ve zihinsel olarak daha gelişkin olduklarının altını çiziyor. Yale Üniversitesi Doğa Bilimi Profesörlerinden Dr. Kellet ise, açık havada, doğada düzenli olarak zaman geçiren çocukların stressiz ve dikkat süreleri daha uzun çocuklar olduğunu dile getiriyor.



Doğa ile iç içe yaşayan çocuklar için keşfetmek, günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Gözlemleme yetileri artan çocuklar araştırmacı, sorgulayan bir karaktere sahip oluyor.
Açık havada zaman geçiren çocuklar üzerine yapılan araştırmalar sonucunda, doğal çevrede düzenli olarak zaman geçiren çocukların daha üretken, stressiz ve dikkat sürelerinin daha uzun olduğunu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Pek çok araştırma, açık havada alınan gün ışığının D vitamini sentezi sağlayan etkisiyle, öğrenmeyi ve üretimi etkilediğini, bağışıklık sistemi için hayati önem taşıdığını, biyolojik saati düzenlediğini ve çocukların daha mutlu olmasını sağladığını gösteriyor.

Doğal çevrede büyüyen çocuklar, diğer çocuklara göre daha girişken ve daha sosyal oluyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuğun daha kolay arkadaş edinmesini ve hayata daha sıkı tutunmasını sağlıyor.

Doğanın çocuklara faydası saymakla bitmiyor. Siz de hem çocuğunuzun yemyeşil bir doğa içinde büyüyüp, hayatı daha güzel yaşamasını istiyor hem de geleceği için iyi bir yatırım yapmak istiyorsanız sizi KÖY’e davet ediyoruz.

Şehrin doğası: KÖY

Siyahkalem, Emlak Konut güvencesiyle, yeni ulaşım ve alt yapı yatırımları ile İstanbul’un gün geçtikçe değerlenen bölgesi Zekeriyaköy’de, vazgeçemediğiniz şehir yaşamını, yemyeşil bir doğa içinde KÖY ‘de size sunuyor. İçinde ÇarşıKÖY’ünden spor alanlarına, oyun parklarından okuluna pek çok olanakları barındıran KÖY ’de her zaman hayalini kurduğunuz hayat, uygun ödeme koşullarıyla sizi bekliyor. Siz de hem kendi geleceğiniz hem de çocuğunuzun geleceği için doğru bir yatırım yapın ve KÖY’de yerinizi alın.

Ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Kampa Gidiyoruz!

Bu yaz için Zürih-İstanbul arası uçak biletlerini taa sene başında satın almıştım; hatta size de alın demiştim. Sezon yaklaştıkça, fiyatlar yükseliyor bilindiği üzere.

Biletleri hallettiğimize göre sıra geldi tatili planlamaya. Çoğu kısım netleşmese de, Alternatif Okullar'ın bir twiti sayesinde, neden bu kamp olmasın dedim. Yakınlarıma duyurdum. Bizim şu geçen sene Çeşme'de gerçekleşen çoluklu çocuklu tatilin 2016 yaz ayağının Çıralı'da yapılmasına karar verildi. Oh!

Nedir bu kamp derseniz, şuradan alıntı yapayım;


ALTERNATİF OKULLAR KARENİN DIŞINDA ÇOCUK KAMPLARI

Alternatif Okullar olarak 2015 yazında başladığımız çocuk kamplarımıza 2016 yazında da Antalya Olimpos ve Çıralı’da düzenleyeceğimiz kamplarla devam ediyoruz. Geçen sene bizimle olan 45 çocuğumuz ve anne babalarının bizlere öğrettikleri ve edindiğimiz deneyimler bu yaz düzenleyeceğimiz kamplarımızı daha da zenginleştirdi.

Topluluk duygusunu yetişkinler ve çocuklar olarak deneyimlediğimiz, çocuklarımızın ve yetişkinlerin karar alma süreçlerinin parçası olduğu, açık iletişimi temel alan bu kamplarda çocuklarımız için çeşitli etkinlikler olacak. Öncelikli amacımız çocuklarımızın biricikliğine değer verilen bir “toplulukta” keyifle vakit geçirmesi. Bu nedenle doğayı hissedeceğimiz, doğadaki malzemelerle sanat, müzik etkinlikleri yapacağımız, teleskopla yıldızları izleyeceğimiz, beraber şarkılar söyleyip müzik yapacağımız, ekmeğimizi, yoğurduğumuzu çocuklarımızın ellerinden yiyeceğimiz, kayalara tırmanıp biraz da yukarıdan dünyayı izleyeceğimiz, atlarla iletişim kurup bolca yürüyeceğimiz ve yüzeceğimiz keyifle geçireceğimiz günler planladık.

Ayrıca bu yıl çocuklarımızın daha da keyifli vakit geçirmesi için kamplarımıza el işi sanat, müzik materyallerinin yanına ip üstünde yürüme, yürüme çubukları, yürüme takozları, teleskop, trambolin vb. materyaller ekledik.

Önemli farklılıklardan birisi de eğitmen kadromuzda. Çocuklarımızın doğayla iletişimlerini güçlendirmek amacıyla bu yıl Münih ve Viyana’da ziyaret ettiğimiz orman okullarının da büyüsüne kapılarak kamplarımızda orman pedagoglarının olmasına karar verdik. Her kampımızda orman pedagojisi eğitimi almış bir pedagog bulunacak. Ana dili İngilizce ya da Almanca olan pedagoglarımızla çocuklarımızın doğanın dilinde ortaklaşacaklarını umut ediyoruz. 15 çocuğun katıldığı kamplarda orman pedagogu, müzik eğitmeni, okul öncesi eğitmeni, drama ya da sanat eğitmeni olmak üzere 4 eğitmen görev alacak. Çocuk sayısının az olması durumunda ise kamplarda 3 eğitmen bulunacaktır

Anne babalar için ne yazık ki akşamları gerçekleşecek alternatif eğitim sohbetleri dışında özel etkinliklerimiz yok :) Yine de kamplarımızın siz anne babalar için en önemli katkısının çocuğunuzu kamp süresince gözlemleme fırsatı sunması olacağını düşünüyoruz.


Günlük program örneği, kayıt ve iletişim için buradan Eylem Hanım'la iletişim kurabilirsiniz. Kontenjanlar her kamp için 15 çocuk ile kısıtlı. Biz, 4-6 yaş grubu için beşini doldurduk bile! Bu yaz çocuklarla amaçlı ve her anı dolu dolu geçen bir tatil yapmak isterseniz bilginize...

Kim bilir belki bu yaz Çıralı'da, Olimpos'ta görüşürüz sizinle?

Not: Alıntı yazı ve fotoğraflar Alternatif Okullar sitesinden alınmıştır.
Devamını Oku »

Yeraltı Gölü - Cuevas Drach ve Porto Cristo




Mayorka’nın doğu kıyısında bulunan Drach mağaraları (Cuevas del Drach veya Drach Caves), adanın en ilgi çeken turistik yerlerinden olmalı. Dünyanın en geniş yeraltı göllerinden biri orada çünkü.

Porto Cristo, bu mağaralar sebebiyle adanın doğusunda en çok ziyaretçi çeken yer. Orta çağdan kalma bu mağaralar, 1880 yılında keşfedilmiş. 1922 yılında ise ziyarete açılacak şekilde düzenlenmiş.

Yaklaşık her saat başı başlayan gezi turları, 1.2 kilometre uzunluğundaki patikayı bir saatte gezecek şekilde ayarlanmış. Sonundaki 10 dakika süren klasik müzik konseri ve Martel Gölü’nde kayıkla kısa gezi de bir saate dahil. Mağara içinde sıcaklık 21 derece, nem oranı ise %80.

Drach Mağarasından...
Trip Advisor’dan edindiğim bilgilere göre, biletleri internet üzerinden satın almamız önerilmişti. Nedenini oraya varınca anladık ve iyi ki biletleri önceden almışız dedik. Mayorka’da bu mevsim bu kadar turist var mı dedirtecek kadar uzun sıralar vardı bilet gişeleri önünde. Çocuklarla beklemek istemezdim.

Mayorka
Drach ve sarkıtlar-dikitler
Alaz çok heyecanlıydı mağaralara girmeden önce. Orka ve dinazor görmeyi umduğu için ben sarkıt ve dikitleri gösterirken kim bilir kafasından neler geçiyordu? Dinozor hayalleri suya düştüğü halde çok ilgiliydi mağarada gezerken. Sık sık ne kadar mutlu olduğunu dile getiriyordu. Henüz 5 yaşında olmayan bir çocuk için bile o kadar muhteşem bir yerdi. Sarkıt ve dikit ancak böyle öğrenilirdi.

Çocukken Antalya’daki Karain Mağarası’nı gezip de okulda sarkıt ve dikit konusunu su gibi kaptığımı hatırladım. Beliz ise kendi başına yürümek istediğinden ve bunun imkansızlığından ötürü pek memnun değildi. Yine de o bir saat kucağımızda ve karanlıkta hiç sorun çıkarmadı.

Alaz ve mini dikitler

Mağaraları bebek arabası veya engelli aracı ile gezmek mümkün değil. Merdivenlerden inip çıkmak durumunda kaldık sürekli. Bebekliler için sling şart.

Mağaranın en derin yerinde, yeryüzünden 25 metre derine inip Martel Gölü'ne ulaştığımızda, devasa bir alanda sıra sıra onlarca oturma yeri olduğunu gördük. Anonslar ardından tüm ışıklar kapandı. Zifiri karanlık oldu. Sonra uzaktan bir ışıklı kayık içinde piyano, keman ve çello çalan müzisyenler yaklaşmaya başladı. Ardından iki ışıklı kayık daha geliyordu. Muhteşem bir görüntüydü. Başlangıcı biraz kaydedebildim burada ve yazı sonunda görebilirsiniz.

Hani hayatınızda unutmak istemediğiniz bazı anlar vardır ya, işte onlardan biri. Alaz’ın kulağına eğilip ‘Ne olur burayı ve bu anı unutma!’ dedim. Duygulandım nedense? O da ‘Anne sen fotoğraf çek, kameraya al, ben bakarım o zaman unutmam’ dedi bilmiş bücürüm.

Martel Lake
Martel Gölü'nde kayıkla gezinti
Yaklaşık 3 şarkılık bir mini konser ardından kayık uzaklaştı ve her yer yine karanlığa gömüldü. Bu sırada bazı bebekler de ağlamaya başladı. Birkaç saniye ardından uzaktan yakına doğru ışıklar yandı. Bu kısımdan sonra kimi birkaç dakika yürüyerek mağara çıkışına doğru gitti, kimi de sandallarla. Biz de güzel bir anı için sandal beklemeyi tercih ettik.

Kafama düşer mi diye korkmadım değil
Açık havaya çıkınca geniş bir alan var piknik yapmaya uygun. Çantamızdan yiyecekleri çıkardık, çocuklar tavus kuşu, ağaçlar ve taşlar ile oynarken birşeyler yediler.

Mallorca
Porto Cristo küçük ve sevimli, plajın kumları ise mükemmel...
Sonrasında yakındaki Porto Cristo kasabasına gittik. Mağaradan yürüme mesafesinde, yat limanı da olan, nefis güzellikle kumlu plajı da olan, denizin renginin harika olduğu bir yer. Çocuklar kumda oynayıp, deniz kıyısında koşturdu.

Limandan kalkan altı cam teknelerle gezi turlarına katılmak da mümkün. Porto Cristo, sakin tatil tercih eden orta yaşlı ve çocuklu ailelere uygun yerlerden biriymiş Mayorka Adası’nda. Gece hayatı hareketli Cala Millor ise daha çok eğlence seven gençlerin adresi.

Mallorca
Mayorka'nın aile kasabası, Porto Cristo
Porto Cristo yakınında mağara dışında akvaryum ve safari parkı var. Bir de gezi tekneleriyle Cala de Mallorca, Cala Millor, Cala Bona, Cala Romantica ve Canyamel plajlarına ve koylarına gidilebilir. Yaz mevsimi için önerim olsun.

Mayorka Adası’ndaki gezi yazılarımı, şurada da bulabilirsiniz.

Bonus da, Youtube kanalındaki o muhteşem göl konseri... Bizim bıdıkların konuşmaları da ekstra olmuş!


Not: Tüm fotoğraflar bana aittir, lütfen izinsiz paylaşmayın.

Devamını Oku »

Mayorka'dan Döndük!

Bir tatilden daha sağ salim döndük. Oley!



Giderken umutlarımı yer seviyesinde tuttuğumdan, her açıdan - hemen hemen - güzel bir tatil oldu. Hastalanmasınlar yeter ki diyordum! Neyse ki Beliz azı dişlerini çıkarsa da geceleri deliksiz uyudu, uyuduk. Temiz hava, bol güneş ve rüzgar sayesinde :)

Deniz, kum, hava, güneş herşey mükemmeldi; ama rüzgar peşimizi bırakmadı adanın ne yanına gidersek gidelim. Herhalde dedik, bu ada rüzgarıyla meşhur. Yazın 40 derecede püfür püfür estiğinde kimse şikayet etmiyordur.

Mallorca coves
Cuevas Drach'ta, dünyanın en büyük yeraltı göllerinden biri
Genelde bir günü otelde geçirip, diğer günü adayı gezmek üzerine planladık. Rüzgar nereden eserse o yana gittik. Mevsimden ötürü, tüm günü plajda geçiremedik; ama en az yarısını geçirdik.

Soller, dağ köyünün sokakları
2 çocukla çok kolay bir tatil oldu. Biraz onların gönlü oldu, biraz bizim. Beliz bazı uykularını arabada uyudu, Alaz arabada uyuyakaldı. Hatta seyahatin güzel anlarından biri; bir yol üzeri restoranında durup onlar arabada uyurken bahçede birer kahve içip karı-koca sohbet edebildik. Araba gözümüzün önündeydi canım...

Yol üzeri restoranları
Alaz yanında büyüteç taşıdı veya ne bulduysa odaya getirip inceledi. Beliz kapıyı açık buldu mu odadan dışarı kaçtı. Çocuk dostu bir oteldi, zaten her misafir çocukluydu neredeyse... Balkonu genişti. Odada hazırlanırken biz, onlar da balkonda oynayabildiler. İlk kez zincir bir otelde kaldım, lüks olmasa da rahattı ve aileler için çok uygundu. Zaten tanıştıklarımızın ikinci, üçüncü kez aynı otele gelişleriydi.

Alaz'ın oteldeki, tatildeki favori mekanı
Yemekler açık büfeydi; ama biz yarım pansiyon seçtik. Kahvaltı da akşam yemekleri de çok iyi ve çeşitli idi. Çocuklar pek yeme-içme meraklısı olmuyor tatillerimizde. Biraz ite-kaka yediler. Bense 2 kilo alıp dönmüşüm :(

Mallorca
Porto Cristo sahilinde mola
Her akşam 8'de mini diskoya gidiyorduk. İkisi de kendi yaşıtlarını bulup takılıyorlardı. Beliz'in çeşit çeşit dans figürleri öğrenmesine şahit olduk ve tabii Alaz'ın İspanyolca şarkıları şakır şakır söylemesine! Mini disko ardından yetişkin ve çocuklar için animasyon gösterileri oluyordu. Bu tarz otellere gitmiş olsam da hayatımda hiç izlememiştim açıkçası bunlardan birini. Genelde sonuna dek kalamıyorduk Beliz'in uykusu geldiğinden odaya gidiyorduk, bir tek Frozen'ı sonuna dek izleyebildik.

Bizimkilerin mini disko bağımlılığı
Dördümüzün aynı odada, Alaz'ı oturma alanındaki ek yatağa koymayıp ortamıza aldık, Beliz de bebek yatağında uyuduğu ve herkesin sorunsuz uyuduğu ilk tatilimizdi. Sabah 8'den önce uyanmadılar, ki Alaz için bir mucize! Beliz ve Alaz'ın yatak muhabbetleri, oyunları her gece izlemeye değerdi. Eve dönünce de ikisini aynı odada yatırmaya devam ediyoruz. Şimdilik genelde herşey yolunda!

Mallorca
Deia, Unesco koruması altındaki köylerden biri
Tam istediğim kıvamda olmasa da çocuklar da ben de deniz sezonunu açtık. Akdeniz'in ılık suları yerine serin sularıyla...

Aradaki resimlere ilişkin bahsettiğim köylerin ve limanların yazıları sırayla gelecek...

Birkaç fotoğraf daha...

Port de Soller 
Port de Soller
Denizx2 ve kum
Otel önündeki halka açık oyun parkı
Büyüteç ve Alaz
Otelin aile odası - sağdaki kapı ardı yatak odası
Çocuk havuzu

Not: Tüm fotoğraflar bana aittir. Lütfen izinsiz paylaşmayın...
Devamını Oku »

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!

Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.



Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.

Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.

http://www.unutkananneler.com/
Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »

Sana ne ifade ettiğini #AnneneHiçSöyledinMi?

Annenizin size olan sevgisini siz de anne olunca gerçekten anlayabilirsiniz... Nestlé İyi Büyüsün İyi Yaşasın Anneler Günü video’sunu izleyerek, siz de annenize olan sevginizi  https://www.facebook.com/iyibuyusuniyiyasasin adresinden paylaşabilirsiniz.
Ayrıntılı bilgi almak için www.iyibuyusuniyiyasasin.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku »